İran halkı zorlu bir mücadele veriyor

-
Aa
+
a
a
a

İran’daki devrimci ayaklanmaların 128. günü geride kaldı. Ayaklanmalar dalgalar halinde devam ediyor. Gaz sıkıntısı sebebiyle halk sokağa çıktı.

Hafta başında, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Avrupa Parlamentosunca terör listesine alınmasına yönelik eylem çağrıları vardı. Bu çağrıcı grubun başında, İsveç Parlamentosu’nun üyesi olan İran kökenli Ali Reza Akhoundi yer alıyordu. Akhoundi, gelebilecek durumda olan, yurt dışındaki bütün İranlıları Strasbourg'daki büyük eyleme davet etti ve olaylar sırasında öldürülen çocukları andığı konuşmasında gözyaşlarına boğuldu.

Salı günü, son derece soğuk bir havada, Avrupa’nın her yerinden toplanan binlerce, kimilerine göre 50 bine yakın İranlı, Avrupa Parlamentosu’nun İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu terör listesine alması için kararlı bir eylem düzenledi. Strasbourg gibi bir kentte öyle büyük bir kalabalık toplanmıştı ki, nüfusu 300 bini bulmayan bir kent için de İranlıların yurt dışında gerçekleştirdiği bir eylem için de bu çok büyük bir rakamdı.

Çarşamba günü yapılan oylamada, Parlamento’nun ezici bir çoğunluğu İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör listesine alınması tasarısına “evet” oyu verdi. Bu biçimiyle de olsa büyük bir kazanım. Evet, süreç henüz tasarı boyutunda ama yine de büyük bir kazanıma işaret ediyor. Devrim Muhafızları Ordusu, Trump döneminde terör listesine dahil edilmişti. Ardından Kanada,  Devrim Muhafızları’ndan ve  Kudüs Gücü’nden 10 bin kişiyi bu listeye dahil etmişti. İran Meclisi’nin de,  AB ülkelerinin ordularını terör listesine alma çağrısı yapan bir karşı tasarı hazırladığını unutmayalım.

Önceki haftanın en önemli olayı, Molla Rejim'i tarafından kıskaca alınmaya çalışılan Beluç halkının, özellikle de Beluçların dinî lideri Movlevi Ebdul Hemid’in korunmasına ve savunulmasına yönelik eylemlerdi. Beluç halkının neredeyse tamamı İran’ın öteki kentlerinde düzenlenen eylemlerle eş zamanlı olarak Rejim’e meydan okudu. Rejim ise geçen hafta içinde, bu kez Movlevi Ebdul Hemid’e yakınlığıyla bilinen Movlevi Muhammed Hüseyin Gorgic’e baskı yapmaya başladı. Amaç, Gorgic’i gözaltına alarak Ebdulhamid’in çevresini boşaltmak, onu güçsüzleştirmekti. Şu ana kadar başarıya ulaşabilmiş değil. Ama şunu söyleyebiliriz: Hamaney eğer İran’ı aşarak Irak’a, Suriye’ye, Lübnan’a uzanan coğrafyada Şiilerin dinî lideri ise Movlevi Ebdulhemid de adeta bütün bu bölgedeki Sünnilerin dinî liderine dönüşmüş durumda. Ebdul Hemid’in çoktandır bir şeyhülislamın, bir dinî liderin ötesine geçmiş, bir siyasi lidere dönüşmüş olması çok önemli. Onun, Cuma hutbelerinde söylediği kimi sözlerini daha önce de aktarmıştım. Bu sözler, bir şeyhülislamdan duymaya alışık olmadığımız türde özgürlükçü, eşitlikçi sözler. Örneğin, yeri geliyor Yahudilerin, Ateistlerin veya Bahailerin de haklarının olduğundan ve bunlara saygı duymak gerektiğinden söz edebiliyor. Kuşkusuz İran’ın muhalif kesimleri, bu sözleri eden kişi bir din adamı olduğu için her zaman bu sözlere ihtiyatla yaklaşmaya devam ediyor. Ben de bir ihtiyat payı koyuyorum ama bir yandan da Beluçların sadece güzel ve doğru şeyler söylemediğini, aynı zamanda ölerek ve ölümüne mücadele ederek de kendilerini kanıtladığını düşünüyor ve bu nedenle onları ciddiye alıyor, saygı duyuyorum.

Bir başka Movlevi yani Mevlana olan ve Movlevi Ebdul Hemid’e yakınlığıyla bilinen Abdul Şehid Şekhbekhş, kimliği belirsiz kişilerce öldürüldü. Bu kimliği belirsiz kişilerin de Rejim’in çerileri olduğunu söyleyebiliriz. Zahedan kentinde, Beluçların her Cuma toplanıp Cuma namazı kıldığı, Movlevi Hemid’in Cuma hutbesi verdiği Mekke Camii’ne giden yollar daha Perşembe gününden Rejim’in silahlı güçlerince kesilmeye başlandı, geçişler kısıtlandı. Rejim’in Beluçlara, özellikle de Ebdul Hemid’e savaş açtığı anlaşılıyor.

