Medya Konuşmaları XXXII: Medya Güven Araştırması

-
Aa
+
a
a
a

Ömer Madra: Bugün Medya Konuşmaları’nda, AC Nielsen grubunun, Temmuz 2006’da Açık Radyo için, kamuoyu nezdinde yaptığı, toplumda medyaya duyulan güvenin ölçüsünü konu alan “Medya Güven Araştırması” başlıklı araştırma hakkında konuşacağız. Bu araştırma, belki beklenen ama epey sarsıcı sonuçlar veriyor. Önce, bu programda, araştırmanın sayısal, niceliğe dayanan yönleri üzerinde duracağız, daha sonra, bir sonraki programımızda da sonradan da bu araştırmanın niteliksel, yönleri hakkında konuşacağız. Konuklarımız AC Nielsen Araştırma Grubu Genel Müdürü Ali Danış ve araştırma uzmanı Kadir Kalkan. Hoş geldiniz.

 

Ali Danış: Hoş bulduk.

 

Kadir Kalkan: Hoş bulduk.

 

ÖM: Bize Medya Güven Araştırması hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

AD: Bu görüşmeleri yapmaya Haziran’ın ortasında başladık ve Temmuz’un başlarında da bitirdik, ondan sonra da araştırmanın toparlanması, rapor haline getirilmesi süreci başladı. Bu araştırmayı yaparken kullandığımız yöntem hakkında da Kadir daha iyi bilgi verecek.

 

KK: Çalışmayı ‘omnibus’ adını verdiğimiz bir veri toplama tekniği ile gerçekleştirdik. Bu yöntem, farklı konularda sorgulamaların bir araya getirildiği, sahanın paylaşıldığı bir model. Burada görüşmeleri yüz yüze gerçekleştirdik. Türkiye temsili olarak bir çalışma yaptık, 13 ilde toplam 1211 görüşme gerçekleştirdik ve hedeflediğimiz grup 16-64 yaş aralığında kişilerdi. Elde ettiğimiz bulguları da çalıştığımız illerin nüfuslarının sosyo ekonomik statü ve yaş dağılımını dikkate alarak ağırlıklandırdık ki nüfus içindeki durumu gerçek olarak temsil edebilelim.

 

ÖM: Amaç Türkiye’de toplumda medyaya duyulan güven ile ilgili bilgi toplamaktı, onun öğrenilmesiydi. Bizim bağımsız medya çerçevesinde, Hollanda Konsolosluğu’ndan da destek alarak gerçekleştirdiğimiz bu Medya Konuşmaları program dizisi içinde böyle bir amaç vardı zaten. 1200 kişi ile 13 ilde yapılan bu araştırma sizin ölçülerinize göre kapsamlı bir araştırma mıdır?

 

AD: Bu epey kapsamlı bir dilim. Kabaca şunu söyleyebiliriz herhalde; Türkiye kentsel nüfusunu temsil ediyor, tabii ki 16 yaş üzeri, burada çocukları dikkate almıyoruz konumuz medya olduğu için. “Medyayı takip eden, medya tüketen kesim” diye baştan bu şekilde tanımlamıştık. Dolayısıyla, 16-64 yaş arasını ele aldığımızda, 1211 kişi, Türkiye kent nüfusunu temsil eden büyük bir örneklem.

 

KK: Görüştüğümüz kişilerin profilinden biraz bahsetmek gerekirse, görüştüğümüz grup, ortalama 34 yaşında diyebiliriz yaş ortalamalarına baktığımız zaman. Sosyoekonomik statü dağılımını incelediğimizde, Türkiye kent nüfusunun %20’lik bir payı olduğunu görüyoruz AB grubunun.

 

ÖM: Bu ne demek?

 

KK: AB sosyoekonomik statü grubu dediğimiz, en üst statü grubunun toplam nüfus içindeki payı, temsiliyeti %20 seviyesinde.

 

AD: Bu yine tabii kent nüfusundan hareketle. Biraz da sosyoekonomik statüden neyi kastediyoruz, onu da açıklayalım mı?

 

KK: Sosyoekonomik statü tanımı, haneye asıl geliri getiren kişinin meslek ve eğitimini baz alarak oluşturduğumuz bir matris sistemi aslında. Haneleri kategorize etmek, kişileri kategorize etmek anlamında geliştirilmiş, araştırma sektörü nezdinde kabul görmüş bir sınıflama sistematiği. Burada haneye asıl gelir getiren kişinin mesleğini ve eğitimini baz alarak 4 ana grup oluşturuyoruz. Bunun dışında tabii cinsiyete de göre de dağılım söz konusu. Burada da nüfus içindeki dağılım oranını dikkate alarak, bu çalışmanın sonuçlarını ağırlıklandırarak inceledik.

