"Gerçeklerden kopuk, bilimsellikten uzak, rasyonel olmayan bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız"

Açık Yeşil
-
Aa
+
a
a
a

Açık Yeşil'de Ümit Şahin ve Ömer Madra, Semtpati Vakfı Genel Müdürü Ece Ünver ile bir araya gelerek kendisinden Hayvanları Koruma Kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkındaki son gelişmeleri dinliyorlar.

""
Açık Yeşil: 24 Temmuz 2024
 

Açık Yeşil: 24 Temmuz 2024

podcast servisi: iTunes / RSS

Ümit Şahin: 95.0 Açık Radyo'da Açık Yeşil başlıyor, ben Ümit Şahin.

Ömer Madra: Ben de Ömer Madra.

Ü.Ş.: Destekçimiz Banu Akşehirlioğlu Alptekin'e teşekkür ediyoruz. Açık Yeşil'de bugün dün gece komisyondan geçen Hayvanları Koruma Kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair kanunun ilgili maddeleri ile ilgili konuşacağız. Konuğumuz Ece Ünver ve kendisi Semtpati Vakfı Genel Müdürü. Bir ay önce de bu konuyu konuşmuştuk ve şimdi tekrar son durumu konuşacağız. Günaydın Ece.

Ece Ünver: Günaydın.

Ö.M.: Günaydın, hoş geldin.

E.Ü.: Hoş bulduk, çok teşekkürler.

Ü.Ş.: Evet, çok genel bir soruyla başlayalım. Şimdi daha çok taze, tam olarak anlayabilmiş değiliz ne olduğunu, ne bittiğini ama komisyondan geçtiğini anlıyoruz bu değişiklik önergesinin. Son durum ne oldu? Bir ay önce konuştuğumuza göre daha mı iyi bir durumdayız, daha mı kötü bir durumdayız, neredeyiz?

Ö.M.: Tam adını da ben bir kez daha söyleyeyim izninizle; ‘Hayvanları Koruma Kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi’ deniyor.

E.Ü.: Yani tabii adı artık her ne kadar Hayvanları Koruma Kanunu olarak geçse de arkasında bir koruma perspektifi ya da yaklaşımı olduğunu iddia etmek bu aşamada çok zor. Ben şöyle başlayayım herkese açıklamak için; Türkiye'de biliyorsunuz pek çok alanda olduğu gibi, sokak hayvanları konusunda da yaşanan kanun değişiklikleri hepimize, Türkiye'deki herkese bir şekilde yasama süreçlerine hakimiyet kazandırıyor gibi gözüküyor, gittikçe daha fazla insanın yasama süreçlerindeki bir takım ki geçmişte teknik kabul edilebilecek kavramlara komisyon nedir, komisyon raporu nedir, süreler nedir, süreç nasıl işler, oy çokluğu nedir, oy birliği nedir gibi kavramlara çok daha yaklaştığını ve anlamaya çalıştığını görüyoruz. Bu konu da sanıyorum en kritik olanlarından bir tanesi.

Özetlemek gerekirse, aslında görece uzun diyemeyeceğimiz, yoğun tartışmalar diyemeyeceğimiz ancak sıkıştırılmış ve sabahlara dek süren tartışmalar sonrasında dün akşam itibariyle kanun teklifi komisyondan geçti. Bu ne demek? Kanun kabul edildi mi? Hayır. Kanun uygulamaya geçti mi? Hayır. Önümüzdeki süreç nasıl şekillenecek? Aslında kanun teklifi genel kurul gündemine gelecek ve genel kurul gündeminde görüşüldükten sonra kabul edilebilir ya da geri gönderilebilir. Ama kabul edilir ise daha sonrasında onama ya da veto için Cumhurbaşkanlığı'na gönderilebilecek. Önümüzdeki süreç böyle.

Dün itibariyle basına yansıyan ya da sosyal medyaya yansıyan iki konu var yani çelişkili konular bunlar: Biri, kanunun Ekim ayında görüşülmesi üzerine erteleneceğine dair iddialar. Bir diğeri ise Pazartesi günü Meclis gündemine, genel kurul gündemine alınacağına dair iddialar. Ama daha önce basından takip ettiğimiz ya da Meclis tarafından takip ettiğimiz açıklamalarda, Meclis tatile girmeden kanunun sonuca kavuşturulması yönünde de bir irade görüyoruz.

