2009’un sonuna gelirken, son zamanlarda yaşadıklarımız, hem dünya, hem de Türkiye vatandaşları için bir çeşit “dönem sonu” (fin de siècle) duygusu yaratıyordu sanki insanda. 19. yüzyıl biterken zihinlere genelde hakim olan havayı anlatmakta kullanılan bu terim, medeniyetin bir evresinin sonuna gelindiğine ilişkin kıyametsi bir anlayışı ifade ediyor. Bir dönemin hem kapanışına, hem de açılışına ilişkin bir “tanıklık” durumunu içerdiği de söylenebilir. Çünkü, bir yandan, ortalığı kaplamış olan genel bir çürüme ve kokuşmuşluk burunlarımızın direklerini kırarken, aynı anda yeni bir dönemin başladığına ilişkin bir umudun bağırlarımızda yeşerdiği de hissediliyor sanki.
Johann Hari’nin Independent’da yazdığı gibi, karanlık bir yıldı bu yıl ve karanlık bir onyılı mühürlüyordu. “Dünyanın ekonomide serbest düşüşe geçmesi ve Gazze Şeridi’nin –bir kez daha- yerle yeksân edilmesi ile başladı. Ardından İran’da demokrasi taleplerinin vahşice bastırılmasına, Honduras’ta bir aşırı sağ darbenin başarıyla gerçekleştirilmesine, Türkiye’de Ergenekon kapsamında yer-gök-denizden ölümcül silahlar fışkırmasına, Kafes adı altında çoluk-çocuk insanların topluca katledilme planlarının ortaya çıkarılmasına, Kürtleri temsil eden bir siyasi partinin, dile getirdikleri yüzünden –bir kez daha- yasaklanmasına, her yerde gazetecilerin tehdit, cinayet ve davalarla ezilmesine, Afganistan’ın postallar altında daha da fazla çiğnenip yerle yeksân edilmesi planlarına tanık olduk. Yılın sonunda, öldürücü darbe Kopenhag rezaletiyle geldi: “Dünya liderleri, gezegeni pişirmeyi pişkinlikle sürdürmeye karar verdiler.”
Ama, işte tam bu noktada, tam aksi yönde, akıntıya karşı başka bir dönüşüm de haşmetle başını gösteriyordu: Yine Hari: “Bütün bu olup bitenin ortasında, umutsuzluğun ucuz müsekkinini bir bardak suyla içmeyi reddeden insanların yaktıkları olağanüstü ışık kaynakları vardı ortada. Sol kanattan radyocu Wes Nisker’in son yayınında söylediği –ve kitabına başlık yaptığı- o cümledeki gibi: ‘Haberleri beğenmiyorsanız, o zaman çıkın biraz da kendi haberlerinizi yapın.’”
Kopenhag’da biz de öyle yaptık mesela. Kopenhag’ı içerden (konferans salonlarından) ve dışarıdan (alternatif, halkların iklim zirvesinden ve sokaktan) “kuşattık”. Kâinatın efendileri, yani bir avuç büyük şirketin kısa vâdeli ağır kâr hırsı peşindeki haris yöneticileri ile onların eli altındaki zengin, kapitalist ülkelerin liderleri, iklim değişikliğini gündemden çıkarıp kendi oyunlarını kendi aralarında oynamak için herşeyi yapmaya göze almış görünüyorlardı. Minik bir elitler grubu olarak kendi aralarında yeryüzünün son büyük kaynağını, atmosferi kirletme paylaşım savaşını yürütmekte kararlıydılar. (Son seansta ‘Kopenhag’ın Kopuşu’nu veya ‘Kralın Çıplak’ olduğunu gösteren resmî videoyu buradan görebilirsiniz – iyi seyirler:
Ama öyle olmadı işte. Yazar Bruce Wark’un deyişiyle “şu dünya köyünün sâkinleri, iklim değişikliğinin sadece yükselen hararet meselesinden ibaret olmadığını anlamışlardı artık. Bu, aynı zamanda zenginlerle yoksullar, varlıklılarla yoksullar arasındaki keskin bölünmeye, günde 1 doların altında bir gelirle yaşamaya çalışan 1,1 milyar insana ilişkindi. Bu, ticarete, yardıma, Üçüncü Dünya borçlarına; açlık, kıtlık ve tedavi edilemeyen hastalıklara ilişkindi. Bu, ayrıca şiddete, hapishanelere, işgal ve savaşlara; ekonomik sömürü ve kârlara; yaban hayatın pervasızca yakılıp yıkılmasına; yerli kültürlerin yerle yeksân edilmesine ilişkindi. Ama, en çok da, adalet mücadelesine ilişkindi.”
