Yabani orkideler

-
Aa
+
a
a
a

Raziye İçtepe, Doğa Sohbetleri'nin ilk bölümünde 'yabani orkideler'in bilinmeyenlerini Ege Üniversitesi'nden Volkan Eroğlu'ndan dinliyor.

""
Yabani orkideler
 

Yabani orkideler

podcast servisi: iTunes / RSS

Raziye İçtepe: Merhabalar, Doğa Sohbetleri'ne hoş geldiniz. Ben Raziye içtepe. Bu haftanın konusu orkideler. Oldukça ilginç bitkiler kendileri. Ekosistemdeki yeri ve bunlar hakkında merak ettiklerimizi Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü ve aynı zamanda Botanik Anabilim dalında öğretim görevlisi olan Volkan Eroğlu bizlerle birlikte. Hoş geldin Volkan.

Volkan Eroğlu: Hoş bulduk Raziye.

R.İ.: Nasılsın?

V.E.: İyidir, sağolsun sizi gördük daha da iyi olduk Raziye.

R.İ.: Teşekkürler. Şunu da söylemek istiyorum açıkçası; yani orkidelerle ilgili ne kadar hayrete düşürücü bilgi var ise hepsini Volkan’dan öğrendim. Böyle şaşkınlık derecesinde bilgiler paylaştı benimle. Şimdi biraz bu ekosistemdeki yerleriyle ilgili, orkideler hakkında yaşam döngüleriyle ilgili merak ettiklerimiz var. Bu sorulara geçmeden önce kısaca seni tanıyabilir miyiz Volkan?

V.E.: Ben Ege Üniversitesi’nde çalışıyorum, Botanik Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışıyorum. Yıllarca sistematik konusunda, eğitim sistematiği konusunda çalıştım ama artık üreme sistemleri hakkında birazcık daha özelleştim. Zaten bu konuda çalışırken, yeni bir konu öğrenirken şaşırıyorum; orkidelere girince iyice şaşırmaya başladım. O kadar fazla sistem var ki üremesinde çalıştırdığı ve o kadar fazla çeşidi de var ki her birinde farklı farklı sistemler görüyorsun. O da insanı daha çok büyülüyor. Bugün elimden geldiğince biraz bunları anlatmaya çalışacağım size de.



R.İ.: Şimdi ben biraz orkidelerle ilgili senin anlattığın bilgilerden sonra kendim de biraz okumak istedim, daha fazla anlamak için ve dünyada aslında bir lale çılgınlığının, Lale Devri'nin olduğu bir dönem var.

V.E.: Aynı şekilde, Lale Devri...

R.İ.: Evet, aynı şekilde orkideler konusunda da böyle bir çılgınlık var. Gerçekten binlerce kişiyi peşinden sürüklemiş bu orkidelerin güzelliği, onların ilginç yaşam döngüleri ve bizi de peşinden sürüklemeye hala da devam ediyor. Orkidelerin yaşam döngüsünü bu kadar ilginç kılan nedir?

V.E.: İlk önce şöyle bir başlayalım; orkide ailesi ile ilgili genel bir bilgi verelim istiyorsan ve daha sonra da yaşam döngülerinden bahsedeyim. Orkideler, günümüzden yaklaşık 100 - 120 milyon yıl önceden beri dünyamızda olan bir bitki türü ve o kadar fazla çeşide ulaştı ki, şu an dünyanın ikinci büyük familyası konumunda. Birincisi papatyagiller, ikincisi de orkideler. Yaklaşık 28 tane türü biliniyor, yani oldukça fazla. Neredeyse cins olarak da 760 - 770 tane cinsiyete sahip. Bunlar oldukça fazla sayılar ve bu bitki grubuna baktığımızda parazit bitkiyle görüyorum. Yani fotosentez yapan bir grubu da var. Ağaçlar üzerinde yaşayan var. Karasal olanları var. Yarı parazit olan var.

