Türkiye'nin ilk iklim davası

-
Aa
+
a
a
a

Atlas Sarrafoğlu kendisinin de davacı olduğu Türkiye'nin ilk iklim davasını diğer davacılar ve iklim aktivistleri Seren Anaçoğlu, Ela Naz Birdal’la konuşuyor.

Davacıyız
 

Davacıyız

podcast servisi: iTunes / RSS

(Bu bir transkripsiyondur. Metnin son hâli değildir.)

Atlas Sarrafoğlu: Türkiye'nin ilk iklim davasını ve bununla ilgili hazırlanan kampanyayı anlatmak için buradayım. Konuklarım da var: Davacılardan Seren Anaçoğlu, Ela Naz Birdal. Davacılara ek olarak bir de ben varım. Davadan kısaca bahsetmem gerekirse: Türkiye'nin Paris İklim Anlaşması kapsamında sunmuş olduğu iklim hedefinin yetersiz olması nedeniyle hukuki yollara başvurularak gençlerin gelecek haklarının korunması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve Çevre Şehircilik ve İklim değişikliği Bakanlığı’na açılan bir dava bu.

Kampanyanın duyurusundan bir bölüm okumak istiyorum:  

Türkiye'nin iklim kriziyle daha güçlü bir şekilde mücadele etmesi için yıllardır kampanyalar yürüten genç iklim aktivisti Atlas Sarrafoğlu, Sera Seren Anaçıoğlu ve Ela Naz Birdal Türkiye'nin iklim hedefi olarak sunmuş olduğu güncellenmiş ulusal katkı beyanının yetersiz kaldığını, bunun bir iklim eyleminden ziyade iklim eylemsizliği olduğunu öne sürerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na dava açtılar. Bu beyanın hazırlanmasında şeffaf bir süreç işletilmediğinin altını çizerek Türkiye'nin bilimsellikten uzak, etkisiz ve yeterli olmayan iklim kriziyle mücadeleler hedefinin iptal edilmesini ve yenilerinin konulmasını talep ettiler. Gelecek haklarını savunan gençler ayrıca bir imza kampanyası başlattılar. Dünyada bu davanın benzeri olarak açılmış birçok iklim davası mevcut. Altı Portekizli genç açtıkları davayla Türkiye'nin de bulunduğu 33 ülke hakkında şikâyette bulunarak söz konusu ülkeleri sera gazı emisyonlarını azaltmamakla suçlamıştı.

“Türkiye'nin güncellenmiş ulusal katkı beyanı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi sekretaryasına sunmasının ardından gördük ki bu beyan ne yazık ki bir sera gazı emisyonu azaltımı değil, artırım taahhütüdür. Türkiye bir iklim afetleri ülkesi ve biz gençler olarak daha güçlü iklim hedefleriyle geleceğimizin güvence altına alınmasını istiyoruz.” diyerek Türkiye'nin Paris İklim Anlaşması kapsamında sera gazı emisyonu hakkında aldığı kararlar ile ilgili açılan ilk iklim davasının öncüleri oldular.

Bu arada Türkiye'nin ulusal katkı beyanını da hatırlatmakta da fayda görüyorum:

Türkiye Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi sekreteryasına 13 Nisan 2023’te sunduğu ulusal katkı beyanı 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarında yüzde 41 oranında azaltım yapmayı taahhüt ediyor. Güncellenen ulusal katkı beyanı, TÜİK emisyon verilerine göre 2021 yılında 546.4  milyon ton karbondioksit eş değerine ulaşan sera gaz emisyonlarının 2030 yılına kadar 695 ton karbondioksit değerine ulaşmasını öngörüyor. Türkiye 2038 yılına kadar sera gazı emisyonlarını arttıracağını ve ancak bu yıldan sonra emisyonlarda mutlak bir mutlak bir azaltımda bulunacağını taahhüt ediyor.

Evet üçümüzün açtığı bu dava üzerinde biraz konuşarak size Türkiye'nin ilk iklim davası üzerine düşündüklerimizi ve hislerimize anlatabilmeyi istiyorum. Bizim ne düşünerek bu davaya açtığımızı merak edenler oluyor. Öncelikle bunu cevaplayalım. Seren, seninle başlayalım istersen. Önce kendini kısaca tanıtıp dinleyicilere neden bu davayı açmak istediğinden bizlere bahsedebilir misin?

