Temmuz 2012

-
Aa
+
a
a
a

Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık

Temmuz 2012

Dinlemek için:

İndirmek için: mp3, 20.4 Mb.

Temmuz Ayı dünya genelinde tufan benzeri sel olayları ile başladı.

 

Çin’in başkenti Pekin’de son 61 yılın en şiddetli yağışlarında 77 kişi, Hindistan’da muson yağmurları sonucunda 121,  Kuzey Kore’de 88, Japonya’da da 27 kişi öldü. Rusya'nın Krasnodar bölgesinde meydana gelen müthiş sel felaketinde 171 kişi hayatını kaybederken, Polonya’da daha önce görülmemiş şiddette hortumlar ortaya çıkıyordu. Güney yarıkürede kıştı ve aşırı hava olayları kendini göstermekteydi. Örneğin Şili’de eksi 8 dereceye kadar düşen aşırı soğuklardan ötürü birçok ölüm vakası yaşanıyordu. Nijerya aşırı yağışlardan ötürü 35 vatandaşını kaybediyor, 120 bin insan evsiz kalıyordu. 2012’nin ilk altı ayında en az 137 kişinin sellerden ötürü hayatını kaybettiği Nijerya’da yüzbinlerce insanın da yerinden yurdundan yoksun kalması, uluslararası insani yardım örgütlerinin âcil durum çağrısı yapmasına neden oluyordu.

Kuzey Grönland, Petermann Buzulu, Temmuz 2012 (Digital Golobe uydu fotoğrafı) 

Temmuz ayının son günlerinde, yeryüzünün en kırılgan ekosistemlerinden biri olan Kuzey Kutup Dairesi içindeki Grönland’ın yazlık buz örtüsü, kayıtlı tarihte gelmiş geçmiş en büyük hızla ve en büyük oranda eriyip yok oluverdi!

Buz yüzeyinin erimesi sadece 4 günde yüzde 40’tan yüzde 97’ye çıktı! Yani neredeyse buzların tamamı erime sürecine girmişti! Bu o kadar görülmemiş birşeydi ki, uydu verilerini inceleyen iklim bilimciler ve gözlemciler resmen şaşı bakıp şaşırdılar. Ama, ne yazık ki, ve elbette, göstergeler doğruydu!

Bu benzeri görülmemiş erime durumuna tepki veren Grönland ve Avrupa Birliği liderleri de derhal kolları sıvamışlar, mezatı açmışlar, bunu “hammadde diplomasisi” gibi şahane bir isimle vaftiz etmişler, hızla eriyip giden buz örtülerinin altında yatan nadir elementleri, altın, gümüş ve bakırları, yakut, zümrüt ve safirleri, ve ha evet, bir de petrol, doğal gaz ve kömürü söküp çıkarmaları için dünyanın dört bir yanındaki maden şirketlerine haber salmışlar, tellal çıkartmışlardı. Abilerim ablalarım, şu elimde görmüş olduğunuz elementler çok nadir... Batan geminin malları bunlar! Haydi, bir tane de sen al, yavrunu sevindir!...”

Aynı günlerde kuraklık konusunda gazetelerde şöyle bir haber vardı: “Küresel ısınma çiftçileri kırıp geçiriyor. ABD’de son elli yılın en şiddetli kuraklığı yaşanırken, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesinde çiftçiler, hayvanlarına yedirecekleri yeşil ot bulamıyor. Bütün bunlar tarihin en büyük gıda krizine davetiye çıkarırken... Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Birliği Başkanı kendinden örnek veriyordu: “Yeşermeyen buğdaylar Haziran aylarında toprağın altında yoğurt halini aldı ve ‘tohumlar kesti’...Yani ürün tamamen kullanılmaz hale geldi. Uzun yıllardır hiç görülmemiş bir şeydir bu bölgede.”

Kuraklığın yanı sıra, iklim değişikliğinin “korkunç ikizi” fırtına ve seller de eksik değildi Türkiye’de. Temmuz ayının ilk haftasında Samsun apansız yağış ve sel sonucu büyük bir trajediye sahne oldu. Kentin, tarihinde gördüğü en büyük felaketlerden biri olan selde köprüler yıkıldı, evler sular altında kaldı, çocuklar annelerinin “gözü önünde” boğuldu, toplamda 12 kişi hayatını kaybetti. TMMOB, suçlu ve sorumlunun doğa değil, DSİ, SASKİ, TOKİ, büyükşehir  ve ilçe belediyeleri olduğunu belirtti, ama insan kaynaklı iklim değişikliği raporlarını es geçmekteydi.

