Thom Gunn'ın Şiirinde Cinsel Deneyim

-
Aa
+
a
a
a

1950’lerde İngiltere’de, Akım (Movement ) adıyla anılan genç şairler kuşağının başta gelen özelliği modern Amerikan şiirinden etkilenmeleri ve şiirlerini bu etki altında yaratmalarıydı. Akım şairleri bugün salt şiirleriyle değil, modern Amerikan şiiri üzerine yapılmış oldukları incelemelerde de tanınıyorlar. Donald Davie, Ezra Pound üzerine incelemeleriyle de biliniyor. Charles Tomlinson, William Carlos Williams’ın şiirinde odaklanan eleştirel denelerin yazarı olarak da ün sahibi.

Akım’ın en genç şairi Thom Gunn’ın şiirinin olgunlaşmasında, şiir anlayışının gelişmesinde de modern Amerikan şiiri etkili oldu. O da, Black Mountain şairleri, Robert Duncan başta olmak üzere San Francisco Rönesansı şairleri hakkında eleştirel denemeler kaleme aldı. Gunn’ın diğer Akım şairlerinden farkı, İngiltere’yi terk ederek Kaliforniya’ya yerleşmesi ve bu yer değiştirmenin şiirine yoğun ölçüde yansımasıdır. O kadar ki, Akım’ın diğer şairleri dahi onu bir İngiliz şairi sayılmazlar. Donald Davie, Gunn’ın “orta Atlantik şairi” olduğunu söyler.

İlk şiir kitabı Fighting Terms (Kavga Sözcükleri ) yayımlandığında, Gunn 24 yaşında bir Cambridge öğrencisiydi. Gardını almış, dünyayla hesaplaşmaya hazır öfkeli bir genç adam. Metafizik şairlerden etkiler taşıyan ve eşcinsel ilişkinin İngiltere’de yasal olarak cezalandırıldığı bir dönemde yazılmış bu şiirlerde cinsellik kodlanarak işlenmiştir:

Yatakta bile poz takınıyorum Arzu büyüyebilirHer gece daha ayrıntılı ve daha ihtiyatlıAma, açıkgöz bir kız kuşkulanabilirBenliğimin bedenim gibi çıplak olmadığından.(Carnal Knowledge)

İkinci şiir kitabı The Sense of Movement ’da (Devinim Duygusu ) sınır aşma arzusu ve bu yönde bir eylem çağrısı duyulur: “İnsan daima daha yakındır hiç durmadığında.”

Thom Gunn’ın erken dönem şiirlerinde hem irade, hem de arzu anlamlarına gelen “will” sözcüğü çok sık kullanılmıştır. Gunn’ın şiirinde bu sözcük denetleyen irade ile arzulayan beden arasındaki çatışmayı ve çatışmanın yarattığı gerilimi ifade eder. Söz konusu gerilim ben’in bölünmesine, parçalanıp ikiye ayrılmasına neden olur. Özellikle Fighting Terms’deki şiirlerde okur sık sık ‘doppelganger’ motifiyle karşılaşır. Pencereden baktığında sokakta kendini gören şairin benliğindeki bu bölünme klozetten çıkamamanın, orada kapalı kalmışlığın sonucudur.

Ben’in bölünmüşlüğü, Gunn’ın 1970’lerde yazdığı ve cinselliği gün ışığında kutladığı kimi şiirlerde devam eder; ancak bu kez, sonuçta bütünleşme gerçekleşir. 1971 yılında yayımlanan ve “en iyi kitabım” dediği Molly’de yer alan ‘Tom-Dobbin’ başlıklı şiirinde ben’in bölünmesiyle ortaya çıkan iki kişi, Tom ve Dobbin cinsel ilişkide bulunlar ve ancak orgazm noktasında aynı bedende yeniden biraraya gelirler. Bölünme o noktada armonik bir ilişkiye dönüşür

1976 yılında yayımlanan Jack Straw’s Castle (Jack Straw’ın Şatosu) başlıklı kitabına adını veren şiirdeki şato, klozetin metaforudur. Şatoda (klozette) yaşayan Jack’ın bölünmüş ben’i ancak cinsel fantezilerinde bütünlüğe erişir.

Thom Gunn, 1950’lerin ortasında, Amerikalı sevgilisi Mike Kitey’in ardından Kaliforniya’ya gitmiş, ‘erotik yeni Kudüs’ olarak tanımladığı San Francisco’ya yerleşmişti. Bu şehirde 1960’larda çiçeklenen karşı kültür Gunn’ı derinden etkiledi. Şiirine LSD ve diğer sanrı yaratıcılar, Grateful Dead’ın müziği girdi. San Francisco onun şiirinde daha köklü bir dönüşüm de yarattı. Baraj kapakları yıkılıp atılmış libidonal enerji, şiirine yeni bir soluk getirdi. San Francisco benzer bir etkiyi Michel Foucault’un felsefesinde yaratmıştı. Foucault’un “büyülü heterotopia’lar” dediği mekanlarda, San Francisco’nun saunalarında, müdavimlerini deri giysili erkeklerin oluşturduğu barlarda Gunn, sınırsız cinselliği buldu.

