Apaçık Radyo
Sağlıkçılar ile mühendis ve mimarlar aynı baskı altında: Ağırlaşan koşullar, bilimsel denetimin dışlanması ve kurumların kuşatılması. Sonuç; deprem bölgesinde toz ve konteynerda sağlık hizmeti, kentlerde plansızlık ve artan sosyal risk.
6 Şubat depremlerinden sonra kentler nasıl yeniden kuruldu, kimler yerinde kalabildi, kimler dağıldı? Peki 13 Şubat İliç faciasında sorumluluk, denetim ve adalet yerini buldu mu?
Üç yıl geçti. Antakya’da hâlâ “yol yok” deniyor; su kesiliyor, elektrik gidiyor, insanlar 21 metrekarelik konteynerlerde “ev” kelimesini ağzına alamıyor.
Her gün yeniden üretilen krizler, şaşkınlığı kalıcı kılıyor; bastırma ve sindirme hakikatin üzerini örtüyor — oysa bu coğrafyalar sömürgeciliğe ve kitlesel yıkıma yabancı değil. İşte tam da bugün, bu karanlığın içinden yeni sözler ve mücadelelerle bir eşiği geçiyoruz.
Dünyanın hali ortada: Fiilî savaşların yanı sıra silahlanma yarışı, ticaret ve gümrük savaşlarıyla derinleşen yeni bir küresel çatışma dönemindeyiz.
Bugün dünya, uluslararası hukukun etkisizleştirildiği; haydutların savaşlarının ve orman kanununun hüküm sürdüğü bir düzene teslim edilmiş durumda.
Hepinize daha serin, savaşsız, çatışmasız, cinayetsiz ve barışla-hakla-hukukla-adaletle dolu, sevgi, sempati ve empatiyle çepeçevre sarılı mutlu bir yeni yıl dileriz.
Ocak1 Ocak - David Lodge, İngiliz yazar1 Ocak - Bulgaristan’da yılbaşı gecesi atılan havai fişekler nedeniyle ölen 1.007 kuş2 Ocak - Ferdi Tayfur, müzisyen
Umut, çoğu zaman bize bırakılan son şey gibi anlatılıyor; oysa biz hâlâ buradayız çünkü umut bir kalıntı değil, bir ısrar. Biz de bu mikrofonun başında, gözlerimizi kapatmadan, tanıklık ederek umudu eyleme dönüştürmeye devam ediyoruz.
İnsanlık tarihinde ilk kez, kendi evimizin kaderi doğrudan bizim kararlarımıza bağlı. Umut hâlâ mümkün — ama yalnızca sorumluluk almaya ve şimdi harekete geçmeye cesaret edersek.
Barış, demokrasi ve adalet ancak yaşamın tüm biçimlerine koşulsuz saygıyla anlam kazanır. Tüm canlıların yaşam hakkı savunulmadan, ihlaller karşısında gerçek bir toplumsal farkındalık oluşamaz.
Süreçlerde yaşanan tereddütler kamuoyunda soru işaretleri yaratabilir; ancak kararlı ve akılcı adımlar bu belirsizlikleri hızla giderebilir. Her aktörün sorumluluk üstlenmesi, hem güveni hem de toplumsal sağduyuyu güçlendirecektir.
Otokratik liderlerin inisiyatifine sıkıştırılmak istenen süreçler, demokrasiyi ve eşitliği umursamayan karanlık bir yönelim taşıyor.
COP30 sahnesinde kapılar, krizi en ağır yaşayan halklara kapatılırken; içerideki koltuklar, krizi yaratan endüstrilere özenle açılıyor. Gerçek iklim mücadelesi salonların içinde değil; ancak dışarıda kapıda bırakılanların sesinde, direnişinde ve ısrarında hayat bulabilir.
Üç on yıl boyunca kâinatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine kulağımızı açan; sözü özgür, duruşu bağımsız bir ortak hayalin, Açık Radyo’nun 30.






