Bitkilerde gördüğümüz yaşamdan gidelim. Yaşam biçimini bu bitki grubunda da görebiliriz. O kadar fazla evrimleşmişler ki, o kadar fazla değişmişler ki ve bir sürüde hibrit de yapabiliyor doğada, kendi çaprazın da yapabiliyor. Bu oldukça fazla çeşit görüyor. Söylediğim gibi, III. Ahmet’in Lale Devrin'de o lale bahçesini yapması ile birlikte başlayan bir çılgınlık, daha sonra Hollanda’ya ve Almanya’ya taşınarak soğanların artık binlerce dolarlara ve hatta daha değerlisi doğanın bile satıldığını biliyoruz. Yani Avrupa’da ve dünyada da bunun devam ettiğini biliyorduk. Orkidelerde de bu söz konusu aslında. Yani o kadar çok çeşidi yapmak, o kadar farklı görseli sunmak beraberinde 'en nadir bende', 'en nadide bende',  'hayır, bende' gibi bir tartışmaya, bir çekişmeye de neden oluyor ve orkide çılgınlığı da başlamış durumda aslında.
 

Fotoğraf: Volkan Eroğlu

Onun dışında döngülerinin nasıl olduğundan biraz bahsedelim. Aslında dünyaya genel olarak baktığımızda, birçok yaşam formu var dedik ama ağırlıklı olarak, baskın olarak iki farklı formu görüyoruz; bir tanesi 'epidendrum' yani ağaçların üzerinde yaşayan orkideler. Diğeri de 'geoit' dediğimiz karasal orkideler. Tabii ağaçlar üzerinde yaşayan türler birazcık daha sayıca fazla. Bunlar genellikle tropik bölgelerde, Asya’nın, Afrika’nın, Amerika’nın tropik bölgelerinde yaşayan orkideler. Çiçekçilerden aldığımız orkideler aslında bu orkideler. Büyük çiçekli olanlar, daha çok göze sokar gibiler ve genellikle ağaçlar üzerinde yaşayan orkideler.

Bizim ülkemizde yaşayan orkideler ve Asya, Orta Asya ve Avrupa’nın bir kısmında yaşayan orkideler ise geoit orkide dediğimiz orkide grubu. Bunlar toprakta yaşar ve diğerleri gibi çiçekleri çok fazla büyük olmasa bile, biraz yakından baktığınızda o kadar farklı çeşitlilik görüyorsunuz ki, o kadar farklı güzel çiçekler görüyorsunuz ki, birazcık daha küçük olan çiçekli ve yumruluğu olan bir bitki grubu. Karasal orkidelerin hepsinde de yumru yok yani bazı gruplarında yumru yok. Ama genelinde yine yumru ile karşılaşırız. Yani iki gruba ayrılabiliyor orkideler.

Şimdi birazcık da hayat döngülerinden bahsedersek yani karasal orkidelere genel olarak, görüntü olarak baktığımızda bunların renkleri pembe ya da biraz böceğe benzeyen bir grubu var veyahut da beyaz bir renkli grup var. Bazılarının çok beğendiği bir grup. Tamamen parazit yani renksiz bir grup daha var. Dediğim gibi, oldukça fazla varyasyonları var. Ben 'ortaca’da çalışırken ilgimi çeken bazı şeyler oldu. Genel olarak döngüsünü biliyordum, hayat döngüsünü biliyordum ama bilmediğim birkaç şeyle karşılaştım.



