Devrimi çalma çabaları devam ediyor

-
Aa
+
a
a
a

Milat Bülent Kılıç, İran’da dördüncü ayını geride bırakan eylemlerde son durumu ve Rejim’e dair akıl almaz iddiaları paylaşıyor.

Bree Linville; Anadolu Agency/ NurPhoto/ Getty Images
121'inci gününde İran'daki halk ayaklanması
 

121'inci gününde İran'daki halk ayaklanması

podcast servisi: iTunes / RSS

Ayaklanmalar dört ayı geride bıraktı. Herkes biter, son bulur sanıyordu. Kimileri son bulsun istiyordu ama bitmedi. Halk, dört ayı aşkın bir zamandır mücadele ediyor ve ağır bedeller ödüyor. Üzülüyorlar, acı çekiyorlar ama boyun eğmiyor, boyunlarını bükmüyorlar. Çünkü bu süreçte boyun bükmek de boyun eğmek de yasak. Yani “Sere khem ghedeqhen!”

Geçen haftaki programımda İran’da olayların gidişatından kaygı duyduğumdan, bir süredir belli bölgeler dışında ayaklanmaların tansiyonunda bir düşüş yaşandığından söz etmiştim. “Umarım benim hissettiğim gibi değildir” demiştim. Bu olumsuz gelişmenin gerekçelerinden biri olarak da yurtdışında yaşayan bazı kesimlerin devrimin liderliğini Batılı güçlerin lehine çalma girişimi olduğunu söylemiştim. Bu durumun bir sonucu olarak son bir iki haftada Rejim’in kaybettiği mevzileri yeniden doldurmaya başladığını, ahlak polisi devriyesinin yeniden sokaklarda, özellikle kadınlara karşı terör estirmeye başladığını aktarmıştım.

Hafta içinde benzer yönde açıklamalar, özeleştiriler devrimci cepheden de geldi. İran halkı da alanı boşaltmanın ağır bedelleri olduğunu bir kez daha fark etti. Bu ağır bedellerden biri de iki gencin idam hükmünün infazı oldu.

Katledilen bu iki genç de aynı davadan yargılanıyordu. Muhammed Hoseyni ve Muhammed Mehdi-Kerimi adlı bu arkadaşlar, ayaklanmalar sürecinde öldürülen genç bir kadının 40. gün töreni sırasında halka saldıran Besiçlerden birini linç edenler arasında oldukları iddiasıyla yargılanmışlardı. Mahkeme süreci, kararın onanması ve cezanın infaz edilmesi üç haftadan kısa sürdü.

Muhammed Mehdi-Kerimi'nin, idam hükmü verildiği gün telefonda babasına "Baba, idam hükmü verdiler ama anneme bir şey söyleme" demesi o günlerde bile halkı çok etkilemişti. Her iki gence de bu süreçte çok ağır işkenceler edildiği, tecavüzle tehdit edildikleri biliniyor. İfadelerinin işkence altında alındığı biliniyor.

Ukrayna yolcu uçağının İran ordusu tarafından vurulmasının yıldönümü anmalarına ilişkin hazırlıklar sürerken bu idam haberlerinin gelmesi İran halkının öfkeden çıldırmasına neden oldu. Pazar günü için büyük eylem çağrıları yapıldı. Halk da bu çağrılara olumlu yanıt verdi ve dengeli olarak ülkenin her yerinde büyük eylemler gerçekleştirildi. İzmir’de ve İstanbul’da protestolar vardı. Buna Avrupa ve Amerika’daki onlarca eylemi de katınca ayaklanma sürecinin bir kez daha toparlandığını söyleyebiliriz.

Elbette devrimi çalma çabaları devam ediyor. Birileri Londra’nın, Paris’in, Washington’un işine yarayacak türden etkinliklere devam ediyor ama öteki gruplar da hareketi korumaya, devrimin önderliğinin ülke içinde mücadele eden kesimlerin içinden çıkması gerektiğini söylemeye devam ediyor.

