Hrant Dink 55 Yaşında

-
Aa
+
a
a
a

Uluslararası Hrant Dink Vakfı, Hrant Dink'in 55. doğum gününde düzenlenen gecede, gazeteci Alper Görmüş ve Amira Hass'ı, "ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya için çalışan, bu idealler uğruna bireysel risk alan, ezber bozan, barışın dilini kullanan, bunları yaparken, insanlara mücadeleye devam etme yolunda ilham ve umut verdikleri" gerekçesiyle ödüllendirdi.

 

Uluslararası Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink'in ödül gecesinde yaptığı konuşmanın metni: 

Çutag’ımla ben doğum günü kutlanan çocuklardan olmadık. Aklımıza bile gelmezdi. İlk kez 40 yaşında mum üfledik, çocuklarla şakalaştık doğum günü çocuğu diye. Bugün 55 yaşında. 32 ay önce yaşama hakkı gasp edilip elinden alındı. Fakat biliyorum ki, bugün aramızda. Bundan sonra her sevinçle birlikte, acıyı da yaşayacağımızı, kaybımızın büyüklüğünün de yanıbaşımızda olacağını acı acı düşündüm. Acının çokluğu beyinlerde de fırtınalar yarattı. Birçok yerden birçok insandan ve dostlardan talepler ve öneriler geldi; Bir vakıf açılsın Hrant Dink adına. Tanıdık tanımadık insanlar seferber oldular. “Ne yapalım, nasıl yapalım da bu yarayı saralım?” diye. Yara cilt yarası değil ki. Yara 1915’e kadar derin. Nasıl pansuman edilecek? Kardeşleri, yeğenler, çocukları, yengeleri, torunları ve ben ailecek karar verdik; Vakıf açacağız. Acemiyiz, ölüm derecesinde yaralıyız. Fakat hiç unutmayacağım bir resim; ailenin bütün fertleri masanın etrafına oturmuş, herkesin elinde kalem kâğıt, fikir yürütecek, görev üstlenecekler. 1,5 yaşındaki Nora’m da oturuyor. Yeni doğmuş Nare’m de mamasının memesine yapışmış oturuma katılmıştı. Onları burnumun direği sızlarken, yüreğim yanarak izledim. Artık ailede hiç küçük yoktu. Herkes büyümüştü. Beşikteki bile. Bir kez daha tanık oldum, doğruluk ve adalet uğruna risk alarak yaşamanın ölümsüzlük olduğuna. Kötünün iyiyi alt edemeyeceğine. Acının ve çaresizliğin yeni çareler doğurduğuna, yeni kapılar açtığına. İyiliği her tercih edişimizde kötünün maskesi düşer çıplaklaşır, rezilliği ortaya çıkar ve mahkum edilir, vicdanlarda ve adaletin olduğu her yerde. İşte Uluslararası Hrant Dink Vakfı, bu acı ama sağlam temel üzerinde kuruldu. Amacımız bu tür acıların yaşanmadığı bir dünya için çalışmak. Vakıf olarak, doğum günü niyetine onun yaşamını verdiği mücadeleyi kutlamak, benzer mücadeleler veren ve söylenmesi gerekenleri herşeye rağmen cesaretle söyleyebilen kişilere teşekkür etmek için, 15 Eylül’lerde bir ödül vermek istedik. Dünyanın her yerinde acıların, adaletsizlikler yaşandığını ve başkalarının da bedeller ödediğini biliyoruz. Bu ödülle onların emeğine, döktükleri tere el vermek, omuz vermek istedik. Ödül alacak dostlarımızın sevinci, bizim heyecanımıza heyecan kattı. Bütün duyanları da heyecanlandırdı. Bugün ödül alanlar Hrant’a, Hrant da onlara ödüldür. Son olarak, bu geceye katkıda bulunan bütün dostlarımıza bütün içtenliğimle teşekkür ediyorum. Ve sizlere aramızda olduğunuz için, aramızda olmayıp da bizlerle olanlara da teşekkür ediyorum. İyi ki doğdun sevgili Çutag’ım.