 

 

AD: Türkiye yaş ortalaması 34’ten çok daha genç aslında, ama biz 16 yaştan itibaren dikkate aldığımız için yaş ortalaması 34 olarak çıkıyor.

 

ÖM: Yavaş yavaş araştırmanın içeriğine de girmeye başlayalım. Biz de gurur duyuyoruz böyle bir araştırmaya önayak olmakla, bununla belki diğer gazeteler, televizyonlar vs. de ilgilenebilirler. Medyanın durumuna, bu kadar yakından bir bakış olmamıştı son zamanlarda bilebildiğimiz kadarıyla.

 

AD: Ara ara yapılıyor ama son zamanlarda pek yoktu, biz de böyle bir işe katkıda bulunduğumuz için aynı şekilde gurur duyuyoruz. Bunun sık yapılmasında fayda var, tekrarlanmasında fayda var. Cevaplara geçmeden önce sorduğumuz sorulara bir bakalım. İlk sorduğumuz soru, “Belirtilen kurumlar arasında en fazla güven duyduğunuz kurum nedir?” sorusuydu. Burada, bizim saptadığımız, bir takım karşılaştırmalı kurumlar vardı.

Kurumları baştan belirlemiştik; ordu, cumhurbaşkanlığı, hükümet, polis, TBMM, mahkemeler, siyasi partiler ve medya. Bunlara duyulan güven sıralaması ile ilgili böyle bir soru vardı.

 

KK: Öncelikle en fazla güven duyulanı sorduk bu 8 kurum arasından. Ardından bu 8 kurumu sıralamalarını istedik görüştüğümüz deneklerden.

 

AD: Bundan sonra biraz sansür üzerinde durmak istedik. “Resmi makamlar medyaya sansür uygulamakta mıdır?” diye bir soru sorduk. “Resmi kurumlar, daha sonra gazete sahipleri, medyanın haber ve yorum içeriğine müdahale ediyorlar mı, etmekteler mi?” Böyle bir soru vardı. Medyada misenformasyon üzerinde durmak istedik. Bunu daha anlaşılır bir şekilde şöyle sorduk: “Medya bazı haberleri çarpıtarak, işine geldiği biçimde yayınlamakta mıdır?” Bu gayet, açık, sarih bir soru. Dezenformasyon üzerinde de bir sorumuz vardı: “Medya bazı haberleri yansıtmayarak kamuoyundan gizlemekte midir?” şeklinde. Medyadan memnuniyet düzeyi hakkında bir sorumuz vardı.

 

ÖM: Bu çok önemli.

 

AD: Tekelleşme üzerine bir soru sorduk, “Medyada mülkiyet birleşmesi, daha az elde toplanma, tekelleşme görülmekte midir?” diye gayet anlaşılır bir soru idi. “Bu durumun sakıncalı olduğunu düşünüyor musunuz?” diye bir soru vardı. Haberlere inanma üzerine bir soru sorduk, “Medyada yer alan haberlere ne ölçüde inanıyorsunuz?” şeklinde. Sonra siyaset ve medya ilişkisi üzerine bir sorumuz vardı, “Sizce medya siyasette taraf tutan bir yaklaşım içinde midir?” diye. Medya patronlarının medya üzerindeki etkisi üzerine bir soru vardı, “Medya patronları, sahip oldukları medya organlarını kendi çıkarlarını ilerletmek amacıyla kullanmakta mıdır?” şeklinde bir sorumuz vardı. Buradan ifade özgürlüğüne geçtik, “Sizce medyanın ifade özgürlüğü konusunda aşağıdaki ifadelerden hangisi uygundur?” dedik ve bir takım ifadeler sıraladık. Bu konuyu birazdan açabiliriz. “Acaba ideal medya organının, televizyon olsun, gazete olsun, yayın politikasına en fazla hangi unsur yön vermelidir?” diye bir soru sorduk.

 

ÖM: “Nasıl bir radyo, nasıl bir gazete, nasıl bir televizyon istiyorsunuz?” şeklinde bir soru vardı galiba.

 

AD: Bunların cevaplarını kısaca almaya çalıştık. Bu unsurların sıralamasını istedik ve bu şekilde, kantitatif dediğimiz, 1211 kişiye gidilerek yapılan çalışmayı bitirdik.Şimdi en fazla güven duyulan kurum sorusundan başlayabiliriz.

 

ÖM: Zaten ana amaç medyanın inandırıcılığı ve güvenilirliği hakkında bilgi edinmekti. bunların yerini tutamaz: En fazla güven duyulan kurum sorusuna ne cevap verilmiş?