Biraz genel hayat döngüsünden bahsedeyim ve daha sonra o bilmediğimiz şeylerden bahsedelim. Neler gördüm, benim dikkatimi çeken şeyler neydi, bunu da mı yapıyor sorularıyla ilerleyelim. Hayat döngüsü şu şekilde; özellikle karasal orkidelerde, böceğe benzeyen orkide gruplarında genel çiçek özel bir tür arıya verildi. Yani doğada çiçeklerini genellikle özel bir grup dişi arıya benzetiyorlar. Doğada da şöyle bir şey var; erkek arılar, dişi arılardan daha önce çıkıyor kovandan ve dişiye benzettiği her şeyin üzerine konuyor. Bunlar da zaten çiçekleri dişiye benzettiği için direkt bu çiçeğin üzerine hücum ediyorlar. En son yapılan çalışmalarda dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi de sadece dişiye benzetmiyorlarmış kendilerini. Bir de dişinin feromonlarını salıyorlar yani dişinin kokusunu salıyorlar, dişi gibi kokuyorlar. Hem görüntü olarak,
hem de koku olarak iyice kendisini dişi arıya benzetiyor. Erkek arı çiftleşmek için geliyor bunun üzerine ve bundan polenlerini alıyor. Polenler paket şeklinde taşınır. Polinyum dediğimiz bir şey bu ve altında yapışkan bir dokusu var. Arının kafası ya da poposuna yapışıp başka bir bitkiye tozlaştırmak için kullanıyor. Bunu yapmasının nedeni, kendi polenini kendisiyle çiftleşmeyi engellemek. Birazcık da akraba evliliğini engellemek. Arıya yüklüyor, başka bir çiçeğe gönderiyor. Burada da yine bir strateji var; Birinci strateji, kendisini dişiye benzetmek. İkincisi ise aldığı polen ile akraba evliliği engellemek için, başka bir yere göndermek. Poleni verdikten sonra da ilginç olan ikinci şey, artık dişinin kokusunu salmamaya başlıyor. Hatta o erkek arıyı tiksindirecek, birazcık da onun sevmediği kokuları salmaya başlıyor. 'Polenimi verdim, artık bana bulaşma, benden uzak dur, bana yanaşma' diyor ve başka çiçeğe yönlendiriyor aslında. Bu da bir strateji. Bir bitki bunu nasıl yapabilir? Düşündüğümüzde oldukça zekası varmış gibi birazcık.

Daha sonra polenini verdiği dişi bir sürü tohum yapabiliyor, binlerce toz tohum yapıyor. Tohumları oldukça küçük. Zarımsı bir poşet gibi, patates püresi gibi ve sarılı, içerisinde birkaç hücreden oluşan bir tohum. Bu tohumlarda besin doku oldukça çok, besi doku ise çok az. Yani çok fazla besin yok. Biz biliyoruz ki, tohum toprağa girdiğinde artık o bitki fotosentez yapmıyor çünkü toprağın altında ışık yok. Anneden aldığı o besin yokluğuyla birlikte büyüyor ve toprağın üzerine çıkıyor. Toprağın üzerine çıktıktan sonra fotosentez yapıyor. Sıkıntı şu ki; orkidelerde bu besi doku olmadığı için toprağın üzerine bile çıkaracak gücü yok. Anneden aldığı fazla bir şey yok. O yüzden ekstra bir desteğe ihtiyaç duyuyor. Burada devreye mantarlar giriyor.
Orkide ile beslenen bir mantar grubu var. Bu mantarlar tohumun etrafını sarıyor ve ona ilk besinini, anneliği veriyor ve bu mantar, besinini verdikten sonra topraktan yukarıya çıkıyor. Akdeniz orkideleri için yaklaşık 15 yıl sonra tekrardan çiçek verip tohum verecek hale geliyor.

Fotoğraf: Volkan Eroğlu

Şimdi bunu birazcık 'tatlış tatlış' anlattık ama aslında hayat döngülerini sıkıntılı hale getiren nedenlerden bir tanesi aslında. Düşünün, üremek için özel bir arıya ihtiyaç duyacak ve o arı da sadece erkeğine ihtiyaç duyar. Yani erkeğin çıktığı dönemde çiçeklenir aynı zamanda. Bu birinci sıkıntı. İkincisi ise o arı, erkek arı dışarıya çıktığında ekolojik koşullardan yani yağmur yağmayacak, aşırı rüzgar esmeyecek bir şekilde o arının da uçabileceği bir ortam olacak. Bu ortam da oldu ve daha sonra bu arıların kolonisi de bu bitkilerin bulunduğu yere yakın olacak. Bu da bir sıkıntı. Hadi, diyelim o da oldu ve arı geliyor, tozlaştırıyor. Tozlaştırdıktan sonra tohum getiriyor ve bu tohumlar toprağa düştüğünde çok uzun süre canlı kalamaz. Genellikle oda sıcaklığında ve birazcık da %40, %50 nemlerin üzerinde ya da %35’in altındaki nemde de  canlılığını hızlı kaybetmiş olacak. Dolayısıyla toprağa düştükten sonra kısa süre içerisinde o mantarla buluşur. Mantar toprakta nasıl olacak? Nasıl bulunacak? Yağmurun yağması lazım ve o yağmurda da toprakta mantarın olması lazım. Özel mantar olacak, onunla buluşup, tohumu sarıp, 15 yıl hiçbir müdahale görmeksizin yani orası sürülmeyecek, oradan hayvanlar geçmeyecek, oradaki toprağın yapısı bozulmayacak, oraya inşaat yapılmayacak, oraya ilaç atılmayacak. 15 yıl sonra tekrardan kendisi de evlatlarını verebilir yani tohumlarını verebilir hale gelecek. Aslında oldukça zorlu bir süreç.