Geçen programda size aktaramadığım konulardan biri de, Sarayında düzenlenen bir toplantıda Hamaney’in yaptığı konuşmanın içeriğiydi. Hamaney bu toplantıda ilk kez “bed hicap” yani “kötü örtünme”, İslami kurallara uygun olmayan biçimde örtünme demedi. “Başı kısmen açık kadınlarımız, genç kızlarımız da bu ülke için kaygılanıyor, bu ülke için gözyaşı döküyor, onlar da bizim evlatlarımız” dedi. Başı kısmen açık kadınların giyimini “kem hicab”-“eksik örtünme” olarak niteledi. Bu, Rejim’in verdiği küçük bir ödün anlamına geliyordu. Rejim, bu hamleyle, başını bütünüyle açanları İslami kurallara aykırı örtünme suçlamasıyla yargılamaya ve cezalandırmaya devam edeceğini ama kısmen açık olanları da hoş göreceğini söylemeye çalışıyordu. Tabii herkes saçından birkaç tel gözüküyor diye öldürülen Mehsa Emini’yi hatırlıyor ve rejimin ikiyüzlülüğünün altını çiziyor.

Bu ikiyüzlülüğün bir başka örneğini de, programlarda daha önce adını birkaç kez andığım Gulamali Haddadadil verdi. Haddadadil, Rejim’in en önemli mollalarından (aslında bir molla olmamakla birlikte zihniyet olarak öyle) biri. Hamaney’in akrabası ve İran’da halkın bugün değiştirmek için canından olduğu örtünme rejiminin çerçevesini çizenlerden. Haddadadil de katıldığı bir televizyon programında üç gün önce saçlarından bir tutam gözüküyor diye canını aldıkları kadınların örtünme biçimini “Rehberimizin de dediği gibi” diyerek “eksik hicap” olarak niteledi ve kendince hoşgörü sözleri etti.

Rejim şöyle değerlendirmede bulunuyor: Başını tümüyle açan ve sokaklarda öyle dolaşan kadınlar var ama buna karşın başını kısmen açmakla yetinenler de var. O hâlde başını kısmen açanlar yeterince radikal değiller. Öyleyse onlara karşı biraz anlayışlı olalım ve onları yanımıza çekip düşman saflarını bölelim.

Rejim’in bu eksik hicaplı, kötü hicaplı kesimlerin muhalefetini içselleştirme, ehlileştirme çabalarının bir başka siyasal sonucu daha var tabii. İçerdeki Islahatçılar yani reformistler de baştan beri özellikle örtünmeyle ilgili ödünler vermekten yanaydı. Şimdi Rejim, onlara doğru yaklaşıyor. Yani orta yolcular için karar zamanı yaklaşıyor. Ya daha da radikalleşerek devrimcilere ya da ufak yemlerle yetinerek Rejime yakınlaşacaklar.

3 Ocak, İran İslam Cumhuriyeti’nin komutanlarından olan Kasım Süleymani’nin öldürülüşünün yıldönümüydü ve geçen hafta da dediğim gibi Rejim onun anısına bir anma gecesi düzenleyip bu gecede konser vermesi için şarkıcı Homay ile grubu Mestan’ı da davet etmişti. Homay ve Mestan’ın bu etkinliği İran halkının öfkesine neden olmuştu. Fakat Homay da büyük bir ikiyüzlülük örneği göstererek, gittiğim o konseri bambaşka bir etkinliğin parçası sanıyordum. Bana ödenen parayı da kabul etmedim, işte şurada burada kullanacağım türünden bir açıklama yaptı ama kimse bu sözlere inanmadı. Homay’ın ve Mestan’ın itibarı da sıfıra inmiş oldu.

