Haftanın Sergisi – 11

-
Aa
+
a
a
a

Haftanın Sergisi – 11

 

Şerif Erol: Geçen hafta Şeker Bayramını idrak ettik, o arada beraber olamadık fakat bayramdan sonra Aralık ayına başladık. Herhalde Aralık ayında da plastik sanatlar dünyasındaki hareketliliği konuşacağız bu akşam?

 

HD: Hemen bayramın ertesinde de 1 Aralık Pazartesi ile başlayan haftada İstanbul sanat ortamı tamamen kendi içine döndü, yani o Bienal’in yarattığı uluslararasılıktan bir nevi çıktık –kurtulduk demek istemiyorum- ve kendi iç dünyamızın çok sıcak sergileri birbiri üstüne açılıyor, açılmakta, bir kaç tanesi açıldı. 2 Aralık’ta açılan sergiler var, Milli Reasürans’ta İsmail Türemen, Tem Galerisinde Hüseyin Ertunç, Karşı Sanat’ta ilk defa deneniyor bu sene, sergiyi de görmedim. 1. Uluslararası Exlibris Yarışma sergisi var ki çok enteresan olabilir bu aslında. Galerist’te kendi sanatçıları ile bir grup sergisi var. Siz de dün söz ettiniz galiba Juan Botella Lucas ve Nurseren Toron’un ‘Çölde inandırmak’ adlı bir sergisi açıldı, 7 Ocak’a kadar sürüyor.

 

Bugün ise üst üste birkaç sergi açılışı var. Fransız Kültür Merkezinde ‘Zencefil’ adıyla Fatma Tülin Öztürk ve Ahmet Erhan’ın ortaklaşa bir sergisi var. Ahmet Erhan zencefilin fotoğrafını çekmiş, o fotoğrafın resmini de Fatma Tülin Öztürk yapmış. Sonra o resimden ve fotoğrafın türevlerini üretmişler, parçalamışlar, bölmüşler, kesmişler, karelemişler, vs. Öyle bir zencefil görmemiştim, yani topak bir şey, adını oraya koymasalar ne olduğunu anlamakta güçlük çekeceğimiz bir obje, sanki heykel gibi duruyor kendisi. Doğrusunu istersen enteresan bir sergi.

 

Artium’da bir sergi açılıyor yine bugün Mehmet Güreli'nin. Başka nedenlerle tanıdığımız Mehmet Güreli, arada bir de sergi açar biliyorsun, ‘İyi kuşlar, kötü kuşlar’ adlı bir sergisini açıyor. Mehmet Güleryüz ‘Kırkyılın Desenleri’ni Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezinde sergiliyor. Galeri Binyıl’da Şükrü Karakuş’un ‘Yol’ adlı bir sergisi var, 10 Ocak’a kadar sürecek. Akbank Kültür Sanat Merkezinde de yine bugün bir sergi var, tanımadığımız bir yabancı sanatçı Marcus Pranchensky’nin retrospektif sergisi açılıyor. Yarın ise Canan Tolon’un ‘Körü Körüne’ adlı sergisi Galeri Nev’de açılacak.

 

"Sanat ile zanaat arasındaki temel fark"

 

Ben aslında bunlardan değil de Kasım’ın son haftasında açılan bir sergiyi bu programa getirmek istiyordum, o da Elga Wimmer’in küratörlüğünde gerçekleşen ‘Eller işe, düşünce Tanrıya’ adlı sergi. Aslında tam da isminden de mülhem bir sergi. Yani bu konsept sergileri o kadar çok açılmaya başladı ki, bir konsept kuruluyor, geliştiriliyor, sonra o konseptin üzerinde de bir iş üretiyor sanatçılar. Burada ise tam tersine sanki “düşünceyi falan bir yana bırakalım, onu Allah’a havale edelim! Gel oturalım, biz çalışalım” diyen birtakım sanatçılar, inanılmaz emeklerle üretilmiş işler var. Böyle olunca da tabii orada bir ironi oluşuyor.

 

Serginin küratörü Elge Wimmer’in yazdığı bir metin var, oradan kısa bir bölüm okuyayım, çünkü çok iyi açıklıyor:

 “Bir sanatçı ancak hazırlama ve yaratma süreçleri, teknik ve sanatsal süreçler, maddi ve manevi olgular, proje ve nesne gibi meseleler hep birarada ve hiç kesintisiz, uygun koşullar oluşturduğunda huzur içinde çalışabilir. Bu sergideki sanatçılar genellikle el işlerinde kullanılan kumaş, iplik, tuğla, yaprak, köpük, kurşun kalem gibi malzemeler aracılığı ile tekrara ve el emeğine dayanan bir eylem içine giriyorlar. Böylece zihin, sözgelimi Oliver Herring’in örgü örme sürecindeki gibi sağaltıcı ya da Madlen Hudson tuğla bir duvarın inşası gibi bir dramatik bir eylem içinde olduğu gibi ruhani bir düzeyde uyarılıyor; adeta dinsel bir esinle doluyor. Bu sanatçıların yaratıcı süreçleri, çiçek düzenleme, resim, okçuluk gibi uğraşların yüksek bir bilinç düzeyi yakalamak için uygulandığı Zen pratiğinde olduğu gibi tekniğin ötesine uzanarak bilinç dışından kaynaklanan sanatsal olmayan bir sanat ya da mistik bir idmana dönüşüyor. Dolayısıyla yapıt, sıradan malzemeleri yaşayan nesnelere ya da varlıklara dönüştürme uğraşının bir metaforu oluyor. Sanat ile zanaat arasındaki temel fark da elbette burada yatıyor” diyor.

Ki bana önemli gelen de burasıydı. Wimmer devam ediyor:

 

 “Kavramla, simgeyle, gösterge ile ilgili olan sanat maddesel bir varlığın ötesine uzanıyor, zanaatte ise kullanılan malzemenin fiziksel değeri üzerinde odaklanmak yetiyor.”

 

Böylece ‘Eller işe, düşünce Tanrı’ya’ başlığı ile hazırlanan sergi ile ilgili Elga Wimmer'in de görüşlerini dile getirmiş oldum.

 

ŞE: Yani fiziksel malzeme ile, el pratiği ile, bir disiplinle çalışmaya başladığımızda bir başka bilinç düzeni, bir sanatsal...

 

HD: O malzemenin çekiciliğinden kurtarıp başka bir bilinç düzeyine getirmek aslında o eseri sanat eseri yapar. Yoksa mesela el örgüsünden ibaret olmuş olsaydı o zaman zanaat oluyordu. Aslında o sergide bunu çok iyi kavramak mümkün, görünce inanılmaz bir etkisi var gerçekten.

 

ŞE: Neredeydi bu sergi?

 

HD:Borusan Kültür ve Sanat Merkezinde 14 Kasım’da açılmıştı bu sergi ve 18 Ocak’a kadar sürecek. Haftaya da herhalde bugün ve yarın açılan sergilerden –henüz hiçbirini görmedim- söz etmek fırsatımız olabilir.

 

(4 Aralık 2003 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)