Apaçık Radyo
Bir zamanlar geleceğin sorunu olarak görülen iklim krizi, artık her gün yeni can kayıplarıyla, yanan ormanlarla ve çöken altyapılarla bugünün gerçeği olarak karşımızda.
Aşırı sıcaklar artık yalnızca bir hava olayı değil; iklim krizinin, eşitsizliklerin ve siyasi tercihlerin en görünür yüzü. Rekor sıcaklıklar konferansları iptal ederken, kentleri yaşanmaz hâle getiriyor ve binlerce insanın yaşamını tehdit ediyor.
Dünya Kupaları uzun zamandır yalnızca futbolla anılmıyor; savaşların, siyasetin ve ekonomik çıkarların gölgesinde şekilleniyor. 2026 Dünya Kupası ise bunlara yeni bir başlık ekliyor: İklim krizi.
Yemen’de insanlar aşırı sıcaklarla mücadele ediyor, Alpler’de köyler eriyen buzulların tehdidi altında kalıyor, bilim insanları ise okyanuslardaki yaşamın büyük bölümünün yok olabileceği konusunda uyarıyor.
1 Haziran - 27 Eylül 2026 tarihleri arasındaki 64. yayın döneminde, 198 programcı tarafından hazırlanan 134 program dinleyicilerle buluşuyor.
Demokrasi kurumlarının aşındırıldığı, yargının siyasal gücün bir uzantısına dönüştüğü ve uluslararası düzenin giderek “orman kanunları”na teslim edildiği bir çağda; yalnızca Türkiye değil, dünya da derin bir otokrasi dalgasının içinden geçiyor.
İklim krizini çoğu zaman bacalardan yükselen dumanlarla, savaşlarla, petrol tankerleriyle ya da eriyen buzullarla konuşuyoruz.
İnsanlık, doğayı sonsuz bir kaynak olarak görmeye devam edebilir mi?
Fosil yakıtlar yalnızca iklim krizinin değil; savaşların, eşitsizliklerin ve doğayı tüketen düzenin merkezinde duruyor.
İklim hareketinin uzun yıllara yayılan ısrarı, sonuçsuzluk duygusunun gölgesinde daralırken; kültür dünyasında ise söz, görünmez sınırlarla çevreleniyor. Bir tarafta etkisiz kalma korkusuyla sertleşen eylemler, diğer tarafta müdahalelere karşı yükselen ortak bir direnç dili var.
İnsanın doğaya yönelttiği yıkımın, dönüp yine insanı vurduğu bir çağdayız. Bugün yaşadığımız bu örgütlü ve sistematik şiddetin doğada bir karşılığı yok ve çözüm, doğanın o şiddetsiz, iyileştirici dilini yeniden öğrenebilmekte saklı.
Hukukun, adaleti tesis etmek yerine siyaseti biçimlendiren bir araca dönüştüğü bir çağdayız. İşte tam da bu yüzden, hakların, özgürlüklerin ve demokratik direncin yeniden hatırlanması ve savunulması her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor.





