Thom Gunn, şiirlerinde sık sık karşımıza çıkan bazı figür ve imgelerle kişisel bir ikonografi yaratmıştır. Elvis Presley, Marlon Brando, James Dean, Charles Manson, siyah deri ceketliler... Bu figürler bir duruşu, ‘kıyıda’ varoluşu sembolize ederler.

Thom Gunn’ın şiirinde ‘kıyı’ (edge ), anahtar bir sözcüktür. Tehlikeli bir duruşu, sağlam olmayan bir zeminde ayakta kalabilme çabasını, en ağır sonuçları peşinen kabullenmeyi ifade eder.

1990’larda yayımlanan The Man With Night Sweats (Gece Terleri İçindeki Adam ) ağırlıklı olarak Gunn’ın, virüsün hayatı tehdit ettiği, AIDS’in bir karabasan olarak hayatın ortasına çöktüğü yıllarda, 1980’lerde yazdığı şiirlerden oluşuyordu. Gunn elejik tonlar taşıyan bu şiirlerle, ıstırab içinde yavaş yavaş ölüme doğru yol alışlarına tanıklık ettiği arkadaşlarının anılarını canlı tutmak istemişti. Fakat, The Man With Night Sweats’de yer alan şiirlerde zamansız gelen ölüme boyun eğme, ölümü bir yazgı olarak kabullenme yoktur. Karışık duygularla yazılmıştır bu şiirler, kızgınlık ve yas içiçedir. Gunn, acıyı dramatize etmez, acıma duygusu uyandırmaz. Bu bakımdan F.R.Leavis’in düşüncesini paylaşır ve kendine acındırmanın, merhamet uyandırmanın etik açıdan doğru olmadığını belirtir.

The Man Withh Night Sweats’te Nietzche’ci bir nihilizmin yerini kuvvetli bir komünite duygusu ve komüniteye bağlılık almıştır. Saunalardaki orjiler, barlardaki sert ilişkiler Gunn’ın şiirinden çekilmiş ve kırılganlık, şefkat, özveri, dayanışma gibi duygular ağırlık kazanmıştır. Şu da var: Gunn, radikal bir alt kültürün değerlerinin savunucusu olmaktan elbette vazgeçmemiştir. Yeni sağır aile değerlerini kutsadığı bir dönemde yazdığı bu şiirlerde eşcinsel komüniteyi çekirdek aileye karşı bir alternatif olarak ortaya koyarak heteroseksist toplumun kurumlarına meydan okumayı sürdürür.

Boss Cupid (Patron Eros ), Gunn’ın sorgulayan ve hesaplaşan şiirinde farklı bir duyarlılığı yansıtır, yeni bir evreyi işaret eder. Gunn’ın intihar eden annesi, hayranlık duyduğu şair Robert Duncan için yazdığı ve Boss Cupid’in hemen başında yer verdiği iki şiir bir önceki kitaptaki şiirlerin elejik tonunu taşır. (Gunn, 1944 yılında kaleme aldığı ‘Toplumda Eşcinsel ’ başlıklı o ünlü yazısında eşcinsel kimliğini savunan Duncan’a açık sözlülüğünden dolayı duyduğu hayranlığı daha önce bazı düz yazılarında da dile getirmişti.)

Boss Cupid’de bedenlerimize egemen olan, oklarıyla kalplerimizde kapanmaz

yaralar açan, çocuk ve cin karışımı Eros’un esinlediği erotik şiirler de var, kuşkusuz. Ama, kitaptaki en ilginç şiirler, yarı karanlık bir duyarlılıkla seri katil Jeffrey Dahmer’in ağzından yazılmış olanlar. Kurbanlarının çoğunu yoksul siyahlardan seçilmiş olan bir ırkçının Gunn’ın şiirinde kendine yer edinmiş olması okuru biraz şaşırtıcı. (AIDS’den dolayı genç yaşta ölen İran asıllı, avantgardist tiyatrocu Reza Abdoh, ‘Cesetlerin Yasası ’ adlı oyununda Dahmer’in cinayetlerini homofobinin ve toplumun AIDS hastalarına bakışının metaforu olarak kullanmıştı).