Seren Anaçoğlu: Öncelikle davet ettiğin için çok teşekkür ederiz. Adım Seren, Avrupa Birliği İklim Elçisi seçilmiştim. Aynı zamanda iklim krizi için mücadele eden bir iklim aktivistiyim. Hukuk öğrencisiyim. O yüzden bu dava süreci de beni çok heyecanlandırıyor. Yani sanırım öğrendiklerimi uyguluyormuş gibi bir şey hissediyorum günlük hayatta. Biraz aksiyonlu geçiyor ve bence amacımıza ulaşmak için çok güzel bir yolda ilerliyoruz. Benim de iklim krizi mücadelem 16 yaşında başlamıştı. Ve sonrasında sizleri buldum. Tek başıma olmadığımı fark ettim. İnsanlara farkındalık kazandırmak için uğraşıyorum. İklim krizinin büyük ve global bir sorun olduğunu göstermeye çalışıyorum. Çok uzatmayacağım. Neden davayı açtığımızdan bahsedeyim: Biliyorsunuz ki iklim krizi çok büyük bir problem. Ve her sene COP27 konferansları gerçekleşiyor. COP27 konferanslarında da bütün STK'lar, iklim krizini büyük bir sorun olarak gören herkes mutlak yüzde 31 azaltım hedefini bekliyordu Türkiye'den. Çünkü biz karbon emisyonlarımızı azaltmadığımız sürece krizi büyümeye devam edecek. 1,5 derece sıcaklığı artışı devam edecek. Ve biz 2030’a kadar durduramazsak, sözlerimizi tutmazsak ve yanlış vaatler verirsek bunu durduramayacağız. Ulusal katkı beyanının ne kadar insan haklarına aykırı olduğunu, çocuk haklarına aykırı olduğunu hatta anayasanın bazı maddelerine de aykırı olduğunu fark ettik. Ve bu yola sizlerle girişmiş olduk. Hem seninle hem Ela'yla hem özellikle de Deniz’in büyük emekleriyle… Bu yüzden bu davaya açmak istedik.

3

A.S.: Çok güzel. Evet aslında kısa bir özetle geçmiş oldum davayı. Ela, şimdi bir de sana sormak istiyorum: Neden bu davayı açmak istedin?

Ela Naz Birdal: Merhaba, adım Ela Naz Birdal. 17 yaşındayım ve son dört senedir iklim ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği aktivistliği yapıyorum. Türkiye'de iklim hareketine öncü olan kadınların desteklenmesi ve söz hakkı alması için Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi kapsamında İngiltere'de başlatılmış She Change Climate kampanyasını Türkiye'de desteklemek için harekete geçen temsilcilerden bir tanesiyim. Türkiye'de de kampanyalar, etkinlik ve organizasyonlarında yer alıyorum.

Biz üç genç iklim aktivisti olarak Türkiye'de ilk iklim davasını açmış bulunduk ve bu bizim için çok heyecan verici. 13 Nisan'da Türkiye'nin Paris Anlaşması kapsamında sunmuş olduğu ulusal katkı beyanının yetersiz, geleceğimizi güvence altına almayan ,Sera Gazı emisyonlarını azaltmama hatta 2030 ve 2028 yıllarına kadar sürekli arttırma yönündeki kararına karşı olarak daha güçlü ve gerçekçi iklim tarihlerinin yer almasını talep ettiğimiz için bu davayı açtık.

A.S.: Ben de neredeyse 16 yaşındayım. Dünyanın kaderi için endişelenmediğim bir zaman hatırlamıyorum hayatım boyunca. “Keşke benim hükümetim de benimle aynı şeyleri hissetseydi” diyorum hep. Hükümetimin iklim acil durumunu ele almak için elinden gelen her şeyi yapması için ben, 4 yıldır  iklim aktivistliği yapıyorum. Ancak onlar tam tersine, tam tersi yolda şu anda hızlı ilerlemekteler. İki gün sonra da seçim var. O yüzden bu konuda da iklim aktivistlerinin konuşmak istedikleri şeyler var. Geçtiğimiz haftalarda Birleşmiş Milletler'in de yayınladığı Türkiye'nin ulusal katkı beyanı sonrasında bu kararın benim ve jenerasyonumun geleceğini ciddi bir tehdit altına soktuğuna emin oldum. Önümüzdeki on yıl iklim kriziyle mücadele edip etmeyeceğimizi veya çok daha kötüye gidip gitmeyeceğimizi belirleyecek. Hükümetim, sera gazı kirliliğinin önümüzdeki 30 boyunca kontrolsüz bir şekilde devam etmesine izin vererek insanlara kaçılmaz öldürücü sıcak hava dalgalarına, yıkıcı sellere ve boğdurucu orman yangın karşı kendi başlarının çaresine bakmalarını söylüyor. Ben de bu yüzden davacı olmaya karar verdim aslında.

2021’de Hollanda'da petrol devi Royal Dutch Shell’e emisyonlarını 1990 seviyelerine kıyasla 2030’a kadar yüzde 45 oranında azaltma emrinin verildiği davaydı. Shell, 2050 yılına kadar da net sıfır emisyonuna ulaşma çabalarını hızlandırmak zorunda kalırken karara itiraz edeceğini söylemişti. İklim krizi hakkında hepimizin büyük endişeleri var ve bu endişelerimizi aslında bu davayı açarak yeni bir adımla aksiyona dönüştürmüş olduk.

