Mart 2014:
İndirmek için: mp3, 25 Mb.
Vezüv'ün korkunç indifası ardından yaklaşık 1700 yıl toprak altında kaldıktan sonra ortaya çıkan Pompeii kentinin talihsiz surlarını yıkma sırası, bu sefer insan kaynaklı iklim değişikliğindeydi.
Dünya önüne geçilemez sellerle muazzam kuraklık durumları arasında sıkışıp kalmaya devam etti Mart ayında da. Bu durumun en belirgin olduğu yer şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri’ydi. Ülkenin batısını vuran kuraklığın son 100 yılın en şiddetlisi olabileceği uyarıları yapılırken, kuzeyindeki Washington eyaletinde normalin %200 üzerinde yağan yağmurlardan dolayı ortaya çıkan toprak kaymalarında 43 kişi hayatını kaybetti.
Mühendisler, akademisyenler, odalar ve iklimbilimciler tarafından Türkiye’de yaşanan kuraklığa ilişkin uyarıları dikkate almak için birçok sebep vardı. Van’da kışın aylarca kapalı kalan köy yolları bu yıl sadece bir kere kapanıyor, Sivas’ın 11 barajının 8’inde su seviyesinde muazzam düşüşler yaşanıyor, Artvin’de HESler yüzünden sular altında kalan camiler tekrar günyüzüne çıkıyor ve ilkbahar yağmurlarını beklerken orman yangınları ortaya çıkıyordu. Daha da kötüsü, biyoçeşitliliğin ana unsurlarından olan arılar da bu kuru havalardan nasibini alıyordu.
Bu durumların sonucu olarak da, BM gıda fiyatlarında 2012 yılından beri görülen en keskin artışların görüldüğünü açıkladı.

Tharpakar, Mart 2014
Büyük felaket ufukta kendini göstermeye başlamışken, Pakistan’ın Hindistan sınırı yakınındaki Tharparkar bölgesinde son 3 ayda kuraklık nedeniyle 136’sı çocuk olmak üzere 176 kişi sessiz sedasız ölüp gidivermişti.

Donetsk, Mart 2014
2014 Mart ayında Rusya Kırım’ı bütün tepkilere rağmen ilhak etti. Çatışmalar Donetsk bölgesinde yoğunlaştı. ABD askeri ilişkileri askıya aldı, Avrupa Birliği büyük yaptırımlarda bulunacağını açıkladı, NATO savaş pozisyonu aldı. Suriye’de şehirler bombalanıp, kasabalara baskınlar düzenlenirken, savaşın en şiddetli haliyle Türkiye sınırına dayanmış olduğunu, sınır ihlali yaptığı söylenen bir Suriye uçağının Türkiye tarafından düşürülmesiyle görebilmek mümkündü.
Suriye dışında, Pakistan, Afganistan ve Nijerya’da çatışma hali ve Venezuela’daki protesto gösterileri cehennemin dünya üzerindeki izdüşümü olmaya devam ediyordu Mart ayında. Görünürde barış ihtimali olmadığı gibi, Türkiye’de Mart ayının sonunda düzenlenecek seçimlere yaklaştıkça yükselen dumanlar memleketin her yerinde görünür hale geliyordu.
Son üç ayda, İzmir, Yalova, Muğla, Trakya, Sakarya, Aksaray, Ordu, Giresun, Fethiye, Bolu, İstanbul ve Ankara’da HDP seçim bürolarına muhtelif saldırılar düzenlendi. Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir Belediye başkanı eski bakan Binali Yıldırım’ın “İzmir’e hoşgeldiniz” diyerek başladığı İzmir mitingi katılımcıları ile protestocuların arasındaki gerilime polis de dahil olmuştu.
Ülkenin meydanlarında ve televizyonlarında seçim havası buram buram tüterken, Başbakanın, isminin geçtiği şarkının bestecisinde izin alınmadan kullanıldığı, oynadığı reklam filminin de dini değer ve sembollerin kullanıldığı gerekçesi ile durdurulduğuna şahit olundu.
Başbakan’ın ise cevabı netti: “Biz de onu yasaklarız. Yasağa yasak getiririz."
Yasaklar yasaklanmadı ama internet yasaklandı. Cumhurbaşkanı’nın ve başbakan yardımcısını ‘Youtube ve Facebook gibi sitelerin kapatılması söz konusu olmaz’ demeçlerine rağmen, Türkiye’deki internet kullanıcıları önce twitter’a ardından da Youtube’a giremedi. Hatta bu ilk defa olmadığı için başvurulan Google DNS gibi gibi arka kapı yolları da engellendi. Bu dünyada da bir ilkti!
ABD bu yasağı 20.yüzyılda yapılan kitap yakma eylemleri ile eş tutarken, AB liderleri ‘Türkiye nereye gidiyor?” sorularını sormaya başlamıştı. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin tavrı ise netti; ‘Twitter 'a erişim yasağını kaldırın!’.
Belki de herkes yanılıyordu! yaşananlar, Başbakan Erdoğan'ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın aktardığı gibi, ‘bir kapatma ya da yasaklama değil bir engellemeden ibaretti’. Nedeni ise, Erdoğan tarafından dile getirdiği gibi, bu sosyal paylaşım sitelerinin aileleri kökünden sarsmasıydı. Henüz bilinmiyordu.
17 Aralık'taki 'yolsuzluk ve rüşvet' operasyonu kapsamında gözaltına alınan Reza Zarrab, Barış Güler ve Kaan Çağlayan'ın da aralarında bulunduğu 5 kişi tahliye edildi. Kararı veren Hakim İslam Çiçek'e ait olduğu öğrenilen sosyal medya hesabında, başbakana övgüler düzülmesi adaletin kefesine fazladan ağırlık bindiriyor gibi görünse de karar tutukluların yakınları ve sevenleri tarafından memnuniyetle karşılandı.
Türkiye’nin önde gelen isimleri hakkında olduğu söylenen ses kayıtları da yayınlanmaya devam ediyordu. Neler yoktu ki o kayıtların içerisinde: Usülsüz el değiştiren araziler, peşkeş çekilen ihaleler, hediyeler, yargıya doğrudan müdahalaler, işten atılan gazeteciler, ağlatılan gazete patronları, el değiştiren tv kanalları, bir anda değişen yayın akışları, makaralar, şakalar, espriler, silah sevkiyatları ve savaş iddiaları!
Adı üzerinde hepsi iddiaydı. Belki de şantaj, montaj, sabotajdı! Ya da belki de bütün bunlar, Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün dediği gibi, “insanların günah işleme özgürlüğüne müdahaleden” ibaretti! Adları yolsuzluk iddialarına karışan dört eski Bakan hakkında hazırlanan fezlekenin TBMM tatile gönderilmeden önce Meclis'e gönderildiği ortaya çıktığı ay olarak tarihe geçti 2014 yılının Mart aydı.

