Fransa’da bisikletin yıldızı parlıyor

-
Aa
+
a
a
a

Paris’te de ana caddelerinden birisi Rue de Rivoli özel araçlara kapatılıyor ve bisiklet ve toplu taşımaya tahsis ediliyor.

Avrupa Ne Konuşuyor?
 

Avrupa Ne Konuşuyor?

podcast servisi: iTunes / RSS

Bu hafta önce Almanya’ya gidelim. Koranavirüs önlemlerine karşı ABD’den ve Brezilya’dan sonra şimdi de Almanya’da protestolar düzenleniyor.

Hafta sonunda Berlin, Frankfurt, Stuttgart, Münih gibi pek çok büyük şehirde yapılan protestolara binlerce kişi katıldı. Bu kişiler “Koronavirüs diktatörlüğü”ne karşı özgürlüklerini istediler. Ellerinde “Covid 19”, yerine “Covid 1984” yazılı dövizler taşıdılar.  

“Bill Gates komplosu”

Protestocular arasında, aşı karşıtları, ülkenin artık meşhur olmuş komplo teorisyenleri de vardı. Örneğin, bu komplo teorisyenlerinden birisi bir ‘youtuber’, dünyayı Yahudilerin yönettiğini, Alman hükümetinin Amerikalı milyarderler tarafından yönlendirildiğini iddia ediyor, Bill ve Melinda Gates’in tüm dünyaya aşı satmak istediğini söylüyor. 

Bu diktatörlüğe karşı özgürlük talebiyle yapılan gösteriler köşe yazılarında nasıl yankı buldu?

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesindeki bir yorum şöyle: 

Ne sosyal mesafeye dikkat edildi ne de maske takıldı ... Stuttgart'ta ve başka yerlerde sağduyusuz bir şekilde, ölçüsüz, sorumluluk nedir bilmeyen, sonuçları düşünmeyen, diğer yurttaşları korumayan bir özgürlük talebi getirildi. Bu özgürlük, temel haklarımızdan biri değil, olsa olsa ilkelliğin anayasasında yazıyor olabilir. 

İsviçre’den tabloid gazete Blick’den bir köşe yazısında da şöyle deniyor:

Bütün köy halkının yanmakta olan bir evi su dökerek kurtarmaya çalıştığını düşünelim. Bir kişi de öbür taraftan alevlere benzin döküyor. Şu anda Almanya'da olan bu işte.  (...) Ne demek Korona’dan 'kuşkulanmak'? Küresel bir pandemiden nasıl kuşku duyabilir insan? Bütün dünyadaki uzmanların, DSÖ'nün ve demokratik hükümetlerin tavsiyelerine kuşkuyla yaklaşmak bir fikir değil aptallıktır.”

Bisiklet tamiri için kişi başı 50 Euro

Almanya’dan protesto haberleri böyle... Öte yandan, biliyorsunuz Avrupa’da geçen haftadan bu yana normalleşme adımları devam ediyor. Bazı ülkeler normalleşirken, sokağa dönerken, kenti yeniden düzenlemek için adımlar atıyorlar. Örneğin, trafik alanında... Şimdi pandemiyle birlikte toplu taşımayı daha az kullanılabileceğiz. O halde özel araçlar mı dolduracak kent caddelerini? Fransız hükümeti bunlara güçlü bir alternatif öne çıkarmak istiyor: Bisiklet. Bunun için de ciddi bir plan geliştirmiş gibi görünüyor. Hükümet tüm vatandaşlara bisikletlerini tamir ettirmeleri için 50 Euro verecek, plan çerçevesinde tamircilerle de anlaşmış. Toplam 200 milyon Euro’luk bir fon, ayrıca bisiklet eğitimi ve bisiklet yollarının artırılması için de kullanılacak. Bir işyerinde çalışanlar bisikletle işe gidip geliyorsa işverene destek verilmesi de gündemde. 

Fransa Çevre Bakanı Élisabeth Borne “Bu dönemin bisiklet kültürü için bir kilometre taşı olmasını istiyoruz” diyor.

