Bildiğiniz Dünyanın Sonu

-
Aa
+
a
a
a

Bu yazı 15 Nisan 2008 tarihinde, İngilizce olarak www.tomdispatch.com adresinde yayınlanmış ve Türkçe'ye Nuray Soysal tarafından çevrilmiştir.

 

Petrolün varili 110 $, benzin 3.35 $ ya da fazlası. Dizel yakın 4 $. Bağımsız kamyoncular yolun dışına itiliyorlar. Fuel oil fiyatları mantıksız düzeylere geldi. Jet yakıtı o kadar arttı ki, düşük fiyatlarla uçuş yaptıran üç şirket geçtiğimiz haftalarda uçuşlarını durdurdular. Bu, herkesin tahmin edebileceği gibi, hepimizin yakında nasıl yaşamaya başlayacağına ilişkin bilgi veren enerji haberlerinden sadece birkaçı. Enerji kaynakları azaldıkça ve küresel dağıtımla ilgili çatışmalar arttıkça bu tür haberler de daha fazla gündeme gelecek.

Son 60 yıldır, her türlü enerji o kadar boldu ki, dünya çapında ekonomik büyümeye olanak sağlıyordu. Her şeyin ötesinde,  bu yayılma ABD ve onun Avrupa'daki, Pasifik'teki müttefikleri  "Birinci Dünya" nın yararınaydı. Yine de, kısa süre önce, eski "Üçüncü Dünya" ülkelerinden seçkin bir grup –özellikle Çin ve Hindistan- ekonomilerini sanayileştirerek ve geniş bir mal yelpazesini uluslararası pazara satarak bu enerji grubuna katıldılar. Bu, küresel enerji tüketiminde beklenmedik bir artışa neden oldu – ABD Enerji Bakanlığı'na göre, sadece son 20 yılda % 47'lik bir artış.

Böyle bir artış, eğer dünyanın önemli enerji tedarikçileri yeterince fazla üretim yapabilseydi büyük bir endişeye yol açmayacaktı. Onun yerine, şimdi korkutucu bir gerçekle karşı karşıyayız: Talep hızla artarken, küresel enerji kaynaklarının azalması. Bu kaynaklar tamamen yok olmadılar –gerçi er geç bu da olacak- ama artan küresel ihtiyacı karşılayacak kadar hızlı büyümüyorlar.

Artan talep, yeni enerji tüketicileri ve küresel enerji kaynağının tersine bir aksiyon göstermesi, enerji bağımlısı dünyayı yıkarken yeni bir dünya düzeni de yaratıyor. Bunu "Yükselen güç/ sönen dünya" olarak düşünün.

Yenidünya düzeni, azalan petrol, dogal gaz, kömür ve uranyum üzerinde dönen şiddetli uluslararası rekabetle birlikte, enerji açığı olan Çin, Japonya, ABD gibi ülkelerin enerji fazlası olan Rusya, Suudi Arabistan ve Venezüella gibi ülkelerle yer değiştirmesi sonucu şekillenecek. Bu süreçte, herkesin hayatı etkilenecek. Enerji açığı olan ülkelerde yaşayan alt ve orta grup tüketiciler, bu etkileri en ağır şekilde yaşayacak olanlar. Bu bizim çocuklarımızın çoğu bunu yaşayacak demektir.

Bu yenidünya düzeninin gezegeni nasıl değiştireceğini kısaca toparlayacak olursak:

1. Eski ve yeni ekonomik güçler arasında enerji kaynakları üzerine yoğun rekabet: Kısa süre öncesine kadar, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'nın sanayi güçleri enerjinin aslan payını tüketiyor ve artanı gelişmekte olan dünyaya bırakıyordu. 1990'larda OECD üyesi ülkeler, dünyanın en zenginleri, küresel enerjinin yaklaşık % 57'sini; Varşova Paktı ülkeleri % 14'ünü tüketiyordu ve üçüncü dünyaya sadece % 29'u kalıyordu. Ama bu oran değişiyor: Gelişmekte olan ülkelerdeki güçlü ekonomik büyümeyle, dünya enerjisinin büyük kısmı da onlar tarafından tüketilmeye başladı. 2010 yılında, gelişmekte olan dünyanın enerji kullanımının % 40'a çıkacağı ve bu günkü trendler devam ederse 2030 itibarıyla % 47 olacağı tahmin ediliyor.

