İki gülün hikâyesi: Damask ve Fortune's Double Yellow

Botanitopya
-
Aa
+
a
a
a

İki gülün hikayesi var bu programda: Biri hoş kokulu özünden gül suyu ve yağ damıtılan o çok değerli Damask gülü, bizim Isparta gülümüz... Diğeri de Çin'den Avrupa'ya taşınan Fortune's Double Yellow. Geçen hafta anlattığım "çay casusu" Robert Fortune'un Çin'den toplayıp Batı'ya taşıdığı en güzel sarı güllerden biri.

İki gülün hikayesi
 

İki gülün hikayesi

podcast servisi: iTunes / RSS

Damask gülünün sadece adını duyunca bile buram buram kokusu gelir burnumuza. Osmanlı has bahçelerinin gözdesi, gül sularının, güllü lokumların kokusunun kaynağı. Topkapı Sarayı'nda sergilenen, Nakkaş Sinan Bey'in çizdiği o çok ünlü portrede, Fatih Sultan Mehmet'in kokladığı gonca da damask gülü olabilir.

Gül yağının en değerlisi, Damask gülünün özellikle "Trigintipetale" türünden elde ediliyor. Bulgaristan ve Türkiye'nin yanı sıra İran, Suriye, Fas, Mısır, Hindistan ve Kafkaslarda yetişiyor. 

Osmanlı-Rus savaşının sonunda, Bulgaristan'ın Kızanlık kentindeki Gül Vadisi'nden Anadolu'ya gelen Türk göçmenlerle birlikte Damask gülü, bizim topraklarımızda başlayan bir kültür, bir endüstri de yaratır. II. Abdülhamit devrinde devlet teşvikiyle Anadolu'nun birçok yerinde özellikle Bursa ve İstanbul'da gül bahçeleri kurulmuştur ama sonraları sadece Isparta, Burdur, Afyon ve Denizli'de öne çıkarak bu kentler gül yağı üretiminin merkezi olur. Isparta'ya gül fidanları ilk kez 1888 yılında, Kızanlık'tan Bulgar göçmeni Müftüzade İsmail Efendi tarafından getirilmiş. Sofya'nın doğusunda kalan Kızanlık, gül üretiminin önemli bir merkezi olarak kalmış. 

Helmuth von Molke, Türkiye Mektupları'nda ilkbaharda gördüğü Edirne yakınlarındaki Kızanlık şehrini Türkiye'nin gülistanı olarak anlatıyordu (Gül İrepoğlu'nun Gül kitabından aktarıyorum. Dünyadaki yol hikayesini; bizim kültürümüzde, sanatımızda ve mutfağımızda gülün yeriyle ilgili çokça bilgi edinebilirsiniz.) Şöyle anlatmış von Molke: "Gül burada bizim taraflarda olduğu gibi saksılara ve bahçelere değil, tarlalara tıpkı patates gibi çizgilerle dikilmiş. Böyle bir gül tarlasından daha iç açıcı bir şey tasavvur edilemez. Eğer bir tiyatro dekoratörü böyle bir dekor yapacak olsa, muhakkak ki mübalağa ediyor denirdi. Milyonlarca gül, gül tarlalarının açık yeşil halısı üzerine serpilmiş. Halbuki şimdi goncaların belki de ancak dörtte biri açık halde..." 

Isparta'nın çevresindeki volkanik tepelerde taraçalar halinde dikilmiş binlerce gül ağaççığı mayıs ayında çiçek açmaya başlıyor; açık pembe renkte güller tek tek elle gün ağarmadan önce, açmak üzereyken toplanıyor ve yağ çıkarılması için hemen damıtma yerine ulaştırılıyor.  Damask gülü Anadolu'da; yağ gülü, yağlık gül, Isparta gülü, reçellik gül, pembe gül, katmer gül, yalınkat gül, şam gülü, güla muhammedi, peygamber kokusu, ölü gülü gibi yöresel isimlerle de biliniyor. 

Reşat Ekrem Koçu da Osmanlı toprağı olan Eski Zağra'da gözlemledikten sonra gülcü gençlerin kıyafetlerine varıncaya kadar gül yağı yapım geleneklerini anlatmış: "Gülün en çok olduğu zaman 'doğruk' denilir; doğrukta gül kazanlarının hiç durmadan dört gün dört gece kaynadığı olur. Geceleri cümbüş gökleri tutar" diye yazar kendine özgü anlatımıyla... 