 

AD: “Belirtilen kurumlar arasında en fazla güven duyduğunuz kurumu belirtir misiniz?” Burada belirttiğimiz kurumlar az önce saydığım kurumlar. Burada ordu %40 ile en fazla güven duyulan kurum olarak açık farkla ortaya çıkıyor. Aslında bu da beklenen bir cevap, daha önceki araştırmalarda da hep çıkar. Orduya duyulan güven, Ege bölgesinde %71’e kadar yükseliyor. Bunun arkasından cumhurbaşkanlığı %28 ile en fazla güven duyulan ikinci kurum. Bu saydığım yüzdeler sonuçta 100’e tamamlanıyor. Bu oran da Marmara’da %42’ye kadar yükseliyor. Arkasından hükümet geliyor %9’la, polis %8, meclis %6, mahkemeler %4, siyasi partiler %1, en sonunda medya geliyor %1. %3’lük de bir cevap yok şıkkı var. Medya en fazla güven duyulan kurum sıralamasında bu saydığım kurumlar arasında %1’le en son sırada. Burada bölgesel farklılıklar yok mu? Evet biraz var, orduyu öncelikle zikredenler Ege bölgesinde ve daha çok erkeklerin yoğun olduğu bir grup. Tersine kadınlar daha fazla, ve daha çok da Marmara bölgesinde, cumhurbaşkanlığına güvenliklerini söylemişler. Hükümet ve polis kurumlarına Doğu Anadolu’da özellikle daha fazla güven olduğu ortaya çıkmış. Bu şekilde bir takım ufak değişiklikler var, ama genel olarak bu durumu gösteriyor. Biz dedik ki; bu belirtilen kurumları, en fazla güven  duyulandan en az güven duyulana doğru siz sıralayın. En fazla güven duyulana 8 puan, en az güven duyulana da 1 puan vermek şeklinde bunları sınıflandırdık. Burada da yine ordu %19’la en fazla güven duyulan kurum olarak ortaya çıkıyor. Ardından ikinci sırada cumhurbaşkanlığı geliyor %17 ile, meclis burada %14’le üçüncü oluyor, sonra mahkemeler geliyor %13, hükümet %12, polis %12, medya %7 ve siyasi partiler %6. Yani medya güven duyulan kurumlar arasında siyasi partilerle birlikte son sıralarda.

 

ÖM: En çarpıcı bulgu olarak bu çıkıyor. Daha önce de yapılan araştırmalarda da benzer bir şey çıkıyordu, yani ordu en yüksek güven duyulan kurum olarak çıkıyordu ve medya da genellikle en sonda yer alıyordu, bu açıdan fark yok. Yalnız iki açıdan belki fark var; bir tanesi, orduya duyulan güven daha önceki araştırmalara göre belki biraz daha düşük, - %70’ler civarında güvenilir bulunduğunu hatırlıyorum daha önceki bazı araştırmalardan- ama asıl çarpıcı olan, medyanın son zamanlardaki bütün değişme iddialarına rağmen, güvenilirlik konusunda herhangi bir gelişme göstermemiş olması.

 

AD: Doğrudur. Bunun neden böyle olduğu daha sonraki sorularda da biraz ortaya çıkıyor. Aslında bir sonraki programda yapacağımız sohbette de biraz daha detaylı ele alabiliriz. Ordu bir kurum olarak çok farklı bir bütünsellik arz eden, disiplini olan, herhangi bir şeyden etkilenmeyen bir blok kurum olarak algılanırken, medyadan bahsedildiğinde, hükümetten bahsedildiğinde, insanların akıllarına bir kurumdan ziyade, bir takım kişiler ve bu kişilerin birbirleri arasında olan olası çıkar ilişkileri, vs. geliyor. Dolayısıyla etkilere daha açık ve çok da güven arz etmeyen bir alan olarak algılanıyor. 

 

ÖM: Burada demokrasinin işleyişi açısından bir gözlem yapılacak olursa eğerşöyle bir şey de söylenebilir; demokrasinin serpilip gelişmesi ve sürekli ayakta, canlı, diri kalması için, hükümet, yürütme, yasama ve yargı arasındaki dengenin, “dördüncü kuvvet” tabir edilen medya ile sağlanması ve bunların denetimde tutulması gerekirken, toplumda adalet kurumuna da çok düşük bir güven duyuluyor. Bu bana çok çarpıcı geldi, vatandaşın adliyeden korktuğu yolunda da bir habere rastladım, bu araştırmayı da yeni okumuştum. Tabii Meclis’in ve hükümetin de düşük seviyede çıkması hiç iyi değil.

