COP27 gündemine yakından bakış

-
Aa
+
a
a
a

İklim Kuşağı Konuşuyor’da dünyanın en büyük iklim zirvesi olarak bilinen ve Sharm El Sheikh’te başlayan COP27’ye yakından bakıyoruz.

Fotoğraf: Sayed Sheasha
REUTERS
COP27 gündemine yakından bakış
 

COP27 gündemine yakından bakış

podcast servisi: iTunes / RSS

Birçok farklı açıdan eleştirilere maruz kalan COP27’nin sonuçlarının geçen senelerden farklı olacağını düşünmüyorum ancak yine de gözlerimiz bu zirvede alınacak kararlarda olacak.

“Bu dünyayı gerçekten kurtarmak istiyorlar mı?” sorgulamadan duramıyorum çünkü Exxon, Chevron, Shell ve Total gibi fosil yakıt şirketleri üçüncü çeyrek için 50,5 milyar dolar kâr elde ettiklerini açıkladı. Dolayısıyla dünyada bu kadar büyük bir zıtlık yaşanırken aklımdaki sorulara “dur” demek bazen zorlaşıyor. Bu sorgulamaları yaşayan aktivistlerden Greta Thunberg önümüzdeki hafta Mısır’da başlayacak COP27 müzakerelerine katılmayacağını belirtirken küresel zirveyi “yeşil badana için bir forum” olarak nitelendirdi. Londra’daki Southbank Center’da gerçekleşen, yeni yayımlanan kitabının lansmanında konuyla ilgili şunları söyledi:

Pek çok nedenden dolayı COP27’ye gitmiyorum, bu yıl sivil topluma verilen alan son derece sınırlı. COP zirveleri, esas olarak liderler ve iktidardaki insanlar için birçok farklı konuyu yeşile boyama fırsatı olarak kullanılıyor.

Bu konferansların “gerçekten” tüm sistemi değiştirmeyi amaçlamadığını, bunun yerine kademeli ilerlemeyi teşvik ettiğini belirtti. Thunberg, geçtiğimiz yıl Glasgow’da düzenlenen COP26’ya katılmıştı. 19 yaşındaki Thunberg geçtiğimiz günlerde yaptığı bir sosyal medya paylaşımında Mısır’daki düşünce suçlularıyla dayanışma içinde olduklarını ifade etmiş ve COP27’de sivil topluma daha fazla yer ayrılması için başlatılan imza kampanyasına destek çağrısında bulunmuştu.

Kampanyada 350.org, Uluslararası Af Örgütü ve 1.500’den fazla sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Eylem Ağı dahil olmak üzere yaklaşık bin adet kurumsal ve bireysel imza sahibi yer aldı. Greenpeace UK de dahil olmak üzere bazı kuruluşlar dilekçeyi imzalamadığı için eleştirildi.

Thunberg’in geçen hafta yayımlanan İklim Kitabı [The Climate Book], ekonomist Thomas Piketty, DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus ve yazar Naomi Klein dahil çeşitli uzmanların katkısını içeriyor. Thunberg’in kitap için aldığı telif hakları, çevre konularında çalışan kurumlara dağıtılacak.

İklimle ilişkili güncel raporlar 

COP27 yolunda, iklim bağlantılı raporların çığ gibi gelmeye başladığından bahsetmiş, raporlara göz atmıştık. Geçtiğimiz Çarşamba günü Yeşil Gazete’de yayımlanan raporla ilgili haberden bahsetmek istiyorum.

Dünya Meteoroloji Örgütü‘nün (WMO) son raporuna göre, Avrupa‘da sıcaklıklar son 30 yılda küresel ortalamanın iki katından fazla arttı. Bu ısınmanın etkileri kıta genelinde meydana gelen kuraklıklar, orman yangınları ve buz erimeleriyle şimdiden görülüyor. AB’nin Copernicus desteğiyle hazırlanan “Avrupa İklim Durumu Raporu”, ısınma eğilimi devam ederken olağanüstü sıcaklık, orman yangınları, sel ve diğer iklim bozulması sonuçlarının toplumu, ekonomileri ve ekosistemleri giderek daha fazla etkileyeceği konusunda uyarıyor.