Çin, tüm bunlarda kritik bir rol oynuyor. Çinlilerin, 2015 yılı itibarıyla tek başına dünya enerjisinin % 17'sini tüketeceği, 2025 itibarıyla bu oranın % 20'ye çıkacağı tahmin ediliyor. Bu tarihte, eğilim sürerse, Çin, dünya enerji tüketimi liderliğini ABD'nin elinden alacak. 2004'te dünya enerji kullanımının % 3.4'ünü gerçekleştiren Hindistan'ın 2025'te % 4.4'e çıkması, bu arada Brezilya, Endonezya, Malezya, Tayland ve Türkiye'deki tüketimin de artması bekleniyor.

Yükselen ekonomik dinamikler, kalan ihraç edilebilir enerji rezervlerine ulaşmak için rekabet etmek zorundalar. Bu kaynakların çoğu, uzun süre gelişmiş ülkelere ait Exxon Mobil, Chevron, BP, Fransız Total ve Hollandalı Shell tarafından satın alınmıştı. Gereksinimden ötürü, Batılı büyüklerle rekabet edebilmek için bu yeni ülkeler, kendi stratejik müttefikleriyle birlikte ulusal şirketler kurdular ve enerji üreten birçok ülkede artık petrol ve gaz rezervlerini onlar kontrol ediyorlar.

Örneğin Çin'in Sinopec şirketi, Suud Aramco ile stratejik ortaklık kurdu. Suud Aramco, Suudi Arabistan'da doğal gaz aramak ve Suud petrolünü Çin'de pazarlamak için kurulmuş Chevron ve Exxon Mobil'in sahip olduğu bir şirketti. Aynı şekilde, Çin Ulusal Petrol Şirketi de (CNPS), Rus Gazprom'la Çin'e Rus gazını götürecek petrol boru hatları kurmak için anlaştı. Bu devlet şirketlerinin birçoğu, CNPS, Hindistan Petrol ve Doğalgaz Şirketi de dahil, bir zamanlar Chevron'un kontrol ettiği Orinoko kuşağı ağır ham petrol üretimi için Petróleos de Venezuela S.A. ile işbirliği yapıyor. Enerji tüketiminin geldiği bu yeni aşamada,Batılı enerji devlerinin uzun zamandır kullandığı avantajlar, gelişmekte olan dünyanın devlet destekli kuruluşlarınca yok edildi.

2. Temel enerji kaynaklarının yetersizliği: Küresel enerji sanayinin talebi karşılama kapasitesi azalıyor. Bütün hesaplara baktığınızda, küresel petrol rezervinin belki en üst düzeye çıktıktan sonra beş yıl daha sürebileceği düşünülüyor. Doğalgaz, kömür ve uranyum belki on-yirmi yıl daha pik noktada gider ve düşüşe geçer. Aynı zamanda, var olan petrol kaynakları istenen seviyede olmayacaktır.

Petrolü alın. ABD Enerji Bakanlığı, 2030'da dünya petrol ihtiyacının, günde 117.6 milyon varile çıkacağını tahmin ediyor. Bu talep, mucizeler mucizesi kabul edilen Kanada katran kumu ve doğalgazla karıştırılmış 117.7 milyon varille karşılanacak. Yine de bir çok enerji uzmanı bu öngörüyü gerçekdışı buluyor. Total'in CEO'su Christophe de Margerie, Ekim 2007'de Londra'daki petrol konferansında "Bir milyon varil bana göre iyimser bir tahmin. Bu benim görüşüm değil, açık, dürüst konuşmayı seven ve halkı memnun etmeye çalışmayan sektörün görüşü" dedi.

Benzer şekilde, OECD'nin Uluslararası Enerji Ajansı'nın Temmuz 2007'de yayımlanan Orta Vadeli Petrol Pazarı Raporu'nun (Medium-Term Oil Market Report)  yazarları da 2012'de dünya petrol randımanının günde 96 milyon varil olacağını belirtiyor ve bunun çok uzun sürmeyeceğini ifade ediyorlar.