Bir başka tür korku filmi de Temmuz sonu Hindistan’da vizyona girdi: Elektrikler kesildi ve bir anda 300 milyon insan karanlıkta kaldı! Büyük keşmekeş yaşandı, saatler sonra elektrikler geri geldi. El Cezire’nin Delhi muhabiri, Doha’daki merkezden kendisine “yeni bir kesinti var mı?” diye soran arkadaşına şöyle dedi. “Yok canım, ne münasebet! Gerçi ülkenin gördüğü en büyük kesintiydi, ama artık hepsi geride kaldı.” Bu sözlerin üstünden 1 saat geçmemişti ki, yeni dalga geldi: “En Büyük kesinti - 2”. Bu kez 600 ilâ 700 milyon insan (nüfusun yarıdan fazlası) elektriksiz kaldı! Kontrol-komuta merkezleri, bilgisayarlar, klimalar, hastaneler, asansörler, teleferikler, lunaparklar, buzdolapları durdu, trafik kördüğüm, tren ve metrolar felç oldu, uçaklar yerde, işçiler madenlerde mahpus kaldı.

Delhi karanlıkta  

Geleceğe ayna tutan fütüristik bir filim gibiydi her şey. Dumanlı bir ayna. Sanayiciler yeni kömürlü santral ve nükleer enerji istediler. Peki kesinti nedendi? Aşırı sıcaklarda şebekeye yüklenmekten, küresel ısınmanın zayıflattığı musonların baraj sularını besleyememesinden. Bir de, sistemin iflasından!  8 yıl öncesinin meşhur “Hindistan Parlıyor!” reklam sloganı, parıltısını biraz kaybetmiş gibiydi sanki.

Ve sıcaklar. Dünya’da  Portekiz, İspanya 3 kişinin öldüğü orman yangınları ve komşu ülkelerinden seferber olduğu yangın söndürme çalışmaları ile gündeme gelirken, Türkiye’de de Balıkesir, Bucak , Bandırma, Adana, Tunceli, Kastamonu, Afyonkarahisar ve Denizli’de hektarlarca orman kül oldu. Bu arada başkent Ankara son 40 yılın en sıcak günlerini yaşıyordu ve kilometrelerce uzaklardan benzer haberler yağıyordu. ABD’nin Nebraska’dan Kaliforniya’ya kadar birçok eyaletinde çıkan yangınları analiz eden uzmanlar, son orman yangınlarının, kayıtları tutulmaya başlandığı sivil savaştan bu yana çıkan en şiddetli orman yangınları olduğunu açıklıyordu.

Öte yandan, Kuzey buzlarının erimesini sevinçle karşılayanlara karşı dört bir yanda eylemler de eksik olmuyordu. İngiltere’de Shell istasyonlarını ‘Kutup ayıları’ basıyor, Anonymous adlı internet aktivisit grubu petrol şirketlerinin mail yazışmalarını ifşa ediyordu. Hedefte sadece petrol firmaları yoktu, Çin’in doğusunda Qidong şehri üzerinden geçecek olan kimyasal atık hattını protesto eden 1,000 kadar çevreci hükümet binasını işgal etti, arabaları devirdi, bilgisayarları kırdı ve polisleri dövdü. Kumul petrollerini protesto eden aktivistlere Amerikan polisi plastik mermi, gaz bombası ve coplarla müdahale ediyordu.

Japonya'da Ohi Reaktörü'nün yeniden açılışını protesto eden aktivistler polisle karşı karşıya. 

Japonya’da da 100 binden fazla kişi sokaklara çıkarak Nükleer enerjiye hayır diyordu.

Temmuz ayının özetini yapan bilim insanları “daha fazlasına hazır olun” uyarısını yaptılar. Velhasıl, her şey daha yeni başlıyordu.

Suriye’de Temmuz ayında muhaliflerle Esad’a bağlı birliklerin Halep için verdikleri muharebelere tanık olundu. Dünyada halen iskân edilmekte olan en eski şehir olan Halep’i ilk terk etmek zorunda kalanlar, Suriye Ermenileri oldu. Onlar Erivan’a doğru sonu belli olmayan bir göçe başlıyor, ardından şiddetlenen çatışmalar sonucunda on binlerce Halepli yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalıyordu. Türkiye’ye gelen sığınmacıların sayısı da 42 bini geçmişti.