R.İ.: Çok meşakkatli bir süreç. Yani 15 yıl çok inanılmaz bir sayı. 

V.E.: Türden türe değişiyor ama ortalama olarak 15 yıl.

R.İ.: Evet, insan zihniyle düşündüğümüz zaman bayağı uzun bir süreç ve 15 yılı da tamamlamak için bir sürü tamamlanması gereken koşul var. Mesela biraz önce söyledin; herbisitler ve pestisitler, bir ekosistemin yapısını bozabilecek, oradaki bitkileri, arıları, mantarları yok edebilecek düzeyde ne yazık ki bugün. Yani ben her seferinde dinlerken şaşkınlık içinde dinliyorum orkidelerin yaşamını.

V.E.: Şöyle söyleyeyim, herbestitler ve pestisitler, bu türlere zarar veriyor ki… Türkiye’deki durumundan biraz bahsedeyim istersen, orkidelerde ne yapılıyor? Yakın zamana kadar orkideler hep doğadan toplanıyordu ve aslında bizim orkideleri yaşamımızda kullandığımız şey, halkın daha çok bildiği kısım, orkidelerden salep elde yani orkidenin yumrusu oluyor bu, dip kısmında. Genel toplananlarda iki tane yumru var. Bir tanesi geçen yıla ait yumru, bir tanesi o yıl içerisinde yaptığı yumru. Bu yumruların içerisinde 'glikomanlar' diye yapışkan bir tatlı madde var. Bu salep yapımında ya da dondurma yapımında kullanılan bir madde ama bunun tabi alternatifleri de var. Bunun sadece orkideden elde edilmeden de elde edilen kısımları var ama insanlar genellikle 'ben orkideden elde edeceğim' veya 'orkidenin ki geleneksel' diye orkidelerinden bunu almaya çalışıyoruz. Yakın zamana kadar bu orkidelerden zaten üretim yoktu ve direkt yumrular doğadan kopyalanıyordu.

Yaklaşık 90 milyon bitki, geri dönüşümsüz olarak her gün Türkiye’de doğadan sökülüyor. Üreme döngüsünden bahsettik, 15 yıl sürecinden bahsettik. Sürekli doğadan alım orkide gibi birçok türü aslında nadir hale getirmiş yıllar içerisinde. O yüzden, orkidelere baktığımızda, çoğunlukla orkideler nadir bir tür. Son yıllarda özellikle Samsun ve çevresinde, Burdur ve çevresinde orkide yetiştiriciliği başladı. Tabi ilk alınan orkideler, dağlardan söktükleri orkideler. Bunları çoğalttılar, çoğalttılar ve en son Tarım Bakanlığı projelerle üretime geçti. Hala doğadan çekilmesi var mı? Evet, hala aynı hızda devam ediyor çünkü sadece tarlada yapmaları yetmiyor. Ben Samsun’a da gittim, orada da konuştuk üreticilerle. Hala daha farklı çeşitler aradıklarını, daha büyük yumru yapan çeşitler aradıklarını söylüyorlar. Onun dışında tarlası olmayan, toprağı olmayan da yine dağdan topluyor, bunu biliyorum. Bunun önüne geçmek için yasalarımız var ama bunların sert bir şekilde uygulanması gerekiyor.

