Ateşli hindiba çiçekleri

Açık Radyo'dan
-
Aa
+
a
a
a

Başrolünde olduğumuz şu Antroposen Çağı’nı başımıza yıkalım, tam olsun! Hem de çağımıza uygun bir cüretle yıkalım!.. 

Salınımlı bir yüksek görünürlük dalgası üzerine serbest bir deneme...

Bugünlerde Avrupa, alevli tohumların yükseldiği gökyüzü ışıklarının altında.

Fransa’da her arabada bulunması yasal zorunluluk olan resmi fosforlu sarı yüksek görünürlük yelekleri (sarı yelekler), zorunlu varlığı yasal kurumlar ve siviller arasında kabul görmüş hayati değerde flaşörler. Kasım ayında tabandan gelen bir dalga ile plansız ve kestirilemez bir ritimde Fransa sokaklarında parlıyor.

Cüretli bir sıcaklıkla sokakları alevlendiren Sarı Yelekliler Hareketi, öncelikle bağımsız yayıncıların gözlerinde parladı, dirençli alevleri sönümlenmeyince temkinli dünya basınında da yer almaya başladı. Öyle ki bu yazının yazım aşamasında temel talepleri milletvekillerine ve medyaya gönderildi ve hareket etkisini genişletmeye başladı.

Fransa sokakları, her gün biraz daha, el yakan çiçek tohumlarının sisi ile sararırken, Fransız yönetimi yeni bir yol açmak için zamana ihtiyaç duyuyor gibi, zira, ilan ettiği düzenlemeleri askıya aldığını açıkladı.

Kimler? Kim değiller? Nereden çıktılar? Özü ne? Sözü kime?! sosyal politika analistleri incelemeye devam ededursun, bana, aslan dişli hindibaların alevli sarı çiçekleri gibi görünüyorlar.

Latince isimleri; taraxacum officinale, yaygın ismi dandelion. Fransızca 'dent de lion'aslan dişi , tırtıklı bir dizi diş görünümlü yapraklarından dolayı. Biz kara hindiba olarak biliriz, papatyagillerateşli hindiba çiçekleri familyasından gelen yaygın bir bitki türü. Hem de en beklenmeyen, en umursanmayan yerlerde büyüyen türden.

Kara hindiba’nın sembolik karşılığı 'Güneş ve Ateş’ tir. Ne muhteşem bir sembolik etkileşim!..

Botanik dünya personası ise göz alıcı cinsten. Çünkü hindiba, insan bedeni için zor(un)lu ruhlardan. Sayıca çoklar ve güçlüler. Yaprakları, kökleri, çiçekleri ile, tüm varlığı şifa tesirli. Hodbinlik karşısında neşelenip güçlenir, olmadık yerlerde pıtraklanmaya devam ederler. Bir kaldırım kırığında, yol kenarında ya da bir saksının köşesinde, bazen bir gül ağacı çevresinde.

Soyu tükenme tehlikesiyle yüzleşen ruhlarıyla bu uzun yaşam bitkileri, olağanüstü var olma direncinin temsilcileri. Sert, şekilsiz çentikli yaprakları ve köklerinin acımsı tadı kolay lokma olmadıklarını ilk ısırıkta gösterir. Yanında bir parça yumuşak dokulu ve aromatik bir eşlikçisi olmadan tatmak zordur ama, zorlu ruhları direnç verir, besler, bağışıklığı destekler, direnci yükseltir, canlı tutar.

Yakıcı sarı çiçekleri, rengini güneşten alır ve pek lezzetli şarapları yapılır. Güneşle olgunlaşan çiçeklerin yaprakları bir an gelir, yüzlerce tüysü tohuma dönüşür. Ve, o an mutlaka gelir. Şeytan tüylü kırsal çocukluğumuzun çiçek tohumları, derinden sunulan bir nefesle etrafta zahmetsizce dağılır. Minyatür paraşütümsü yapısı, aerodinamik sürüklenmeyi artırır ve böylece, her bir tohum, bazen kilometrelerce uzaklara dağılabilir.

'Sarı Yelekliler' de Fransa’nın zor(un)lu ruhlarından sanki. Homojen değiller. Kökleri, yerli taşralı. Motivasyonları bölgelere göre değişkenlik gösteriyor ama referans renkleri daima mavi-beyaz-kırmızı renklerde. Canlı, dişli, dirençli, zorlu ruhlarıyla, bana göre, hindiba çiçekleri, kendilerinden beklenmedik bir görkemle Fransa sokaklarını sardı. Hem de ne sarış!.. Güneşte olgunlaşan çiçeklerinin tüysü tohumları, hükümetin ekolojik taahhütleri gerekçe gösterdiği son, ek vergi haberi ile, derinden, güçlü bir nefesle buluştu ve sokakları sarı sıcak bir gösteriye dönüştürdü. Çok geçmeden göz alıcı parlaklığı kilometrelere dağıldı, Belçika ve Hollanda’yı buldu. Hayat pahalığı, aşırı vergi yükü ve benzine zam derken kurumsal bir işleyişte kümelendi.