Önümüzde bir ay önce konuştuğumuzdan daha iyi bir kanun teklifi mi var? Net cevabımız, hayır. Bir ay önce konuştuğumuzda, konu daha ziyade türler üzerinden baktığımızda köpeklere odaklanmış gibi gözüküyordu yeni kanun teklifi yani kediler ve köpekler ayrımı olmaksızın aslında bir önceki kanunda, madde 6 diye geçen, sokaklarda yaşamasını güvence altına alan, kısırlaştırıldıktan sonra yerine - en azından kanuni düzeyde - geri dönmesini güvence altına alan kanun maddesi ortadan kaldırıldı. Şu an için tüm kedi ve köpekler dahil sokak hayvanları için olmayan bakım evlerine toplanmasını öngörüyor kanun. ‘Olmayan’ diyorum çünkü burada, aslında kanun teklifinin gerekçesini okuduğunuzda artık itiraf niteliğinde bir açıklama var, kanun teklifinin gerekçesinde diyor ki; ‘150 bin kapasiteli 322 bakım evi var’. Buna karşın bir önceki paragrafta da diyor ki; ‘2 milyon sokak köpeği var’. Şimdi şunu gerçekten sormak lazım yani 150 bin kapasiteli 322 bakım evi var ise ve 2 milyon köpek var ise bu köpekleri nereye göndereceğiz? Şimdi buna kedileri de dahil ettiğinizde bu iş nasıl olacak? Yani kanunun sadece sokakta yaşamayı güvence altına alan maddesini değiştirdiğinizde dahi zaten fiili ya da kanuni olarak hayvanların ölümünün önünü açmış olursunuz, bu birinci nokta. İkincisi de, kanundaki en tartışmalı gündemlerden bir tanesi; uyutmayla başladığı, uyutma demeyelim, ötanazi diyelim, ötanazi demeyelim, şöyle diyelim gibi devam eden, aslında kanunun ruhunda öldürme mantığını son derece koruyan ama bir takım kelime oyunlarıyla kamuoyu gündemini meşgul eden, yanıltan tabirler var. Bu kanunun günceli teklifteki kanunun 5. maddesi – ötanazi, uyutma, öldürme - biz buna öldürme diyelim, halen orada.

Bugün vardığımız noktada komisyondan geçen kanun bir katliam yasası olma özelliğini taşımaya devam ediyor. 5. maddenin ilk komisyona geliş şekliyle, komisyondan geçiş şeklinde ufak bir değişiklik var ama dediğim gibi, bu ruhunu değiştirmiyor, sadece gerekçesini okuduğumuzda ve yeni teklifi okuduğumuzda şöyle bir istisna tanımlanmış gibi gözüküyor; kediler öldürülmeyecek ama köpekler öldürülecek. Orada da iki tane nüans var; bir tanesi; hasta olanlar ve hali hazırda yasaklı ırk ilan edilmiş olanlar zaten derhal öldürülüyor, geri kalanlar ise bir takım başka sözleşmelere ya da kanunlara atıflar yapılarak öldürülmesinin önü açılıyor. Ama tekrar başa döneyim. Zaten 150 bin kapasiteli geçici bakım evi varken ve 2 milyon köpek varken aradaki köpeklere ne olacağını sanıyorum hepimiz için çok aşikar.

Ö.M.: Ben şunu da arada sorabilir miyim? Gökçer Tahincioğlu'nun T24'te bugün bu konuyu ele alan yazısında, teklifte rakamın, sokak köpeklerinin sayısı 4 milyon olarak açıklanıyor. Barınakların toplam kapasitesi ise 110 bin civarında deniyor. Yani senin verdiğin rakamlardan biraz farklı. Bu teklifin içinde farklı rakamlar mı veriliyor yoksa böyle bir uyuşmazlık var mı?