Divan edebiyatının, tasavvufun “aşk motifi” olması bir yana, sofradan şifaya Osmanlı’nın yaşam ve kültürünün bir parçası. Cenneti anımsatan aromasıyla ferahlık verdiği; ruhumuzu dinlendirip duygularımızı yatıştırdığı söylenir gülün. Bu doğal şifa çiçeğinin 14. yüzyıldan beri Osmanlı hekimlerinin yazdığı hemen hemen tüm tıp kitaplarında yeri var. Osmanlı’da padişah için yapılan “hünkarın yeryüzü cenneti” has bahçelerde gül soylu çiçeklerden biri olur. İlhamını has bahçelerden alan Bülbülname’lerde bülbül insan ruhunu; gül ise ilahi güzelliği temsil eder.

Hans Christian Andersen, 1841’de bizim topraklarımıza geldiğinde, Damask güllerinden esinlenerek yazdığı Homer’in Mezarından Bir Gül hikayesinde şöyle yazar: “Doğunun bütün şarkılarında bülbül güle olan aşkını dile getirir; sessiz ve yıldızlı gecelerde bu kanatlı şarkıcı güzel kokulu çiçeğine serenatlar yapar. Bülbül, ağaçtaki güllerin en güzeline aşkının acıklı şarkısını söylerken, dallarını büyükçe bir taşın üzerine sarkıtmış olan gül, sukut eylermiş. İnsafa gelip bir damla gözyaşı döktüğünü gösteren tek çiy zerresi bile yokmuş yapraklarında.” 

Latince adı, Rosa damascena olan güllerin kökeni tam bilinmiyor ama muhtemelen Provins gülü de denen kırmızı Rosa gallica ve beyaz açan misk gülü Rosa moschata'nın doğal melezlenmesiyle ortaya çıkmış. İki gruba ayrılıyor bu güller: Yaz damaskları ve sonbahar damaskları...  Yaz damaskları (Rosa damascena nothovar), neredeyse beyaza yakın açık pembeden koyu pembeye uzanan bir renk skalasına sahip. Beşli, nadir olarak da yedili dallanan koyu yeşil yaprakları var. Çiçekleri sadece yazın açıyor. Damask gülleri kolay yetişiyor ama en iyi kuru, sıcak ve güneşli iklimlerde serpilebiliyor. Gül bitkilerinin tekrar canlanıp çiçeklenmeleri için solar solmaz çiçek saplarından budanması gerekiyor. 

Sonbahar damaskları (Rosa damascena semperflorens) sonbaharın ilk günlerinde de açıyor. Orta tonlarda pembe çiçekleri; beşli, yedili dallanan açık yeşil yaprakları var. Çoğu çift çiçekli ama "Hebe's Lip" denen kenarı kırmızı beyaz çiçekler açan türü de var. Bu damask güllerinin, antik metinlerde bahsi geçen o eski gül türü olduğunu öne sürenler var. Roma imparatorluğu boyunca yetiştirilen; Samos adasında Hera'ya adanmış Heraion tapınağında tanrıçaya sunulan güllerin Damask gülü olduğunu söyleyen tarihçiler var ama orası tartışmalı. John Parkinson 1640 yılında, antik tarihçi Yaşlı Plinius'un kitabındaki Rosa praenestina için "Damask gülü" demiş ama sadece açık pembeye çalan rengini ifade etmek için söylediğini savunan görüşler de var. Heracleum'un duvar resimlerinde görünen, Romalıların yetiştirdiği diğer gül türü çift çiçekli kırmızı Rosa gallica "officinalis" (provins gülü) da kırmızı damask diye geçiyor.  

19. yüzyıl Fransa'sında gül modasının olduğu yıllarda, damask gülleri diğer türlerle çaprazlanarak üretiliyordu. "Blush Damask" büyük olasılıkla kara kuşburnu (Rosa pimpinellifolia) ile "La Ville de Bruxelles" melezi örneğin. Birçok damask gülü pembe renkte ama Mme Hardy gibi bazı türlerinin bembeyaz çiçekleri var. 1870'lerde Paris'teki Luxembourg Bahçeleri'nin şef bahçıvanı Alexander Hardy'nin yetiştirip Parislilerle tanıştırdığı bir tür. 

Damask gülünün, Şam'dan Fransa'ya getirilmesi aslında 13. yüzyıla dek uzanıyor. Champagne Kontu IV. Thibault tarafından Haçlı seferlerinden sonra Kutsal Topraklardan getirilerek Provins bölgesinde dikilmiş ve burada Provins gülü adını almış; şifalı bitki olarak ya da yemeklerde kullanılmış.