1979’da mollaların devrime el koyduğu günlerde, kadınlara şarkı söyleme yasağı gelmesin diye Humeyni’yi öven bir şarkı yapıp seslendirmiş ama yine de hedefine ulaşamamış olan Guguş da 43 yıl sonra geldiği noktada, bir konserinde “Kahrolsun İran İslam Cumhuriyeti” sloganı attırarak kariyerine bir yıldız daha eklemiş oldu. Geçmişte hata etmişti ama ben o hatayı artık telafi etmiş olduğunu düşünüyorum.

İran’da önceki hafta idam edilen iki gençten birinin adı Muhammed Hoseyni idi. Hoseyni’nin anne babası olmadığı için Rejim onun cesedini kimsenin almasına izin vermedi. Ama halk Hoseyni’yi yalnız bırakmadı. Binlerce insan onun da gömüldüğü kimsesizler mezarlığında toplanarak büyük gösteriler gerçekleştirdi ve burada güvenlik güçleriyle çatıştı. 2012 yılında işkencede öldürülen bir eylemci olan Settar Beheşti’nin annesi Goher Eşqi bir video yayınladı ve “İran İslam Cumhuriyetinden rica ediyorum. Muhammed Hüseyni’nin annesi benim, cesedini bana verin” dedi. Daha sonra da eylemci bir kadın bir video yayınlayarak, “Ben de Hoseyni’nin kız kardeşiyim” dedi. Belki başka sahiplenmeler de vardır ama benim yalnız bunlardan haberim oldu.

Bu arada Pazartesi akşamı Haleq Hızırzade adlı bir genç daha sessizce idam edildi ve bu haberi neredeyse hiçbir kanal vermedi.

3 eylemci gencin daha idama mahkûm edildiği o günün gecesinde Muhammed Qobadlu ve Muhammed Buruğeni adlı iki gencin idam hükmünün infaz edileceğini duyan Tahranlılar ve Kerecliler bu iki gencin cezasının infazını durdurmak için Kerec’de Recaişehr Hapishanesi’nin yolunu tuttu. Ve hapishane önünde toplanıp büyük gösteriler düzenleyerek, en azından o gece hükmün infazını durdurdu ki bu bile daha önce örneği görülmemiş bir kazanım oldu.

Şunu söylemek gerek: İran İslam Cumhuriyeti bildiğimiz devletlerden değil. Her şeyin kurallara göre düzenlendiği, uygulandığı bir ülke değil. İnsanlar öldürülür, idam edilir, işkenceye maruz bırakılır ama kimse duymaz, duymayabilir. Duyduklarımız halktan kaçırılanlar, saklanamayanlardır.

Bu eylemler sürecinde, resmî olarak toplam 21 genç idama mahkûm edildi. Ama ben, İran’da kaç kişi idam edildi sorusuyla çok ilgili değilim. Çünkü cinayetin yığınla yolu, yöntemi var. Son günlerde birçok genç idam edilmedi belki ama öldürüldü. Buna karşın bunların adını bile duymuyoruz çoğu kez. Çünkü Batı güdümlü medyalar bunları vermiyor. Geçen gün Beluç olduğunu sandığım bir kadın, üstelik yüzünü de açıkça göstererek bir video yayınladı. Şöyle diyordu: “Bize dair haberleri sansür ediyorsanız, şu sloganlara kulak verin. Ne Şah’ın saltanatı ne Ayetullahların iktidarı, sadece eşitlik, sadece demokrasi. Zorbaya ölüm, ne şah ne Rehber diyoruz. Sizse, sadece 4 günde gözaltına alınan 200 Beluç gencine dair tek bir söz etmiyorsunuz. Başka bir giysi altında yeni bir diktatör getirmenize izin vermeyeceğiz.  Ne size ihtiyacımız var, ne size muhtacız. Ama devrimi gerçekleştirmek için siz bize muhtaçsınız.”

