Finlandiya’nın Temmuz 2006’dan itibaren AB Dönem Başkanlığını teslim almasıyla ilgili haberlerde, Finlandiya’nın ilk icraatının teknolojik devrim olduğunu okuyunca, Petra Pinzler’in, 29 Haziran 2006 tarihli Die Zeit gazetesinde yayımlanan, “Zu klein für all die guten Ideen” (Bütün iyi fikirler için çok küçük) başlıklı yazısı aklıma geldi. Finlandiya, tasarım, teknoloji, eğitim gibi birbirinden ayrılmayan konulardaki başarıları ile örnek olarak izlenmesi gereken bir ülke benim için. Tasarımlarını, tasarım ağırlıklı şirketlerini ve yenilikçi yönlerini uzaktan da olsa izlemeye uğraştığım bu ülkenin, son yirmi yılda ulaştığı nokta daha da ilginç. Yazıda yer aldığı gibi, ‘hiçlikten’ buralara sıçramak olası değil. Var olan bilgi birikimini, toplumun yapısal özelliklerini ve küreselleşme oyununun kuralları içinde nasıl başarıyla ulaştıklarını daha iyi anlayabilmemiz için bu yazıyı çevirmeyi uygun buldum.
Şermin Alyanak
Mutabakat, kültür ve ciddi çalışma. Finlandiya’nın globalleşme becerisi.
Die Zeit
29 Haziran 2006Petra Pinzler
Jorma Ollila, hafifçe öne doğru eğilerek “Hayır, Nokia bir tesadüf değil” diyor. Birkaç gün önce, dünyanın en büyük cep telefonu üreten şirketinde, yöneticilik görevinden yönetim kuruluna yükselen bu kişi bir an susuyor. Pencereye dönüyor, bakışları Nokia Merkezi’nin önündeki iskelede sallanan teknelerin üzerinden küçük adaya doğru kayıyor. “Nokia’nın Finlandiya’da gelişmesinin doğru gerekçeleri var”, diye açıklıyor. “Biz Finliler yetenek havuzumuzdan yararlanırız, bizde fakir ailelerin kadınları çocukları da bir şeyler olabilirler. Ben kendim de çok basit bir aileden geliyorum. Burada çok iyi eğitim almış mühendisler var. Müteşebbis ruhlu bir politika. Devlet ve özel araştırmaların mükemmel bir işbirliği.” Ve ilave ediyor: “Buna ilaveten ülke en doğru anda dünya pazarlarına açıldı. Biz globalleşmenin çocuğuyuz.”
Nokia ve Finlandiya, globalleşmenin iki sevgili çocuğu. Kuruluş sadece iki on yıl içinde neredeyse hiçlikten bir dünya eliti olmayı başardı; kısa bir süre içinde de Siemens ile birlikte geliştirilen yeni bir ağ kurulumunun yönetimini de alacak. Ülke ekonomik depresyonla savaşırken aynı zamanda da dünyanın rekabetçi ülke ekonomilerinin de zirvesine yükseldi. Finlandiya günümüzde politik bozulmanın en az olduğu ülkeler listesinin de başını çekiyor. Pisa Testi’ni* en yüksek dereceyle geçmiş olan en iyi okullara sahip. Diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında da 3.46’lık bir oranla sosyal üretimin araştırmaya harcanması konusunda fark yaptığı izleniyor. Kamusal harcamalar artmakta, verimlilik yükselmekte. Eğitim ve sağlık ücretsiz, sosyal devlet kurgulanması konforlu- büroların çoğu öğleden sonra saat dörde doğru boşalmakta.
Finlandiya gerçek olabilmek için fazla mı iyi?
Yatırımcılara yakın olan Evo Enstitüsünün yöneticisi Risto Penttilä, “Biz Avrupa’nın geri kalanı için bir iktisat modeli değiliz. Olsa olsa bizden krizlerle nasıl baş edileceği öğrenilebilir.” diyor. Finlandiya’nın yaramaz çocuklarından biri gibi ülkesini eleştiriyor, nedeni de tartışmadan keyif alması. Onun başarı hikâyesini yorumlaması şöyle: Finlandiya, Batı endüstri ülkelerinin arasında çok kısa bir süre içinde tümüyle bir sistem değişimini başarması gerekmiş. “Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonra, ağırlı olarak kapalı bir ekonomiden açık bir pazara dönmemiz gerekiyordu.” Bu Kuzey devleti, biraz kimya ve kâğıt endüstrisi olan bir tarım ülkesinden yüksek teknoloji konumuna geçen bir değişim yaşadı. Toplum bu hızlı değişimi kabullenirken, politika da bu durumu elinden geldiği kadar hızlandırdı.
Kabullenme ve hızlı değişim- zıtlık? Penttilä gülerek yanıtlıyor: “Doğru. Başarımızın anahtarı herhalde Protestan kültürümüzde yatmakta. Biz çok çalışırız ve yozlaşmamış bir bürokrasimiz var.” Gülümseyerek ekliyor: “Estonyalılar yakında bizi zorlayabilirler. Onlar hırslı. Biz ise zaman içinde gevşeyeceğiz.” İleri teknoloji sektörlerinde çalışan işçiler arasında yapılan bir ankette, Finlandiya’da iş ve boş zaman arasında ideal bir dengenin var olduğu sonucuna varılmış. “Güzel zamanlarda yaşıyoruz-ama bu ne kadar sürecek?