Abbe Rozier, 1790 tarihli tarım ansiklopedisinde de öyle yazar: "Provins Gülü, Rosa provincialis. Bu gül, Suriye'den Provins'a, Haçlı Seferlerinden dönüşünde Brie Kontu tarafından getirildi. Açıkça söylemek gerekirse, yetiştirme konusunda Avrupa'nın başka hiçbir yerinde Provins'ta olduğu kadar başarıya ulaşılamadı. Bu gülü diğerlerinden ayırmak kolay, taç yapraklarının rengi, çarpıcı güzellikte bir kırmızı, kalbiyse altın sarısı. Çiçeği büyük; kokusu güçlü ve hoş. Provins yakınlarına gelince uzaktan bile duyuluyor. Köklerinden çıkan birçok dalın çıktığı çalı, sürgünlerini uzatıp güçlendiriyor. Dallar biraz yüksek, biraz dikenli. Çizgili taçyaprakları olan hoş varyeteleri de var."

Damask gülü ile Şam arasındaki bağlantıyı ondan çok daha önce, 1554 yılında Dioscorides'in De Materia Medica'sını İtalyanca'ya çevirip resimleyen Mattioli de yorumlamış. Kitaptaki Damask gülü resminde, ön planda üzerinde Haçlılara ait bir kale motifi olan savaş kalkanı da eklemiş. Damask gülünün Avrupa'ya yeni gelen bir çiçek olduğunu, antik dönemde bilinen bir çiçek olmadığını da anlatır burada.  

18. yüzyılın sonlarında Çin'den yeni türler gelinceye kadar Avrupa'da bilinen en göz alıcı güllerdendir. I. Elizabeh'in tahtta olduğu ve Shakespeare'ın oyunlarını yazdığı yıllarda John Gerard, The History of Plants (1597) kitabında damask güllerine de yer verir. Zaman zaman bahsediyorum biliyorsunuz, Gerard Londra'da yaşayan yetenekli bir bahçıvan. Patronu Lord Burghley'in Strand'deki bahçelerini yönetiyor; bir yandan da Holborn'da kendi bahçesiyle ilgileniyordu. Şifalı bitkiler kitabı Latince basılmış ilk örneklere dayanıyordu ama İngilizce isimleri ve şifalı bitkileri ve sebzelerin nasıl hazırlandığı bilgileriyle birlikte kendi gözlemlerini ve düşüncelerini de ekliyordu. (Bu kitaptan damask gülleriyle ilgili iki sayfayı paylaşacağım sizinle twitter adresimden) Sayfalarda kültüre alınmış üç gül türü var. Kırmızı gül (red rose) diye tanımlanan örnek büyük bir ihtimalle Rosa gallica "Officinalis", biri damask gülü muhtemelen "Trigintipetala", bir diğeri de dikensiz bir gül Rosa majalis, yani doğu Avrupa'dan tarçınlı gül ya da kuşburnu türü.  Gerard, dikensiz yuvarlak yapıda sürgünleri olduğunu belirtmiş özellikleri arasında.  

Fortune's Double Yellow ise anlattığım "çay casusu" Robert Fortune'un Çin'e ilk gidişinde bulup Avrupa'ya taşıdığı en güzel sarı güllerden biri... Chiswick'teki Horticultural Society (Bahçecilik Topluluğunda) bahçıvanlık eğitimi almış olan Robert Fortune (1812-1880), bahçıvanları yeni örneklerle ve deneylerle tanıştırmış biri olarak topluluğun en saygın isimlerinden biriydi.  Canton'daki çay fabrikasının önceki yöneticisi John Reeves'ın aralarında olduğu topluluk Fortune'u 1842 yılında, bitki örnekleri toplaması için Çin'e göndermişti.

Genç Fortune'un elinde -özellikle arayıp bulup bilgi toplaması istenen örneklerin sıralandığı -bambu varyeteleri ve hangi türün nasıl kullanıldığı, turunçgillerden kumkatın özellikleri, pirinç kağıdında bitkinin hangi türünün tercih edildiği gibi 22 maddelik bir liste vardır. Bu listeye ek olarak aklında, meşhur koleksiyoncu Joseph Banks için Çin bahçelerinde iki türün yetiştiği bilinen Double Yellow Rose'u bulup getirmek de vardır. 

Fortune Temmuz 1843'te gemiyle Çin'e varır; kıyılara baktığında ilk gözüne çarpan şeyler pek de cesaret verici değildir. Mayıs 1846 İngiltere'ye döndükten sonra seyahatiyle ilgili yazdığı kitabında da şöyle anlatmıştır bu ilk izlenimini: "Denizden baktığımda, her tarafta granit kayalar, yer yer onların üzerini kaplamış killi topraklarıyla, çok çorak görünüyordu; ağaçlar çok az sayıda, onlar da büyüyememiş. "Çiçekli ülke" burası mı? İngiltere'de anlatıp durdukları kamelyaların, açelyaların ve güllerin ülkesi bu muydu?" diye sormuş kendine...