İstanbul, Mart 2014
Ama insanlar sokaktaydı ve adalet aramaktaydı. 18 Martta Kadınlar, yolsuzluk iddialar karşında Türkiye’nin dört bir yanından vatandaşlar ve GEZİ Parkı eylemlerinde polisin attığı gaz fişeği ile ağır yaralanan ve 269 gün sonra yaşamını yitiren 14 yaşındaki Berkin Elvan'ın cenazesine katılanlar.

İstanbul, Okmeydanı Cemevi, Mart 2014
Okmeydanı’nda ekmek almak için çıktığı sokakta kapattığı gözlerini bir daha açamadı Berkin Elvan. İstanbul’daki cenaze törenine ve ülke genelinde hatta Türkiye dışından da bir çok ülkede düzenlenen anma törenlerine on binlerce kişi katıldı Berkin’in. Anmalar, taziyeler ve hatta hedef göstermelerin odağındaki Berkin öldüğünde 16 kiloydu.16 yaşına bile gelemeden 16 kilo.
Berkin Elvan’ın ölümünün ardından insanlar tekrar karşı karşıya gelmiş, tabancalar, tüfekler, bıçaklar ortaya çıkmış, Okmeydanı'nda çıkan olaylar Burak Can Karamanoğlu adlı bir genç daha öldürülmüştü.
Fakat yükselen tansiyon, kışkırtmalar, intikam yeminleri ve hedef göstermeler arasında en umut verici olay, Berkin'in babası Sami Elvan’ın, Burak Can'ın babası Halil Karamanoğlu'nu arayarak söylediği, "Senin evladın benim evladımdır" sözüne Burak Can’ın babasının verdiği “Berkin bizim de evladımız” cümlesi olacaktı.
Sorun mülkün temelinde saklıydı ve o temel ne kadar kazılmaya çalışırsa çalışılsın bulunanlar hep aynı gibi duruyordu. AKP hükümetinin yaptığı, tutukluluk süresini 5 yıla indiren düzenleme, Ergenekon, Balyoz, Zirve yayınevi katliamı, Hrant Dink cinayeti, Danıştay saldırısı ve Şike soruşturması gibi davaların tutuklularına tahliye yolu açılıyordu.
Düşmanın kim olduğu hariç hiçbir şey değişmemişti iktidar saflarında. Düşmanın kim olduğu ise Başbakan’ın her katıldığı mitingde net bir şekilde dile getiriliyordu. Neo Ergenekon.
Mart ayı Türkiye tarihinin en tartışmalı ve çekişmeli seçimlerinden biri ile son buldu. Son sandığa kadar belli olmayan sonuçlar, tekrar sayımlar, itirazlar, kayıp pusulalar derken, AK Parti; yüzde 42,87 ile birinci parti, ikinci parti CHP yüzde 26,34, MHP; yüzde 17,82 ve BDP; yüzde 4,16 oy oranı ile sandıktan çıkıyordu.
Ayın Sözü:
"Bir kenarda durup oturamayız; yoksa uğrunda savaşacağımız bir gelecek olmayacak."
Keystone XL petrol boru hattını protesto etmek için kendilerini Beyaz Ev duvarlarına zincirleyen öğrencilerden Aly Johnson-Kurts, sivil itaatsizliğin anlamını anlatıyor. (Kaynak: Common Dreams)
Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık
