Antakya'daki aile hekimliği ile ilgili genel bilgiler

-
Aa
+
a
a
a

İsmail Başöz ve aynı zamanda bir depremzede olan Dr. Sadık Nazik ile yaşadıklarını, aile hekimliği ile ilgili genel bilgileri, normal çalışma içeriğini, deprem sonrası durumu konuştuk.

Antakya'daki aile hekimliği ile ilgili genel bilgiler
 

Antakya'daki aile hekimliği ile ilgili genel bilgiler

podcast servisi: iTunes / RSS

Gürhan Ertür:Bugün iki doktor konuğumuz var; Sadık Nazik ve İsmail Başöz arkadaşlarımız. Sadık Bey, İsmail Bey hoşgeldiniz programımıza, merhabalar.

Sadık Nazik: Merhabalar.

İsmail Başöz: Merhaba, Sadık sen de hoşgeldin abicim merhaba, ben ev sahibi olarak da söylüyorum tabii..

G.E.:Elvan Cantekin, Argun Yum sizler de hoşgeldiniz. Sadık Nazik doktor, biraz önce de söylediğim gibi aile hekimi, İsmail Başöz de doktor. Her iki arkadaşımızla özellikle Antakya'yı konuşacağız. Çünkü doktor Sadık Nazik, Antakyalı ve kendisi de depremzede. İsmail Başöz ise geçtiğimiz hafta bölgedeydi, Antakya’daydı ve diğer bazı yerleri de Türk Tabipler Birliği (TTP) heyetiyle birlikte, ekibiyle birlikte dolaştı. Ondan da gözlemlerini almaya çalışacağız. Sadık Bey, tekrar merhaba ve depremzedesiniz ve ailenizden kayıplar oldu mu efendim?

S.N.:Merhaba, Gürhan Bey. Ben de Açık Radyo dinleyicilerine merhaba demek istiyorum. Gürhan Bey, biz 6 Şubat Maraş Depremi olarak bilinen depremde ama daha çok Antakya'yı etkileyen depremde maalesef birinci derece altı yakınımı kaybettim; annemi, ablamı, abimi, yengemi ve iki yeğenimi. Ama biz Antakyalılar şöyle bakarız; herkes, bütün Antakyalılar bizim akrabamızdır. Yani Antakya'da kaybolan, kaybettiğimiz her can bizim canımızdır. O yüzden kayıplarımız on binlerin üzerinde, çok yüksek maalesef. Evet bu şekilde.

G.E.: Başınız sağolsun bütün Antakyalıların, Türkiye'nin başı sağolsun. Gerçekten her aileden önemli kayıplar oldu ki birinci derece akrabalarınızdan bahsediyorsunuz. Çok önemli. Yani gidenlerin yerine konmuyor ama sabır diliyoruz size.

S.N.: Teşekkür ederim.

G.E.: Sadık Bey aile hekimisiniz. Aile hekimliğini de Antakya'da yaptığınızı biliyoruz. Aile hekimliği ile ilgili genel bilgiler vermeniz mümkün mü acaba? Ne yaparlar, nasıl yaparlar?

S.N.: Evet. Şöyle ifade edeyim; Hatay ili 15 ilçeden oluşuyor. Antakya 15 ilçeden oluşuyor. Bu 15 ilçemizde tahmini, en son geçen sene itibariyle 503 aile hekimi bulunuyordu. Aile hekimlerini de artık hepimiz biliyoruz. Üç bin ile dört bin arası bir nüfusa hizmet veren bir sistem. Şimdi bu aile hekimliği sisteminde, bizim Hatay'da, şu anda 15 ilçenin depremden en fazla etkilenen ilçeleri Antakya, Defne, Samandağ, Hassa, Kırıkhan ve İskenderun’un bir kısım mahalleleri. Aynı zamanda diğer ilçelerde de tabii ki çeşitli yıkımlar var. Ama en trajik yıkımlar bu beş ilçemizde. Tabii bunlar Antakya'nın büyük ilçeleri, bayağı geniş bir nüfusa hitap ediyor ve buralarda aile hekimliği sistemi kısmen, daha doğrusu koruyucu sağlık hizmetleri dediğimiz sistem bir süre sekteye uğradı. Maalesef bu dönemde bu ilçelerimizde, yeni yeni son bir hafta içerisinde hizmet verilmeye başlandı. Kısmen de olsa biraz Defne ilçesinde biraz Samandağ ilçesinde hekim arkadaşlarımızın gayretiyle kurulan çeşitli konteynerlerde sağlık hizmeti verilmeye başlandı. Bu bir aylık süre içerisinde de özellikle bu ilçelerde TTB ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın(SES) gönüllü hekimleri sağlık hizmeti verdiler. Çeşitli ülkelerin sahra hastaneleri vardı. Çeşitli ülkelerin poliklinik hizmetleri vardı. Çeşitli illerin hastaneleri, revirler şeklinde hizmet vermeye çalışıyorlardı.

Ama şu anda Antakya ilçesinde kayıplar ve yıkımlar çok fazla olduğu için özellikle bu belirttiğim ilçelerde %70, %80’e yakın binalar artık kullanılamaz durumda. Normalde bu şehirlerdeki binaların büyük çoğunluğu ağır hasarlı, yıkık ve hem aile sağlık merkezleri hem de evler kullanılamaz durumda. Halkın bir kısmı özellikle Mersin, Adana, İstanbul, Antalya, Ankara ve Eskişehir'e biraz göç ettiler ama bunun haricinde neredeyse Türkiye'nin tüm illerine Antakya'dan göç eden insanlar, yakınlarına, dostlarına, arkadaşlarına konuk oldular, misafir oldular. Şu şekilde söyleyeyim; şu anda bizim en büyük sorunlarımızdan birisi koruyucu sağlık hizmetleri, aşı, bebeklerin aşıları, gebelerin izlemleri, kronik hastalığı olan yaşlılarımızın takibi, tansiyon, hipertansiyon ve diyabet takipleri. Şu anda bunlar büyük bir sorun. Çünkü henüz koruyucu sağlık hizmetleri tam anlamıyla devreye girebilmiş durumda değil. Şu anda Antakya'da son bir haftaki gelişmeler şu şekilde; yeni yeni konteynerler kurulmaya çalışılıyor çeşitli bölgelere, bu konteynerlerde de depremzede hekimler maalesef göreve çağrılmaya başladı. Benim kişisel görüşümü soracak olursanız, bunu Gölcük depreminde de yaşadık, Düzce depreminde de yaşadık. Buradaki hekimlerimizden üçünü kaybettik. Aile hekimlerimiz eşlerini, çocuklarını, annelerini, babalarını kaybettiler. Bu süre içerisinde en azından, bu insanların çoluğunu çocuğunu yerleştirilebileceği, çünkü Antakya'da şu anda barınabilecek tek bir ev neredeyse hiç yok. Yani zaten insanlar çocuğunu başka şehirlerde, okullara, evlere yerleştirmeye çalışıyorlar. Bu üç aylık süre içerisinde özellikle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edildi. Bu sürede en azından bu hizmetlerin aile hekimliği merkezlerinin depremi yaşamayan illerinden, gönüllü insanlardan, TTB’nin oluşturduğu listelerden, SES’in oluşturduğu listelerden yapılması, oluşturulması bizim en büyük temennimizdir. Yavaş yavaş gönüllü bazında idi, şimdi biraz daha insanlar göreve çağrılıyor. Yalnız bunların barınma sorunu var. Bunların görev yapacakları konteyner, aile hekimliği merkezleri, sağlık ocağı sistemi dediğimiz o sisteme ihtiyaç var. Şu anda Antakya'daki durum bu.

G.E.: Evet, Elvan’ın hemen bir sorusu var, onu alalım.

Elvan Cantekin: Evet, tekrar başınız sağolsun ve sabır diliyorum. Siz şu anda göreve başladınız. Sağlık ekiplerinin bir kısmı da başladı anladığım kadarıyla. Peki sizin hizmet verdiğiniz insanlar nerelerde yaşıyor? Bunlar çadır kamplarda, mahallelerde filan mı yaşıyorlar ve oradan size gelen müracaatlar içerisinde gözlemlerinize göre en fazla müracaat hangi konularda oluyor? Bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz?

Türk Eczacıları Birliği revirleri dışında insanların ilaca ulaşımı kolay değil  

S.N.:Şimdi biz yani göç eden insanların sayısını, biraz da okullarda görev yapan idareci arkadaşlarımızdan öğrenebiliyoruz. Mesela bir okulumuzda 1.600 öğrenci varken, kayıtlı 1.600 öğrenci varken şu anda 400 kayıtlı öğrenci var. Çünkü aile hekimliği sistemini insanlar hemen başka yerlere taşıyamadıkları için okulların istatistikleri bizim için daha sağlıklı oluyor. Yani 1.600 nüfustan 400 nüfus var. %75 bir göç görünüyor yıkımın olduğu Antakya'nın birkaç mahallesi için. Yani benzer rakamlar diğer okullar için de geçerli. Şu anda şehrin bayağı ciddi bir kısmı göç etmiş durumda. Özellikle Antakyalıların şöyle bir özelliği vardır; yani bağı, bahçesi vardır, evi vardır, tarlası vardır, baktığı hayvanı vardır. O yüzden biraz daha konteyner kent değil de çadır bulabilen kendi evine yakın yerlerde çadırlarda, araçlarda, arabalarda, seralarda kalmaya çalışıyorlar. Çeşitli yerlere konteyner kentler kuruldu ama bunlar henüz yeni başladı. Maalesef daha çadır sorununu çözemedik. Konteyner sorunu maalesef çok ciddi boyutlarda. Şu anda insanlar konteyner bulamıyorlar. Yani daha çok şu anda çadır ve seralarda kalıyor insanlar. Şöyle bir şey söyleyeyim size, ben Antakya'ya gidip bir hafta TTB ve SES ile birlikte gönüllü sağlık hizmeti verdim. Şimdi araya bir hafta daha koyup, tekrar önümüzdeki hafta Antakya'ya gitmeyi düşünüyorum. Yalnız bu sefer resmi görevim de başlıyor aynı zamanda. Bu gönüllü görevimden ayrı, resmi görevim de başlıyor. Muhtemelen önümüzdeki hafta veya bir on gün içerisinde ben de bulunduğum, çalıştığım bölgede bir konteyner oluşturup çalışmaya başlayacağım. Bizim orada bulunduğumuz süre içerisinde, aynı zamanda sahada çalışan arkadaşlarımızdan aldığımız bilgilere göre, şu anda bizim en büyük sıkıntılarımızdan biri temiz su ve temiz suya erişimin zor olmasıyla birlikte ishal vakalarındaki artış. Çadırda onon beş kişi kalıyor, serada onon beş kişi kalıyor. Bunlarda özellikle saç biti ve uyuz vakalarında artış olduğunu gözlemliyoruz. Sahadaki arkadaşlarımızdan aldığımız, benim TTB ile görev yaparken aldığım, gözlemlediğim bilgilere göre en büyük sorunlar bunlar.

Bir de insanlar kronik ilaçlarına ulaşmakta çok zorluk çekiyorlar. Biz TTB görevindeyken, gönüllü olarak bizlere gönderilen ilaçlar vardı. Gerçekten çok sayıda ilacımız vardı. Bazı ilaçlarda sıkıntı çeksek de kronik ilaçlara başvuran insanlara ulaştırabiliyorduk. Türk Eczacılar Birliği’nin (TEB) oluşturduğu eczaneler vardı, onlar da çok uğraştılar bu dönemde. Vatandaş gelip bizim revire soruyordu, TEB’in revirine soruyordu, başka yerlere soruyordu ve kronik ilaçlara ulaşımda gerçekten çok büyük sıkıntılar çekiyorlardı. Bu kronik ilaçların aslında vatandaşlara bir şekilde bulundukları çadıra veya benzeri bir yere ulaştırılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü vatandaş, en az dört beş yer geziyor bunlara ulaşmak için. Tabii soğuk henüz Antakya'da daha bitmedi. Yani bizde biraz daha Nisan’ın 15 - 23’ünden sonra biraz havalar toparlanmaya başlar ama yağışlar devam eder. Ondan dolayı biraz soğuk algınlığı vakalarında kısmi bir artış var. Çünkü çadırda insanlar yeterince soğuktan korunamıyorlar veya çok yakın oldukları için birbirlerine gribal enfeksiyon bulaştırma riskleri daha da artıyor. Şu anda bizim şehirde yaşadığımız sağlık sorunları bunlar.

G.E.: İsmail Başöz, aynı zamanda Açık Radyo programcısı cuma günleri yayınlanan Kavanozdaki Yıldız programının yapımcılarından biri. Bugün doktor olarak konuğumuz. Evet, söz şimdi İsmail’de.

İ.B.: Sadık tekrar hoşgeldin. Beraber çalışırken tanıştık. İki hafta önce başladık, bir hafta beraber görev yaptık. Doktor Sadık Bey, bir hafta ailesiyle zaman geçirip bir hafta sonra tekrar dönüyordu. Zorunlu olmadığı halde, gönüllü olarak TTB ve SES’in oluşturduğu yerleşkede hep birlikte görev yaptık. Yani bakmayın, zorunlu göreve başlıyoruz derken oradan ayrılmamıştı Doktor Sadık Bey, çok teşekkür ediyoruz tekrar bizimle beraber olduğun için. Dediğin gibi, birlikte tanıklık ettik. Yani orada bağışlanan ilaçların TTB’nin organize ettiği revirde hekimler tarafından ihtiyacı olan hastalara ulaştırılmasında da birlikte görev yaptık. Bayağı da büyük bir ihtiya karşıladığını görüyoruz. Yaklaşık neredeyse 200 civarında poliklinik yapılıyordu ve çoğu da kronik ilaçlarını almaya geliyordu. Açıkçası çoğu demesen bile en azından elli altmış tanesi, bu açıdan çok önemliydi orası. Sadık, bir şey soracağım. Şimdi normalde aile sağlığı merkezlerinde kabaca yaptıklarımızı yukarıdan aşağı söylersen, şu anda neden mahrum kaldıklarını, insanların, oradaki halkın, deprem mağdurlarının neden mahrum kaldıklarını da oradan daha rahat çıkarabiliriz. Yani siz sadece poliklinik yapmıyorsunuz sonuç itibariyle. Orada, aile sağlığı merkezlerinde bir de takipçilerimiz var. Şu anda da yetişemiyor insanlar. Kabaca bunları da söylersen, aile sağlığı merkezinde neler yapıyoruz koruyucu sağlık olarak açıkken?

Eksiği gönüllü hekim ve sağlıkçılar omuzladı

S.N.: Şimdi biz halk sağlığı zihniyetiyle yetişen, Akdeniz Üniversitesi’nde Necati Hocamızla halk sağlığını önemseyen bir zihniyetle yetiştik. Bu zihniyette, normalde sade vatandaşın bildiği ilaç yazdırma ve hasta muayenesi bizim 15. görevimizdir. Yani bizim bunlardan önce, gebe izlem, bebek izlem, gebe aşıları, bebek aşıları, bebeklerin sürekli takibi yani belki altı yaşına kadar ki takibi... Bunun devamında ilkokul çocuklarına yaptığımız, ortaokul çocuklarına ve lisedeki öğrencilere yaptığımız aşılar... Bu özellikle Akdeniz bölgesinde görülen Akdeniz anemisi olarak bildiğimiz talasemi hastalığının erken teşhisiyle ilgili. Gerekli numunelerin alınması ve bunların takibi, talesemi taşıyıcılığı, Akdeniz anemisi taşıyıcılığı olan hastaların tespit edilerek çiftlerin mümkünse önceden taşıyıcı olduklarını bilerek, gelecekte talihsiz ve Akdeniz anemisi hastası oluşturmadan bir koruyucu sağlık hizmetleri oluşturmak. Sağlık ocağı sisteminde aynı zamanda köydeki içme suyu, sebze meyvelerin, bakkalların kontrolü falan da vardı ama daha sonra bu görevler Çevre Sağlığı’na alındı. Bizim aynı zamanda gebe ve bebeklerden ayrı, belli bir yaştaki 65 yaş üstü, özellikle yaşlı takipçilerimiz, yaşlı izlenimlerimiz vardı. Aynı zamanda yaşı kaç olursa olsun kronik hastalığı olan insanların takibi vardı. Biz bunların diyabet, şeker takibini yapıyorduk, tansiyon takibini yapıyorduk. Mesela kanser taramaları için bizim KETEM dediğimiz Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi’ne (KETEM) hastalarımızı yönlendirip sonuçlarını oradaki ekiple birlikte değerlendirdiğimiz sistemimiz vardı. Maalesef şu anda KETEM’ler kapalı ve şu anda meme kanseri olsun, bağırsak kanseri olsun, onların tespitiyle ilgili işlerimiz aksamış durumda.