 

AD: “Resmi makamlar medyaya sansür uygulamakta mıdır?” sorusunun cevabında da çok açık ve net bir şekilde bir çoğunluk var; %70’in üzerinde, yani her 3 kişiden 2’si resmi makamların medyaya sansür uyguladığını düşünüyor. Resmi makamlar sansür uyguluyordur, uygulamıyordur, o ayrı bir tartışma konusu, araştırmacı olarak bizim yaptığımız şey, insanların bu konuda sahip olduğu algıyı öğrenmek. Dolayısıyla böyle bir algı var. Yani “evet, resmi makamlar medyaya sansür uyguluyorlar” diyorlar. Bu oran, özellikle Marmara ve Ege bölgesi görüşmelerinde ve daha yüksek sosyoekonomik statü grubunda ve 21-34 yaş grubunda, diğer kesimlere göre anlamlı düzeyde yüksek. Resmi makamların medyaya sansür uygulamadığını düşünenler %17 civarında, özellikle Karadeniz bölgesinde bu oran %34’e kadar yükselmekte. Başka soruların cevaplarına da bakarak, Karadeniz bölgesinin çoğunluktan biraz farklı, aykırı düşündüğünü ve statükoya daha olumlu yaklaştığını söylemek pekâlaâmümkün. Benimki biraz subjektif bir değerlendirme olabilir, ama daha konformist bir görüş var Karadeniz bölgesinde.

 

ÖM: Medyaya resmi bir sansür uygulandığı konusunda hakim bir kanaat var yani?

 

AD: Evet var. Gazete sahiplerinin medyanın haber ve yorum içeriğine müdahale edip etmediği konusu irdelendi. Görüşülen kişilerin %78’i gazete sahiplerinin haber ve yorum içeriklerine müdahale ettiğini düşünüyorlar. Bu oran da yine Ege bölgesinde ve Marmara’da, yüksek sosyoekonomik statü grubunda daha yukarıda, %88’e geliyor. Şunu unutmayalım; Ege ve Marmara Türkiye’nin en gelişmiş, refah düzeyi de sosyokültürel zenginliği de daha gelişmiş bölgeleri, hatta en gelişmiş bölgeleri. Buralarda bu yüzdeler çok daha yukarıya doğru geliyor. “Hayır” diyenler sadece %10.

 

ÖM: Yani patronların, kendi kurumlarına, gazetelerine, dergilerine, televizyon kanallarına müdahale ettikleri görüşü hakim. Bunu aynı zamanda bir başka soruda da pekiştirmek mümkün. Medya patronlarının medya üzerindeki etkisi sorulduğunda da, çok yüksek bir yüzde görüyorum.

 

AD: Evet. Özellikle medya patronlarının kendi çıkarlarını ilerletmek amacıyla sahip oldukları medya organlarını kullanıp kullanmadıklarını sormuştuk. Türkiye’de bu da çok sıkça tartışılan ve belki de yakın geçmişte daha da sık gündeme olan bir konu idi. Medyanın, belli bir sermaye grubuna bağlı olarak çalışması durumda, çok doğal olarak, o grubun çıkarlarının ilerletilmesi için kullanılan bir araç olduğu algısı da yüksek.

 

ÖM: Medya organları kendi çıkarlarını ilerletmek için kullanılıyor diyenler %86. Bu, geçmişte daha sık konuşuluyordu ama şu son sıralarda da tekrar gündeme geldi. Mesela akaryakıttaki rekor cezalar ve bazı medya patronlarının da petrol ürünleri alanında da iş sahibi olması dolayısıyla bir tartışma yaratıldı. Mesela Aydın Doğan’ın Petrol Ofisi’ni basıp basmadığı konusunda, “yabancılar müdürlerinden savunma istedi” başlıklı uzun bir haber yer aldı. bah gazetesinde okur temsilcisi olarak görev yapan Yavuz Baydar’ın da bu konuda ciddi yazıları var, okur sayfasında bu konunun ele alındığı görülüyor. Yani medyaya patronların müdahalesi olduğuna ilişkin de güçlü bir kanı var toplumda.

 

AD: Her halükârda öyle bir bir algı var, çok açık ve net bir şekilde çıkıyor. Bunun ardından bazı haberlerin medya tarafından çarpıtılması, işine geldiği biçimde yayınlanması üzerine, yani “misenformasyon” dediğimiz kavramla ilgili bir soru vardı. Görüşülen kişilerin %90’ı -çok büyük bir oran- medyanın bazı haberleri çarpıtarak, işine geldiği biçimde yayınladığını düşünüyor. Bu oran Marmara’da %96’ya kadar yükseliyor.