En son baktığımızda imzamız imza kampanyamız 5 bin 500 imzaya yaklaşıyordu. Üstelik çok yeni bir kampanya. Sanırım bu güzel bir hız bizler için. Umarım en güzel sonuçları alabiliriz bu davadan. Dolu dolu ve sağlıklı yaşamların tadını çıkarabileceğimiz güvenli ve sürdürülebilir bir gelecek için mücadele etmek amacıyla mahkemelere gitmek zorunda kalmayız umarım daha fazla. Yine de buradayız. İnsanlar bana sık sık gezegenimize ve geleceğimize olanların gerçeğiyle yüzleştiğimizde umudumuzu ve motivasyonumuzu nasıl koruduğumuzu soruyor aslında. Ben de genelde cevap olarak umudumuzun da bu eylemlere dayandığından söz ediyorum. Bu soruyu aktivist arkadaşlarıma da sormak istiyorum. Mesela

İklim krizinin gerçeklerini bildiğin halde nasıl umutlu olabiliyorsun? Senelerdir de arkadaşımsın. Mutlu bir kişiliğin var. Nasıl bu kadar pozitif kalabiliyorsun? Senin bu konudaki motivasyon ne?

E.N.B.: Benim iklim kriz konusunda bu süreçte motivasyon kaynağım beraber aksiyon aldığım ilham verici aktivist arkadaşlarım. Çünkü iklim kriziyle mücadelede karar alıcıların ve harekete geçmek isteyen insanların kararları bizim ve bizden sonraki nesillerin geleceğini belirliyor. İşte bu yüzden Türkiye ekibimize katılıp siz de bizimle beraber harekete geçebilirsiniz. Bunun yanında, az önce Atlas'ın da bahsettiği gibi, üç genç iklim aktivisti olarak açtığımız davada bize destek olmak için kampanyamızı imzalayabilirsiniz.

A.S.: Ekoanksiyeteden bahsetmek istiyorum. Ela'yla biz bunu sık sık konuştuk aslında burada da. Bu konuda da aslında birbirimize destek olmamız gerekiyor çoğu zaman. Çünkü iklim kriziyle birlikte mücadele ediyoruz. Eylemlerde, protestolarda, etkinliklerde o, bunların organizasyonlarını hep birlikteyiz. Dolayısıyla hep birbirimize yardım etmemiz gerekiyor. Bu yardım süresince de aslında birbirimizin bu konudaki kaygılarını gidermeye çalışıyoruz

Seren sen bir hukuk öğrencisisin ve davayla ilgili kendini nasıl hissediyorsun?

S.A.: Umut meselesine çok kısaca değineyim: Geleceğimiz için müdahale etmek zorundayız. Bunun farkındayım. Bir arada olduğunuzda, beraber olduğumuzda çok iyi şeyler yapabileceğimize inanıyorum. Zaten bu davayı aslında bireysel olarak açmadık. Tüm gençliği aslında temsilen açtık. Ve Türkiye'de çok büyük bir farkındalık yaratacağını düşünüyorum bu davanın.

İki günde neredeyse 5 binden fazla imzaya ulaştık. Bence insanlar da bu konuda umut besliyor ve Türkiye'nin bu adımları değiştirebileceğini düşünüyor. Ben hukuk öğrencisiyim. Çünkü hukuk okuduktan sonra bir şeyleri değiştirebiliyorsun. Okuma sebeplerinden biri de buydu aslında. Hukuk okuyarak sistemi içinden değiştirebilmeyi istedim. Bu yüzden ben de çok mutluyum. Hem davacı taraf olmaktan hem de iklim krizi için mücadele ediyor olmaktan gerçekten çok onurluyum. Güzel bir gelecek için, bugünümüz için, hepimiz için mücadele etmeye devam edeceğim. Sizinle birlikte!

A.S.: Süpersin. Şimdi soruyu bir de Ela'ya sorayım: Nasıl hissediyorsun ve eklemek istediğin bir şey var mı? Dava hakkındaki düşüncelerini alalım senden.

E.N.B.: Bu dava için açtığımızdan itibaren hepimiz çok heyecanlıyız ve aldığımız en önemli kararlarından bir tanesi. Türkiye'deki ilk iklim davasını açtık. Yaşadığımız varoluşsal kriz kadar, alınan kararların ve verilen somut hedeflerin gerçekçiliği de bir o kadar önemli. Bu yüzden her zaman vurguladığımız gibi bilim insanlarına, gençliğe ve en önemlisi kendinize inanın. İklim krizi için mücadelemizde siz de bize destek olun.  

A.S.: Ben de uzun zamandan beri ilk defa bu kadar umutluyum diyebilirim. Umutluyum çünkü sevdiğimiz şeyleri korumak için yaptığımız eylemlerde bu gezegenin vatandaşları olarak yerimizin yerimizi bulduğumuzu düşünüyorum. Harekete geçmek isteyenlere de şunu önermek istiyorum: Yapabileceğiniz tek şey küçücük de olsa harekete geçin. Önemli olan bu konudaki iradenizdir. Biz buradaki üç genç iklim aktivisti ve Türkiye'nin ilk iklim davacıları, sivil toplum kuruluşlarının toplantılarına katılıp çevre temizliği yaparak çıktığımız yolun iklim değişikliği konusundaki küresel tartışmayı değiştirmemize yol açacağını bilmiyorduk.

Yolumuz açık olsun arkadaşlar.