Devrimin çalınması

Son birkaç haftadır olayların tansiyonunda bir düşüş olduğunu söylüyorum. Bunun da, havaların soğumasından tutun, halkın dört ayı aşkın zamandır sürmekte olan bu eylemler sürecinde yorulmuş olmasına kadar çeşitli gerekçeleri olduğunu belirtiyorum. Ama asıl gerekçeyi dürüstçe ortaya koymakta yarar var: Eylemcilerin safları bir süredir bölünmüş durumda. Yurt dışında Batı destekli bir takım gruplar, özellikle de Şah Rıza’nın oğlu öne çıkmaya başladıkça, ülke içindeki bazı gruplar dışlanmaya, ötelenmeye başladı. Ve halkın bir bölümü devrimin halkın elinden çalınmaya çalışıldığını düşünür oldu. Elbette, bütün bunlara karşın halkın Rejim’e öfkesinde değişen bir şey yok. Akşam olduğunda, halkın büyük bölümü sokaklara dökülmüyor olsa bile pencerelerden, çatılardan Rejim karşıtı sloganlar atmayı sürdürüyor.

Ülke dışında bir grup, internette bir kampanya başlattı ve Şah’ın oğlu Rıza’dan söz ederek “Şehzade Rızaya vekâlet veriyorum” demeye başladı. Bu kampanyaya en çok da popüler kişiler, celebrtityler destek veriyor. Eski Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi, Batı’nın ve yanlılarının kendisine biçtiği devrim liderliği rolünü iyiden iyiye benimsemiş olacak ki, hafta içinde “İran’ın bütünlüğü benim kırmızı çizgim” dedi ve bu nedenle de ayrılıkçı hareketlere yer vermeyeceğine ve yeni İran’ın bayrağının da Şah döneminde kullanılan bayrak olacağına ilişkin bir açıklama yayımladı.

Benim gördüğüm kadarıyla, en azından bu olaylar başlayalı beri, İran’da hiçbir etnik grup ayrılıkçı bir hareket yürütmüyor. Kürtler de, Beluçlar da, Azeri Türkleri de ayrılalım, başka bir ülke kuralım demiyor. Diyenler de üç beş kişiden ibaret. İran, tarihte görülmemiş ölçüde kaynaşmış, bütünleşmiş durumda. Ama Şah yanlıları aynı zamanda bir Fars milliyetçiliğini de körüklemeye devam ediyor. Bu yüzden olacak ki, yeni ülkeye yeni bir bayrak belirleme fikrinden bile rahatsız oluyorlar. Bu tutumun da devrim gerçekleşse bile ülkeyi büyük çatışmalara sürükleyeceğini kestirmek mümkün.

Batı’nın, büyük medya gruplarının ŞehzadeRıza lehine yürüttüğü bu kampanyaların işe yaramadığını söylemek mümkün değil. Şu an Şehzade Rıza son derece parlak bir konumda. Öyle ki, Huzistan eyaletinde bile bazı gruplar Şehzade Rızayı vekil ilan eden sloganlar attı. Bu olaydan haberdar oluyoruz çünkü Rıza Pehlevi’yi desteklemek hevesindeki büyük medya grupları bunları yayımlıyor. Oysa bunun tam tersi sloganlar atan Dehgolan halkına dair haberleri veren olmadı. Devrimin çalınması böyle bir şey işte.

Bazı devrimci gruplar, ülkenin mollalardan geri alınması sürecinde birilerine vekâlet vermenin monarşiyi çağırmak anlamına geldiğini öne sürüyor. “Biz yalnızca yasalara ve ilkelere vekâlet verebiliriz. Bu da birilerinin seçimle gelip, sınırlı bir süre kalıp seçimle de gitmesi anlamına gelir” diyorlar. Yurt dışındaki bu Şah yanlısı ve Fars etnik merkezli hareket birçok devrimci grubu olduğu gibi beni de rahatsız ediyor ve gerekçelerimi programlarda aktarmaya çalışıyorum. Bu tutumun ülkenin ve  devrimci hareketin bütünselliğini bozduğuna inanıyorum. Oysa Şah yanlısı bu kesimler İngilterevari bir monarşik rejim inşa etmek hevesinde. “Şah’ın oğlu Rıza, annesi ve kızı tahta oturacak, altta ise batı tipi bir demokrasi kurulacak, bir parlamento düzeni oluşacak” anlayışıyla bir sistemi inşa etmeye uğraşıyorlar. Bunu da ülke içindeki grupların öz eylemlerinden çok, yabancı ülkelerin desteğiyle yapacaklar. Bunu çok tehlikeli buluyorum. Çünkü İran’ın birçok eyaletinde açlık, yoksulluk, sefalet hakim ve halk gerçekten de taş devrinde yaşıyor. Ama bu yabancı destekli kesimler halkın bu kesimi için somut hiçbir şey önermiyor. Onları saymıyor, ciddiye almıyor. Buradan bir şey çıksa bile halkın büyük bölümünü tatmin etmeyecek. Ama süreç tamamlanmadı. Her şeyin yönü değişebilir. Bu yüzden büyük bir dikkatle izlemeye devam edeceğiz.