 

ÖM: Bu inanılmaz bir olay.

 

KK: Neredeyse tamamı.

 

ÖM: Yani 10 kişiden 9’u “medya haberleri çarpıtıyor, doğru haber vermiyor” diyor. Az önce konuştuğumuz noktayla da bağlantılı olarak düşünülürse, bu ,medya sahiplerinin, faaliyet gösterdikleri diğer iş alanlarındaki çıkarlarını da savunmak için medyayı kullandıkları izlenimini de pekiştiriyor galiba?

 

AD: Evet. Bir de dezenformasyon üzerine bir sorumuz vardı; “Medya bazı haberleri yansıtmayarak kamuoyundan gizlemekte midir?” diye. Ötekine göre daha düşük olmakla birlikte, bu soruya da çok yüksek bir oranda, %84 “evet” cevabı verilmiş. Yine Ege’de ve Marmara’da %88-91’e kadar yükseliyor.

 

ÖM: Medyanın işine gelmeyen bazı haberleri görmezden geldiği kanısı hakim.

 

AD: Evet. İnsanlar farkındalar. Gayet şizoid bir resim çıkarıyor ortaya, herkes bir şekilde tükettiği medyaya karşı son derece güvensiz, “şunu yazıyor ama, acaba altında ne var?” diye düşünüyor okurken.

 

Peki madem bu kadar güven duyulmuyor insanlar niye medyayı izliyorlar, tüketiyorlar? Neticede gidip gazete satın alıyorsunuz, akşam evde oturup televizyon izliyorsunuz değil mi? Bu da enteresan.

 

ÖM: Ama ben bunu o kadar da şaşırtıcı bulmadığımı müsaade ederseniz söyleyeyim. Elbette ki kaderini tayin etmek için yapacağı seçimleri belirleyecek bilgiye ihtiyacı olduğu için medyayı da takip ediyor, daha iyi olmasını da haklı olarak istiyor, güvenmiyor, şizoid midir yoksa haklı bir güvensizlik mi, bu çok da tartışılabilir.

AD: Bizim gözlemimiz biraz daha iç karartıcı, gözlem de değil kalitatif araştırmadan çıkan sonuç. “Eğlenmek için, vakit geçirmek için izliyoruz, okuyoruz, zaten en ufak bir ciddiyet aramıyoruz, biraz daha magazinden uzak bir içerik olduğu zaman sıkılıyoruz, güven bizim için çok büyük bir problem teşkil etmiyor, çünkü zaten ciddiye almıyoruz” diyorlar. Tabii ben genel anlamda kitlesel tüketimden bahsediyorum. Bu da oldukça karamsar bir tablo çiziyor, yani ortada çok büyük bir sektör var, o sektörün tüketicisi genelde haber ya da ciddi içerik anlamında güvendiği için tüketmiyor, tamamen bir zaman geçirme, bir ucuz eğlence aracı olarak bakıyor. Basılı medya için de bu böyle, yayın için de böyle. Bu da çok enteresan bir olgu. Medya da böyle bir talebe cevap vermek üzere, daha magazin içerikli, daha hafif bir ürün çıkarıyor ortaya.

 

ÖM: Bilemiyorum. Kadir Bey, Ali Danış’a katılıyor musunuz?

 

KK: Doğrudur, Ali Bey’in bahsettiği kalitatif sonuçları beraber inceleme imkânı bulduk. Eğlence gerçekten insanların medyada en çok aradığı, bulmak istediği şey haline gelmiş durumda. Eğlencenin olmadığı medya kanalları, gazete olsun, televizyon olsun fark etmiyor, insanların çok ilgi göstermediği kanallar haline dönebiliyor.

 

ÖM: Ama belki ifade özgürlüğü, bağımsızlık konusundaki sorulara geldiğimiz zaman bu karamsarlığımız biraz iyimserliğe dönüşebilir.

 

AD: Bir yandan da tabii daha iyisini, en azından daha ideal olanı arzu etme durumu var tabii içinde.

 

ÖM: Ben de onu kastediyorum.

AD: “Medyanın bugünkü durumundan ne ölçüde memnunsunuz?” diye bir soru sorulduğu zaman, görüşülen kişilerin %12’si bugünkü durumdan memnun olduklarını belirtiyorlar, yani “memnunum” diyen %11.7, “çok memnunum” diyen %0.5. Karadeniz bölgesinde memnuniyet oranı %33’e kadar yükseliyor. Az önce de bahsetmiştim, Karadenizli daha konformist bir yaklaşımda. Genelde çok önemli derecede memnuniyetsizlik var. Yüksek sosyoekonomik statüye gidildiğinde bu memnuniyetsizlik oranı daha da artıyor.