Önceki programlardan birinde, ayaklanmacıların çok önemli bir iddiasına yer vermiştim. İddia, Rejim’in olaylarda can veren ya da idam edilen gençlerin hatta Rejim’in Besiçlerinin organlarını çalıp sattığı yönündeydi. Bu korkunç iddiaya çok daha korkunç bir iddia daha eklendi. İddiayı Güney Kaliforniya Üniversitesi hocalarından ve aynı zamanda bir kanaat önderi de olan Hessam Nowzeri dile getiriyor. Nowzeriye göre, son dönemlerde gözaltından ya da tutukluluktan kurtulduktan saatler sonra ölen ve Rejim’in “İntihar etti ya da yüksek dozda uyuşturucudan öldü” diye lanse ettiği eylemcilerin bedenlerine Rejim tarafından belli türde ilaçlar yükleniyor. İlaç vücutta kalıyor ama delayed release diye adlandırılan bu kimyasallar art zamanlı olarak vücutta patlıyor ve kişinin çok kısa zamanda ölümüne neden oluyor. Nowzeri, Yelda Ağafezli gibi eylemcilerin aslında bu nedenle öldüğünü öne sürüyor. Bu nedenle de içeriden çıkan herkesin saatler içinde bir sağlık merkezine ulaşmasını ve bir tahlil yaptırmasını öneriyor.

Bu arada İran İslam Cumhuriyeti’nin radyo televizyon kurumunun başındaki kişinin erkek kardeşi hafta içinde Kanada'ya iltica etti ve bir televizyon kanalına verdiği söyleşide ağabeyiyle de rejimin siyasal tutumuyla da arasında bir ayrılık olduğunu söyledi. Bu görüşlere sahip biri olarak İran’da yaşayamaz hâle geldiğini, bu nedenle de ülke dışına çıkmak zorunda kaldığını söyledi. Aile içi bu bölünme son derece olağan geliyor bana. Çünkü daha önce de aktardığım gibi Hamaney’in kız kardeşi ve erkek kardeşi de ağabeyleriyle savaş hâlinde. Yeğeni ise Şah yanlısı ve geçenlerde 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Devrimin gasp edilmesi sürecinde Humeyni’nin yanında konuşlanan Rafsancani'nin kızı da geçtiğimiz günlerde 5 yıl hapse mahkûm edildi. Örnek çok ama gelinen noktada bunların propagandacı değeri azalmış durumda.

İran’ın birçok bölgesinde ağır kış koşulları hâkim. Kar altında olan bölgeler var ve başta Tahran olmak üzere birçok kentte hava yaşanamaz ölçüde kirli. Buna karşın gaz rezervleri açısından dünya ikincisi olan İran’da bir süredir gaz sıkıntısı yaşanıyor. Bunda, eylem ve grevlerin de bir etkisi var ama eylemciler asıl sorunun, Rejim’in bekasını sağlamak üzere, üretilen gazın Katar’a satılmasından kaynaklandığını düşünüyor. Rejim’in, yandaşlarını ve çerilerini bu yolla finanse etmeye mecbur olduğuna inanıyor.

Bu gaz yokluğu gerekçesiyle bazı alışveriş ve eğitim merkezlerinin kapatıldığı söyleniyor. Ülkede benzinin fiyatı artıyor ve bu, İran halkı için büyük bir şok. Birçok bölgede ise gaz kıtlığı nedeniyle haftalardır benzin, motorin ve kömür kullanılıyor. Bu da halk ve çevre için ağır sonuçlar yaratıyor.

Haftanın ilgi çeken haberlerinden biri de, İran’da bir mahkemenin bir kadına 2 ay süreyle sokakları süpürme cezası vermesiyle başlayan kampanyaydı. İran'daki ve ülke dışındaki kadınlar ellerine bir süpürge alarak, ceza verilen kadının değil ama çöpçülerin, sokakları süpürenlerin onurunu korumak için sokakları süpürmeye başladı. Güzel, saygıdeğer bir eylem. Ama devrimden söz edilen bir ülke için geri bir eylem olarak da kabul edilebilir.