 

Hrant Dink Ödülü Komitesi Başkanı Ali Bayramoğlu'nun konuşması:

 

Mayıs 2006 da öldürülmesinden 7 ay önce, bir törende Hrant Dink şunları söylemişti: “Size Türkiye’den söz etmek istiyorum. Ben o ülkeden geliyorum. O ülke aydınlanıyor. Biz o ülkeyi aydınlatmak için çaba sarfediyoruz.”

 

Evet, ışık ve aydınlık, Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün dayandığı iki sözcük bunlar. Işıkta koşar oynar gülersiniz, karanlıkta ise düşersiniz. Biz ışıklı ve karanlık iki ayrı yol olduğunu tecrübeyle biliyoruz. Bunu yüreğimizle hissediyoruz. İki ayrı yol, iki ayrı tarih demektir. İki ayrı ve kavgalı tarih. İnsanın tarihi ve gücün tarihi. İnsanın tarihi ışıklıdır, köklüdür, kalıcı ve hakim olandır. Ödenen bedellere rağmen, belki de biraz bu bedellerden dolayı, bu bedeller üzerinden galebe çalan odur. Buna inanıyoruz. İnanmak istiyoruz. İnsanın tarihini kahramanlar değil, gerçek insanlar, yanıbaşınızdaki insanlar yazar. Risk alan, ön alan, ezber bozan, itiraz eden, ilkeden şaşmayan insanlar.

 

Hrant Dink Ödülü, tarih ve Hrant, tarih ve Hrantlar, tarih ve Hrant gibiler arasında bir bağ olarak tasarlandı. Yeni bir doğum istiyoruz. Zoru arıyoruz. Aradığımız Hrant’ın simgelediğidir. Yani ortada kendiliğinden bir dikiliş, korunaksız bir duruş, düşünceden siyasete açılan çocuklu kapı, fikrin saflığı, cesaret ve mücadele. Aradığımız budur, bu olacaktır. Yönümüz geçmiş değil gelecektir. Bu ödül bundan böyle her yıl, Banu’nun söylediği gibi ayrımcılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve daha adil bir dünya için çalışan, bu idealler uğruna bireysel risk alan, ezber bozan, barışın dilini kullanan, bunları yaparken insanlara mücadeleye devam etme yolunda ilham ve umut veren kişilere kurumlara yapılara verilecek. Ödülle, bu yönde çaba gösterenlere hepiniz adına, seslerinin duyulduğunu, yaptıklarının görüldüğünü ve yalnız olmadıklarını hatırlatmak, onlara destek olmak, tüm insanları idealleri uğruna mücadeleye teşvik etmek istiyoruz.

 

Bu yıl kısa sürede, coşkulu bir gönüllülük esasıyla hazırladık bu ödülü. Fikri tasarımları, heykelciği, müziği, organizasyonuyla. Katkısı olan herkese teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki yıldan itibaren vaadimiz şudur: Özerk bir ödül kurulu, tam anlamıyla özerk uluslararası bir jüri, en önemlisi insan hakları örgütleri, sivil toplum kuruluşlarıyla ve elden geldiğince dünya sathında tarama yapmak, zoru bulmak ve çıkartmak, Hrant’ları aramak ve bulmak. Kurumlaşma yolunda ilk kalıcı adımları atmak. Bu yıl söylendi, 2 ödülümüz var. Etrafını, ülkesini, bölgesini ve insani değerleri aydınlatan 2 kişi var ödül vereceğimiz. Sizi onları ve ödül gecesini izlemeye davet ediyor, ödül komitesi adına hepinizi selamlıyorum. Teşekkür ederim.