1991’den 2021’e kadar, Avrupa’daki sıcaklıklar on yılda ortalama 0,5 derece civarında arttı. Bunun sonuçları Alp buzullarının 1997 ve 2021 yılları arasında 30 metre buz kalınlığı kaybetmesi, Grönland buz tabakasının erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi gibi gözle görünür pek çok olayda görüldü. Aşırı hava olayları sonucunda çok sayıda insan ve hayvan yaşamını yitirdi. Rapor, 2021’de yüzde 84’ü sel ve fırtına olan yüksek etkili hava ve iklim olaylarının yüzlerce ölüme yol açtığını, 50 binden fazla insanı doğrudan etkilediğini ve 50 milyar doları aşan ekonomik zarara yol açtığını söylüyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü Genel Sekreteri Prof. Petteri Taalas konuyla ilgili şunları söyledi: 

Avrupa, ısınan bir dünyanın canlı bir resmini sunuyor ve bize iyi hazırlanmış toplumların bile aşırı hava olaylarında güvenli olmadığını hatırlatıyor. Bu yıl, 2021’de olduğu gibi Avrupa’nın büyük bir kısmı yoğun sıcak dalgalarından ve kuraklıktan etkilenerek orman yangınlarına sahne oldu. 2021’de yaşanan olağanüstü sel olayları çok sayıda ölüm ve yıkıma sebebiyet verdi.

Rapora göre, gelecek için tahmin edilen daha fazla hava felaketiyle bu eğilimin devam etme olasılığı yüksek. Tüm Avrupa kıtasında sıcaklıkların, geçmiş gözlemlere benzer şekilde, küresel ortalama sıcaklık değişimlerini aşan oranda artacağı tahmin ediliyor. Dünya, 1,5 derecenin üzerine doğru ısındıkça, aşırı hava olayları hızlanacak ve sürekli azalan yaz yağışları yıkıcı kuraklıklara neden olacak. Akdeniz hariç tüm bölgelerde ilerleyen aylarda aşırı yağış ve sel baskınları bekleniyor. Rapor ürkütücü bir gelecek çizse de iyi haberler de var: Birçok Avrupa ülkesi sera gazı emisyonlarını azaltmada başarılı. 1990 ile 2020 arasında AB emisyonları yüzde 31 azaldı. Avrupa, insanları iklim acil durumunun en kötü etkilerinden korumak için harekete geçti ve aşırı hava uyarı sistemleri kurdu. Sıcaklık sağlık eylem planları ise birçok hayat kurtardı. Taalas konuyla ilgili şu ifadede bulundu:

Kıtanın sera gazı emisyonlarını azaltmadaki iyi temposu devam etmeli ve hırs daha da artırılmalıdır. Avrupa, Paris Anlaşması’nın gereklerini yerine getirmek için yüzyılın ortasına kadar karbon nötr bir topluma ulaşmada kilit bir rol oynayabilir.

Avrupa’nın dünyanın diğer bölgelerine göre daha hızlı ısınmasının birkaç nedeni var: Kıta, denizden daha hızlı ısınan yüksek bir kara kütlesi yüzdesine sahip. Kuzey Kutbu ve genellikle yüksek kuzey enlemleri aynı zamanda küresel olarak en hızlı ısınan bölgeler ve Avrupa’nın önemli bir kısmı kuzey enlemlerinde bulunuyor. Geri besleme sistemleri de ısınmaya katkıda bulunuyor. Örneğin nemini kaybetmiş toprak, sıcaklıkların daha hızlı yükselmesine neden oluyor, bu da toprağı daha fazla kurutuyor. Bunun başka bir örneği de Avrupa’nın çift jet akımlarına karşı savunmasızlığı. Bu “çifte” etki, bir jet akımı geçici olarak ikiye bölündüğünde ve iki kol arasında aşırı sıcaklığa neden olan zayıf rüzgârlar ve yüksek basınçlı hava alanı bıraktığında meydana geliyor. Bu çifte akışlar, yaz başlarında kara kütlesi ısındıkça daha olası hâle geliyor.