E.Ü.: Veriler tarafında uyuşmazlık var çünkü Tarım Bakanlığı başka bir rakam söylüyor, kanun teklifinde başka bir rakam söyleniyor. Bu zaten komisyon tartışmalarında da bu tip tutarsızlıkların altı tekrar tekrar çizildi. Ama şunu biliyoruz, ortada sokak hayvanlarının sayısına dair yapılmış bir bilimsel çalışma yok, bunlar tamamen tahminler üzerine - 2 milyon, 4 milyon vs. İsterseniz 5 milyon diyeyim, 1 milyon diyeyim, bunların arkasında tutarlı, bilimsel bir çalışma olmadığı için sayılar herkes tarafından farklı. Özellikle devletin farklı yapıları arasında da 2 milyon, 4 milyon gibi çelişkili rakamlar da kullanılır halde şu anda.

Ö.M.: Buna rağmen de mesela zaten hangisi doğru olursa olsun, ‘Toplanan köpeklerin hemen öldürülmesi seçeneğinin devreye gireceğine de işaret ediyor diyor muhalefet’. Bunu da Gökçer Tahincioğlu yazmış. Yani bu kadar büyük bir fark varken, koyacak yer yokken, elbette öldürülecek anlamına geliyor diye yorumlanabilir.

E.Ü.: Dün nasıl bilimsiz ve rasyonel bir ortamda olmadığımızı açıklayacak beyanlardan bir tanesi, Türkiye Marmara Belediyeler Birliği'nin yaptığı bir sokak hayvanları araştırma raporu. Bu, 22'sinde yanılmıyorsam yayınlanmış bir rapor. Marmara Belediyeler Birliği tarafından sadece Marmara Bölgesi’ndeki altı büyükşehir, beşi 90 ilçe ve 18 belde belediyesi olmak üzere 119 belediyenin Haziran - Temmuz 2024 güncel tarihlerinde katılım sağladığı araştırmaya göre, barınak durumuyla ilgili cevap veren 107 belediyeden 57'sinin barınağı var, 50 belediyenin ise yok. Tedavi odası, barınma ünitesi, ameliyathane, yoğun bakım ünitesi ve rehabilitasyon merkezi gibi imkanların belde belediyelerinde neredeyse hiç bulunmadığını da bu araştırma ortaya koyuyor. Yani aslında gerçekten bu bağlamda gerçeklerden kopuk, bilimsellikten uzak, hiçbir şekilde rasyonel olmayan bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız.

Ü.Ş.: Peki, çok kısa bir iki sorum olacak; birincisi, bu ötanazi kelimesinin tekliften çıkartılması ya da maddelerden çıkartılmasının bir değişiklik yaratıp yaratmadığını soracağım çünkü bu çok tartışıldı. Senin de demin söylediğin gibi, uyutma mı diyelim, onu mu diyelim? Acaba bu kelimelere takılma meselesi bu işi biraz zorlaştırmış olabilir mi? Yani bir taktik hatası, yöntem hatası mı izlendi? Çünkü kelimeye takıldığınızda o kelimeyi değiştirerek ya da oradan çıkararak ama özünü aynı tutarak yapabilirsiniz. İkincisi, muhalefet nasıl bir yöntem izledi? Yani muhalefet etkin bir muhalefet yaptı mı? Komisyon görüşmelerinde neler öne çıktı?

E.Ü.: Tabii. Birinci soruyu yani burada bir taktik hatası yapıldı mı sorusu; onu gerçekten aslında bu kelimeleri değiştirerek kullananlara sormak lazım ama kanunun ruhu aynı. Lakin her sabah yeniden hayvan hakları savunucularının, sivil toplum kuruluşlarının konuyla ilgilenen basın mensuplarının tekrar tekrar anlatmak istediği, anlatmak zorunda kaldığı şey ‘bu uyutulma değil, öldürülme’. Ötanazi, kanundan kelime olarak çıkmış olabilir ama ruhu orada şeklinde oldu. Dolaysıyla, aslında böyle dezenformasyonla, kelime taktikleriyle olan bir şeyin gerçekten neden öyle olmadığını tekrar tekrar anlatmak zorunda kaldığımız bir döneme girdik. Altını çizerek söyleyeyim; öldürme temelli yaklaşım tamamen kanunda, şu anda Meclis’e gidecek olan kanunda duruyor.

