Ormangülleri: Bitki dünyasının belki de en kalabalık cinsi

Botanitopya
-
Aa
+
a
a
a

Göz alıcı çiçekleriyle büyüleyici ama bir türü var ki- birlikte yaşadığı bitki topluluklarına soluk aldırmayan hırçın bir istilacı… Ormangülleri bunlar; bilimsel cins adları Rhododendron. Çok fazla türü var o yüzden taksonomi konusunda botanikçilerin işini hayli zorlaştıran bir bitki… Henüz keşfedilmemiş olanları da olduğunu düşünürsek, bitki dünyasının belki de en kalabalık cinsi…

Botanitopya
 

Botanitopya

podcast servisi: iTunes / RSS

Çoğunlukla Kuzey Yarımküre’de geniş bir coğrafyaya dağılıyor ormangülleri… Avrupa’da Alp Dağları, doğuda Kafkas Dağları ve Himalayalar; Tayland, Vietnam, Malezya ve Filipinleri kapsayan Güneydoğu Asya’ya, daha güneyde Endonezya ve Avustralya’ya, ekvatorun güneyine kadar inebiliyor. Borneo adasında, 4000 metre rakıma ulaşan Kinabalu dağında 100’e yakın orman gülü türü yetişiyor. Karadeniz kıyısında çok yağış alan o orman kuşağında yerel türleri var; Batı’da Istranca dağlarının kuzey yamaçlarından doğuda Hopa’ya kadar çok geniş bir alana yayılıyor.

 Farklı yüksekliklerde, habitatlarda yetişen, birçok farklı renkte, boyutlarda çiçekleri olan çeşitleri var ormangüllerinin… Alplerde yetişen küçücük olanları da var; -Rhododendron giganteum gibi- boyu 30 metreye ulaşan, ağaç boyutunda devleri de var… Bir ortak noktaları var; hemen hepsi asitli toprağa ihtiyaç duyuyor. Koyu yeşil, mumlu yaprakları ve çoğunlukla güzel kokulu, pastel renklerden koyu kırmızıya, hatta maviye uzanan inanılmaz renk skalasıyla Batılı bitki avcıları için de hayli cezbedici olmuş; sonradan kültivarlarıyla Avrupa bahçelerini renklendirecek türleri toplamak içim dağların tepelerine zorlu tırmanışları göze almışlar…  Geçen hafta Çin bitkilerini anlatırken bahsettiğim -İngiliz bahçelerine şakayık, kamelya, yasemin, defne türleri gibi birçok egzotik bitki kazandıran- Robert Fortune da onlardan biri örneğin… İngiltere’ye Çin’den gelen ilk ormangülü onun adıyla anılıyor: Rhododendron Fortunei.

Bilimsel anlamda ilk isimlendirilen orman gülü Rhododendron hirsutum, 1500’lerde Leiden’de Flaman botanikçi Carolus Clusius tanımladığı; 1656’da Avrupa Alplerinden İngiltere’ye götürüldükten sonra John Tradescant’ın kültüre aldığı ilk tür. Alp gülü (Alpine rose) olarak da biliniyor. Japonlar da aynı dönemde, açelya ormangülü türlerini melezleştirmiş; kimi eski kaynaklarda buna referanslar var; 1692 yılında yayımlanan Ihei Ito’nun “A Brocade Pillow: Azaleas of Old Japan”/ Brokar Bir Yastık: Eski Japonya’nın Açelyaları” kitabında örneğin, “Satsuki açelyaları” denen farklı renklerde bu bonsai türleri anlatılıyor.

Avrupalıların ormangüllerine olan tutkusu, önce 18. yüzyılda Kuzey Amerika türlerinin keşfedilmesiyle başlamış. Daha sonra Prusyalı doğa bilimci Peter Simon Pallas, yüzyılın sonuna doğru Doğu Avrupa ve Asya’da doğal olarak yayılan üç farklı orman gülünü ( R. dauricum, R. flavum ve R. chrysanthum) tanımlamış; kısa bir süre sonra da Rus bitki koleksiyoncusu Kont Puşkin iki orman gülünü (R. Caucasium ve R. obusum) tanımlayıp Avrupa’ya getirmiş… İlk bilinen ormangülleri bunlar… O dönemde Carolus Linneaus ormangüllerini sınıflandırırken açelyaları farklı bir cins olarak kabul etmiş ama bugün ikisi birlikte gruplandırılıyor; açelya alt cins sayılıyor. Açelya, çoğu orman gülünün aksine kışın yapraklarını döken bir bitki; ve daha küçük yapıda, çiçekleri de öyle…

Nepal’de, Sri Lanka’da gördüğümüz parlak kırmızı renkte çiçekleri, mumsu yapraklarıyla Rhododendron arboreum ormangüllerinin en gösterişli olanlarından biri; bugün birçok ünlü bahçede karşımıza çıkabiliyor.