Ophrys homeri

Geçen bahar yaşadığım birşeyi söyleyeyim. Bizim botanik bahçemizde bir proje yürütülüyor nadir orkidelerin üretiminin çaprazlanmasıyla ilgili. Bir tane türü arıyoruz; Ophrys homeri dediğimiz Homeros Vadisi’nde, İzmir’de ve sadece bir mezarlıkta kalmış yani çok fazla da yayılmamış. Ama mezarlıklara özellikle ot basmasın diye sürekli ilaç atılıyor, herbestit ve pestisit atılıyor. Bu orkideler, zaten mezarlığa sığmış. Yani her yer bitmiş, imara açılmış, yollar yapılmış. Mezarlık kutsal alan, oraya çok fazla dokunulmadığı için buraya sığmışlar ve orada da artık hayata tutunamıyor. Her risk buradan ve inanır mısın, herhalde bir tane kök ancak bulabildik yani Ophrys homeri'den anca bir kök. Bunu da bıraktık yani üretimini yapacağız. Bir şey yapacağız diye almayalım yani buraya, son kalesine de birşey yapmayalım dedik. Yerinde üretmeye çalışalım en azından. Söylediğim gibi en son geçen bahar, Ophrys homeri türünden sadece bir kök kaldı.

Likya orkidesi

Genellikle bilinen, Likya orkidesi. Bu orkide, birazcık daha medyatik, birazcık daha popüler. Bazen Antalya civarında bahçelerde bulunur ama ondan daha nadir birçok orkide var. Açıkçası zaten en önemli sıkıntı, bizim onları dar alanlara hapsetmemiz. Bunu bir hayvan olarak düşünün; her bir canlının yaşama hakkı var ya, orada görmüş olduğunuzu köpek olarak, kedi olarak düşünün ve ülkede tek türü kalmış bir canlı o küçük alana hapsedilmiş. Bir de üzerine zehirlemek için ilaç sıkılıyor.

Aslında durum bu orkidelerde maalesef. Sürekli dışarıdan toplanıyor ticari olduğu için. Zaten böyle bir baskıda nadir türlerin alanı iyice kısıtlanmış. Bunlar da başka bir şekilde yok olacaktır.

R.İ.: Bu kadar özel canlıların, özel türlerin gerçekten yaşadığı tehditler çok korkunç. Senin de söylediğin gibi, gerçekten belki onu bir panda gibi düşündüğümüz zaman aynı şey. Ya da bir Anadolu parsı gibi, aslında hiçbir fark yok. Anladığım kadarıyla bu tehditlerin özellikle habitattan toplanması gerekiyor.

V.E.: Zirai ilaçların ve özellikle herbestitlerin habitattan toplanması gerekiyor. 

R.İ.: Zehirler...

V.E.: Nadir türler için, birazcık daha sayısı az olan türler için bu yapılmalı. Şöyle söyleyeyim; çoğu nadir türlerin %90’ı neredeyse Türkiye’deki orkidelerin mezarlıklarına sığınmıştır ve Mezarlıklar Genel Müdürlüğü' buraya da bir yaptırım uygumalı. En azından o türler nerede ve buraların kesinlikle ilaçlanmaması gerektiği bildirilmeli çünkü bildiğim kadarıyla bildiriliyor. Fakat bu sefer de kişiler, 'benim annemin, babamın mezarında ot var' deyip kendileri özel ilaçlayabilir.



R.İ.: Evet, gerçekten. Peki, bu tehditlere karşı yapacağımız neler var? Ne önlemler alabiliriz? Neler yapabiliriz?

V.E.: Yani birazcık daha bu mezarlık konusunda, en azından insanların kendi ailelerinin mezarlarındaki otlarla ilgilenilmesi Mezarlıklar Müdürlüğü'ne bırakılmalı ve tabi insanlar bilgilendirilmeli buralarda nadir türlerin olduğuna dair. Oraya geldiğinizde sadece aileniz, kaybettikleriniz değil, orada bir hayat olduğuna, nadir bir bir türün olduğunu da bilmelerini sağlanması gerekiyor. Diğeri de, birazcık daha orkide yetiştiriciliğinin özellikle üretiminin sertifikalı verilen dışında, tamamen doğadan koparılmasının yasaklanması gerekiyor. Şu an bildiğim kadarıyla Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, orkidelerin yumrularını veriyor. Yani üretmek isteyenler için, kendileri üretiyorlarsa bunları veriyor. Oradan talep etmeleri gerekiyor. Doğadan toplamanın kesinlikle iptal edilmesi gerekiyor ya da orkide yumrularını alacağı Samsun’da devasa orkide yetiştiriciler var. Buralardan temin edilmesi gerekiyor. Bu alan çok fazla değil.



