ABD Irak'ta, BM Güvenlik Konseyi tarafından resmen "işgalci güç" olarak tanımlanmış durumda. Savaşa hukuksuzca başlayarak ve işgali uluslararası kurumları dinlemeden sürdürerek Uluslarası İnsancıl Hukuku defalarca çiğnemiş bulunan ABD, işgal altına aldığı ülkenin halkına karşı sorumluluklarını yerine getirmek konusunda da istekli değil.
ABD uluslararası hukuk gereği Cenevre Sözleşmesi'nin ve Birinci Protokol'e dayanarak işgalci güç sıfatıyla Irak halkının güvenliğinden ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasından sorumlu. Buna göre işgalci güç, halkın geleceğini kökten değiştirecek, ekonomik, demografik, siyasi bileşimini bozacak kararlar alamaz; ülkenin milli servetini ve yer altı ve yerüstü zenginliklerini ülkesi lehine kullanamaz, el koyamaz. (World Tribunal on Iraq, WTI, Irak Dünya Mahkemesi New York Oturumu, Vicdan Jürisi'nin Sonuç Bildirgesi)
Oysa ABD bombalarla yok ettiği Irak'ın, petrol başta olmak üzere milli servetlerini hukuksuz yollarla suiistimal etmekte. Halliburton ve Bechtel şirketlerinin Irak'ın yeniden inşası ihalelerini alırken yaptıkları yolsuzluk ve usulsüzlükler halen ABD kamuoyunda tartışılıyor. Söz konusu iki şirket ve yan kuruluşları Irak'taki ihalelerin çoğunluğunu almış durumdalar.
ABD önderliğindeki diğer işgalci ülkeler de koalisyona yaptıkları katkılar oranında ihalelerden pay bekleme anlayışındalar. Hatta savaşın ilk zamanlarında, ABD'nin hukuksuz tavrına karşı çıkan bazı Avrupa devletleri de Irak'a "pastadan pay alma" güdüsü ile yaklaşıyor.
ABD, Iraklı işçilerin çalıştığı işleri ellerinden alarak, ülkedeki tüm yeniden inşa ve üretim faaliyetlerini ABD'li şirketler ile onların sanayileşmiş ülkelerdeki ortaklarına havale ediyor. Bu şirketler ise yurtdışından getirdikleri ucuz işçiler ile Irak halkının büyük bir işsizlik batağına saplanmasını sağlıyorlar. Bir yandan üretimin kârı % 100 oranında Irak dışına çıkartılırken, bir yandan da oluşan istihdam imkânları yok ediliyor. Bremer'ın 12 yıllık ağır bir ambargo altında kalmış Irak halkına uyguladığı "şok tedavi" politikaları sonucunda, son iki yılda 500,000'den fazla Iraklı işçi işlerinden oldu, ordu, polis yönetimi başta olmak üzere tüm devlet istihdamı yok edildi.
Bunun sonucunda, günümüzde Irak'ta işsizlik oranı % 67 seviyesinde. Bu ise Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) rakamlarına göre Filistin'deki %80'ler oranından sonra bir dünya rekorunu yansıtıyor.
Şimdi ise Irak' ın ekonomik suiistimali yeni bir evreye girmiş bulunuyor. ABD'nin son gündemi, Irak'ı serbest piyasaya açmak ve insanları özgürleştirmek adına sözde Irak Hükümeti'nin IMF'in emir ve direktiflerine boyun eğmesini emretmekte. Naomi Klien 28 Aralık tarihinde Zmag.net' te yazdığı yazıda (No, you don't own it ), Paris Kulübü olarak anılan sanayileşmiş ülkelerin, Irak'ın dış borçları ile ilgili aldığı kararın Irak halkının belini kıracak son darbe olacağını söylüyor.
21 Kasım'da gerçekleştirilen toplantıda, neredeyse tümü yıkım içerisindeki Irak'ın borçlarının tümünün silinmesi bir yana, borçların bir an önce alınması için Irak halkının üç yıllık bir geri ödeme planına sıkıştırıldığı görüldü. Buna göre %20'lik kısmı affedilen borçların % 80'lik kısmının üç yıl içerisinde geri ödenmesi isteniyor. Bu kadar da değil, Irak hükümetinin tüm ekonomik yetkilerini IMF Borç Yeniden Yapılandırma Programı'na teslim etmesi isteniyor.
IMF Borç Yeniden Yapılandırma Programı'nda "Kamu malı KİT'lerin yeniden yapılandırılması" –bunu özelleştirilmesi diye okuyabilirsiniz- ve Irak Sanayi Bakanlığı'nın ülkedeki açlık tehlikesine ve % 67'lik işsizlik oranına rağmen, 145,000 işçiyi daha işten çıkartması talepleri yer alıyor. IMF özelleştirme operasyonlarında satılması planlanan kamu malları ve işletmelerinin tümünün % 100 oranında dış sermaye ile alınabilmesine imkân sağlayan düzenlemeye de özel bir önem veriyor.
IMF "serbest piyasa reformları" adına, ülkedeki milyonlarca insanın açlıktan ölmesini engelleyen tek unsur olan, "Her Aileye Yiyecek Paketi" yardım programının da sona erdirilmesini istiyor. Halkın yiyecek istihkakların kaldırılmasını savunan Washington destekli Dünya Ticaret Örgütü de, bu programın köklü reformlar yapılmasının önünde engel olduğu görüşünü savunmakta. (ABD Irak'ı Satamaz; Uluslararası Hukukun Ne Dediği Bellidir; Paul Bremer'in Ekonomik Reformları Yasadışıdır, Naomi Klein, 7 Kasım 2003, Zmag)