 

ÖM: Yani “hiç memnun değilim” diyen 3 kişiden 1’i, ki bu müthiş yüksek.

 

AD: Evet. Ayrıca “memnun değilim” cavabını da eklediğiniz zaman %60’lara geliyor. “Ne memnunum ne de değilim” diyen, ortada bir kesim var, o da az değil, %27 civarında.

 

ÖM: Onların da yarısını memnun olmayanlara katabiliriz herhalde.

 

AD: Çok rahat katabiliriz, o da %70’e götürür bu işi.

 

ÖM: Yani görüşülenlerin 3’te 2’sinin memnun olmadığı sonucuna varıyoruz. Demek ki daha iyisini istiyorlar. İşin iyimser tarafına bakalım, bardağın dolu tarafı.

 

AD: “Türkiye’de medyada mülkiyet birleşmesi, yani daha az elde toplanma, tekelleşme görülüyor mu?” diye sorduk. Bu ekonomik bir saptama olabilir, ama okur ya da izleyici tarafından böyle görülüyor mu, böyle düşünülüyor mu diye sorduk bu soruyu. Bunun “evet” cevabı oldukça yüksek, %60 denebilir, %59,4. Yine bu farkındalık, özellikle Marmara ve Ege bölgesinde, yüksek sosyoekonomik statüde ve erkekler tarafında ortaya çıkıyor. Burada “fikrim yok” diyenler sadece 4 kişiden 1’i.

 

ÖM: Evet, büyük bir tekelleşme probleminden bahsediyoruz.

 

AD: Evet, böyle bir farkındalık var, bu algılanıyor. “Bu durumun sakıncalı olduğunu düşünüyor musunuz?” diye sorduğumuzda ezici bir çoğunluk, %91,7 oranında “bu doğru değil, bu sakıncalı” diyor,.

 

ÖM: Bence son derece önemli bir soru ve cevap bu.

 

AD: Burada iyimser tarafa geçebiliriz. Daha demokratik bir toplum olma ülküsü adına hayırlı bir cevap.

 

“Medyadaki haberlere ne ölçüde inanıyorsunuz?” sorusunun cevabı enteresan, kişilerin %39’u medyada yer alan haberlere inanmadığını belirtiyor.  “Kesinlikle inanmıyorum” diyen %15.

 

ÖM: Çok yüksek!

 

AD: “İnanmıyorum” diyenler %24,3. Bu oran Doğu Anadolu’da %61’e yükseliyor, Ege’de %66’ya kadar yükseliyor ve ayrışıyor. Bu da enteresan.

 

ÖM: Bunu herhalde kalitatif araştırmayı, yani niteliksel araştırmayı konuşurken ele alacağız, ama inandırıcılık ya da saygınlık açısından son derece kötü bir haber medya sahiplerine ve çalışanlarına değil mi?

 

AD: Evet. “Medyada çıkan haberlere inanıyorum” diyenler, yani “kesinlikle inanıyorum” ve “inanıyorum” diyenler %13’lük gibi bir oran oluşturuyor. Bu, Marmara ve Ege bölgelerinde diğer bölgelere göre çok daha düşük çıkıyor. Bundan sonra, “Sizce medya siyasette taraf tutan bir yaklaşım içinde midir?” sorusu soruldu. Her 5 kişiden 4’ü medyanın siyasette taraf tutan bir yaklaşım içinde olduğunu düşünüyor, özellikle Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgeleri ve AB sosyoekonomik statü grubunda, ve çoğunlukla erkekleler arasında, % 79.2 oranında, %80’e yakın bir oranda, medyanın siyasette taraf olduğu düşünülüyor. “Hayır” diyenler %10 gibi bir grup ve daha çok da Karadeniz bölgesi ağırlıklı. “Medya patronları sahip oldukları organlarını kendi çıkarlarını ilerletmek amacıyla kullanmaktalar mı? sorusuna %86 “evet” demiş.

 

ÖM: Çok yüksek.

 

AD: “Fikrim yok” diyen %10, “hayır” diyenler %3,8, gayet küçük bir yüzde.

 

ÖM: Çok net aslında.

 

AD: Herkesin bu konuda kesin bir yargısı var. İfade özgürlüğü konusunda, “Sizce medyanın ifade özgürlüğü konusunda belirtilen ifadelerden hangisi uygundur?” diye sorduk. İfadeler de biri şu: “Kişilik haklarına saldırı, Şiddet kullanmaya çağrı ve övgü dışında asla kısıtlanmamalı”.