Bu mücadelenin en cesur, en yaratıcı ve en şen örnekleri Kopenhag’da yaşandı. Açık Radyo da oradaydı; baştan sona takip etti: “Danimarka devleti’nde çürümüş bir şeyler” olduğunu, 12 bin nüfuslu Tuvalu’nun olağanüstü cesur kafa tutuşunu, Bolivya’nın yerli başkanının “Kapitalizm, insanlığın en büyük düşmanıdır” deyişini, “biz iyi yaşamanın yolunu bulmak istiyoruz, daha iyi değil… çünkü daha iyi yaşamak, daima bir başkasının sırtından yaşamaktır,” diye direnişini; Afrika ülkeleri grubu temsilcisinin “zengin ülkelerin öngördüğü bu mali destek, kefen paramıza bile yetmez!” deyişini de yakaladık, 100 bin kişinin 4,5 saatlik görkemli yürüyüşünü, ardından yürütülen âyinleri ve her gün onlarcası yaşanan süper yaratıcılıktaki rengârenk eylemleri de. Bunları yakalayıp sizlerle paylaşırken, yerkürede yeni bir kitlesel adalet hareketinin doğmuş olduğunu ve bu hareketin bir daha asla bir yere gitmeyeceğini, aksine, gözlerimizin önünde büyüyeceğini gözlerimizle gördük, kulaklarımızla duyduk ve olduğu gibi size aktarmaya çalıştık.
İşte buna umut diyoruz! Radyocuların bir başka piri ve sıradan insanların yılmaz sözcüsü Studs Terkel’ın kitabının o unutulmaz başlığını bir kez daha keyifle tekrarlarsak: Umut, en son ölür – Dar zamanlarda itikadı bozmamak.” Tabii, Studs’ın böyle derken bir inanç sisteminden filan değil, doğrudan doğruya insan azminden ve kararlılığından bahsettiğini söylemeye bile gerek yok. Tıpkı, iklimbilimin en büyük pirlerinden Hansen’ın dediği – ve yeni kitabına da başlık yaptığı gibi aslında: “Mücadele ruhunu asla terketme! – Bir torunun verdiği dersler.”
Evet, karanlık anlardan bahsettik başlarda. Ama aydınlıklardan da. Çevreci aktivist Ronnie Cummins, “En Karanlık Saatlerin Ötesinde, Taban Hareketi Yükseliyor” başlıklı yazısında şöyle yazmış: “Kopenhag İklim Konferansının başarısızlığı ve Obama ve yönetici seçkinlerin “böyle gelmiş, böyle gider” cinnetinin ardından biz milyonlarca insan, ölümüne bıkmış ve eylem için tamamen ateşlenmiş durumdayız… Dünyanın Kuzeyinde de Güneyinde de … aktivistlerin kritik kütlesi 21. yüzyılın ikinci onyılının … muhtemelen yolun sonunu gösterdiği bilincine varıyor artık… Mutsuzluğumuzun kışı yarılanırken, yanılsamalarımızı gömüp hayatlarımızın kavgasına hazırlanmanın tam vaktidir.”
Yani, dünya hali kötü de olsa, bu umutsuzluk ummanına gömülmek için hiç de sebep olamaz. Tam aksine, Seattle Savaşı aktivistlerinden denemeci Rebecca Solnit’in yeni kitabından Hari’nin aktardığı şu sözleri dikkate almak çok iyi gelebilir hepimize: “Umut, öyle divana oturup, kendimizi şanslı günümüzde hissederek sımsıkı tutunduğumuz bir piyango bileti değildir. Âcil durumda kapıları kırmak için kullanacağımız bir baltadır umut. Umudun bizi kapıdan dışarı fırlatması beklenir, çünkü geleceğin yönünü sonu gelmez savaşlardan, dünyanın hazinelerinin yağmalanmasından ve yoksullarla marjinallerin unufak edilmesinden uzaklaştırmak için elimizde avucumuzda ne varsa hepsini kullanmamızı ister umut… Umut etmek, kendimizi geleceğe vermek demektir – ve şu ânı katlanılmaz kılan da geleceğe bu bağlanmadır işte.”
