Seçimleri İstemeyenler Kimler?

-
Aa
+
a
a
a

Erken seçim kararı alındığından beri iyisaatteolsunlar insanlara "Böyle ortamda seçim olmaz" dedirtmek için uğraşıyorlar. Kilitlenen sistemin çözülmesi için bilinen tek demokratik çareyi, seçimleri engellemeye çalışıyorlar. Şunu baştan söyleyeyim de öyle ilerleyelim: Savaşta bile olsak bal gibi seçim yaparız. Neşe Düzel'in 11 Haziran tarihli Radikal'deki röportajında, Mülkiye mezunlarından USAK Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner hatırlatıyor: "M. Kemal işgal sırasında seçim yapmıştı." Ekleyelim: İnönü de 1943 seçimlerini II. Dünya Savaşı belasının göbeğinde yapmıştı. Onun için, geçelim efendim, uğraşamayız, ‘seçimleri acaba kim istemiyor'a geçelim. Bunları dört kategoride toplamak mümkün. 1) AB'deki Türkiye düşmanları, yani Sarkozy türünden politikacılar istemeyebilir. İslamofobilerini haklı gösterecekler ki korkmuş kitlelerden oy almaya devam etsinler. 2) Türkiye'deki AB düşmanları istemeyebilir. Sevr paranoyalarını haklı gösterecekler ki korkmuş kitlelerden oy almaya devam etsinler ve demokrasinin getireceği yeni sesleri önlesinler. Yoksa, önemlerini yitirirler. Bu yüzden "Batı demokrasisi Türkiye'yi bölecek" nakaratını söylüyorlar. Bunların "Emperyalist AB yerine Rusya ve Çin var" demelerinin sebebi: Hem "Türkiye dışa kapansın" demek epey zor, hem de bu son iki ülkede demokrasi yok tahakküm var. Dikkatinizi çekti mi? Bu iki "iyisaatteolsunlar" arasında tam bir çıkar birliği var. Bunlar birbirlerinden besleniyorlar. Biri olmazsa öbürü de olmaz. Buna siyaset biliminde "dikotomi" denir. Sıcağı ancak soğuk sayesinde, gündüzü ancak gece sayesinde algılayabiliriz. 3) Meclis'e değil Dağ'a inananlar istemeyebilir. “Kürt talepleri parlamentoya yansırsa zayıflarız” diye hesaplarlar. Kaldı ki, Dağ'a İnananlar, doğmalarını ve büyümelerini 12 Eylül mezalimine borçlu olduklarını herkeslerden iyi biliyorlar. Yalnız, şunları da eklemek lazım: Dağ'a inananlar rahatsız. Hem böyle devam etmek fiilen zor olduğu için, hem de kamuoyunu tümüyle kendi aleyhine çevirerek Türkiye'de yaşamaya devam etmenin hiç akıllıca bir iş olmadığına inanan çok Kürt bulunduğu için. Fakat hem dağda üzerlerine gidilince mayın patlatıyorlar, hem de 1999'da Apo'nun yakalanmasından sonra yapılan AB reformları Kürtlere hiçbir gerçek umut ışığı yakmadı. İki hafta önce, Iğdır Vali Yardımcısı, Korhan Yaylası Festivali'nde Kürtçe türkü söyleyen Çoban Ali'yi sahneden bizzat indirdi (Radikal, 28 Mayıs 07). Kaymakamlık, Mardin Kızıltepe Festivali'nde Kürtçe oynanacak bir oyunu yasakladı (BİA, 28 Mayıs 07). 4) Kürtleri ve "dincileri" ne pahasına olursa olsun Meclis dışında tutmaya inananlar istemeyebilir. Hepimizi panikleten iki unsur var: Dağ'dakileri takip ederken mayınlarla ölenlerimiz, büyük kentlerde patlatılan bombalarla ölenlerimiz. Sırayla bakalım. Dağdakileri takip. Cümleyi tersinden okuyalım: Acaba neye yarıyor? Doğu'daki koca ordu sayıları 1500 olan bu insanları dağda niye tutmuyor? Üzerlerine gidilmese ne olur? Çembere alınsalar ve aşağı indirilmeseler? Ama üzerlerine gidiliyor ve yüksek rütbeli subaylar bile ölüyor. Acaba neden gidiliyor? Bu işleri anlamak için siyaset bilimi profesörü olmak yetmiyor anlaşılan. Büyük kent bombaları. Lafı dolaştırmayayım; bu bombaları kimin attırdığını bilmiyorum. Ankara Anafartalar terör olayının karanlık sanığı olaydan birkaç saat