 

ÖM: Bu ne kadar?

 

AD: %51,6.

 

ÖM: Bana çok önemli gözüküyor bu. İfade özgürlüğü zaten en temel meselemiz, en can alıcı sorulardan birinin bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde söylendiği şekliyle, sınırsız ifade özgürlüğünü savunuyor aslında %50’nin üzerinde bir kitle.

 

AD: Burada ben de iyimser tarafa geçebiliyorum, çünkü önemli bir yüzde ile böyle bir ifadenin arkasında duruluyor. “Diğerleri daha yüksek çıkar mı?” diye düşüncelerimiz vardı. Örneğin bir tanesi “Ülkenin özel durumuna göre bazen kısıtlanabilir” şeklindeydi, buna “evet” diyenler %27,7. Bir başkası da, “Medya her zaman devlet denetimi altında olmalı” ifadesiydi, buna “evet” diyenler de %20,5.

 

ÖM: Bir zamanlar TRT’nin, yani radyo ve televizyonun tamamen devlet tekelinde olduğu dönemi hatırlatan durum, sadece 5 kişiden birinin savunduğu. “Kişilik haklarına saldırı, Şiddet kullanmaya çağrı ve övgü dışında asla kısıtlanmamalı” ifadesinin arkasında durarak, sınırsız bir ifade özgürlüğü isteğinin belirtilmesi bana fevkalade önemli geldi.

 

AD: Bu beklenebileceği üzere, Marmara’da, Ege’de ve bu sefer Karadeniz’de de oldukça desteklenen bir ifade olmuş. Daha çok da gençler nezdinde, 21-24 yaş grubu arasında, oran daha yüksek.

 

ÖM: Bu da ayrıca önemli aslında, yeni kuşağın ifade özgürlüğüne böylesine sahip çıkması çok sevindirici.

 

AD: “Sizce ideal bir medya organının yayın politikasına en fazla hangi unsur yön vermelidir?” diye bir sorumuz vardı. Bunu da kabaca 4 ifade etrafında ele almaya çalıştık. Dedik ki, “bağımsız, dürüst ve tarafsız yayıncılık”, “gelenek, örf ve adetlerimiz”, “halkın beklentileri”, “hükümetin ve devletin talepleri”.

 

“Bağımsız, dürüst ve tarafsız yayıncılık” %56 ile ideal unsur olarak ortaya çıkıyor.

 

ÖM: Bu da çok önemli görünüyor bana. Yani görüşülenlerin %56’sı bağımsız, dürüst ve tarafsız bir medya istiyor.

 

AD: Marmara, Ege ve İç Anadolu’da biraz daha fazla çıkmış bu oran. “Gelenek, örf ve adetlerimiz yön vermelidir” diyenler %24, Karadeniz ve Doğu Anadolu’da daha fazla çıkmış. Popülist bir duruş olarak, “halkın beklentileri” diye bir şey koymuştuk, bu da %17 çıkmış, Ege, İç Anadolu, Akdeniz ve özellikle de kadınlar daha çok bu şekilde cevap vermişler. “Hükümetin ve devletin talepleri” diyenler çok az, %3.

 

ÖM: “Patron da yön vermemeli” demişti daha önceki sorulara verilen cevaplardan hatırladığım kadarıyla, dolayısıyla ezici bir çoğunluk aslında bağımsız bir medya talebinde bulunuyor?

 

KK: Burada benim dikkatimi çeken, “gelenek, örf ve adetlerimiz ideal bir medya organının yayın politikasına en fazla yön vermesi gereken unsurdur” diyenler, Karadeniz bölgesinde öne çıkıyor. Yani genel kitle içinde baktığımızda, ‘bağımsız, dürüst ve tarafsız yayıncılık’ öne çıkıyorken, Karadeniz bölgesinde öne çıkan unsur “gelenek, örf ve adetler” oluyor. Özellikle bunu saptamak istedim.

 

ÖM: Bir de Doğu Anadolu’da galiba?

 

KK: Doğu Anadolu’da da öyle, ancak orada da “bağımsız, dürüst ve tarafsız yayıncılık” ilk sırada yer alıyor. Karadeniz bölgesinde en önemli unsur bu, böyle dikkat çekici bir durum var.