Thom Gunn, tıpkı Whitman gibi, bedenin şairidir. Bedeni erotize eden, kösnüllüğe açan, bedensel hazları kutsayan kutsayan bir şair. Fakat, Gunn’ın şiirinde cinsel deneyim belirli dozda şiddet de içerir. Onun ikonlar galerisinde rock’n’roll yıldızları ile en acımasız katiller yan yana dururlar. Elvis Presley’in sağına ya da soluna baktığınızda Charles Manson’ı görürsünüz. Finlandiyalı Tom’un figürlerini çağrıştıran, kasları çok gelişmiş, cinsel organlarının şişkinliğini blue-jeanlerinin gizleyemediği deri ceketli erkekler gamalı haç desenli yataklarda sevişirler. (Benzer imge ve figürlerle yer altı sinemacısı Kennet Anger’ın filmlerinde de karşılaşırız.)

The Man With Night Sweats’de Gunn’ın şiirinden uzaklaşan şiddet yüklü cinsellik Boss Cupid’de yer alan, Jeffrey Dahmer’ın ağzından yazılmış şiirlerle geri döner. Gunn romantik geleneğin izlerini taşıyan “aşk ve ölüm şarkıları ”nı, Patricia Highsmith’in Dahmer hakkında yazılmış bir kitabı değerlendirdiği ve 1994 yılında Times Literary Review’da yayımlanan bir yazısını okuduktan sonra yazmış. Ayrıca, ‘edebiyatın en büyük seri katillerinden biri’ olarak nitelediği Macbeth’den de esinlenmiş.

Thom Gunn aslında bir parya olan, duygusal açıdan kötürüm olmuş, cinsel saplantılı Dahmer’i ikonları arasına katıyor:

Yağmurun her gün yağdığı o huysuz yazOdamda oturuyordum, avareliğin izbesindePek az hünerim vardı, annem ve babam uzaktaydılarSanırım boşanıyorlardı, doyumsuzluğum sıkıntı veriyordu.(Iron Man)

Yapayalnızdı Jeffrey Dahmer. Beden geliştirme dergilerindeki (favorisi Iron Man ) kaslı erkeklerin ya da polis fotoğrafçılarınca morgda çekilmiş erkek cesetlerinin fotoğraflarına bakarak masturbasyon yapıyordu:

Onyedi yaşındaydım; içkim vardı, ama buzdolabı bozuktuBütün gün yarı sarhoş masturbasyon yaptımTek tesellim dergideki bir fotoğrafBir Iron Man standardı, kaslarla şişmiş bir beden.(Iron Man)

Yalnızlıktan ürküntü duyan Dahmer, evine gelmeye ikna ettiği erkeklerin bir süre sonra çıkıp gitmelerine gengel oluyordu. Konuklarını alıkoymaya çılışıyor, gitmemeleri için yalvarıyordu:

Ah! Terk etme beni şimdiBütün isteğim yaslanmak yalnız bedenineAlıkoyacağım seni gitmeye kalktığındaBiliyorum nasıl yapacağımıGöğsünün kaburgalı kavsini kavrayacakÇocuksu sıcaklığını tadacağım.(Trobadour)

Jeffrey Dahmer evine davet ettiği insanları egemenlik alanı içine tutmak istiyor, bu alana bir kez giren insanların oradan çıkmalarına izin vermiyordu. Kendi kendine yeten bir dünya kurmuştu ve kurbanlarının sayısına bakıldığında, kalabalık bir dünyada yaşıyordu. Dahmer, bu parçalanmış cesetler dünyasının tek yaşayanı ve dolayısıyla da efendisiydi.

Dahmer’in seri cinayetler işlemeye yönelten sadece dayanılmaz yalnızlık duygusu ve bunun yol açtığı korku değildi. O, kıyıcılık kertesinde öteki bedeni keşfetme arzusu duyuyordu. Evine davet ettiği, çoğu kendi gibi kimsesiz erkekleri, bazen içkilerine ilaç katarak bayıltıyor, karşı koyamayacak haldeki bu insanların bedenlerini seviyor, okşuyor, masturbasyon yapıyor ve Georges Bataille’ın “güzellik lekelemek, kirletmek için arzulanır” sözünü doğrularcasına onların gövdelerine boşalıyordu.

Thom Gunn’a göre Dahmer, gösterilmek istenilenin aksine bir nekrofil değil, karşılıksız seven romantik bir aşık, bir ölüm meleğiydi. O, karşılaştığı, tanıştığı insanların yazgılarıydı.

Kaynaklar:

A.Alvarez, The New Poetry: An Anthology (Yeni Şiir: Antoloji), Penguin Books, 1973Thom Gunn, Boss Cupid (Patron Eros), Faber, 2000

Gregory Woods, Articulate Flesh: Male Homo-Eroticism and Modern Poetry (Kendini İfade Eden Beden: Erkek Homo-Erotizmi ve Modern Şiir), Yale University Press, 1987

Şiir çevirileri Halil Turhanlı’ya aittir.