‘‘ […] Mesele mazot vergisi değil, tüm reformlar, Macron yasalarının tamamı!” François Ruffin — 2017 seçimlerinde halk desteğiyle FI’den milletvekili seçilen Merci Patron! isimli belgeselin yapımcısı ( ‘‘ Bu Fransa hangi Fransa? Sarı Yelekler Hareketi ’’ başlıklı Alican Tayla inceleme metninden)

'Sarı Yelekliler' daha adil bir düzen için alev aldılar. Zira sözde ekolojik kaygılarla yapılan ek zamlar başka bir duygu durumu yarattı. Bu sözde önlem akla yatkın gelmedi, çünkü değil. Çünkü, sorun çok daha büyük ve herkesi ilgilendiriyor. Yetişkin akılların başlattığı bu gösteri, artık sadece onların kontolünde değil, gençler ve çocuklar da eğlenceye katıldı. Bu kriz en çok ve doğrudan çocuk ve gençleri ilgilendiriyor ve bu konuda onların da söyleyecekleri var. Zira, gelecek, distopik bir sertlikte, siyah beyaz yüzeylerde şekilleniyor.

Çağın en birinci ortak sorunu; küresel bir ekolojik krizle yüzleşiyoruz ve bu herkesi ilgilendiriyor. İştahlı endüstrileşme marifetiyle sınırlar kıtlık düzeyinde aşıldı, ekolojik tahribat, biyolojik çöküş geri döndürülemez ancak yavaşlatılabilir boyutlara hızla tırmandı. Bu küresel bir acil durum ve kolektif fedakarlık gerektiriyor, iltimaslı kümeler kabul edilemez. Tam da bu yüzden, Yokoluş İsyanıExtinction Rebellionasrın eylemi, 31 Ekim 2018 tarihinde endüstri devriminin başladığı Birleşik Krallık’ta başladı.

İklim değişikliği ve küresel ekolojik kriz için kolektif eylem çağrısı yapan sivil hareket, “Umut Ölür Eylem Başlar” başlıklı çağrı metninin ardından, bir dizi şiddetsiz sivil itaatsizlik eylemi tasarladı. Gecikmeden destek aldı, dünya basının dikkatini çekti. Cüretli bir rüzgar yaratmayı başardı ve kısa sürede hızla Britanya dışı ülkelere yayıldı.

‘‘Climate change. We’re fucked’’

'Sarı Yelekliler'in alevlerinde de Yokoluş İsyanı rüzgarı var. Bu, güçlü bir dalga ve beklenmedik sularda yayılıyor. Bu kolektif bir deneyim, ve kendi tarihini ele geçirmeye hazır.

‘‘ Bilim ve sanayi devrimlerinden beri, teknoloji ve ekonomi el ele vermiş, bolluk ve özgürlüğe ulaşmak için doğanın sınırlarının aşılmasına çalışıyorlar.[…] Doğa, patentlenebilen ve şirketlerin kar amacı ile mülkiyetine sahip olabildikleri bir kaynağa dönüştü.’’— Vadana Shiva & Maria Mies. Ekofeminizm

Oysa kaynakların iyileştirilip yenilenmesinin ve böylelikle sürekliliğini sağlamanın adımları basit ve acısızdır: o enerji kaynaklarını sonuna kadar tüketmez ve bir alma-verme dengesi kurarız. Duyargalarımızı kendimizden daha geniş halkalara genişletiriz. Yalnız olmadığımızı görür, birbirimizden ve yaşamın tamamından ayrılamadığımızın farkında oluruz. Her bir aksiyonun bir dalga etkisi yaratacağını biliriz. Adımlar basittir, ancak uygulaması artık zor, fakat imkansız değil. 

Beceremedik, bilgi ile baş edemiyoruz. Beyin ile şiddetin dehşetengiz evliliğine tanıklık ediyoruz. Bilgi tahakküm ile eşleşti. Sürekli bir düello havasında yaşıyoruz. Herkes birbirine meydan okuyor. Kaygı, korku, umutsuzluk, bastı sardı her metrekareyi. Servet kutuplaşması aldı başını gitti. Sınır kavgaları sertleşti. Yeni duvarlar örüldü. Ötekileştirme her anımızı sardı. Kırılmamış kalp, örselenmemiş ruh kalmadı.

Bu kadarcık isyan, bu kadarcık alev, az bile! Umut yoksa eylem var! Eylemin görkemi ise hayal gücümüzün sınırsızlığında…

Gösteri başladı! Beş yıl önce bir Mayıs baharında, İstanbul’ un göbeğindeki bir parkta, aşkla salınan hindiba çiçeklerinin tohumları kıtalara dağıldı.

Sonlu varlığını sürdürmek için hiç bir otoritenin iznine, güvencesine muhtaç olmayan işte bu hindiba tohumları, ısındıkça yükseliyor, aşıyor kıtaları ve sürprizli kıvılcımlarını saçarak yeryüzünü bir şenliğe dönüştürüyor.

‘‘[…]gerçek aşkları, gerçek başkaldırıları, gerçek düşleri ve gerçek iradeyi tanımış olan her insan bilir ki, hedeflerinden emin olmak hiç kimsenin iznine, güvencesine muhtaç değildir; O kesinlik duygusu kendi içgüdüsünden kaynaklanır.” — Simone de Beauvoir

Başrolünde olduğumuz şu Antroposen Çağı’nı başımıza yıkalım, tam olsun! Hem de çağımıza uygun bir cüretle yıkalım!.. Gerçek aşkı ve başkaldırıyı tanımış yeryüzünün ölümlü tüm renkleri ve sesleriyle salınan, aşık bir dansla yerle bir olalım! 

Gül Şaplak

[email protected]