Çoğunlukla çalı ya da ağaççık olan orman güllerinin epifit olanları, yani doğrudan toprağa bağlı olmayan, ağaçların gövdeleri ya da dalları üzerine yerleşip onlar aracılığıyla beslenen türleri de var. Hindistan’da, Sıkkım dağlık bölgesinde, Joseph Dalton Hooker’ın keşfettiği orman gülleri R. Dalhausiae ile R. Maddenii örneğin epifit türlere birer örnek…  İngiliz botanikçi ve kaşif Hooker, 1840’ların sonunda Hindistan ve Himalayalara bitki avcılığına gittiğinde; karşısına çıkan uçsuz bucaksız ormangülü manzaralarından çok etkilendiğini anlatır keşif mektuplarında… Bu muhteşem bitkilerin bulundukları coğrafi alanları araştıran, habitatlarını sistematik olarak inceleyen Hooker Londra’ya dönüp Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri’nin yöneticiliğini babasından devraldıktan sonra da orman güllerini incelemeye ve bahçede kültivarlarını yetiştirmeye devam etmişti.  

Botanik bahçesinin 1850’ye ait yıllık raporunda “Himalaya’nın keşfedilmemiş dağlık bölgelerinden, 21 sepet Hint orkidesi ve yeni Rhododendron türlerinin Joseph Dalton Hooker tarafından bahçeye gönderildiğine” dair bir kayıt düşülmüş. Hooker’ın 1848 ile 1851 yılları arasında yerli yardımcılarıyla birlikte topladığı 700’ün üzerinde örneğin çoğu o zamanın bilim dünyası için yenidir; bu örneklerin 25’i ise henüz tanımlanmamış ormangülleriydi.

Nepal’de, Darciling’de üç ormangülü türüne rastlamış Hooker; bunlardan biri “hayal edebileceğiniz en güzel şey” dediği, “dev ağaçların üzerinde parazit olarak yaşayan, yaklaşık 2.5 metre yüksekliğinde, dallanmış gövdesi, 3-6 adet büyük beyaz, enfes kokulu çiçekleriyle Rhododendron dalhousiae’dir. Nepal’den sonra da Hindistan’a, Sıkkım’a doğru yola çıkmış. Hamallar, toplayıcı ve korumalardan oluşan 56 kişilik ekibiyle yükseklere tırmanmış, derin vadilere inmiş, hızla akan nehirlerin üzerindeki güvenilmez köprülerden geçmiş… Maceralarla dolu bir seyahattir bu. Sıkkım’a giren ilk Avrupalı olarak, mektuplarında büyük bir coşkuyla bahsetmiş buradan: “Her gün ortalama 10 yeni bitki buluyorum; her yerden fışkıran bitkilerin sayısına inanamazsınız! Rhododendronların görkemi olağanüstü: Sadece bu tepede 10 türü var; kırmızı, beyaz, lila, sarı, pembe, maroon… Tepeler onlarla çiçeklenmiş.” On çeşit ormangülü toplamıştır; ikisi de yeni türlerdir: R. Griffithianum ve R. Edgeworthii… “Çiçeklerin zarafeti ve güzelliğiyle belki de tüm diğerlerinden üstün” diye söz ediyordu bunlardan.

Ormangüllerinin tohum verme dönemi; Sıkkım’de, o zorlu arazi koşullarıyla birlikte işi iyice kötüleştiren muson yağmurlarıyla aynı döneme denk geliyor.  Bu da Hooker’ın seyahatini zorlaştırmış ve tehlikeli hale getirmiş haliyle. Mektuplarından birinde yaşadığı bir korkuyu da dile getirmiş: “Eyvah! Bugün gönderdiğim Rhododendron koleksiyonumun en güzelleri mahvoldu… o yüzden baş belası şeyleri yeniden toplamak zorundayım. Eğer 10-13.000 feet yükseklikte, sonu gelmeyen Rhododendronlar arasında sizin de baldırlarınız benim kadar yara bere içinde kalmış olsaydı; bu harikulade güzellikten en az benim kadar rahatsız olurdunuz.”  Manzara ve bitkilerden çok etkilenmesine rağmen, çiçeklerin “tahammül edilemeyecek kadar ağır” koktuğunu da söylemişti