Komisyon toplantıları sabaha kadar sürdü. Komisyon toplantılarına ne yazık ki konunun uzmanları, bu konuda çalışan STK'lar alınmadı, belki bir iki kişinin zorlayarak içeri girebildiği bir süreç oldu bu. Meclis’e girişi yasaklanan veteriner hekimler var. Keza dışarıdaki hak savunucularına ilişkin gerçekten çok ciddi bir itibarsızlaştırma kampanyası yürütüldü. Bu anlamda en azından içeride bulunan muhalefet partisi Meclis üyeleri sabahlara kadar süren tartışmalarda çok güçlü bir pozisyon sergilediler, çok iyi bir muhalefet performansı gösterdiler. Ama takdir edersiniz ki bu nihayetinde bir sayısal üstünlük mevzusu. Tüm buradaki rasyonel açıklamalara, bilimsel kanıtlara, kamuoyunun nabzını ölçen anketlere rağmen kanun, sayısal üstünlük nedeniyle bu şekilde komisyondan geçti.


Ü.Ş.: Peki, bu öldürme gerekçesinin daraltılması gibi bir şey söz konusu mu? Çünkü T24'teki yazıda da biraz öyle bir şey çıkıyor ki ben başka haberlerde de gördüm. Barınaklarda yer olmadığı takdirde, bu hayvanların öldürülebileceğine dair bir şey var mı yoksa sadece hastalığı olan, bulaşıcı hastalık durumlarındakiler, tehlikeli hayvanlar vs. gibi bir kısıt var mı yasada? Bir de nüfus fazlalığı gibi bir şey vardı taslaklarda galiba, son durumda o duruyor mu? Çünkü nüfus fazlalığı hayvanın öldürülmesi için bir gerekçe olarak duruyor ise bunun bir sınırı olmayacaktır demektir. Aynı şekilde davranışları bozuk hayvan diye bir laf geçiyor ise ki o da çok belirsiz - burada bir sınır var mı? Bizim, kanunun çıkması durumunda hayvan hakları savunucularının, ölümle öldürmeleri engelleyebileceğini sağlayacak bir şey var mı?

E.Ü.: Yani şüphesiz bu noktadan sonra eğer bu şekilde kanunlaşırsa yani burada hak savunucuları için en kritik şey, o ya da bu şekilde bu bağlamın dışında kalmış öldürmelerin önüne geçmeye çalışmak olacak. Ama çıkmış mı diye yine ben tekrar edeyim; son yazılan madde değişikliğinde şöyle yazıyor açıkça, ‘Bakım evine alınan köpeklerden insan veya hayvanların hayatı veya sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlarına burada Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9. maddesine atıf yaparak tedbir uygulanır’ diyor. Şimdi o maddeye gittiğinizde, zaten orada göreceksiniz ki ötanaziyi işaret ediyor, kanunda geçen adıyla söylüyorum bunu ve buradaki kavramların tamamı muallak.

‘Hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları için kontrol edilemeyen’ deniyor, bunların kararını kim verecek? Bunların analizlerini kim yapacak? Ameliyathanelerin dahil olmadığı yani tamamen keyfi ve ikincil olarak da şöyle bir not düşürmüş; ‘Yerel yönetimler sahipsiz köpeklere ilişkin yürüttüğü iş ve işlemlerde Bakanlar Kurulu'nun 2023 tarihli, 2023 61’e 68 sayılı kararı ile onaylanan ev hayvanlarının korunmasına dair Avrupa Sözleşmesi kapsamında gerekli idari tedbirleri almaya yetkilidir’. Şimdi kanunun tekrar gönderildiği gerekçeye bakıldığında, bu Avrupa Sözleşmesi'ne yapılan atıfların tamamında şöyle ifade edilmiş kanun teklifinde, ‘...sadece nüfus azaltım gerekçesiyle bile öldürülmesine izin veren Avrupa Sözleşmesi’. Dolaysıyla niyet ortada ama yazan her bir gerekçeyi de tekrar okuyalım; ‘Önerge ile – bu değişen maddeydi komisyonda - bakım evine alınan hayvanlar, köpeklerle sınırlandırılarak - burada köpek ve kedi arasında bir ayrım getirilmiş - insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden, olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen, hastalığı bulunan veya sahiplenilmesi yasak olan hayvanların 5996 sayılı kanunun 9. maddesinin uygulanması öngörülmektedir’. Ötanazi olan kanunlara referans vererek, sadece nüfus kontrolü için öldürülebilecek sözleşmelere referans vererek aslında ruhunu korumuş.