İkinci büyük sendika STTK’nın yöneticisi Mikko Mäenpää güzel zamanların sonu gelebileceği uyarısını “panik yapmak” diye yorumluyor. “Biz pragmatik insanlarız. Yeni sorunlar çıkarsa onları çözeriz. Ne de olsa gerekli bilgiye sahibiz” diyor. Önce yavaş bir Almanca’yla başlıyor sonra hızla İngilizce’ye geçerek araştırma üzerine konuşuyor; herkes için eğitim ve öğrenim. Finlandiya bu konuda yapılan yatırımların yararını, herkese ulaşılmasının gerekliliğini ve bunun her büyüme politikasının temelini oluşturduğunu erken fark etmiş. Daha sonra da bunu halk içinde kabullenmeye dönüştürmüş, seçim dönemlerinden bağımsız olarak. Sınıf mücadelesi? Mäenpää gülüyor. Devlet ve iş verenlerle sıkça karşıt görüşlere düşen Avrupalı meslektaşlarını anlamakla beraber, Finlandiya’da olayın farklı olduğunu söylüyor. “Biz ekonomideki esnekliği işçilerin güvenliği ile birleştiriyoruz. Bu birlikte yürür. Piyasa bunu tek başına beceremez.”
Her türlü eğilime ters düşüyor. Ama işleyen devlet bürokrasine, ücret belirleyen tarafların birlikte çalışmalarına ve sosyal dayanışmaya olan kesin inanç Finlilerin bir çoğunda izleniyor. Sendika yöneticisi, işletme yöneticisi, banka yöneticisi ve başbakan. Kendisine, Finlandiya’nın başarı reçetesinin ne olduğu sorulan muhafazakâr Başkan Matti Vanhanen: “Doğru sosyal sistemimiz, başarımızın bir parçası” derken inovasyon politikasındaki devlet ve özel teşebbüsün birlikte çalışmasını unutmuyor. Ülkesi Temmuz ayından itibaren AB Dönem Başkanlığı’na geldiğinde bu konuya ağırlık vereceğini söylüyor.
Oulu, Helsinki’nin birkaç yüz kilometre kuzeyinde. Bu üniversite şehrinin yaya merkezinin ortasında, gösterişsiz binanın üçüncü katında genç bir yazılım şirketi olan Helmi’nin büroları yer almakta. Sıfır tıraşlı kafasıyla ve moda olan yırtık kot pantolonu içinde genç bir adam, Juho Risco kapıyı açıyor. “Ben genel müdürüm” derken arka plandaki gençler de gülüşüyorlar. Juho, bizi toplantı odasına götürüyor, kahve ve bir paket süt getiriyor, masanın üstünde de çilek var. Kendisine sorulmadan “Oulu bir işletme kurmak için muhteşem bir yer” diyor. Şehir yeni başlayanların sorunlarını anladığı gibi çok iyi finans kaynağı olanakları varmış, ayrıca iyi bir üniversite , “cool” bir eğitim yapısı.
İyi bir eğitim ve sağlık sistemi için yüksek vergi
Risco 20 yaşında, eğitimine yeni başlamışken ilk şirketini kurmuş. Şimdi artık yazılım çözümleri oluşturan ikincisi de kurmuş, Finlandiya ve Kaliforniya’daki bürolara hizmet veriyormuş. Devlet, onun ABD’ne ilk yolculuğunu finanse etmiş, böylece ortaklarını ve yatırımcıları tanımış. Orada kalarak Fin vergi sisteminden kurtulma yolunu niye seçmediği sorulduğunda, Risco tekrar gülüyor ve sesinde herhangi bir alaycı tonlama olmaksızın “Ben severek vergi ödüyorum. Bunun karşılığında iyi bir eğitim ve sağlık sistemi aldığım sürece bu doğrudur” diyor. Bu konuda ABD’nin iyi bir örnek olmadığını ve orada sadece büyük ölçüde risk kapitali olduğunu söylüyor. “Finlandiya bütün iyi fikirleri finanse edebilmek için küçük bir ülke.”
Oulu’nun, Finlandiya’nın Silicon Valley’si olduğunu iddia ederken çok haksız da değil: Kuzey Finlandiya’nın merkezi olarak kabul edilen şehirciğin 130 000 nüfusu var. Otuz yıl içinde, kimya, makine yapımı ve kâğıt endüstrisinin batmakta olan şirketlerinin yerine, yeni teknoloji şirketleri kurmayı başarmışlar. Hâlâ yüzde on olan işsizlik oranı bir sorun, özellikle yaşlılar ve eğitimsiz işçiler iş bulmakta zorlanıyorlar. Ama bu oran düşmekteymiş.