Günlük ekonomi sayfalarının başlıkları yeni bir eğilim kasırgasını işaret ediyor: Küresel talep, milyonlarca Çinli ve Hint tüketici ilk otomobillerini (bazıları 2.500 dolara satılıyor) satın aldıklarında daha da artacak. Suudi Arabistan'daki Ghawar ve Meksika'daki Canterell gibi dev petrol alanları düşüşe geçti. Bulunan yeni petrol alanlarının sayısı da her yıl düşüyor. Yani enerji darboğazı ve yüksek fiyatların sabit bir durumda olmasını beklemeliyiz.

 3. Enerji alternatiflerinin yavaş gelişmesi: Yasa yapıcılar için, yok olan enerji kaynaklarının yerinin yeni enerji kaynaklarıyla doldurulması gerektiği kadar, atmosferdeki "sera gazlarının" azaltılması gereği uzun zamandır aşikârdı. Sonuçta, rüzgâr ve güneş enerjisi dünyanın bazı yerlerinde güvenilirlik kazandı. Inovatif enerji çözümleri üniversitelerde, laboratuvarlarda geliştirildi hatta test edildi. Sadece, dünyanın net yakıt arzının çok az kısmını karşılayan bu alternatifler küresel enerji felaketine yol açacak kadar hızlı geliştirilmedi.

ABD Enerji Bakanlığı'na göre, rüzgâr, güneş, su gibi yenilenebilir yakıtlar 2004'te küresel enerjinin % 7.4'ünü karşılıyordu. Bunlara % 0.3 oranında biyoyakıtlar eklendi. Buna karşılık, fosil yakıtlar –petrol, doğalgaz ve kömür- küresel enerjinin % 86'sını, nükleer enerji % 6'sını karşılıyor. Bugünkü yatırım ve gelişme oranlarına dayanarak, ABD Enerji Bakanlığı şu projeksiyonu yapıyor: 2030'da fosil yakıtlar dünya enerjisinin 2004'teki oranlarında olacak. Yenilenebilir enerji ve bioyakıtların beklenen yükselişleri göreceli olarak büyük anlam taşımayacak; -% 8.1 oranında.

Küresel ısınma açısından, uygulamalar felaketin de ötesinde: Kömüre bağımlılık (özellikle Çin, Hindistan ve ABD'de) karbon emisyonlarının önümüzdeki 25 yılda % 59 oranında artması, 26.9 milyar tondan, 42.9 milyar tona çıkması anlamına geliyor. Bunun anlamı basit. Bu rakamlara ulaşılırsa, küresel iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarını geriye çevirme umudu hiç yok.

Küresel enerji kaynaklarına gelince, bu konudaki akıl yürütmeler dehşet verici. Artan enerji ihtiyacını karşılamak için çok büyük miktarda alternatif yakıtlara ihtiyacımız var. Bu da, imkânlar en hızlı şekilde laboratuvarlardan çıkıp ticari üretime dönüşsün diye yapılacak trilyonlarca dolar yatırım demek. Ama ne yazık ki, bu gündemde değil. Onun yerine, müsrif ABD hükümetinin sübvansiyonları ve vergi indirimleriyle desteklenen enerji firmaları, yükselen enerji fiyatlarından gelen mega kârlarını Alaska ya da Antartika'daki pahalı petrol ve gaz projelerine yatırıyor, ya da Meksika Körfezi'nde ve Atlantik Okyanusu'ndaki derin sularda arama yapıyorlar. Sonuç? Petrol dışı alternatifler güçsüzleşirken, aşırı fiyatlarla ekolojik yıkıma eşlik edecek birkaç varil daha petrol ya da birkaç metreküp daha gaz.

4. Gücün ve zenginliğin enerji açığı olan ülkelerden enerji fazlası ülkelere doğru kayması: Çok az ülkenin, -belki bir düzine kadar- kendi enerji ihtiyaçlarına yetecek ve ihraç edecek kadar petrolü, doğalgazı, kömürü ve uranyumu var. Enerji açığı olan ülkelerin giderek artan şekilde bu ülkelere bağımlı olmasının, onlar açısından çok daha fazla kârlı olması sürpriz değil. Özellikle finansal açıdan, bu petrol üreticilerinin sahip olacağı 'petrodolar' dağları, aynı zamanda siyasi ve askeri imtiyazları getirecek.