Temmuz 2022’de, Nature Communications’da yayımlanan bir araştırma, çift jet akımlarının sıcaklık değişkenliğinin yaklaşık yüzde 35’ini oluşturması nedeniyle Avrupa’nın bir “sıcak dalgası, sıcak noktası” olduğunu ortaya koymuştu. Raporu memnuniyetle karşılayan bilim insanları Avrupa şehirlerinin “ısı adaları” oluşturduğunu ve bu nedenle de aşırı sıcaklıkları daha fazla hissettiklerini belirtti. Bristol Üniversitesi, Cabot Enstitüsü ve Yer Bilimleri Okulu‘ndan Prof. Daniela Schmidt şunları söyledi:

Küresel ısınmaya ilişkin odak noktası her zaman şu anda 1,1 derece olan küresel ortalamadır. Ancak okyanusların çoğunun daha az ısınması, kutuplara doğru gidildikçe daha fazla karaya sahip olunması gibi nedenlerle bu ortalamada büyük farklılıklar oluşur. Bu, şehirlerimizde sıcak yaz aylarında hissedilen ısı adaları oluşturur. Birleşik Krallık‘ta bu yazın sıcak dalgası 65 yaş üstü insanlar arasında yaklaşık 3 bin ek ölümle sonuçlandı. Isı ve kuraklık ulaşımı, Avrupa nehirlerini, enerji üretimini, ekosistemlerimizi ve insanlarımızı etkiledi. Bu riskler ısınma arttıkça büyüyecek ve biz bekledikçe bu riskleri azaltmak daha da zorlaşacak.

Uluslararası Enerji Ajansı’ndan yeni rapor

Bir sonraki rapor ise Uluslararası Enerji Ajansı’nın yayımladığı “Dünya Enerji Görünümü 2022” raporu. Rapora göre, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle tetiklenen küresel enerji krizi, sürdürülebilir ve güvenli bir enerji sistemine geçişi hızlandırma potansiyeline sahip derin ve uzun süreli değişikliklere neden oluyor.

Günümüzün enerji krizi daha önce görülmemiş genişlikte ve karmaşıklıkta bir şok yaratıyor. En büyük sarsıntılar doğalgaz, kömür ve elektrik piyasalarında hissedildi. Petrol piyasalarında da önemli çalkantılar yaşandı ve daha ciddi aksaklıkların önüne geçmek için Uluslararası Enerji Ajansı üyesi ülkeler tarafından benzeri görülmemiş büyüklükte iki petrol stoğunun serbest bırakılması gerekti. Rapor, jeopolitik ve ekonomik kaygıların devam etmesi nedeniyle enerji piyasalarının son derece kırılgan olduğunu, krizin mevcut küresel enerji sisteminin kırılganlığını ve sürdürülemezliğini gösterdiğini belirtiyor.

Analizde, bazı çevrelerin iklim politikalarının ve net sıfır taahhütlerinin enerji fiyatlarındaki artışa katkıda bulunduğu yönündeki iddiaları destekleyecek çok az kanıt buluyor. En çok etkilenen bölgelerde yenilenebilir enerji kaynaklarının daha yüksek pay alması daha düşük elektrik fiyatlarıyla ilişkilendiriliyor. Daha verimli evler ve elektrikle ısınma yeterli olmasa da bazı tüketiciler için önemli bir tampon sağlıyor. En ağır yük, gelirin büyük bir kısmının enerjiye harcandığı yoksul hanelerin üzerinde.