Oulu’da ilk kez bir kalp atışı monitörde görselleştirilmiş, burada ilk GSM telefon bağlantısı kurulmuş, ilk elektronik otobüs bileti satılmış, ilk telsiz ağ bağlantısı olan Avrupa şehri olarak orada yaşayanların bedava ağa girmeleri ve böylece yeni teknolojiye duydukları korkunun giderilmesi amaçlanmış. Nokia’nın burada önemli bir araştırma merkezi var, ama insanlar sadece bu devden beslenmiyorlar. Bu arada ileri teknoloji dallarında 6000 iş yeri var, bunların çoğu da küçük ve uzmanlaşmış şirketler. Bunlardan biri olan Tracker, arama sistemleri geliştiriyor, örneğin geliştirdikleri yazılım ile cep telefonundan av köpeklerinin yeri veya yol haritaları izlenebiliyor. Finli avcılar, Alpler’de vurulan ayı Bruno’yu izlemek için köpeklerini bunun gibi ürünlerle donatmışlar.
Bu genç şirketlerin doğumunda Technopolis ebelik görevi yapmış. Aslında bir kamusal geliştirme kuruluşu olan şirket, önce küçük büro binalarının yapımına başlamış, gerektiğinde konutlara dönüştürülebilecek gibi planlanmış, ama buna hiç gerek kalmamış, büro olmaya elverişli ve gerekli servislerle de donatılmış bu yapılar çok tutulmuş. Bugün artık üniversitenin etrafı, yeni cam büro binaların hakim olduğu yeşil alanla sarılmış durumda. Bu fikir o kadar tutulmuş ki şirket tüm Finlandiya’da çalışmakta ve hisseleri de borsada işlem görmekte.
Oulu’da bu arada yeni yerel bir şirket, şehrin, ona bağlı toplulukların ve ekonomisinin finans kaynaklarından yararlanarak yeni yatırımcılara yardım ediyor. Ouloinovation programlar oluşturuyor, kredi sağlıyor ve ilişkiler kuruyor; 95 genç girişimciyi ABD’ne göndermiş, 35 tanesi bu yolla iş ilişkileri kurmuş. Aynı zamanda Octopus’u işletiyor: telefon ağında cep telefonları için program ve uygulamaların testleri yapılabiliyor. Masraflar 800 000 Euro, yarısı AB tarafından, çeyreği de şehir ve endüstri kuruluşları tarafından karşılanıyor. Çok yakın bir tarihte Alman şirketi olan Infineon’ un bir ürünü orada bir hafta süreyle test edilmiş.
Yeni bir ürün geliştirmek kolay. Onu satmak ise zor.
Ouloinovation’un yöneticisi Klementilä: “Biz ekonominin teşviki için gerekli olanı şehir, üniversite ve yatırımcıyla birlikte geliştirilmesini sağlıyoruz” diyor ve hemen ekliyor “Aşırı bürokrasiden uzak durmaya uğraşıyoruz. Yaptıklarımız daha çok yatırımcı şirket tarafından belirleniyor.” Yatırımcılar da bu sıralarda iki şey istiyorlar: daha fazla risk kapitali ve satışta daha fazla yardım. Arama sistemleri şirketi Tracker’ in yöneticisi Samuli Valhala “Yeni bir ürün geliştirmek kolay. Buna karşın onu satmak ise zor” diye şikâyet ediyor. Başlangıç kapitali var ama pazarlama için gereken parayı bulmak ise zor.
Finlandiya küçük bir ülke. Belki de bu nedenle yeni fikirler çabuk benimseniyor, belki de bu nedenle yeni sorunlar da çabuk çözülüyor. Helsinki de Erki Liikanen de Oulu’daki yazılım şirketi gibi aynı analizi yapıyor. Daha önce de AB Komiseri olarak Brüksel de çalışmış olan Merkez Bankası’nın yöneticisi, ülkesini yeteri kadar servis ağırlıklı bulmuyor. Elindeki kötü yönlerle ilgili kısa listede bu açık, toplumun yaşlanma sorunundan sonra ikinci konumda. Liikanen’in konuşmalarına bakılırsa bu sorunla ilgili de en yüksek düzeylerde yeni çıkış yolları aranmakta. Yaşlanmanın negatif etkileri daha uzun çalışmanın ödüllendirilmesi şeklinde, erken emeklilik desteklenmiyor. Genelde Finlilerin güçlü oldukları yönleri, kısa süren bir tartışmadan sonra yön değiştirebilmeleri.
Likanen, memnun bir şekilde “Finlandiya bazı şeyleri doğru yaptı” diyor, bir tane daha çilek yedikten sonra Merkez Bankası’nın kapısını kapamaya yarayan çip kartını alıyor. Kendisi, kapıcı ve ziyaretçisi binayı terk eden son kişiler. Saat altı bile değil. Dışarıda yaz güneşi parlıyor ve katedralin önündeki Senato Meydanı’nda bir müzik topluluğu çocuklar için rock müziği çalıyor.
* Pisa Testi: Eğitim alanında uygulanan ve başarıyı ölçmeye yarayan uluslararası bir test.
