Büyük Tezgâh

-
Aa
+
a
a
a

Yesil Gazete

8 Aralık 2009

Kopenhag

Kopenhag için harekete geçenler sadece aktivistler değil. Kopenhag’ı hedefleyerek en az bir yıl öncesinden hazırlanan bir büyük tezgâh zirvenin ilk gününden itibaren bütün hızıyla sahneye konmuş durumda. Başrollerden birine dünkü yazımda yer vermiştim: Bjorn Lomborg. Ama oyuncu kadrosu Lomborg’la sınırlı değil. Kimin hesabına çalıştıkları belli olmayan hacker’lardan kuşkucu (ya da Naomi Klein’in değişiklik önerisiyle inkarcı) bilim insanlarına, çeşitli ülkelerin bürokrat ve milletvekillerinden ana akım medyanın ciddi bir kısmına kadar geniş bir kadro bu tezgâha hizmet ediyor. Yapımcının kim olduğu hiçbir yerde büyük harflerle yazmıyor, ama büyük petrol, kömür ve otomotiv şirketlerini işaret edersek büyük bir yaratıcılık sergilemiş olmayız.

Büyük tezgâhın dün sergilenen açılış oyunu uluslararası CNN’in ana haber bültenlerinde birinci haber olarak yer aldı. Kopenhag’da yapılan zirveyi kapsamlı bir şekilde ele alıyormuş gibi görünen bu haberin bütünü iklim değişikliğinin bilimsel kanıtları ve emisyon indirimi politikaları hakkındaki tartışmaya (debate) ayrılmıştı. Haber East Anglia Üniversitesi’ndeki iklim bilimcilerin Rus hackerlar tarafından ele geçirilen özel yazışmalarından yola çıkarak iklim değişikliğinin gerçekliğinden kuşku duyulduğuna dair görüşlerle başlıyordu. Haberde tam da Kyoto öncesini hatırlatacak bir şekilde, gerçekte iklim değişikliği konusunda tam bir konsensüs içinde olan bilim çevrelerinin “ikiye bölündüğü” ve saygın iklim bilimcilerin iklimle ilgili verileri yanlış yansıttıklarından kuşku duyulduğu söyleniyor, Michael Mann gibi bir isim “suçlu” ilan ediliyordu. Dünkü açılış oturumlarından birinde Suudi Arabistan delegesinin söz alıp iklim değişikliğinin varlığına dair güvenin sarsıldığını ve müzakerelerin tehlikeye girdiğini söylediği de çok sayıda haberde yer aldı.

CNN, bu haberin hemen ardından Kopenhag’a bağlandı. Ortada “iki tarafı olan bir tartışma” olduğunu izleyicilere daha iyi göstermek amacıyla kameraların karşısında “iki taraflı” bir görüntü vardı. CNN “dengeli” bir habercilik yapmıştı: Bir yanda Greenpeace’in bir numaralı ismi Kumi Naidoo, diğer yanda inkarcı “çevreci” Bjorn Lomborg. Bu güvenilir görünümlü genç, sarışın, Danimarkalı akademisyen, sık sık Greenpeace ile aslında aynı şeyleri düşündüğünü söylüyordu. Ama hemen ardından emisyonları indirmeyi hedefleyen bir anlaşma imzalamanın aslında ne kadar yanlış olduğunu anlatıyor, bunun yerine teknoloji geliştirmenin öneminden dem vuruyordu. Lomborg’a göre bağlayıcı bir anlaşma imzalanırsa yine Kyoto’da olduğu gibi uygulanamayacaktı. Öyleyse zirveden hiçbir şey çıkmaması daha iyiydi. Ama yeminle, iklim değişikliği hakkında en çok kendisi kaygı duyuyordu. Greenpeace sözcücü Naidoo da ne yazık ki bir kez tezgâha gelmiş, Lomborg’un ağzının payını vermeyecek kadar da nazik, onun yerine kendi tezlerini anlatmaya çalışıyordu.

 

Oysa zaten tezgahın amacı buydu: Hepimiz aynı gemideyiz ve aynı amaç için çalışıyoruz… Ama tek bir şartla: Aman ha, petrole, kömüre, katran kumuna, boru hatlarına falan dokunmayın… Aman ha, karbon vergisi falan koyup fiyatları arttırmayın… Aman ha, petrol şirketlerinin karlarıyla oynamayın…

 

Şirketlerin ve “majestelerinin hükümetlerinin” Kopenhag’da çıkması ihtimal dahilinde olan en ufak bir anlaşmayı bile sabote etmek için ne kadar kararlı oldukları açık. Kyoto’da da böyle olmuştu. Kyoto’ya sokulan esneklik mekanizması gibi Truva atları ve %5 gibi komik bir hedef doksanlı yıllar boyunca aralarında Bjorn Lomborg’un da olduğu kuşkucular tarafından yürütülen bir kampanyanın sonucuydu. Kyoto’nun ipini de en sonunda ABD heyeti çekmişti.

Bu seferki büyük tezgah geçen yıl sahneye konmaya başlandı. Bir yılda iklim konusunda çıkan kitapların çoğu önceki yıllardan farklı olarak bilimsel kanıtlarla veya politikalarla ilgili olmaktan çok iklim değişikliğinin “palavra” olduğu üzerineydi[i]. Bu konuyu Kopenhag’a doğru iyice ısıtacakları belliydi. E-postaların çalınması senaryonun dakik olarak uygulandığını gösteriyor. Zirveden iki gün önce olaya “climategate” diye de bir isim takmalarının tesadüf olması mümkün değil. En büyük medya kuruluşları ellerinde ya da onları destekliyor: Time dergisi, CNN, The Sun, Hürriyet gibi… Üstelik bu kez on yıl öncesinden farklı olarak doğrudan inkar dili tutturmak yerine kamuoyundaki kararlılığı çok daha sinsi yöntemlerle yıkmaya çalışıyorlar.

Bu büyük tezgâhın işleyip işlemeyeceğini çok yakında göreceğiz. Boşa çıkarabilecek olan ise biziz, yani iklim değişikliğini durdurmak için mücadele eden küresel iklim hareketi.  Dün halkların zirvesi sloganıyla yapılan alternatif Kopenhag zirvesi Klimaforum’un açılışından olağanüstü bir konuşma yapan Naomi Klein’in dediği gibi Seattle’dan tam on yıl sonra Kopenhag’da tekrar bir araya geldik. O zaman “hayır” diyorduk. Dünya Ticaret Örgütü’nü, IMF’yi ve kapitalizmin diğer büyükbaşlarını durdurmaya çalışıyorduk. Şu anda ise “Evet” diyoruz. Bu zirvenin ana ilkeleri aslında bizim ilkelerimiz: Karbon salımlarını ciddi bir şekilde azaltmak ve iklimi tahrip eden sanayileşmiş ülkelerin tarihsel ve güncel sorumluluklarının bedelini ödemesi: Yani iklim adaleti. Kendi ilkelerimizi  korumak, şirketlere, inkarcılara, ulusal çıkar, ekonomik büyüme ve kalkınma palavralarına iklim adaletini kurban vermemek için mücadele etmek, direnmek ve başarmak zorundayız.

Naomi Klein bugün öfkeli olmanın bir sorumluluk olduğunu söylüyordu. Bu büyük tezgâhı öfkemizi doğru yönde kullanırsak boşa çıkarabiliriz.

[i] Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için 25 Ağustos 2009 tarihli  ve “İklim Değişikliğinde Dönüm Noktası Yakın” başlıklı yazıma bakabilirsiniz. http://www.acikradyo.com.tr/arsiv-link?_mv=a&aid=24863