Hooker’ın bitkileri güvenle yerine ulaştıktan sonra bu orman gülleri kültüre alınır; ormangüllerinin hepsi 1849-1851 yılları arasında basılmış “The Rhododendrons of Sıkkım-Himalaya” kitabında bir araya getirilmiş; Walter Hood Fitch’in onun sahada çizdiği eskizlerde ve örneklerden yola çıkıp çizdiği muhteşem illüstrasyonlar da var kitapta. Orman gülleri Avrupa bahçelerinde açmaya başladığında, Çin’den gelen türler yaşamı boyunca onun onuruna Rododendron hookeri diye anılmış.

Kew Yayınlarından çıkan The Botanical Treasury kitabında, diğerlerine benzemeyen bir orman gülünün de bahsi geçiyor. Son derece göz alıcı, mor renkli çiçekler açan R. setosum. Başağrısına neden olan çok güçlü bir kokusu vardır bu ormangülünün. Onun etkileri bolca yetiştiği Himalaya’nın doğusunda oksijenin azaldığı yüksekliklerde daha da artıyormuş bu çiçeğin; hatta yükseklik hastalığının semptomlarıyla karıştırılıyormuş. Daha düşük rakımlarda etkisi hafifleyen ve keyif verici olan rayihası geleneksel olarak esans üretiminde kullanılıyormuş.

Çabuk melezlenen ormangüllerinin dayanıklılık, renk veya boyut gibi farklı özellikleri öne çıkarılarak sık sık yeni varyeteleri geliştirilmiş; Batı’ya ve Doğu’ya özgü türler birbiriyle çaprazlanarak birçok yeni türler elde edilmiş. Genellikle süs bitkisi olarak yetiştirilse de kimi yerlerde şifalı özellikleri de biliniyor; Himalaya dağları çevresinde “balu” adıyla bilinen orman gülü, R. Anthopon yapraklarından hazırlanan ilaçlar bağırsak ağrıları için kullanılıyormuş. Körpe yaprakları yemeklere de katılıyor…

Keşfedilip Avrupa bahçelerine taşınan türlerden, yayılış alanlarından konuştuk. Ormangülleri toprağı az çok doğal yaşam alanını andıran her yerde yaşayabilen bir bitki… Gösterişli bir çiçek olduğu için bahçelerde tercih edilen bitkiler oldular ama bazı türlerinin kötü huyları da var: Özellikle Karadeniz’in hırçın doğasına da pek uygun olan Rhododendron ponticum.

Fransız doğa bilimci ve gezgin Joseph Piton de Tournefort, 1700’lerin başında Anadolu’ya geldiğinde Trabzon’da gördüğü R. ponticum’a hayranlığından söz etmiş ve kayda düşmüş. İstilacı bir bitki bu ormangülü… Rhododendron ponticum, ilk kez İngiltere’ye getirildiğinde Viktoryen dönemin varlıklı aristokratları bu bitkiyi mülklerinde dolaşan sülünler için bir set olarak kullanmış ama bahçelerden çıkarak asidik topraklı yarı doğal ormanlık alanı istila etmiş. Orman gülleri nadiren istilacı ama Ponticum karışık meşe ormanlarına hızlıca girerek yosunları, otsu ve bodur çalı katmanlarını gölgelemeye başlamış. İskoçya’da istenmeyen ormangülü bitkilerinin köklerini zayıflatıp bitkileri denetim altında tutmak için domuzlar kullanılıyormuş. Tek bir R. ponticum bitkisi toprağa dokunduğu her yerde köklenen dallarıyla 100 metrekarelik bir alanı kaplayabiliyor.

Karadenizde yaygın olarak yetişen türlerden de bahsedelim. (İstanbul Üniversitesi Coğrafya Fakültesi’nden Meral Avcı’nın Orman Gülleri ve Türkiye’deki Doğal Yayılışları adlı bilimsel makalesinden yararlanarak aktarıyorum.)