Dediğim gibi, bizim gibi akademisyenler, nadir türler için birazcık daha çalışma gösterebilir. Özellikle bu tohum saklanan, tohum üretilmesini sağlama varsa dip potansiyellerini öğrenerek, doğada yapamayacağı şeyi aslında bizim yaptırıp, birazcık daha üretip tekrardan alana kazandırmamız gerekiyor. Bu çalışmaları yapmamız lazım ama söylediğim gibi bazı türleri çok nadiren bulabiliyoruz bu işlemi yapmak için. Artık  bulduğumuza da sevinebiliyoruz. Öyle diyeyim sana. Şu an bizim botanik bahçemizde, Ege Üniversitesi Volkanik Bahçesi'nde yaklaşık 84 - 85 tane tür var ve bunlar üzerine çalışmalar yapıyoruz. Tabi tohumların üremesi, tohumların nasıl saklayabiliriz, bir tohum bankasında kaç gün dayanabiliyor, hangi koşullarda saklayabiliriz, hangi çeşidi hangisi ile çaprazlayabiliriz, ürettiğimiz tohumların ne kadarı canlı, ne kadarını doğaya kazandırabiliriz gibi çalışmalar yapıyoruz.

R.İ.: Bu çalışmaların artması, doğada yaşayan orkideler için gerçekten kıymetli. Bu anlamda yaptığınız çalışmalar çok önemli. Çünkü orkideler, gerçekten nesli artık küresel ölçekte tehlike altında türler.  Bunlarla ilgili eklemek istediğin, yapılan çalışmalarla ilgili söylemek istediğin bir şey varsa son cümlelerini alayım.



V.E.: Şöyle söyleyeyim; biz elimizden geldiğince yani sadece orkideler için değil, birçok türün korunması için çalışıyoruz. Her türün bir yaşama hakkı olduğunu biliyorum. Bunu insanlara anlatmaya çalışıyoruz bugün burada olduğu gibi ve var olmanın ateşini birazcık daha çoğaltmaya çalışıyoruz. Her bir canlının haklı olduğunu, yaşama hakkı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Elimizden gelen bu. Eğer bir gün gelirseniz misafir de etmek isteriz sizi Ege’deki Botanik Bahçesi'ne. En azından yaptığımız çalışmalar hakkında detaylı bilgi veririz.

R.İ.: Ben mutlaka uğrayacağım Botanik Bahçesi'ne. Merakla bekliyorum oradaki orkideleri. Orkidelerin güzelliği, aslında dışı çiçek açtığı zamanki güzelliği sadece arıları, böcekleri çekmiyor; insanları da çekiyor. Ve biz de diğer tehdidiz aslında. İnsanlar onları toplayıp, evinde bir vazonun içinde koyabiliyor. Ben buradan dinleyen insanlara da, dinleyen arkadaşlara da söylemek istiyorum; yani 15 yılda çiçek açan bir bitkinin koparılmaması, onun yerinde durmasının çok daha güzel, ekosistemdeki varlığının, yaşama hakkının savunacağını düşünüyorum. Çok teşekkürler.

V.E.: Zaten şöyle bir şey var, kültür genellikle ikiye ayrılıyor; Doğu kültürü ve Batı kültürü. Doğu kültüründe yerinde sevme vardır yani dalında sevme vardır. Batı kültürü ise o çiçeği eline alır, koklar ve koparır yani koparıp öyle güzelliğini görme vardır. Bizim birazcık daha Doğu kültürüne gitmemiz gerekiyor. Yerinde sevmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Batıya değil de Doğu'ya ulaşmamız gerekiyor bence.

R.İ.: Güzel bir örnekti. Çok sağol, verdiğin bilgiler çok kıymetli.

V.E.: Ben teşekkür ederim davetiniz için.

R.İ.: Orkidelerin peşinden koşmaya devam ediyoruz böcekler gibi. Çok sağolun vakit ayırdığınız için. Başka Doğa Sohbetleri'nde buluşmak üzere, hoşça kalın.