Bu yılın son gününde çıkan Agos gazetesi de “Demokrasi, Barış, Adalet, Özgürlük: Hem Çok Yakın, Hem Çok Uzak” başlıklı manşet yazısında “Umut, geleceğimizi renklendiren bir ortak cesaret hayali,” diyordu. “Ama umudu yakalamak için de bugün, hemen şimdi bir başka ortak cesaret adımına ihtiyaç var.” Türkiye’nin toplumsal durumuna ilişkin olarak da şu cümle ile bitiyordu yazı: “Umarız Türkiye toplumu bu yıl o cesaret adımını birlikte atmaya, gerçekliği değiştirecek iradeyi gerçek kılmaya hazırdır. Çünkü hiçbir umut, kendimiz kadar gerçek olamaz.”
Evet, gerçekten bir “dönem sonu” havası var gibi geliyor bize ortalıkta. Sizce de öyle mi acaba? Bakalım ne olacak?
* * *
Açık Radyo’nun Konuları ve Konukları:
Programcılarımız Ömer Madra, Ümit Şahin, Gökşen Şahin, Semra Cerit Mazlum, Mahir Ilgaz, Uygar Özesmi, Oya Ayman, toplam 12 gün boyunca Kopenhag İklim Konferansını haber, izlenim, gözlem, yorum, röportaj ve mülakatlarıyla dinleyicilerimize aktarmaya çalıştılar. Açık Gazete (+ İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik + Havadan Sudan), Açık Dergi, Açık Yeşil, Gezegenin Geleceği, Son Buzul Erimeden, Hayal Tacirleri, Sosyal Hareketler Gündemi, Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam, Açık Deniz, Bilgi Çağı ve Kozmonot programlarında ve Haberlerde yaklaşık 16 saatlik yayın yapıldı…
Açık Radyo’nun 15. yıl doğum günü etkinlikleri kapsamında Altıdan Sonra Tiyatro’nun kuruluşunun 10.yılında, 26 Aralık Cumartesi günü Gogol’ün Müfettiş adlı oyununu, yazarın 200. yıldönümü vesilesiyle okuma tiyatrosu olarak seslendirildi. Oyunun ayrıntılarını konuşmak üzere Yönetmeni Tolga Yeter konuğumuz oldu.
Toplumsal Dönüşümde Sosyal Girişimcilik’de:
Transparency International’ın kurucusu ve lideri Peter Eigen ile Global Akademi üzerine konuştuk. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı ile 2007 yılında Milliyet Gazetesi ile Schwab Vakfı'nın ortaklaşa düzenlediği yarışmada yılın Sosyal Girişimcisi seçilmesini ve üyesi olduğu Ashoka Uluslararası Sosyal Girişimcilik Ağı' nı konuştuk.
Alla Turca'da:
Piyanist Birsen Ulucan’ı ağırladık
Terra İncognita’da:
Mustafa Dönmez ile yeni albümü Gizemli Yolculuk’u konuştuk.
Hikâyenin Kadın Hali’nde:
Yönetmen Nezahat Gündoğan'la "Dersim'in Kayıp Kızları" belgeseli üzerine konuştuk. Torunlar kitabının editörleri Fethiye Çetin ve programcımız Ayşe Gül Altınay konuk oldular ve kitabın hikâyesini bizimle paylaştılar.
Yıl Sonu Özel Programı:
Programcılarımızdan Sedat Nemli, 2009 yılının en iyi müzikleri ve Son 10 yılın en iyi müziklerinden kendi seçtiklerini çaldığı iki program yaptı.