Karadeniz’de orman gülleri halk arasında “komar” ya da “zifin” adlarıyla biliniyor (Başka yöresel adları varsa benimle paylaşın, lütfen) baharda açan ve uzun süre çiçekleri üzerinde kalan mor çiçekli orman gülü, (R. ponticum) “kara kumar 7 komar” “kara ağu” ya da “kumar” diye biliniyor; 8-10 metreye kadar ulaşabilen ağaççık türü bir orman gülü bu ve orman gülleri içinde en çok bilinenlerden biri. Morumsu pembe çiçeklerinin 5-20 adedi bir arada açıyor; nadir olarak beyaz olanları da görülebiliyor. Genellikle eğrelti türleriyle birlikte kayın ormanlarında rastlanan bir orman gülü. Kimi yörelerde yakacak odunu olarak, mangal kömürü üretiminde de kullanılıyor.

Bizdeki yerel türlerden bir diğeri de Kafkas ormangülü (R. caucasium), yerel dilde adı “dağ komarı”. Beyaz ya da sarımsı beyaz renkteki çiçekleri yeniyor halk arasında. 1 veya 1,5 metreye kadar boylanabiliyor; diğerine kıyasla daha bodur. Kayın, göknar ya da kayın-ladin ormanlarında sıkça rastladığımız bir bitki…  Yüksek dağ türü olarak tanımlanmış. 2300-2400 metrelerde, hatta 3200 metrelerin üstünde Kaçkar dağlarında yetişiyor.

Halk arasında “eğri çiçeği”, “çifin” ya da “sarı ağu” diye bilinen R. luteum, yapraklarını döken bir çalı türü. 4 metreye kadar boylanabiliyor ve çiçeklerin 5-10’u sürgün ucunda bir arada açıyor. Ponticum gibi sarı çiçekli bu orman gülü de Tournefort tarafından tanımlanmış.

Doğu Karadeniz’de “kızıl kumar” diye bilinen bir de kırmızı çiçekli orman gülü var: Rhododendron simirnovii… 1885 yılında Baron Ungern Sternberg bu türü keşfedilmiş. Uzun yıllar boyunca sadece Anadolu’da yetişen endemik bir tür olduğu sanılmış ama 60’larda Kafkas dağlarında da bulununca bilgiler yenilenmiş. Yaprak dökmeyen bu tür 4 metreye kadar boylanabiliyormuş… “Beyaz komar” olarak bilinen, kayın ve ladin ormanlarında gördüğümüz R. ungernii; mat pembe ve bazen beyaz çiçekleri olan R. ponticum ve R. caucasia melezi R. sochadze de yayılış alanı sınırlı olan Türkiye’deki türler arasında…

Ponticumun yaygın olarak yetiştiği Doğu Karadeniz’deki türlerinden nektarlardan beslenen arıların yaptığı bala halk arasında “deli bal” deniyor. Halüsinasyon görme gibi yan etkileri bile olabiliyor bu balın fazla tüketince… “Ormangülü balı” da deniyor…  Birçok antik metinde de balların zehirleyici özelliğinden bahsedilmiş. Antik Yunan tarihçi ve yazar Ksenophon, “Anabasis / Onbinlerin Dönüşü” eserinde şunları yazmış: “Doruğa ulaşan Yunanlar bol erzak dolu birçok köyde konakladılar. Bu köylerde onları şaşırtan bir tek şeyle karşılaştılar. Birçok kovan vardı ve bu kovanlardaki peteklerden bal yiyen askerler kustular, ishal oldular ve içlerinden hiçbiri ayakta duramıyordu; az yiyenler kör kütük sarhoş olmuş insanlara; çok yiyenlerse azgın çılgınlara hatta can çekişen insanlara benziyorlardı.”  Tarihçi Strabon da Pompeius’un askerlerinin bölge balından yiyince hastalandığını yazmış. Heptakometlerin ağaç sürgünlerinden elde edilen deli balı kaselerle yol üzerine bıraktığını, askerlerin de bunu yiyip bilinçlerini kaybedince onlara saldırıp kolayca saf dışı ettiklerini anlatmış.

Ormangülleri böyle… Hem güzel hem de kelimenin tam anlamıyla “insanın aklını başından alabiliyor”. Ormancılar ormangüllerinin “inatçı bir diri örtü” olduğunu, bulunduğu alandaki diğer bitkilerin gençleşmesine engel olduğunu da söylüyorlar. O yüzden hem bizde hem dünyada bu güzelim çiçeklerin yayılmasını engelleyici bir mücadele de var bir yandan.