Hafta içindeki önemli olaylardan biri, bu eylemler sürecinde idam edilen ilk iki gençten biri olan Mohsen Şikari’nin katledilişinin 40. günü için yapılan eylem çağrılarıydı. Bu çağrılar bütün ülkede karşılık buldu ve o gün birçok bölge ve kentte eylemler düzenlendi. İki gencin de işkencede öldürüldüğü haberi geldi. Böylelikle, bu eylemler sürecinde öldürülenler listesine yeni adlar eklenmiş oldu. Resmî rakam 600’e yakın insanın katledildiği yönünde ama ayaklanmacılar bu rakamlara inanmıyor, sayının daha yüksek olduğunu düşünüyor. Çünkü Rejim’in baskı ve tehditlerinden ürken bazı aileler çocuklarının ölümünü saklamaya çalışıyor. Ayrıca nerede oldukları bilinmeyen, kimsenin haber alamadığı insanlar var.

Ülke genelinde birçok gaz, petrol ve petrokimya tesisinde grevler, eylemler düzenlendi ve hafta içinde bu listeye yenileri katıldı. Ama bu eylemlerin ülkedeki gaz sıkıntısına ne kadar etki ettiğini bilecek durumda değiliz. İran, dünyada en büyük gaz rezervlerine sahip ikinci ülke. Buna karşın ülkede günlerdir gaz kıtlığı yaşanıyor. Şimdilik ülkenin tamamında değilse de en az beş eyalette ve birçok kentte gaz akışı bütünüyle kesilmiş durumda. Türkiye’nin tersine İran’ın birçok bölgesinde epeydir çok sert kış koşulları yaşanıyor ve bazı kentler son 15 yılın en soğuk günlerini yaşıyor. Büyük, turistik kentlerin dışında İran’ın birçok bölgesinde çok derin bir sefalet hâkim ve bu bölgelerde insanlar ilk günlerde buldukları her şeyi yakıp ısınmaya çalıştılar. Çok düşük hava sıcaklığı karşısında milyonlarca insan çaresiz kaldı. Birçok evde ne tüpgaz ne elektrik ocağı ne de soba vardı. Hatta gaz kıtlığı elektrik üretimini de aksatmaya başladı. Bütün bunların sonucunda da Torbetecem’de halk çıldırdı ve sokaklara döküldü. Valiliği ve bazı devlet kurumlarını kuşattı, sloganlar attı. İran Kızılay’ının depolarını basıp işlerine yarayacak türden her şeye el koydular. Çünkü halk, özellikle de çocuklar günlerdir evlerde battaniyelerin altında birbirine sokulmuş hâlde yaşıyor. Sıcak yemek yiyemiyor, banyo yapamıyor. Bu durumun sonucu olarak da hastaneler hastalarla dolmuş durumda. Hatta Horasan’da ve Erdebil kentinde çekilmiş videolardan gördüğüm kadarıyla tavuk çiftliklerinde binlerce tavuk soğuktan ölmüş.

Ülkedeki gaz kıtlığının gerekçelerine dair sayısız söylenti var. Bunlardan biri, artık epey eskimiş olan altyapının yenilenmesi gerektiği. Eski teknolojinin talebi karşılayacak düzeyde üretim yapamadığını söyleyen uzmanlar var. Öte yandan, halkın yayınladığı videolarda Pakistan yönüne hareket eden çok sayıda tanker gözüküyor. Üretilen gazın Katar’a ve çevre ülkelere, özellikle de Lübnan, Irak ve Suriye’ye sevk edildiği iddia ediliyor. Söz konusu gaz gelirlerinin büyük bölümünün mollaların cebine girdiğine, kalanınsa Rejim’in çerilerinin finansmanına ayrıldığına inanıyor.

Halk, Humeyni’nin iktidara gelme sürecinde bedava elektrik, su, gaz sözü verdiğini hatırlıyor. Hatırlamayanlara da yayımlanan videolar aracılığıyla hatırlatılıyor. Bu gaz sorunu en kısa zamanda çözülmezse ve halkın devrimci eylemleri ile birleşecek olursa Molla Rejimi’nin başına ciddi bir bela açabilir. İran halkı, baskıcı Molla Rejimi’nin uyguladığı her türden şiddetin ötesinde açlığa, yoksulluğa, susuzluğa, hava kirliliğine, değer kaybeden İran Tomanine ve şimdi de gaz kıtlığına ve elektrik kesintilerine karşı zorlu bir mücadele veriyor. Rejim, ülkeyi yönetemiyor. Ülke otomatik pilota bağlanmış durumda.  Halk biraz silkinip olayların başındaki birlik duygusunu yenileyebilirse Molla Rejimi’nin yıkılıp gitmesi için bütün koşullar hazır.