Belarus’ta cezaevinde “diyalog”, sokakta gözaltı

-
Aa
+
a
a
a

Bu hafta da Avrupa Ne Konuşuyor için Eurotopics bültenlerinden üç konu seçtik: Belarus’ta garip “diyalog” süreci, Almanya’da uzaktan çalışma “hakkı” ve Nobel Barış Ödülü’ne tepkiler...

Avrupa Ne Konuşuyor?
 

Avrupa Ne Konuşuyor?

podcast servisi: iTunes / RSS

Lukaşenko’nun cezaevi ziyareti

Belarus’ta cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Lukaşenko, cumartesi akşamı muhalefet temsilcileriyle cezaevinde tartışmalı bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmede Lukaşenka, 11 tutuklu muhalifle yuvarlak masa etrafında bir araya geldi. Görüşme yaklaşık dört buçuk saat sürdü. Devlet medyası tarafından verilen habere göre bu buluşmada anayasa reformu görüşüldü. Görüşmeye katılanlardan iki kişi ertesi gün serbest bırakıldı, aynı gün bir gösteri vahşice bastırıldı, pek çok kişi gözaltına alındı. Buluşmayı nasıl yorumlamak lazım: Bir diyalogun başlangıcı mı yoksa bir oyun mu oynanıyor?

Önce görüşmeye yakından bakalım: Yuvarlak masanın etrafındaki kişiler arasında cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Lukaşenko’nun en güçlü rakibi olarak görülen ancak aday olamadan oğluyla birlikte hapse atılan Babariko vardı. Şimdi Litvanya’da sürgünde olan muhalefet lideri Svetlana Tikhanovskaya’nın eşi Sergei Tikhanovsky vardı. Daha önce bahsetmiştim, Sergei Tikhanovsky YouTube videolarıyla popülerleşen bir muhalefet figürü. Lukaşenko’yu böceğe benzetip, halkı gösterilere elinde terlikle gelmeye çağırıyordu. Terliğin böceklere karşı en güçlü silah olduğunu söyleyen Tikhanovsky “terlik devrimi” yapacaklarını söylüyordu. Ancak o da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olamadan hapse atılmıştı. Eski bir İngilizce öğretmeni olan eşi Svetlana Tikhanovskaya bunun üzerine aday olmuştu. 

Lukaşenka işte üç ay önce aday bile olmasına izin vermeyip hapse attırdığı bu insanlarla geçen hafta anayasa reformu için görüştü. Bu genel olarak Lukaşenko’nun zayıflığının bir emaresi olarak görülüyor. Örneğin Rus medyasından bir yorumda şöyle deniyor. 

Teslimiyetin ilk işareti bu. Lukaşenka yurt dışından, hem Batı’dan hem Doğu’dan baskı görüyor. Kimse böyle bir müttefik istemiyor. Ayrıca yalanlar artık işe yaramıyor: Ne seçimi Lukaşenka'nın kazandığı yalanı ne sokağa çıkanın bir avuç çapulcu olduğu yalanı...

Öte yandan bu görüşmeyi “Rehin alınmış insanları Lukaşenka’nın kendi propagandası için kullanması” olarak görenler ve “mide bulandırıcı” bulanlar da var. 

Svetlana Tikhanovskaya da "Lukaşenko'nun daha önce 'suçlu' ilan ettiği siyasi rehinelerin varlığını kabul ettiğini" yazdı. "Ancak cezaevi hücresinde diyalog olmaz" diye ekledi.

Tikhanovskaya dün yaptığı açıklamada da Lukaşenko’ya iki hafta süre verdi. İstifa etmesi, şiddeti durdurması ve siyasi tutukluları serbest bırakması için... Eğer bunları yapmazsa, büyük bir gösterinin ardında ülke genelinde grevlerin başlayacağını, yolların bloke edileceğini ve devlet mağazalarındaki satışların çakılacağını söyledi.