Ü.Ş.: Referans veriyor ama nüfus kontrolü açıkça geçmiyor maddelerde anladığım kadarıyla.

E.Ü.: Doğrudan bunu söylemiyor, maddenin kendisinde bunu söylemiyor.



Ü.Ş.: Peki, son sorum; diyelim ki önleyemedik ve bu kanun geçti. Belediyeler, özellikle CHP'li belediyeler uygulamayacaklarını açıkladılar. Veterinerler Birliği de uygulamayacaklarını açıkladı bildiğim kadarıyla. Bu kanun uygulanabilir mi?

E.Ü.: Yani bu aşamada söyleyeceğimiz her şey elbette çok spekülatif olacaktır ama burada kanunu uygulamakla yükümlü kılınmış bir takım gerek veteriner hekimler, gerekse belediyeler çok ciddi bir karşı duruş sergiliyorlar. Dolaysıyla biraz daha önümüzdeki dönemde buraları takip etmenin, verilen bu sözlerin nerede duracağını takip etmenin önemli olacağını söyleyebiliriz. Kanun geçtiği takdirde tabii ki hiçbirimiz böyle bir kanunun, böyle bir ölüm emrinin imzalanmasını ve bu bağlamda da veteriner hekimlerin ya da belediyelerin tetikçi ilan edilmesini arzu etmiyoruz.

Ö.M.: Bir de şeyi de ilaveten söylemek mümkün belki; teklifte barınak için kaynak ayırmayan, gönderilen kaynağı farklı amaçlarla kullanan belediye başkanlarına da altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilebileceği söyleniyor, düzenleniyor ki Belediye Meclis Üyeleri de aynı şekilde cezalandırılacak. ‘Peki, o zaman belediyelere bakım evlerini kurmaları için 2028’in sonuna kadar, son gününe kadar, 31 Aralık'a kadar süre tanınıyor ama bu süreye kadar yasanın uygulanmayacağına yönelik bir hüküm de düzenlemede yer almadı’ diyor yine Tahincioğlu. O zaman ayrı bir yürürlülük hükmü konmaz ise hemen uygulanması da söz konusu olabilecek öyle mi?

E.Ü.: Burada birincisi şunu hatırlayalım; bir önceki hafta, 2021'de geçen kanunda geçici bakım evleri kurmasına yönelik belediyelere tanımlanmış bir zorunluluk vardı ve o tarih bu sene sonu itibariyle bitiyordu yani aslında tüm belediyelerin 2024 yılının sonuna kadar geçici bakım evlerini kurmuş olması gerekiyordu. Şimdi aslında bu bağlamdan baktığınızda, bu kanunun kendisi geçici bakım evlerini kurmamış belediyelere bir af niteliğinde yani 2024'e kadar kurmadıkları için herhangi bir cezai yaptırım uygulanmamış olacak bir önceki kanunda öngörüldüğü şekilde ve bu süre aslında 2028 yılına kadar da ertelenmiş olacak. Dolaysıyla tekrar sormak lazım, buradaki maksat nedir?