Başkent Şam’da da muhalifler iktidara karşı “deprem operasyonu”nu başlattıklarını ilan ettiler. (Dünyanın her yerinde “tufan”la birlikte insanların en sevdikleri metaforun “deprem” olduğu apaçık.) Şam varoşlarında şiddetli çatışmalar oluyordu, ama asıl haber, başkent merkezindeki Ulusal Güvenlik binasını hedef alan intihar saldırısı idi. Saldırıda Beşşar Esad’ın, aralarında eniştesi ve savunma bakanının da bulunduğu 5 kurmayı öldürüldü. Beşşar’ın kardeşi ve istihbarat sorumlusu Mahir Esad’ın da yaralandığı iddia edilen saldırı sonrasında Şam yönetimi Türkiye’nin de aralarında bulunduğu muhalifleri destekleyen ülkeleri suçluyor, dış müdahale olması durumunda olağanüstü yollara başvurabileceği tehdidinde bulunuyordu.

Bu arada, gökten ve yerden art arda gelen silahlı saldırılar dünyanın birçok ülkesinde olanca şiddeti ve hızıyla devam ediyordu. Pakistan’da ABD’nin İHA (drone) saldırısı sonucu en az 21, Nijerya’da etnik çatışmalarda en az 100 kişi bombalı saldırılarda paramparça oluyordu.

Türkiye’de ise bir çok bölgede PKK ve Türk ordusu arasında çatışmalar devam ediyordu. İnsan Hakları Derneği raporuna göre, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 2012 yılının ilk altı ayında 15 bin küsur ihlal yaşandı, 56 güvenlik görevlisi, 122 PKK militanı yaşamını yitirdi; en az 123 kişi de yaralandı.

“Kazananın olmadığı” düşünülen çatışma durumları sürerken kimi kazananlar da belli olmaya başlıyordu. Mesela Putin, Rusya’nın altı yıl öncesine göre silah satışını iki kat artırdığını bildirirken, Amerikan imalatı silahlar 2012'de, 50 milyar dolarla, ihracat rekoru kırıyordu. ABD, bu rekoru bilhassa Suudi Arabistan ve Japonya ile imzaladığı büyük silah satışı anlaşmalarına borçluydu. Bu pazarda alıcı konumundaki Türkiye de ABD’den kiraladığı 5 insanlı keşif uçağından ilkini bu ay teslim aldı. Bu esnada dünyada ve özellikle ABD’de silah ve kitle katliamı konusu gündemden düşmüyordu. ABD'de zihinsel sorunlu bir genç yeni Batman filminin ilk gösteriminde “kötücül” Joker (Şakacı) karakterinden esinlenen kanlı bir eyleme imza atarak çoluk çocuk 12 kişiyi öldürüp 50 kişiyi yaraladıktan sonra intihar etti.

Türkiye’den gelen katliam haberi ise başlangıç olarak 1978 tarihini taşıyor, 2012 yılının Temmuz’unda da kitle katilleri için mutlu sonla bitiyordu. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi, “3. Yargı Paketi” olarak bilinen yasal düzenleme doğrultusunda, 7 genç insanın yastık ve havluyla boğulma, kafalarından kurşunlanma, vurulup caddeye fırlatılma yoluyla hunharca öldürülmesinden oluşan “Bahçelievler katliamı” davasının hükümlülerinden Bünyamin Adanalı ve Ünal Osmanağaoğlu hakkındaki cezanın infazının durdurulmasına karar ve bütün katiller serbest bırakıldı.

Diyarbakır’da 6 yıl önce çıkan olaylarda başına isabet eden gaz fişeği nedeniyle ölen 14 yaşındaki Mahsun Mızrak’ın ölümüyle ilgili davada da mahkeme, Mızrak’ın kafasındaki bomba atar mermisinin, sonradan av tüfeği fişeğiyle değiştirildiğini tespit ediyordu.

Bu ay sosyal gündemi derinden etkileyecek akıllara seza bir haber ise Ağrı’nın Hamur İlçesinden geliyordu: Kocası ile kaynanası ve kayınpederi tarafından yıllar yılı sürekli dövüldüğü için akıl sağlığını yitiren, son altı ay boyunca da aç biilaç tuvalete hapsedilen çocuk gelin Melek Karaaslan (24), kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirecekti. 

Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık