Uranyumlu Silahlar Yasaklansın

-
Aa
+
a
a
a

 

 

Ümit Şahin: Bugünkü programımızda konuğumuz Doug Weir, Uluslararası Uranyumlu Silahları Yasaklama Koalisyonu (International Coalition To Ban Uranium Weapons – ICBUW) http://www.bandepleteduranium.org/ adındaki bir kuruluşun koordinatörü. 3 günlük bir uluslararası toplantı için burada bulunuyor. Burada bir basın toplantıları var, bu toplantıdan önce biz kendisini uranyumlu silahlar konusunda konuşmak üzere Açık Radyo'ya davet ettik. 

 

Ömer Madra: "Uranyumlu Bombalar Yasaklansın" çağrısı geliyor bilim insanlarından. Almanya, İngiltere, Amerika, Japonya ve bir de Irak'tan gelen araştırmacılar, "radyoaktif uranyumlu bombalar kansere neden oluyor" diyorlar. Birçok veri var elde çünkü.

 

ÜŞ: İlk olarak buradaki toplantının içeriğini sorarak başlayalım.

 

Doug Weir: Burada özellikle Iraklı meslektaşlarla birlikte, 1991 ve 2003'teki savaşlarda büyük miktarda uranyumlu silah kullanılan Basra'dan gelen Iraklı araştırmacılarla ve doktorlarla epidemiyolojik bir araştırmanın planlanması için toplandık. İki ayrı dönemde iki defa kullanılmış bu silahlar; ilki 91'de Körfez Savaşı'nda, sonra da 2003'2teki "Şok ve Dehşet Operasyonu'nda. Bölgedeki doktorların Basra çevresinde kanser vakalarının arttığına dair bir gözlemi var ve bu artışın da uranyumlu bombaların kullanılmasıyla bağlantılı olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden de oradaki kanser kayıtlarını yenileyerek, uzunca bir süredir, 2004'ten bu yana bir çalışma yapıyorlar. Bu basın toplantısında konuşacak olan Iraklı araştırmacıların bir kısmı da aslında resmi çevre sağlığı otoriteleri Basra bölgesinin. Bölgede kanser kayıtlarının da yeniden tutulmasıyla ilgili bir çalışma yapılıyor.

 

ÜŞ: Seyreltilmiş uranyum nedir?

 

DW: Uranyumun yakıt elde edilmesi için zenginleştirilmesi sırasında açığa çıkan bir yan ürün. Altın kadar yoğun ve dayanıklı bir madde, ama altından çok daha fazla toksik, yani zehirli ve radyoaktif.

 

ÖM: "Seyreltilmiş uranyum" ya da "tüketilmiş uranuum" (DU) gibi terimler kullanılıyor, bu acaba biraz yanıltıcı mı? Çünkü tüketilmiş ya da seyreltilmiş deyince, sanki zararı azmış gibi bir izlenim yaratıyor bu doğru mu?

 

DW: Evet kullanışlı bir isim, ama radyoaktivitesini koruduğu gibi, zehirli kısmını da %60 oranında koruyor, yani fevkalade zararlı bir şey olduğu muhakkak.

 

ÜŞ: Silahlarda kullanımı oldukça yeni değil mi?

 

DW: İlk kullanımı 1991'deki Körfez Savaşı'nda Irak'ta başladı; orada 290 ton kullanıldı yaklaşık. Ardından Balkanlar'da Kosova'da, Sırbistan'da kullanıldı. 2003'te Irak'ta kullanıldı, Afganistan'da da kullanıldığını düşünüyoruz, ama Amerika ve İngiltere bunu inkâr ediyor. Bir tek İngiltere ve Amerika'nın elinde değil, 20'ye yakın ülkenin elinde şu anda bu silahlar var, Türkiye de dahil.

 

ÖM: Bu şimdi birdenbire atlatma bir haber programı halini aldı, "Türkiye'nin de bu silahları kullanmış olduğunu tahmin ediyoruz" diyorsunuz, kesin olmamakla beraber, yani 15 civarda ülke kullanıyor, fakat Türkiye'nin de kullanmış olduğu tahmin ediliyor. Bu ilk defa duyduğumuz bir şey.

 

ÜŞ: Diğer ülkeler neden bunu inkâr ediyorlar?

 

DW: İllegal değil sonuçta, herhalde nükleer silahlar gibi halkla ilişkiler açısından pek iyi olmuyor. Özellikle buna karşı bir kampanya yürütüldüğü ve çevre sağlığı açısından sorunlar yarattığı için.

 

ÖM: Sırbistan'da da, kanser başta olmak üzere, acaba silahın kullanılmasından doğan diğer hastalıklarda da başka bir takım sağlık sorunlarında da yükselme var mı?

 

DW: Yıllar sonra temizleme çalışmalarına girildi. Sırbistan'da da çatışmalardan sonra kullanıldığı tespit edilen yerlerde elden geldiği ölçüde temizleme, zehirden arındırma çabalarına girişildi, ama etraflı bir araştırma yapıp rakamları karşılaştırma imkânına henüz kavuşmadık. Galiba vurduğu noktada aynı zamanda toz haline gelip öldürücü gücünü de arttırıyor. Bütün parçalar yanıyor çünkü, korkunç bir yanma gücüne sahip oluyor, dağılıyor. Çok sert giriyor bir kere tankın içine, yani zırhı deliyor, ondan sonra da puf diye dağılıp pudra şeklinde dağılıyor. Küçücük parçacıklar halinde dağılıp hepsi birden yanıyor, dolayısıyla da bir tankın ya da zırhlı aracın içindeki herkesi öldürüyor, öyle bir etkili tarafı var.

 

ÜŞ: Yani sadece sağlam bir metal olduğu için değil, aynı zamanda böyle bir ikincil etkisinden de yararlanılıyor.

 

ÖM: Evet ben de öyle anlıyorum. Bu kadar problemi olan bir silahı neden kullanmakta ısrar ediyorlar?

 

DW: Bir kere dünyanın en ucuz silahlarından biri, nükleer santrallerden çıkan bol miktarda radyoaktif atıklar bunlar. Sadece seyreltilmiş uranyum değil, daha kirli olanları da var bunların içinde.

 

ÖM: Yani "kirlenmiş uranyum", "DU" diye de bir şey var.

 

ÜŞ: Radyo izotoplarla kirlenmiş herhalde.

 

ÖM: Bir kere ucuz olduğu için çok kullanılıyor, ikincisi de yoğun olması dolayısıyla "bir tankı, zırhı tereyağı gibi kesiyor" filan gibi şeyler okumuştum daha önce.

 

DW: Burada asıl sorun şu; bu bomba bir yere atıldığı zaman, tamamen toz haline gelip etrafa dağılıyor. Tek parça kalsaydı o kadar büyük sorun olmayacaktı, ama bu DU, yanarak dağılıyor ve bir toz halinde dağılıyor, aynı radyoaktif kirlenme gibi, o bölgeyi kirletiyor, zehirliyor. Özellikle şehirlerde kullanıldığında ya da yerleşim yerlerine yakın kullanıldığında, hem radyoaktif hem de kimyasal olarak kirletmiş oluyor. Toprakta da dağılabiliyor ve yeraltı sularına geçebiliyor, içme sularına geçebiliyor. Dolayısıyla kanser vakalarının artışı doğrudan doğruya sadece buna bile bağlı olabilir, yani su ve toprağa karışmış olmasıyla ilgili olabilir.

 

ÖM: Nefes borusundan da girebiliyor, incecik parçacıklar halinde dağılıyormuş çünkü.

 

ÜŞ: Buna karşı nasıl bir kampanya yapıyorsunuz bunu yasaklatmak için?

 

DW: Uluslararası yasalarda bu konularla ilgili bir düzenleme olmadığı için iki noktadan yola çıkıyorlar. Toz olup dağılması nedeniyle sivilleri hedef almaktan kaçınamazsınız bunu kullandığınız zaman, dolayısıyla orantısız bir silah kullanımı, yani sadece askerlere değil, hem çevreye hem de çevrede yaşayan sivil insanlara zarar verdiği için.

 

ÖM: Yani iki temel hukuki problem sözkonusu anlayabildiğim kadarıyla; birincisi, bu silah,  sivil, kadın, erkek, ayrımı gözetmeyen bir silah, attığın zaman bütün çevreye dağılıyor. İkincisi de orantısız oluyor, yani normalde askerlere bile atılmış olsa istenenin çok daha ötesinde bir zarar veriyor. Kalıcı bir zarar verdiği için de mutlaka yasaklanması gerekir.

 

DW: 21 Haziran'da Belçika, seyreltilmiş uranyum silahlarını yasaklayan ilk ülke oldu ve bunu diğerlerinin izlemesini bekliyoruz.

 

ÖM: Bu çok önemli bir gelişme tabii.

 

DW: BM'de, 141 ülke tarafından konu kaygıyla izleniyor ve ileri çalışmalar yapılması gerektiğine dair bir karar alındı. Yasaklanması yoluna da girildi. Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin %94'ü bunun yasaklanmasından yana görüş belirtti. Yani Avrupa'da yasaklanması demek bütün AB üyeleri arasında kullanılmasının yasaklanması anlamına geliyor.

 

ÖM: Bu da önemli bir gelişme.

 

ÜŞ: Türkiye'de ne yapabiliriz, ne yapılır?

 

DW: Türkiye çekimser kaldı BM'deki iki oylamada da 2007 ve 2008'de.

 

ÜŞ: Biz şaşırmadık buna.

 

DW: Belki bizim koalisyona katılarak, kampanyamıza katılarak, aktivistler Türkiye hükümeti üzerine baskı yapabilirler.

 

ÖM: Biz de medya çalışmasına başlatmış oluyoruz. İstanbul'dan da bir çağrı yükseliyor: "Uranyumlu bombalar heryerde yasaklansın!"

 

 

(15 Temmuz 2009 tarihinde Açık Radyo'da Açık Yeşil programında yayınlanmıştır.)