Bu arada hatırlatalım Lukaşenka, Tikhanoskaya cumhurbaşkanı adayı olduğunda, onun cumhurbaşkanlığı yükü altında çökeceğini söyleyip, onun için “zavallı şey” ifadesini kullanmıştı. Tikhanoskaya üç ayda yaşanan gelişmeler sonrasında dünyanın tanıdığı bir siyasi figüre dönüştü.

Almanya’da uzaktan çalışma “hakkı”

Almanya Çalışma Bakanı Hubertus Heil, uzaktan çalışma üzerine bir yasa taslağı üzerine çalıştıklarını söyledi. Almanya Çalışma Bakanı’nın açıklamasına göre tam zamanlı çalışanlar, yılda 24 gün evden ya da uzaktan çalışma hakkına sahip olacak. Bu süre istenirse işçi ve işveren tarafından artırılabilecek. Ve mesainin de bitmesi gereken bir saat olacak. Yani, fırın gibi bir yerde çalışıyorsanız, bu düzenlemenin kapsamına girmiyorsunuz ama koşullar uygunsa işçinin uzaktan çalışma talebini işveren reddedemeyecek. 

Bazı yorumcular bu düzenlemenin daha da ileriye götürülmesi gerektiğini söylüyor. Örneğin Tagesspiegel’de bir köşe yazısında şöyle deniyor:

Gerçekten farklı bir çalışma kültürü yaratmak üzere bir mesaj vermek isteniyorsa bunun için ayda iki gün yeterli olmayacak.  Şirketler, çalışanlarının evde makul donanıma sahip olup olmadığı ve evden çalışmanın ilave maliyetini kimin sırtlayacağı sorusuyla meşgul olmak zorunda kalmayacak.

Bu arada hatırlatalım İspanya’da da bu konuda bir düzenleme getirilmişti. Çalışanın, iş için aldığı bilgisayar ve mobilyanın ücretlerinin işveren tarafından karşılanması gerektiği konusunda anlaşılmıştı. 

Nobel Barış Ödülü doğru yere mi gitti?

Ve son olarak da Nobel Barış Ödülü’nün Dünya Gıda Programı’na verilmesiyle ilgili tepkilerden bahsetmek istiyorum. Nobel Komitesi, Dünya Gıda Programı’nı, açlıkla mücadele ve çatışma alanlarındaki insanların yaşam koşullarının düzeltilmesine katkılarından dolayı bu ödüle layık gördü. Bu kararı alkışlayanlar var. Ama Nobel Komitesini pek cesur bulmayanlar da var. Örneğin bir Hollanda gazetesinde şöyle deniyor:

Çin muhakkak bu karardan memnun kalmıştır. Pekin, Hong Kong'daki aktivistlerin ödüle layık görülmesini 'şiddetle' reddedeceğini söylemişti zaten. En değerli Nobel ödülleri eskiden kendini aşma cesaretini gösteren cesur devlet temsilcilerine verilirdi. ... Ya da 1935'te Alman gazeteci Carl von Ossietzky gibi diktatörlere başkaldıran kişilere... Nobel Komitesi o zaman bir diktatörü, Adolf Hitler'i öfkelendirmişti. Günümüzde böyle bir istek yok ortada.

Tagesspiegel, gazetesi ise ödüle daha uygun olabilecek örnekleri şöyle sıralıyor: 

“Mesela Beyaz Rusya'daki demokrasi hareketi. Ya da Dağlık Karabağ'daki veya Yemen'deki kahredici çatışmalarda barış isteyen taraflar. ... Ödülün, örneğin Minsk'teki barışçıl göstericilere ve özellikle onların arasındaki kadınlara verilmesi onları cesaretlendirirdi. Ve siyasi güçlerini arttırırdı.”

Bu haftalık Avrupa Ne Konuşuyor’dan bu kadar. İnternet sitemizde çok daha fazlasını bulabilir, bizi Twitter ve Facebook’tan da takip edebilirsiniz.