Koronavirüsün tarıma yansımaları: “Dünyada bir gıda milliyetçiliği yaşanabilir”

Yeşil Bülten
-
Aa
+
a
a
a

Utku Zırığ’ın hazırladığı Yeşil Bülten’e konuk olan Dünya gazetesi tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, salgının tarım sektörüne yansımalarını yorumladı.

Yeşil Bülten
 

Yeşil Bülten

podcast servisi: iTunes / RSS

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de koronavirüs salgını yayılmayı sürdürüyor. Salgının yayılması konusunda alınan önlemler konusuna, salgın sonrası neler olacağına dair başlıklar da eklendi. Bağışıklık sistemimizin güçlü olması gereken bu dönemde gıda mevzusu bir adım daha öne çıkıyor. Türkiye’deki mevcut koşullarda tarımsal üretim, bir  gıda krizi olasılığı söz konusu olabilir mi başlıklarında Dünya gazetesi tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım ile konuştuk.

“Tarım paketi şart”

Yıldırım, tarımda koronavirüs kaynaklı riskleri şöyle sıraladı: “Tarım sektöründe, son yıllarda şiddeti artarak korumacı politikaların bir kenara bırakıldığı,  patates soğan gibi ürünlerin bile ithal edildiği bir süreç yaşadığımız malum. Virüsün ortaya çıktığı bu süreçte her ülke öncelikle kendi ülkesini ve vatandaşını düşünür hale geldi. Bir tür gıda milliyetçiliği diyebiliriz. Bu bize, Türkiye’nin dışa bağlı tarım politikasının yanlışlığını bir kere daha gösteriyor. Virüs sonrası açıklanan koruma paketlerinde tarıma dair hiçbir şey göremedik henüz. Böyle bir süreçte tarımsal üretimle ilgili bir paketin açıklanması şart.”

“Özel önem verilmeli”

İçinde bulunduğumuz dönemin hem hasat hem de ekim zamanı olduğunu hatırlatan Yıldırım, “Domates, salatalık, kabak, kabak, mısır, ayçiçeği, çeltik yakın zamanlarda ekimi yapılacak ürünler. Keza soğan, kiraz, erik, kayısı, şeftali hasadı vakti… Haziranda da buğday hasadı... Bu süreçte raflarda ürünleri bulabilmek için üretime devam edilmesi şart. Tarladan sofraya gelirken zaten fiyatı artan ürünler için böyle süreçlerde tarıma özel bir önem verilmesi gerekiyor. Mevsimlik işçilerin ulaşımı, barınması, sağlık kontrolleri gibi konular önemli. İçişleri bakanlığı şu an kontrollü olarak bir şeyler yapmaya başladı, bunun düzen ve devamı çok önemli” diye konuştu.

Yıldırım, konuyla ilgili yapılan çalışmaları ise şu sözlerle aktardı: “Karantina sürecindeki yasaklar, bazı şehirlere giriş çıkışının kısıtlanması gibi konular farklı yerlerden gelen tarım işçilerini de etkileyecektir. Mesela Ege’deki tarım  için genellikle Diyarbakır, Mardin, Urfa gibi kentlerden geliyor işçiler. İçişleri Bakanlığının genelgesi ile bu bölgelerin valiliklerine İşçilerin çıkış ve girişlerini takipleri konusunda. yetki verildi. Öte yandan Tarım Bakanlığı’nın tarım desteğiyle ilgili yaptığı açıklamalar koronavirüse dair bir destek gibi algılandı ama bunlar aslında son birkaç yıldır rutin olan destekler. Hesaba bakıldığında bu yılın ilk altı ayında verilmesi öngörülen desteğin henüz daha yarısı bile çiftçiye aktarılmamış vaziyette (Bu yılın desteği olan 22 milyarın yüzde 50’si bile henüz ödenmemiş durumda. 22 milyar yerine 9 milyar civarı bir destek verildi henüz.) Bu kredi paketi sanki koronavirüs sebebiyle veriliyormuş gibi bir algı uyandırıldı ama durum böyle değil.”

“Gıda milliyetçiliği” konusu

“Gıda milliyetçiliği” tabirine de açıklık getiren Yıldırım, “Korona sürecinde kendi iç pazarının talebini önceleyen ülkelerden bahsedebiliriz bugün. Tohum gibi vazgeçilmeyecek bir ürünün dünyadaki birkaç şirketin eline bırakılmış olması konusunu tekrar düşünmemiz gereken günler… Rusya, buğday konusunda dünyanın en büyük ihracatçısı. Bu süreçte önce buğday ihracını durduracağını sonra bunu bir kotayla gerçekleştirileceğini açıkladı. 7 milyon tonluk bir kota söz konusu. Başını Rusya’nın çektiği Avrasya Ekonomi Birliği 30 Haziran’a kadar; un, soğan, ayçiçeği çekirdeği, soya, kepek, sarımsak gibi ürünlerin ihracatını yasakladı. Bu ürünler arasında Buğday yok ama un var. Avrupa’nın ortak tavır kararlarının bu dönemde çöktüğünü görüyoruz, Fransa, İtalya, İngiltere, Almanya gibi ülkeler bir anda farklı bir boyuta geçtiler. Avrupa’daki tarımsal üretimin devamı için doğudan işçi getirtiliyordu, bu dönemde işçi getirtilemediği için İngiltere ve Almanya’da çağrılar yapıldı, fabrikalarda işsiz kalanlar tarım sektörüne davet edildi. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin bir ölçüde şanslı olduğunu söylemek mümkün. Son yıllarda tarım üretiminden kopartılan ve şehre gidip başka sektörlerde çalışan insanlar, şimdi tekrar tarıma dönebilir, bu konuda organizasyonlar, teşvikler söz konusu olabilir. Türkiye 2019’da 19 milyon ton buğday üretti (Normal şartlarda bu, Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak bir miktar) bunun 10 milyon tonunu ithal etti. Türkiye dünyadaki en önemli un ihracatçılarından ama söz konusu buğdayın yüzde 80 kadarını da Rusya’dan alıyor. İthalata dayalı bir ihracat söz konusu yani… Bu sorunlu bir politika olarak karşımıza çıkabilir bugünlerde. Ancak ekmeksiz kalacağımızı da düşünmüyorum” diye konuştu

Afrika’nın adı yok

Yıldırım, bu süreçte kendi buğdayını, ununu üretemeyen ülkelerden pek bahsedilmediğini vurgularken “Amerika’dan, Avrupa’dan kısmen de Asya’dan söz ediyoruz ama kendi kendisine yetemeyen bir kıta olan Afrika’nın adı geçmiyor” dedi.

Tarım yazarı sözlerini şöyle tamamladı: “Piyasadaki belirsizlik, bir şaşkınlık ve bekleyiş sürecine soktu tarım sektörünü diyebiliriz. Üretici malını satamamaktan, tüketici de malı bulamamaktan ya da pahalı bulmaktan şikayetçi. Gıda zincirini bir bütün olarak görüp çözümler üretmek gerekiyor.”

Şarkıcı / YorumcuParça AdıAlbüm AdıSüre