Sue Mingus İle The Mingus Big Band Üzerine

-
Aa
+
a
a
a

Geçen ay, 16 Ekim Cumartesi gecesi, cazseverler 18 yıl önce külleri Ganj nehrine savrulan Bas ustası Charles Mingus’la bizzat olmasa bile, Caz tarihine bıraktığı “hırçın” ancak bir o denli de büyüleyici mirası sahiplenen, The Mingus Big Band’le, onun hakiki kontrbasıyla karşı karşıya geldi; basçı Boris Kozlov’un ellerinden çıkan o tarihi sesin tazelenmiş akımına hep birlikte kapıldı.  Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun unutulmaz konserlerinden biriyle festivali kapatan 14 kişilik ekip, Sue Mingus’un takdimiyle taçlanan repertuarını “Mingus efsanesi”nin evrimini yansıtan öfkeli, dobra, adam gibi akustik deliller eşliğinde ortaya koydu.

 

Grammy’lerde “Yaşam Boyu Başarı” ödülüne, ölümünden yıllar sonra layık görülen Mingus’un müzikal mirasını hakkıyla yaşatan ‘Mingus Big Band, İstanbul’dan sonra  Londra’da çaldı.. Üstadın eşi Sue Mingus’un sanat yönetmenliğinde,  1991’den bu yana New York’taki Time Cafe’de her hafta sürdürdükleri performanslarıyla olduğu kadar, turneleriyle de bu samimi sadayı dünyaya taşımaya devam ediyorlar.

 

Downbeat ve Jazz Times tarafından üç yıl üst üste en iyi Big Band seçilen ve kimi zaman “Charles Mingus Orchestra” adıyla da izlenen grubun çıkardığı altı albümün üçü de Grammy’ye aday gösterildi.

 

Evrim Altuğ’un sorularını içtenlikle yanıtlayan Sue Mingus, kurduğu Big Band ve Revenge Records ile yapmaya çalıştığı şeyin, bir tür ‘vakıf’ ya da okul sorumluluğu olduğuna dikkat çekerken, dünya sahneleri ve bizzat dünyada yaşananlara da değinmeden duramadı..

 

Sue  Mingus, konser öncesinde ısınan topluluk piyanisti Kenny Drew’un notaları eşliğinde Açık Dergi’ye verdiği özel röportajda, yapmaya çalıştığı şeyleri şu sözlerle dile getirdi:

 

Niyetimiz, Charles Mingus’un akustik mirasını olabildiği kadar insanla paylaşabilmek. Çünkü ben kendisinin 20. Yüzyıl caz tarihine mal olmuş en önemli birkaç besteci arasında öne çıktığını düşünüyorum. Bildiğiniz gibi geride iki yüzün üzerinde beste bırakmış biri o. Aslında Mingus’un bestelerini yorumlayan üç ayrı repertuar topluluğu var; dinleyeceğiniz Mingus Big Band’in önceliği ise  özellikle kendisinin, daha önce de dediğim gibi sayısı yüzleri aşan çok sesli ve deneysel bestelerini yorumlamaya çalışması: Klasik, be-bop, blues… Bunların tümü ve dahası, özellikle politik duruşunu izah eden kimi çalışmaları, Mingus müziğinin yapı taşları arasında geliyor. Ki bu akşam da Cemal Reşit Rey’de sunacağımız parçalar, politik ağırlıklı olacak. Ekip konserde Mingus’un 50 yıllık mirasından, özellikle “O’Lord. Don’t Let Them Drop That Atomic Bombs on Me” veya “Don’t Let It Happen in Me” gibi eserleri yorumlayacak. Bunlar özellikle özgürlük ve insan hakları odaklı yapıtlar. Bildiğiniz gibi  bu besteleri doğuran koşullarla dünya hââ mücadele etmeye devam ediyor; zira “Kimiz, neyiz, neden bu haldeyiz?” veya “Nereden gelip nereye doğru gidiyoruz?” gibi sorular, insanlığın maruz bırakıldığı sorular hâlâ… Elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz. Buna mukabil,  geçmişe baktığımızda Charles’ın, politik duruşu ve kompozisyonlarına karşın hiçbir zaman bu düşüncelerin belli çevrelerce kullanımına razı olmadığının da altını çizmekte fayda görüyorum. O, inandığı ve karşı çıktığı her şeyi, örneğin müzik endüstrisi, yahut hükümete muhalefetini, ya da ırkçılık veya özgürlük gibi konulardaki görüşlerini,  hislerini salt biçimde müziğiyle ortaya koydu. Katkıda bulunduğumuz son konser de, bu konularla ilgilenen 10 Amerikalı yazarın fikri desteğine yaslıydı. Tıpkı esin kaynaklarımızdan biri olan, Walt Whitman’ın Wound Dresser / Pansumancı adlı şiirindeki gibi. Whitman’ın iç savaş sırasındaki tanıklıklarına dayalı bir şiirdir bu ve düşmanın da en az bizim kadar cesur olduğunu savunur. İşte bizler, ortaya koyduğumuz sanatımızla bu cesarete direnebilmeye çalışıyoruz…