sonra saptanıverdi. Daha önemlisi, çok yakın geçmişte bizzat kendi komutanlarımız bizi çok şaşırttılar. İsim de vereyim, mesela bir E. Org. Sabri Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül olaylarını "kendilerinin" planladığını, "muhteşem bir örgütlenme" diyerek, Fatih Güllapoğlu'na açıkladı (Tanksız Topsuz Harekat, İst., Tekin Y., 1991, s.104). Mesela, emekli olunca MHP'ye giren Korg. Altay Tokat, bölgesindeki yargıç ve savcıların evlerine "işlerini ciddiye alıp hizaya girsinler diye" bomba attırdığını 27 Temmuz 2006 tarihli Yeni Aktüel'e övünerek anlattı. Susanlar kim bilir kaç tane. Generallerin bu "eylem"leri Genelkurmay'dan emir alarak yaptıklarını sanmıyorum. ‘Vatanseverlik’lerinden yapmışlardır. İşte bütün felaket de orada zaten. Ben şimdi nereden bileceğim Ankara ve Bakırköy'deki bombalarının başka Vatansever Altay Tokatlar tarafından attırılmadığını? Attırılmayacağını? Bir cevabı olan varsa derhal söylesin veya ebediyete kadar benim kuşkumu/analizimi/yorumumu itirazsız paylaşsın. Bu 4. kategori şu anda iki şeyin peşinde: 1) Kürtleri Meclis'e sokmamak; 2) Hükümeti ve Meclis'i çaresiz bırakarak yıpratmak. Dikkatinizi çekti mi? Bu talepler 3. kategorinin talepleri. Yani, bu iki "iyisaatteolsunlar" arasında dayanışma var. Bunlar birbirlerinin varlığı sayesinde yaşıyorlar. Buyurun en hasından bir dikotomi daha. Bütün bunları bildikten sonra, 8 Haziran 2007 tarihli Genelkurmay açıklaması beni fevkalade rahatsız ediyor: 1) Bu açıklamada "Barış, özgürlük ve demokrasi" kavramlarının "teröre paravanlık"la özdeş tutulmasını büyük endişeyle karşılıyorum. 2) Açıklama, "Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksi"ne çağrı yapıyor. Sonradan izah edildi: Şiddet olaylarına karşı İspanya'daki gibi halk protestoları yapılmasını kastediyoruz. O zaman, iki şeyi bilelim: a) İspanya'daki halk tepkisi, Bask halkının her türlü demokratik hakkının eksiksiz verildiği bu ülkede ETA'nın hâlâ şiddete başvurmaya yeltenmesi üzerine kendiliğinden oluştu. ETA bu yüzden bizzat Bask esnafı tarafından aforoz edildi, çünkü ticaret yaptırmıyor. Dolayısıyla, bu örnek Türkiye'yle tamamen ilgisiz. b) Bu bildiri, din adamlarının işkenceyle öldürüldüğü, Ahmet Kaya tişörtü giyenlerin linç edilmek istendiği bir ortamda yayınlandı. Bir anda, hiç kimselerin kontrol edemeyeceği vahim sonuçların ebesi haline gelebilir. Bugün değil A. Kaya tişörtü, Beatles tişörtü giyen veya küpe takan gençlerin bile linç edilmesi çok mümkün. Ve, bizzat generallerimizin yeğenleri bunları giyiyor veya takıyor olabilir. 3) Bakınız ortamda daha neler var: Sayın Büyükanıt'ın 12 Nisan basın toplantısı, Ankara'daki terör olayı olur olmaz "Durun, daha neler olacak" demesi, 27 Nisan e-muhtırası, yeni ilan edilen Geçici Güvenlik Bölgeleri, Kuzey Irak'a müdahaleden bahsedilmesi... Peki, parti liderleri ne yapıyor? Onlar kayıp. Derhal bir araya gelip seçimde kararlı olduklarını bile açıklamıyorlar. Nedense. Yazıyı yazdıktan sonra PKK'nın ateşkes haberi geldi. Bakalım 4. kategori ne yapacak şimdi. Çünkü hem sebep-i hayatını yitirecek, hem de bundan sonra kentlerdeki bombaları onlara fatura etmek doğal olacak. Bu arada, umarım, daha önceki gibi "Teröristi dağda bitirene kadar harekât" denmez ve reformlar konusunda sağır kulak üstü yatılmaz. Denmez mi dersiniz? Yatılmaz mı dersiniz?

 

 17 Haziran 2007 tarihinde Radikal İki'de yayımlanmıştır.