Petrol ve doğalgazda, önemli enerji fazlası olan ülkeler iki elin parmaklarını geçmez. On petrol zengini ülke, dünya rezervlerinin % 82.2'sini elinde tutuyor. Önem sırasına göre bu ülkeler şunlar: Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri. Venezuela, Rusya, Libya, Kazakistan ve Nijerya. Doğal gaz sahipleri ise çok daha az. Üç ülke - Rusya, İran ve Katar – kaynakların % 55.8'ine sahip. Tüm bu ülkeler küresel enerji fiyatlarının yükselişini paraya çevirmekte ve potansiyel müşterilerden politik imtiyazlar almakta çok istekliler.

Servetin transferi tek başına inanılmaz bir durum. Petrol ihraç eden ülkeler 2006'da tahminen ithalatçı ülkelerden 970 milyar dolar topladılar. 2007'de ise bunun daha da fazla olması bekleniyor. Bu Dolar, Yen ve Euroların önemli bir kısmı bağımsız fonlarda (Sovereign Wealth Fund- SWF), petrol ülkelerinin sahip olduğu devasa yatırım hesaplarında biriktirildi. Geçtiğimiz aylarda, Körfez SWF'leri, ekonomideki stratejik sektörlerde önemli oyuncu olmak için ABD'deki krizi fırsat bildiler.  Örneğin Kasım 2007'de Abu Dabi Yatırım Otoritesi (Abu Dhabi Investment Authority-AIDIA), ABD'nin en büyük bankacılık şirketi Citigroup için 7.5 milyar dolar ödedi; Ocak ayında Citigroup daha da büyük bir hissesini 12,5 milyar dolara varan bir paraya Kuveyt Yatırım Otoritesi'ne (Kuweit Investment Authority-KIA) ve daha birçok Ortadoğulu yatırımcıya sattı. Bunların arasında Suudi Prens Walid bin Talal da vardı. AIDIA ve KIA yöneticileri ısrarla, Citigroup'a yeni katılmış ortakların ABD ekonomik ve dış politikasını etkilemeyeceğini ısrarla söylediler ama bu çapta bir mali gücün önümüzdeki yıllarda ivme kazanmayacağına ve bunun siyasi bazı formlara dönüşmeyeceğine inanmak zor.

Sovyetler Birliği'nin küllerinden dünyanın en büyük enerji süper gücü olarak doğan Rusya'da bu var. Rusya bugün dünyanın en büyük doğal gaz, ikinci büyük petrol, büyük kömür ve uranyum tedarikçisi. Bu değerlerden bir çoğu Boris Yeltsin iktidarında özelleştirildi. Vladimir Putin onları –yasallığı sorgulanır şekilde- yeniden devlet kontrolüne geçirdi. Daha sonra da bu varlıkları eski Sovyet Cumhuriyetleri'ni baskı altında tutmak için kullandı. Avrupa Birliği ülkeleri bazen Putin'in taktiklerinden dolayı kaygılarını dile getirseler de, onlar da Rusya'nın enerji kaynaklarına muhtaçlar. Bu yüzden de Avrasya'da büyüyen Rus gücünü kabul ederek protestolarını susturmayı öğrendiler.

5. Büyüyen çatışma riski: Tarih boyunca, iktidarlar şiddetle geldiler –bazı durumlarda ise şiddetli ayaklanmalar eşliğinde hareket ettiler. Gücün odağındaki devletler var olan statülerini korumakta zorlandılar ya da işgalciler yığınların başına gelmek için mücadele ettiler. Şimdi ne olacak? Enerji açığı olan ülkeler enerji fazlası olan ülkelerden petrol ve gaz rezervlerini almak için harekât mı düzenleyecek –ki Bush yönetimin Irak'a düzenlediği harekât böyle düşünülebilir- ya da enerji açığı olan ülkeleri yok etmek için mi harekete geçecekler. Bu çabalar kolaylıkla beklenmeyen bir yükselişe, çatışmaya yol açabilir.