 

Topluluk,  Mingus standartlarını özgürce yorumlayabiliyor mu ?

 

Öyle olduğunu umuyorum; zira her Perşembe New York’ta, Time Café’de farklı isimlerle çalıyor ve Mingus mirasını her seferinde yeniden yorumlamaya özen gösteriyoruz. Kasım ayından itibaren de her Salı akşamı ikinci bir sahnede çalacağımızı müjdelemek isterim. Kurduğumuz bir diğer ekip olan Mingus Orkestrası’nın amaçları ve enstrümanları ise bu ekipten farklı ve niyetleri de öyle… Mingus Caz Atölyesi ise, karşılıklı diyalogun ve yorumlamanın öne çıktığı başka bir girişim. Çalışıyor, tartışıyor ve yeniden konuşuyoruz. Birbirimizi bu atölyede dinlediğimiz zaman ise ortaya tamamen içten ve deneysel bir sada çıkıyor.

 

Mingus özelinde, doğaçlama ile üstadın standartlarına sadık kalabilme arasındaki ilişki nedir?

 

Sonuçta elimizde olanlar, Mingus’un bir biçimde kâğıda döktüğü somut notalardan ibaret. Ancak bunları yorumlarken olabildiğince kendileriyle baş başa kalabilmek gibi bir özgürlüğü de kendimize tanıdığımızı söyleyebilirim… Bu anlamda ben, bir cazcının kendine ait doğaçlama yeteneğine sahip çıkabilmesi gerektiğini, klasikleri de yorumlası gerektiğini, birlikte varolmasını bilmesi gerektiğini ama en önemlisi, kişiliğinin müziğine yansımasının çok önemli olduğuna inanırım. Ekibimiz bu konuda çoksesli ve farklı kimlikleri var; kimi doğaçlamada, kimi müziği doğrudan doğruya yorumlamada usta. Bu arada önemli olan bir unsur da, sahnede kendilerine şans tanıyabiliyor olmaları. Öte yandan sahneden kopmadan, konserde nasıl bir atmosferin hüküm sürdüğünü de es geçmemeleri çok önemli bir nokta bana kalırsa… 

 

Kurduğunuz Plak Şirketine gelelim, adı bile her şeyi tanımlıyor: Revenge Records, İntikam Plakçılık. Bu nasıl oldu ?

 

Bildiğiniz gibi korsan müzik azmış durumda, bu cazdan rock’a kadar her alanın baş belası… Ne zaman bir müzik evine gitsem, Mingus’un şaibeli biçimde elde edilmiş kayıtlarıyla karşılaşıyordum ve bundan rahatsızdım. Hiç yılmadan bu kayıtları topladığım bir sırada, Paris’te Mingus kayıtlarını basan bir firmaya gittim ve yaptıklarının yasadışı olduğunu, tüm kayıtları piyasadan çekerek onları almam gerektiğini söyledim. Yetkili bu şok teklifim üzerine telefona sarılarak polis karakolunun numarasını çevirmeye başlayınca üsteledim; “Hiç durma, sadece polisi değil, TV kanalllarını, radyoları ara, durma” deyip ortalığı birbirine kattım. Onlara neden CD’leri istediğimi anlatınca telefonu kapattı ve bundan vazgeçti; ancak yine de, ilerleyen tarihlerde bu çabam bir işe yaramadı çünkü bu sefer de aynı kayıtlar, başka isimlerle ortalıktaydı. İşte ben de bu yüzden İntikam Plakçılık’ı kurdum.  Bunu korsanlığa karşı olduğum için ve Mingus’un mirasına sahip çıkmak istediğimden yaptım.