 

AD: Bunu da deminki yöntemle sıralamalarını istedik, yani bu 4 unsuru yine aynı puanlama yöntemi ile, “birinci olması gerekene 4 puan, en sonda olması gerekene de 1 puan şeklinde bunları sıralayın” dedik. Burada ideal bir medya organının yayın politikasına yön vermesi gereken unsurların başında “bağımsız, dürüst ve tarafsız yayıncılık” %32 ile önde, onun arkasından “halkın beklentileri” geliyor %28’le, bu da bence demokrasi adına enteresan bir şey. Üçüncü olarak ‘gelenek, örf ve adetlerimiz’ geliyor, yani daha konservatif bir yaklaşım geliyor, %25’le. Dördüncü olarak ‘hükümetin ve devletin talepleri’ geliyor. Buradaki sıralama, net bir şekilde, ideal yayıncılığın, bağımsızlıktan, dürüstlükten ve tarafsızlıktan geçtiğini ortaya koyuyor denekler açısından.

 

ÖM: Son derece ilgi çekici. Pek çok rakam geçti ama aslında bir özetleyebilirsek duruma hakim olacağız herhalde?

 

AD: Bu bir güven araştırması her şeyden önce, onu vurgulayalım, Medya Güven Araştırması. Tekrar hatırlatmakta fayda var, buradaki grup Türkiye kent nüfusunun, 16-64 yaş arasını temsil eden 1211 kişi ve kadın-erkek dağılımı eşit.Karşılaştırmalı kurumlar arasında ordu %40 ile en fazla güven duyulan kurum, ardından cumhurbaşkanlığı geliyor, medya maalesef çok az güven duyulan bir kurum olarak son sıralarda yer alıyor. Medya ve siyasi partiler son iki sırayı paylaşıyorlar. Medyaya uygulanan sansür konusunda, her 3 kişiden 2’si bir şekilde sansürün uygulandığını düşünüyorlar, resmi makamların medya ile ilişkileri bağlamında. Gazete sahiplerinin medyanın haber ve yorum içeriğine müdahale ettiğini düşünenlerin oranı %78’i buluyor.

 

Görüşülen kişilerin %90’ı medyanın bazı haberleri çarpıtarak işine geldiği biçimde yayınladığını düşünüyorlar. Medyanın bazı haberleri yansıtmayarak kamuoyundan izlediğini düşünenler ise %84 düzeyinde. Bunlar oldukça yüksek oranlar.  “Bugünkü Türkiye medyasından ne kadar memnunsunuz?”diye sorduğumuzda, sadece %12’si “çok memnunun” ya da “memnunum” şeklinde cevap veriyor. %58 ise hiç memnun olmadığını veya memnun olmadığını söylüyor.

 

Türkiye’de medyada tekelleşme olduğunu düşünenler %59 civarında. %92’si bu durumun oldukça sakıncalı olduğunu belirtiyorlar. Medyada yer alan haberlere inananların oranı %39. Burada ciddi bir güven sorunu ortaya çıkıyor.

 

ÖM: Hatta saygınlık.

 

AD: Evet. Görüşülen her 5 kişiden 4’ü medyanın siyasette taraf tutan bir yaklaşım içinde olduğunu düşünüyorlar. Görüşülen kişilerin %86’sı medya patronlarının sahip oldukları medya organlarını kendi çıkarlarını ilerletmek amacıyla kullandıklarını düşünüyorlar. Her 2 kişiden 1’i de medyanın ifade özgürlüğünün “kişilik haklarına saldırı, şiddet kullanmaya çağrı ve övgü dışında asla kısıtlanmaması gerektiğini” belirtiyor. Burada ifade özgürlüğü lehine ciddi bir destek var. Görüşülen kişilerin %56’sı, yani açık bir çoğunluğu ideal bir medya organının yayın politikasına en fazla yön vermesi gereken unsurun “bağımsız, dürüst ve tarafsız yayıncılık” olması gerektiğini belirtiyorlar.

 

ÖM: Bağımsız medya için kuvvetli bir eğilim var.

 

AD: Evet. Bu unsurlar sıralandığında da, “bağımsız, dürüst ve tarafsız yayıncılık” ilk sırayı alıyor “ideal medya organının yayın politikasına yön vermesi gereken unsurlar” sıralamasında. Bunlar, az önce detaylarını konuştuğumuz, 1211 denekle yapılan, kantitatif Medya Güven Araştırması’nda elde ettiğimiz bulgular.

 

ÖM: İkinize de çok teşekkür ederiz. Son derece öğretici ve hatta üzerinde uzun uzun düşünülüp tartışılması gereken bir araştırma yapmış oldunuz bizim için. Bir sonraki Medya Konuşmaları’nda da bu araştırmanın niteliksel sonuçları üzerine de konuşma fırsatı bulacağız.

 

(12 Eylül 2006 tarihinde Açık Radyo’da yayınlanmıştır.)