Doğu Hindistan Şirketi ve diğerleri için sonradan yaptığı keşif gezilerini de diğer kitaplarında anlatmıştı. Fortune'un ekonomi açıdan en büyük başarısı Çin çay bitkilerini plantasyonlara taşımak olmuş ki bu Hindistan çay endüstrisinin başlangıcı hatta Çin ekonomisinin de sonu olacaktı.

Fortune keşfettiği bu güzel sarı gülü Bahçecilik Topluluğu'nun (Horticultural Society) yayını Journal'da şöyle anlatmış: "Mayıs ayında, güzel bir günün sabahında bahçelerden birine girdiğimde, ileride duvarı tümüyle kaplamış öbekler halinde sarı gülleri gördüm ve vurulmuşa döndüm; rengi bilinen bir sarı değildi, içinde sarımtırak kahverengiler de var gibiydi ve bu çiçeklere sıra dışı ve çarpıcı bir görünüm veriyordu. Hemen oraya doğru koşarak gittim. Tırmanıcı sarı güllerin en güzelini bulmuş olduğumu anlamıştım, bu bana büyük bir sürpriz oldu.  Çin İmparatorluğunun daha kuzey bölgelerinden gelen bu gülün Avrupa iklimine dayanıklı olacağını biliyordum, ki sonradan da bu doğrulandı."

Chiswick'te başarıyla yetiştirildiğinde, Journal bunun da haberini yapar: "Fortune'un Double Yellow Gülü. Çin'den evine dönerken Fortune tarafından getirildi. Dağınık büyüyen bir bitkiydi, R. arvensis gibi davranıyordu; ama her yıl dökülen yapraklarıyla ondan daha alengirliydi. Dalları mat yeşil sayısız kısa kancalı dikenlerle korunuyor. Yaprakları yumuşak, üç parçalı, üst kısımları parlak yeşil, alt kısmı puslu. Çiçekleri Çin gülü kadar büyük, mora kaçan mat kahverengi lekeleri de var. Taç yaprakları gevşek, çiçeğin genel görünüşüne dair tüm özellikler çok az evcilleştirilmiş yabani bir türe ait. Çalı formunda Çin gülü ve bizim Avrupalı Rosa arvensis gibi bazı tırmanıcı türler arasında bir yerde görünüyor. Şimdilik İngilizlerin dikkatini çekmemiş görünüyor ama iyi bir anaç olabilir ve bizden daha sıcak iklimlerde kesinlikle daha da güzelleşecektir. İngiltere'de odunsu kısımları kolayca donabilir; Çay Gülü'den (Tea Rose) daha dayanıklı olduğunu söyleyemeyiz."

Fortune, Double Yellow dışında birkaç gül türünü daha Avrupa'ya getirmişti. Aralarında bir başka sarı gül daha var: Rosa banksia hibridi Lindley'in adlandırmasıyla Rosa x fortuniana 1851 yılında Paxton'un çiçek bahçesine dikilmişti. Ne yazık ki aynı ismi kitabının üçüncü cildinde (1833) Fortune's Double Yellow gülü için de kullanmış, o yüzden on yıllar boyunca sürmüş bu karışıklık. François Herincq bu gülle ilgili 1851 yılında şöyle yazmış: "Bu yeni varyete çiçek yetiştiricileri açısından mutluluk verici bir kazanım. Üretim avantajları; genç fidanken bolca çiçek açabiliyor, çiçeklenmesini sağlamak da çok kolay. Sadece 50 cm yüksekliğinde bir gül bitkisinde, en az 15-20 mükemmel büyüklükte açmış çiçek saydık." Dikenlerinin budama yapanlar için tehlikeli olabileceğini; balık oltalarına benzeyen en acımasız dikenlerle donanmış olduğu da yazılıp çizilmiş bahçecilik dergilerinde...

Fortune gülünden kaynaklanan terimsel belirsizlik sadece bu değil. 1870'lerde Glazenwood'dan bir fidanlık sahibi, "Beauty of Glazenwood" adıyla bir gül lanse eder; 1877 yılında Kraliyet Bahçecilik Topluluğu Fortune's Double Yellow yerine bu adı kullanmaya başlar. Bu gülün sarı taç yapraklarında kırmızı çizgiler olan bir varyetesi de var.