 

Gazeteci Alper Görmüş'ün ödülünü aldıktan sonra yaptığı konuşma:

 

Uluslararası Hrant Dink ödülünün birincisini benimle birlikte paylaşan arkadaşımla birlikte buradayız. Bundan büyük bir onur duydum. Beni böyle bir hediyeyle şereflendiren Uluslararası Hrant Dink Vakfı’na şükranlarımı sunuyorum. Haberi ilk aldığım andan beri, bu hediyenin omuzlarıma yüklediği sorumluluğun üzerinde düşünüyorum. Anladım ki, Hrant Dink gibi büyük bir mücadele ve gönül adamının hatırasına düzenlenmiş bir ödülle onurlandırılmanın tedirgin edici bir yanı da varmış. Hele ki onurlandırılan kişi benim gibi sorumluluklarının hayatını biraz fazlaca belirlediği ve bu nedenle zaman zaman mutluluğu ıskalayan biriyse. Ben 35 yaşıma kadar fobisiz yaşadım. Hayattaki en sevdiğim varlığı kızımı kucağıma aldığım o yaştan sonra, ya ona birşey olursa korkusuyla yaşıyorum. 22 yıl sonra ödül komitesi bir fobi daha verdi kucağıma. Günün birinde, “bu adama bir zamanlar Hrant Dink ödülü verilmemiş miydi?” sorusunu haklı kılacak bir halt etme korkusu. Hrant Dink’i en son, apaçık mecazı hakikat sanıp ya da belki daha doğrusu hakikat sayıp, onu Türklüğe hakaretten mahkum eden mahkemenin kararını Yargıtay’ın da onaylamasından sonra gördüm. Onunla bir söyleşi yapmak için Agos gazetesine gitmiştim. Söyleşi boyunca bütün enerjisini, kendisinin Türklüğe hakaret etmesinin neden imkânsız olduğunu anlatmak için kullandı. Biliyorsunuz, bu böyle aramızdan ayrılışına kadar sürdü. Son yazısı Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği’nin ana teması da buydu zaten. Hatırlarsanız şöyle diyordu o yazısında:

 

“Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı. Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım. Hakim Türk milleti adına karar vermişti ve benim “Türklüğü aşağıladığımı” hukuken tescillenmişti. Her şeye dayanabilirdim, ama buna dayanmam mümkün değildi.”

 

Sözünü ettiğim söyleşide bana da anlatmıştı bunları. Hakimin kararına göre Hrant Dink, bir Türk olarak beni aşağılamıştı ve şimdi hayatını ayrımcılıkla mücadeleye adamış bu büyük insan karşımda, “Alper, kardeşim ben seni nasıl aşağılayabilirim? Beni nasıl bir şeyin ortasında bıraktılar?” diye isyan ediyordu. Devlet makinesi tarafından bu kadar bariz bir haksızlığa ve insafsızlığa uğramış bir insan, insan kardeşleri tarafından anlaşılmak ister. Hem de sadece gözlerinden anlaşılmak ister. Böyle anlarda dert anlatmaya çalışmak bir zuldür. Fakat o durmaksızın Türk kardeşlerini aşağılamasının neden mümkün olmadığını anlatıyor, anlatıyordu. O söyleşiyi hiç unutamıyorum. Ben ki anlatmadan anlaşılmaya aşık bir insandım. Bu zulme şahit olurken küçüldükçe küçüldüğümü hatırlıyorum. İşte bu kişisel deneyim nedeniyle, ölümünden önceki o feryatları bana yerde yatan cansız bedeninden daha dokunaklı geliyor bugün. Fakat bu faslı kapatalım isterseniz. Çünkü Hrant Dink duysaydı bunları, hiç kuşku yok “bırak beni,” derdi, “uğruna canımı verdiğim idealler doğrultusunda benden sonra sen ne yapıyorsun onu anlat.”

 

Benim çok şükür şu anda hiç değilse verecek cevabım var bu soruya. Sevgili kardeşim Hrant Dink, seni en yakından tanıyan insanlar, ailen, senin doğum gününde bana bir hediye verdiler. Diyorlar ki; “Sana bu hediyeyi Hrant Dink’in ideallerini izlediğin, bu uğurda risk aldığın için veriyoruz.” Kardeşim, bu hediyeyi senin de münasip bulduğunu duymayı bilsen ne kadar çok isterdim. Geldiğiniz için hepinize çok teşekkür ederim.