3 Aralık 2001 - Biz İstirahate Ayrılmışken...

-
Aa
+
a
a
a

Merhaba kâinat!

Üstümüzden elini çekti hayat: Türkiye’de kış gelince genellikle böyle oluyor. Hayat birdenbire felç oluveriyor. Felce uğramış bir hayat, kendisini sürenlerden elini eteğini çekiyor; ölümler oluyor. Mersin ve Antalya’da hafta sonu boyunca devam eden yağış evvela olumsuz etkilemiş hayatı, sonra da düpedüz felç etmiş. 3 ölü var. Biri şöyle: Evinin bodrum katında mahsur kalan komşusuna yardım etmek isteyen 25 yaşındaki Serhat Sevgi elektrik akımına kapılmış… (NTVMSNBC) Karayollarındaki çökmeleri, yollarda kalan araçları anlatmayalım artık.

Hafta sonunda, Orta Doğu’nun çivisinin çıktığını söylemeyeceksek en azından yerinden oynadığını rahatlıkla söyleyebiliriz galiba. Kimin oyunudur, kimin hesabıdır, asıl niyet nedir; bilinmez, ama oralarda kansız geçen gün gerçek bir şaşkınlık sebebi vesilesi oluyor. İsrail’de, Cumartesi ve Pazar günleri boyunca, emsali görülmemiş bir saldırı dalgası Kudüs ve Hayfa’da 31 kişinin ölümüne, 200 kişinin yaralanmasına neden oldu. Hem siyasi, hem de askeri anlamda bir infial yaşandığını söylemek sürpriz sayılmasa gerek. Arafat hemen lanetlemiş olanları, sorumluların mutlaka yakalanacağını söylemiş, ama kendisinin sözleri pek ciddiye alınmamış İsrail kanadında. İsrail İletişim Bakanı Rubi Rivlin, “rüzgara yazılı sözler” olduğunu söylemiş Arafat’ın açıklamasına atfen. Savunma Bakanı Şimon Peres ise Arafat’ın sözlerine değil, eylemlerine bakacaklarını, daha evvelki militan tutuklamalarının ise bir “fars”tan ibaret olduğunu söylemiş. Filistinli liderin duydukları bunlarla sınırlı değil; ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell da, “Artık hakikat anı geldi,” diye katılmış konuşmalara; terörle mücadele konusunda Arafat’ın ciddiyetini ispatlaması gerektiği kabilinden.

Birkaç kez tefrikamıza not düşmek fırsatını bulmuştuk; şiddet olayları Orta Doğu’daki barış çabalarını ciddi şekilde baltalıyor. O kadar ki bu çabaların içtenliği ya da yapıcı niteliği konusunda fikir yürütemez hale geliyor insan. Nitekim, Bush’un Orta Doğu’dan sorumlu diplomatı Anthony Zinni fena halde yuhalanmış olaylardan sonra: “Evine git,” diye bağırmış insanlar. “Evine git ve kendi işine bak.” (Independent, BBC)

Davranma, yakarım: ABD’nin işinin sahiden başından aşkın olduğu aşikar. Başkan Bush, CIA ile kıdemli komutanlarına birkaç ay içinde başlayabilecek bir Irak operasyonu için ayrıntılı plan hazırlanması hususunda talimat vermiş bile. Gizli tabii bütün bunlar; biz gazetelere sızdığı kadarıyla öğrenebiliyoruz (Observer). Plana göre, Irak’taki muhaliflere silah da dahil her tür yardımda bulunularak alaşağı edilecekmiş Saddam. Gerekçe? Irak ile 11 Eylül faciası arasında doğrudan bir bağ bulunamazsa bile silah denetçilerinin ülkeye kabul edilmemesi fırsat bilinecekmiş. Gerçi böyle bir bahaneye Avrupa’dan, hatta bilhassa Tony Blair’den ciddi itiraz gelmesi bekleniyormuş, ama geçenlerde Amerika’dan dönen Avrupalı bir askeri kaynak, Amerikalılar’ın şu sıralarda her şeyi yapabileceklerine bütün kalpleriyle inandıklarını ciddiyetle tespit etmiş ve “Tony’nin” demiş (Blair yani), “hiçbir halt gelmez elinden.” (Observer)

Bu arada, Amerikan savaş gemilerinin Somali açıklarında devriye gezdiği haberleri de geliyormuş. Bin Laden’in, Afrika’nın doğusuna kaçması ihtimalinin önünü kesmeye çalışıyorlarmış müttefik kuvvetler. ‘Hançer Darbeleri’ tesmiye edilen genel bir operasyon çerçevesinde, Somali’nin yanı sıra Yemen, Sudan ve Filipinler’de de kalıcı özgürlüğün tohumları atılıyormuş (Independent).