Tüketicileri krizin etkilerinden korumaya yönelik kısa vadeli tedbirlerin yanı sıra, birçok hükümet daha uzun vadeli adımlar atıyor. Bazıları petrol ve gaz kaynaklarını arttırmaya ya da çeşitlendirmeye çalışırken, birçoğu da yapısal değişiklikleri hızlandırmaya çalışıyor. ABD Enflasyon Azaltma Yasası, AB’nin 55’e Uyum paketi ve REPowerEU, Japonya’nın Yeşil Dönüşüm (GX) programı, Kore’nin enerji karışımında nükleer ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırma hedefi ve Çin ve Hindistan’daki iddialı temiz enerji hedefleri…

WEO‘nun (World Energy Outlook) Belirlenmiş Politikalar Senaryosu’nda, bu yeni önlemler küresel temiz enerji yatırımlarının 2030’a kadar yılda 2 trilyon doların üzerine çıkmasına yardımcı olarak bugüne kıyasla yüzde 50’den fazla artış sağlıyor. Bu senaryoda piyasalar yeniden dengelenirken, nükleer enerjinin desteklediği yenilenebilir enerji kaynaklarının sürekli kazanç sağlaması nedeniyle kömür için bugünkü krizden kaynaklanan artış geçici olacak.

Sonuç olarak, 2025 yılında küresel emisyonlar için en yüksek noktaya ulaşılır. Uluslararası Enerji Ajansı’nın İcra Direktörü Fatih Birol konuyla ilgili şunları ifade etti:

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonucunda enerji piyasaları ve politikaları sadece şu an için değil, önümüzdeki on yıllar için de değişecek. Bugünkü politika ayarlarıyla bile enerji dünyası gözlerimizin önünde dramatik bir şekilde değişiyor. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler bunu daha temiz, daha uygun fiyatlı ve daha güvenli bir enerji sistemine doğru tarihî ve kesin bir dönüm noktası hâline getirmeyi vaat ediyor.

İlk kez, günümüzün geçerli politika ayarlarına dayanan bir WEO senaryosu, her fosil yakıt için küresel talebin zirve veya durağanlık sergilediğini gösteriyor. Bu senaryoda kömür kullanımı önümüzdeki birkaç yıl içinde geriliyor, doğalgaz talebi 10 yılın sonunda bir düzlüğe ulaşıyor ve artan elektrikli araç satışları, petrol talebinin yüzyılın ortalarına doğru hafifçe azalmadan önce 2030’ların ortalarında dengelenmesi anlamına geliyor. Bu, fosil yakıtlara olan toplam talebin 2020’lerin ortalarından 2050’ye kadar, kabaca büyük bir petrol sahasının ömür boyu üretimine eşdeğer bir yıllık ortalama ile istikrarlı bir şekilde azaldığını gösteriyor.

“İklim krizi toplumların hızlı dönüşümünü gerektiriyor”

Dünya genelinde yoğunlaşan iklim etkileri sera gazı emisyonlarının hızla düşmesi gerektiği mesajını verirken, BM Çevre Programı’nın (UNEP)“Emisyon Açığı 2022: Kapanan Pencere – İklim Krizi Toplumların Hızlı Dönüşümünü Gerektiriyor” raporu uluslararası toplumun Paris hedeflerinin hâlâ çok gerisinde olduğunu ve 1,5 dereceye giden inandırıcı bir yolun bulunmadığını ortaya koyuyor. Çalışma elektrik arzı, sanayi, ulaşım ve inşaat sektörleriyle gıda ve finans sistemlerinde acil dönüşümlerin iklim felaketini önlemeye yardımcı olacağını ortaya koyuyor. UNEP İcra Direktörü Inger Andersen konuyla ilgili şunları söylüyor:

Bu rapor bize doğanın yıl boyunca ölümcül seller, fırtınalar ve şiddetli yangınlar aracılığıyla söylediği şeyi soğuk bilimsel terimlerle anlatıyor: Atmosferimizi sera gazlarıyla doldurmaktan vazgeçmeli ve bunu hızla yapmalıyız. Aşamalı değişiklikler yapmak için şansımız vardı ancak bu zaman sona erdi. Sadece ekonomilerimizin ve toplumlarımızın kökten dönüşümü bizi iklim felaketinin hızlanmasından kurtarabilir.