Askeri araçların, enerji yolunda en bariz kullanımı, silahların ve askeri destek kuvvetlerinin belli başlı enerji ithalatçısı ülkeler tarafından önemli enerji ülkelerine transferidir. Örneğin Afrika'da; ABD ve Çin, Angola, Nijerya, Sudan ve Hazar denizindeki Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelere silah sevkiyatını artırdılar. ABD, ülkenin petrolünün en çok çıktığı yer olan Nijerya'nın Nijer Deltası'ndaki silahlı çatışmaları bastırmaya özel önem verdi. Pekin, Çinlilerin yönettiği petrol çalışmalarının, ayaklanmalarla tehdit edildi Güney ve Darfur bölgesi için Sudan'a silah yardımı yaptı. 

Rusya da Hazar bölgesindeki büyük petrol ve gaz üreticisi bölgelerde etkisini artırmak için silah transferini bir araç olarak kullanıyor. Özellikle, Moskova, en büyük petrol hattı Gazprom aracılığıyla Orta Asya gazının Avrupa'ya taşınması için tekel olma arayışında; aynı zamanda, İran'ın doğal gaz alanlarında da söz sahibi olmak istiyor.

Tabii ki asıl tehlike, zaman içinde katlanarak artan bu tür çabaların, bölgesel silahlanmayı artırması, tansiyonu yükseltmesi ve bölgede ortaya çıkan herhangi bir yerel çatışmaya büyük güçler tarafından müdahale edilmesi olacak. Tarih, yanlış hesaplar yüzünden kontrolden çıkmış bu tür savaşların örnekleriyle dolu. İkinci Dünya Savaşı öncesini düşünün. Sonuçta bugün Orta Asya ve Hazar bölgesi, büyük güç rekabeti ve etnik düzensizlikle, 1914 yılının Balkanlarına çok benziyor.

Buna ilave edilecek şey basit: Bildiğiniz dünyanın sonu geliyor. Bu yeni, enerji merkezli dünyada petrol fiyatları yaşamlarımızı yönetecek ve güç enerjinin küresel dağıtımını kontrol altında tutanların elinde olacak.

Bu yeni dünya düzeninde enerji, yaşamlarımızı ve günlük hayatımızı yeni bir tarzda etkileyecek. Bu, araçlarımızı nasıl ve ne için kullanacağımızı belirleyecek, kaloriferlerimizi ne zaman, hatta nasıl açıp  kapatacağımızı, hatta seyahatlerimizi, ne yiyeceğimizi (et ve sebze üretiminin, dağıtımının petrol fiyatlarından, etanol için üretilen mısırdan etkileneceğini düşünerek) belirleyecek. Bazılarımız için nerede yaşamamız, bazılarımız için ne iş yapmamız ve hepimiz için hangi şartlarda savaşa gideceğimiz ya da savaşa yol açacak yabancı müdahaleleri bertaraf edeceğimiz de buna bağlı. 

Bu bizi son bir tespite götürüyor: Geleceğin Başkanı'nın ve Kongre'nin karşı karşıya kalacağı en önemli karar, fosil bazlı enerji sisteminden iklim dostu enerji alternatiflerine geçmenin en iyi yolunun ne olduğu?

 

 

Michael T. Klare, Hamshire College Barış ve Dünya Güvenliği Araştırmaları Bölümü'nde öğretim görevlisi ve Kan ve Petrol (Blood and Oil) ve Kaynak Savaşları (Resource Wars) adlı kitapların yazarıdır. Bu makale, Rising Powers, Shrinking Planet: The New Geopolitics of Energy adlı yeni kitabının bir özetidir.

 

Makaleyi İngilizce aslından Türkçe'ye çeviren: Nuray Soysal

 

* Yazıda kullanılan fotoğraf, Şilili sanatçı Alfredo Jaar'ın, Chicago Çağdaş Sanat Müzesi'nde sergilenen "Geography= War" (Coğrafya = Savaş) adlı yerleştirmesinin bir fotoğrafıdır ve flickr.com'da fotoğraflarını 'yuan2003' adıyla kullanıma serbest olarak yayınlayan sanatçıya aittir.