Açık Dergi’nin Konukları:
Açık Radyo’nun 15. yaş kutlamaları kapsamında konser veren Gaydaİstanbul, Gaziosmanpaşa’da çocuklar için yeni açılacak tiyatro sahnesi -Ferih Egemen Sahnesi- nin ilk oyunu Çizmeli Kedi’nin yönetmeni Tolga Yeter, Prof. Heykeltıraş Azade Köker’in sergisi Hibrid Mekanlar – Koridorlar’ı anlatmak üzere İnsanlık Hali sergisinin kataloğunda Köker’i anlatan Esra Yıldız, İFSAK’ın 50. yaşını anlatmak üzere İFSAK Yönetim Kurulu Başkanı Tanju Akleman, Altıdan Sonra Tiyatro Ekibinin yeni sahnesi Kumbaracı50’nin Aralık ayı programını konuşmak üzere Aslı Can Kortan, yakın zaman önce çıkan “Anlamın Sırrı” ve “Karşı Notlar” adlı kitaplarıyla ilgili Aykut Köksal, Sabancı Vakfı Seminerleri kapsamında gerçekleştirilecek olan “Erişilebilir Toplum Yaratma” etkinliğini anlatması için Sabancı Vakfı programlar yöneticisi Filiz Dikmen, National Geographic dergisinin konuğu olarak açılışı yapılan “İpek Yolu” sergisi nedeniyle İstanbul’a gelen dünyaca tanınmış fotografçı Michael Yamashita ve bizim de kendisiyle Açık Radyo’da bir söyleşi yapma fırsatımız oldu, “Vavien” ile ilgili Yağmur Taylan, Durul Taylan ile birlikte filmin oyuncuları Engin Günaydın ve Binnur Kaya, Hindistan''ın tanınmış perküsyon ustalarından Trilok Gurtu ile Balans Jolly Joker’da verdiği konser ile ilgili olarak Buzuki Orhan verdi, Ocak ayında Simya Galeri’de gerçekleşecek klasik müzik seminerlerini anlatmak üzere programcılarımızdan Can Denizci ve Sabrina Fresko, Kasım sonunda Hamburg’da altı ülkeden felsefe öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşen “Ortak Avrupa Değerlerinin Arayışı” başlıklı atölyeyi konuşmak üzere atölye katılımcılarından Hilmi İlksen Mavituna, Türkiye Bilgileşim Ajansı Derneği kurucu müzakerecisi ve bilgi işlem uzmanı ve İşletme Yönetimi Danışmanı Tahsin Yılmaz konuğumuz oldu, GalataFotoğrafhanesi Fotoğraf Akademisi'nin konuğu olarak İstanbul'a gelen Noor Images fotoğrafçılarından Hollandalı Kadir von Lohuizen konuklarımızdı.
Açık Dergi 2009 değerlendirmeleri;
Bu yılın kültür / sanat / edebiyat değerlendirmelerini Açık Radyo ‘uzman’ları yaptı:
Naim Dilmener ile 2009 Türk-pop’unu konuştuk, Sedat Nemli 2009 yılında çıkmış parçalardan oluşan seçki, Ceyhan Usanmaz’dan 2009 edebiyatı, Altıdan Sonra Tiyatro’dan 2009 tiyatrosu, Melis Behlil’den 2009 sineması, Haldun Dostoğlu’dan 2009 plastik sanatlar dünyası ve son olarak Hilmi İlksen Mavituna’dan 2009 Açık Dergi müzik seçkisi…
Kuranderde Kalanlar köşesine Yıldıray Şahinler, Genco Erkal, Celal Mordeniz ve Güray Dinçol konuk oldular.
Açık Şehir İstanbul 2010: 2010 ekolojik Pazar Projesini anlatmak üzere Oya Ayman konuğumuz oldu, Topkapı Sarayı Müdür Vekili Ayşe Erdoğdu ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Kültürel Miras ve Müzeler Direktörlüğü Uzmanı Yeşim Kartaler, geleneksel Türk Kitap Sanatları “Bugünün Ustaları” sergisini konuşmak üzere Hattat Efdaluttin Kılıç ve Geleneksel Sanatlar Yönetmenliği Asistanı Gökşen, ajansın Müzik- Opera yönetmeni Garo Mafyan konuğumuz oldu, İstanbul’un Ortayeri Sinema projesiyle yönetmen Safa Önal, Devlet Opera ve Balesi ile 2010 AKB Ajansı’nın ortak yürüttüğü projeleri konuşMk üzere ajansın Opera direktörlüğünden Didem Soylu ile Sahne ve Gösteri sanatları direktörlüğünden Burcu Dağürküden, Kültür Yönetimi Formasyon Eğitimi programını konuşmak üzere Latife Uluçınar, Dürbünümde 1001 İstanbul projesinin sahibi Işıl Özgentürk ve Gelecekten Masallar’ı anlatmak üzere Sinan Bökeoğlu konuğumuzdu.
"Açık Radyo 15. Yıl Etkinlikleri"
Gayda İstanbul konseri
Okuma Tiyatrosu: Nikolay Gogol: “Müfettiş”
Size sağlıklı, doğayla uyumlu, âdil ve barış dolu bir yıl, yeni bir dönem başlangıcı diliyoruz.