Rapor, İngiltere’nin Glasgow kentinde 2021 yılında düzenlenen iklim zirvesinde (COP26) tüm ülkelerin Ulusal Katkı Beyanlarını (NDC’ler) güçlendirme kararı almasına ve uluslardan gelen bazı güncellemelere rağmen ilerlemenin ne yazık ki yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Bu yıl sunulan NDC’ler, 2030’da öngörülen küresel emisyonlardan sadece 0,5 gigaton CO2 eşdeğeri yani yüzde 1’den bile daha az farklı.

Bu ilerleme eksikliği, dünyayı Paris Anlaşmasının 2 derecenin çok altında, tercihen 1,5 derecelik hedefinin çok üzerinde bir sıcaklık artışına doğru sürüklüyor. Koşulsuz NDC’lerin küresel ısınmayı yüzyıl boyunca yaklaşık 2,6 derece ile sınırlama şansının yüzde 66 olduğu tahmin ediliyor. Dış desteğe bağlı olan koşullu NDC’ler için bu rakam 2,4 dereceye düşüyor. Mevcut politikalar tek başına 2,8 derecelik bir artışa yol açarak vaatler ve eylemler arasındaki uçurumun sıcaklık üzerindeki etkilerini vurguluyor.

En iyi senaryoda, koşulsuz NDC’lerin tam olarak uygulanması ve ilave net sıfır emisyon taahhütleri sadece 1,8 derecelik artışa işaret ediyor; yani umut var. Ancak bu senaryo, mevcut emisyonlar, kısa vadeli NDC hedefleri ve uzun vadeli net sıfır hedefleri arasındaki tutarsızlık nedeniyle şu anda inandırıcı değil

Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak için dünyanın önümüzdeki sekiz yıl içinde sera gazlarını daha önce görülmemiş düzeylerde azaltması gerekiyor. Koşulsuz ve koşullu NDC’lerin, yürürlükte olan politikalara dayalı emisyonlara kıyasla, 2030 yılında küresel emisyonları sırasıyla yüzde 5 ve yüzde 10 oranında azaltacağı tahmin ediliyor. Küresel ısınmayı 1,5 derecede tutmaya yönelik en düşük maliyetli yola girebilmek için emisyonların 2030 yılına kadar mevcut politikalar çerçevesinde öngörülenlere kıyasla yüzde 45 oranında düşmesi gerekiyor. 2 derece hedefi için ise yüzde 30’luk kesintiye ihtiyaç var.

Bu denli büyük kesintiler, büyük ölçekli, hızlı ve sistemik bir dönüşüme ihtiyacımız olduğu anlamına geliyor. Rapor, kilit sektörlerde ve sistemlerde bu dönüşümün bir kısmının nasıl sağlanacağını araştırıyor. Andersen konuyla ilgili şunları söylüyor:

Küresel ekonomide reform yapmak ve 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını neredeyse yarıya indirmek çok zor, hatta bazılarına göre imkânsız, ancak denemeliyiz. Bir derecenin her bir kesri önemlidir: kırılgan topluluklar, türler ve ekosistemler ve her birimiz için.

Bir tarafta sonsuz kazançlarıyla fosil yakıt şirketleri, diğer tarafta boş vaatleriyle karar vericiler var. Ortada da elimizde bilimsel raporlarla biz gençler varız. COP, Davos veya Birleşmiş Milletler Genel Kurulu değil, biz insanlar kararımızı vermeliyiz.