Birkaç pürüz, hepsi o: Kalıcı özgürlüğün gövermeye başladığı yerlerdeyse insanların keyfine diyecek yokmuş, bazı sinemalarda medeniyet mahreçli ‘hardcore’ pornolar gösterime giriyor, fahiş fiyata fuhuş seyrediliyormuş özgür topraklarda (Observer). Çok aranırsa can sıkıcı gelişmeler de görülebiliyormuş mamafih: Cumartesi gecesi, operasyonun en büyük hatalarından biri gerçekleşmiş ve en az 70, belki de yüzlerce sivil hayatını kaybetmiş. İçinde görevlilerin uyuduğu bir hükumet binası vurulmuş Celalabad’ın güneyinde. Ancak Amerikalılar, endişeye zerrece mahal olmadığını, sivillerin öldüğünü iddia eden Afgan komutanların söyledikleri ile ellerindeki fotoğrafların tetabuk etmediğini söylüyorlarmış. Deniz Piyadeleri adına konuşan Binbaşı Brad Lowell, “Olmadı böyle bir şey, yanılıyorsunuz” deyip çıkmış işin içinden (Independent).

Bu arada, yüzlerce savaş esirinin katledildiği Kala-i Ceng’ten 80’den fazla sağ esir kurtuldu. Ama ne kurtulmak? Günlerce kalenin bodrumunda, arkadaşlarının kanayan yaralarının, çürüyen cesetlerinin, irinli bacaklarının, köpüren göğüslerinin, tepelerine inen tavanın altında yaşayarak… Yani, hayatta kalarak, ölmeyebilerek, yani bilemiyoruz ki doğru fiil ne olmalıdır burada… (Independent)

Britanya, malum, mezkur katliam için soruşturma açılmasını lüzumsuz buldu. Dışişleri Bakanı Jack Straw, “Hukuk ve düzenin paramparça olduğu bir anda gerçekleşti ölümler; bu öyle kolay Batı tarzı bir durum değil,” tespitinde bulunmuş. Aynen söylemiş sahiden. Uluslararası Af Örgütü de bir güzel kınamış Britanya’yı. Bir de, Amerika, karadaki mücadelesi sona ermeden Afganistan’a barış-gücü falan istemiyormuş (Independent). Sonra bakarız, demişler.

İyi haberi hak ettik artık: Bonn’daki Afganistan görüşmelerinde geçici kabineyi kimin yöneteceğine karar verilmiş: Zahir Şah’ın eski adalet bakanı ve Özbek kökenli Abdül Settar Sırat. Zahir Şah kanadından olmakla beraber, Paştun hakimiyetinden çekinenleri de Özbek kökeni sayesinde rahatlatması bekleniyormuş Sırat’ın (BBC). Nasıl ama?

Türkiye, ABD ve Britanya arasında süren Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) görüşmelerinde uzlaşma sağlanmış. Yeni kurulacak Avrupa ordusu hiçbir şekilde Türkiye’ye karşı kullanılmayacakmış, kullanıldığı operasyonlarda ise Türkiye’nin görüşü alınacakmış (Deniz Zeyrek, Murat Gürgen / Radikal).MAKAS ARTIĞI

Kainatta şöyle şeyler de oldu:

Yunanistan’da uçakları izlerken (‘plane-spotting’ tabir edilen elim hadise) yakalanan İngiliz Paul Coppin’in Türk casusu olduğu iddia edildi (Akşam).

Arjantin’de halkın bankalara hücum edip nakit çekmesini önlemek üzere ayda 1000 dolardan fazla para çekilmesine yasak getirildi. Buenos Airesli berber Jose limiti makul buldu (BBC).

Dünya nüfusunun % 10’unun sakat olduğu açıklandı (NTVMSNBC). Sakatlara, resmi atıflar da dahil, neden ‘özürlü’ dendiği açıklanmadı. Özür dileriz.

Amerikalı bilimadamları, bir tesadüf sonucu, gribin sırrını çözecek bir protein molekülü keşfetti. Şimdi, gribi tümden altetmeyi umuyorlarmış. (Hürriyet).

Geçmiş olsun, devamı yarın…

Ömer Madra – Şerif Erol