Geçici bakım evlerinin zaten bir önceki kanunla 2024 yılına kadar kurulması zorunluydu. Şimdi geçici olma niteliği kaldırılmış ve bakım evi olarak adlandırılan yerleri de kurma zorunluluğu 2028'e ertelenmiş yani var olan da 150 bin kapasiteli 320 bakım ev. Dolaysıyla ‘neden ertelendi o zaman?’ sorusunu tekrar bir sormak gerekiyor. Ama tabii ki kanunda pek çok tutarsızlık bulunuyor. Bu bağlamda, işaret ettiğiniz madde çok önemli. Geçici bakım evi kurmak için harcanması gereken bütçeyi harcamayan belediyelere ve yetkililerine öngörülmüş bir hapis cezası var. Bununla birlikte, bir de aslında kendisine getirilen hayvanları bakım evi dışarısına çıkartan belediyeler için de bir idari para cezası var. Bu da hayvan sayısıyla belirlenmiş bir idari para cezası. Yani biraz da aslında tüm belediyeleri kanunu uygulamaya yönelik, bu katliam yasasını uygulamaya yönelik köşeye sıkıştırmaya çalışan bir yaklaşım olduğunu söylemek de mümkün şu anda Ömer Bey.

Ü.Ş.: Çok teşekkürler Ece. Tabii daha bitmedi yani benim aklıma komisyondan geçip genel kurula geldiğinde de engellenen bir sürü yasa geliyor açıkçası. Şöyle bir düşününce Mera Kanunu ve Zeytin Kanunu ilk aklıma gelenler. Hatta Tabiatı Koruma Yasası. Bunların hepsi yanılmıyorsam genel kurul düzeyinde engellendi. Dolaysıyla daha hiçbir şey bitmedi. Elinize sağlık ve kolay gelsin. Umarım bu kanun yasalaşmadan engellenebilir diyelim.

Ö.M.: Distopya konuşuyormuş gibi bir hissiyata kapılıyor insan.

Ü.Ş.: Evet, çok teşekkürler. Bugün Semtpati Vakfı Genel Müdürü Ece Ünver konuğumuzdu, kendisine tekrar teşekkür ediyoruz. Kolay gelsin Ece.

Evet, programın sonuna geldik. Bir anmayla bitireceğiz programı ama ona geçmeden çok kısa tarihi bir haberi verelim; bir kez daha rekor kırıldı - geçen Pazar günü tüm zamanların, son 100 bin yılın en sıcak gününü yaşadık. Herhalde bunu hissettik de İstanbul'da.

Ö.M.: Ve başka yerlerde de.

Ü.Ş.: Her yerde, Türkiye'nin her yerinde 17,09 dereceyi görmüşüz ki ölçülen en yüksek sıcaklık. Tahminlere göre de son 100 bin yılın en sıcak günüydü.

Ö.M.: Evet, bir bu vardı. Bir de iklim değişikliğine karşı gerekli tedbirlerin yani endüstri çağına göre ortalama sıcaklığın 1,5 derecede tutulabilmesi için, artışında tutulabilmesi için öngörülen süreyi gösteren takvim de beş yıldan dört yıla indi. Takvim diyelim, onu şu anda Açık Radyo’nun internet sitesinden de görebiliyoruz - 4 yıl 363 gün 8 saat ve 5 dakika kaldı şu anda. Çok dar alanda kısa paslaşmalar yapmak zorundayız ama bunu da yapmaya kararlı bir kitle var bütün dünyanın her tarafında.

Ü.Ş.: Evet, bugün Açık Yeşil'i John Mayall'i anarak bitireceğiz çünkü İngiliz ya da Britanya Blues'unun en önemli ismiydi büyük ihtimalle. Neden en önemli ismiydi diyorum çünkü bütün o Eric Clapton'lar vs., John Mayall onların hepsinden büyüktü. Bir kuşak öncesinden, Little Richard'ların falan kuşağındandı, önemli bir isimdi. Eric Clapton ile yaptığı albüm de efsane bir albümdür; Blues Breakers with Eric Clapton. 1966'ydı galiba yanlış hatırlamıyorsam. Kendisini 22 Temmuz'da, iki gün önce 90 yaşında kaybettik. 29 Kasım 1933 doğumluymuş. Şimdi John Mayall’a da bir günaydın diyelim ve kendisinin en ünlü şarkılarından biri olan Clapton ile yaptığı albümden bir şarkıyla analım; “All Your Love”. Gelecekse hafta görüşmek üzere. Hoşça kalın.

Ö.M.: Hoşça kalın.