Paris’te de ana caddelerinden birisi Rue de Rivoli özel araçlara kapatılıyor ve bisiklet ve toplu taşımaya tahsis ediliyor. Paris Belediye başkanı Anne Hidalgo da “Kentin, kirlilikle eşanlamlı olan arabalar tarafından doldurulmasını engellemek istiyoruz” diyor. 

Bu durum Fransız Liberasyon gazetesinde şöyle yorumlanmış: 

Bisiklet dernekleri gözlerine inanamıyor, on yıldır kesintisiz süren aktivizmin yapamadığını lanet olası bir virüs birkaç hafta içinde başarmış durumda! 

Daracık kaldırımda nasıl yürüyeceğiz?

Bu işin bisiklet kısmı... Bir de yayalar var ve yayaların sokağa çıktığında yürüyemediği daracık kaldırımlar.  Avusturya’dan Falter gazetesi de bu mevzuya dikkat çekiyor: 

Kentlerin arabalar park yeri değil, insanlar yaşam alanı olması gerektiği yeni bir bilgi değil, ama Korona onlarca yıl ihmal ettiklerimizi ortaya çıkarıyor şimdi. ... Şayet -Viyana'da olduğu gibi- trafiğe ayrılan alanların üçte ikisi otomobillere aitse ve ve yaya kaldırımlarının da neredeyse yüzde 40'ı iki insanın 'Korona-güvenli' olarak birbirinin yanından geçemeyeceği kadar darsa, gündelik hayatta suç işleyeceğiz demektir. Kenti insanlar için geri istemek sadece Koronanın yarattığı bir zorunluluk değil. Önümüzdeki yıllarda iklimle ilişkili oluşacak sıkıntılar için de kentsel çözümler bulmalıyız.

Turizm için fırsat mı?

Korona’yla birlikte hayatın farklı alanları yeniden düzenleniyor. Yorumcuların bunu fırsat bilip, dönüştürelim dediği dediği alanlardan birisi de turizm. “Az turistin geleceği önümüzdeki yaz sezonunu yeni bir turizm altyapısı oluşturmak için kullanalım” diyorlar. Kitlesel, doğal kaynakları yoğun biçimde tüketen, çevreyi tahrip eden turizmden uzaklaşmayı öneriyorlar. 

Örneğin, Macar gazetesi Azonnali, önemli bir turizm merkezi olan Balaton gölü için şunları söylüyor:

Kitlesel turizm baştan itibaren kendi kalemize attığımız bir goldü. Balaton Gölü'nde şimdiye kadar olandan daha uzun, daha sürdürülebilir ve daha nitelikli bir tatil sezonunun altyapısını oluşturabileceğimiz tarihi bir fırsatla karşı karşıyayız. 

Öyle görünüyor ki, Korona bize yeni bir hayat düzenini dayatıyor. Avrupa’da, “bu yeni düzeni kurarken, daha iyi bir yaşam için nerelerde, nasıl müdahale yapabiliriz” diye tartışmalar var. 

Maske: Eskiden başkaldırıydı şimdi itaat

Ve son olarak da İtalya’dan bana ilginç gelen, maske üzerine bir yazı aktarmak istiyorum. Yazar ve senarist Gabriel Romanyoli La Republica’da yazmış. Maskeyle ilgili şöyle diyor: 

İtalya kafasını gösterdi. Yarıya kadar ama. Diğer yarısı, tıpkı onu bekleyen gelecek gibi örtülü ve bilinmez. ... Komşudan kapıcıya, taksi şoföründen kasiyere, yoldan geçen yabancıdan, tanımakta güçlük çektiğimiz bir dostumuza kadar herkes böyle... Maske bu dönemin sembolü oldu. Maskenin kendine biçtiği anlam ters yüz edildi; başkaldırı sembolüyken, itaatin sembolü oldu. Yasadışını temsil ederken günlük kıyafetimizin olmazsa olmaz bir parçası oldu. ... Maske hem gizliyor hem iletişime geçiriyor. Hem örtüyor hem alttan bir şeylerin sızmasına imkân veriyor.

Avrupa Ne Konuşuyor’dan bu haftalık bu kadar. Eurotopics bültenlerinden seçeceğimiz başlıklarla gelecek hafta buluşmak üzere.