G.E.:İsmail Başöz, evet İsmail?

İ.B.: Bu arada duyabiliyorsun değil mi Sadık telefondasın hala?

S.N.: Evet duyuyorum İsmail.

İ.B.: Tamam. Sadık Nazik'in biraz önce saydıkları, özellikle tekrar sayılmasını istediğim şeyler şu anda deprem bölgesinde neden mahrum kaldıklarını, insanların neye ulaşamadıklarını altını çizmek için de açıkçası doğal olarak da bir an önce bu sistemin yeniden kurulması gerekiyor. Fakat belirttiğin gibi depremzede olan hekimlerle belki gönüllü olarak olabilir ama onun dışındaki hekimlerin zorla buraya başlaması haricinde, bu sistemin tekrar, bir an önce kurulması gerekiyor ve sen programın başında da söyledin. Şu anda konteynerler verilebiliyor galiba birkaç tane aile sağlık merkezi kalmış, onlar hizmet verebilecekler mi bu arada bilgin var mı?

S.N.:Sahadan arkadaşlarımla görüşebildiğin kadarıyla %70’e yakın aile sağlık merkezinde, özellikle bu deprem bölgeleri için söylüyorum, mesela Dörtyol bölgesinde, Erzin ilçesinde, Payas ilçesinde şu anda normal rutin sağlık hizmetleri veriliyor. Yani Hatay'ın özellikle beş, altı ilçesi hariç, geri kalan sekiz ilçesinde normal sağlık hizmetleri devam edebiliyor ama diğer ilçelerde de yavaş yavaş, özellikle bu son bir hafta süreci içerisinde biraz daha konteyner aile sağlık merkezleri kurulmaya çalışılıyor. Şu şekilde yapılıyor; bir bölgeye dörtlü konteyner gönderiliyor, birisinde hekim barınacak, birisinde hemşire barınacak, birisinde hekim poliklinik yapacak, diğerinde de hemşire koruyucu sağlık hizmetlerini yapacak şekilde bir planlama son bir hafta içerisinde başlamış durumda. Özellikle de depremin ağır yaşandığı yerlerde. Diğer yerlerde de ayakta kalan %30 aile sağlık merkezlerinde de yavaş yavaş sağlık hizmetleri verilmeye başlandı.

Hatta çok fedakar olan arkadaşlarımız vardı, onları anmadan geçemeyeceğim. Yani Yayladağı'nda Hülya arkadaşımız, Samandağ'da Nihat arkadaşımız, Gülşah arkadaşımız... Bunlar gönüllü olarak koruyucu, özellikle bebek ve gebe aşıları için aile sağlık hizmetlerini sürekli açık tutarak, yani depremin neredeyse ilk gününden itibaren bu aile sağlık merkezlerini açıkta tutarak, Antakya'da aşısı eksik olan bebeğe bile hizmet verdiler, insanlar 30, 40 km mesafeler giderek, aşılarını bu arkadaşlarımızın yanında yaptılar. Bu arkadaşlarımız gönüllü olarak aile sağlık merkezlerini açık tuttular, kendi aile sağlık merkezleri açıktı.

Kamunun sağlıkta yeniden yapılanması gerekir 

Yalnız bu deprem gösterdi ki artık Sağlık Bakanlığı'nın bir prefabrik aile sağlık merkezine veya kalıcı, depreme dayanıklı aile sağlık merkezleri kurmaya, yani kamu aile sağlk merkezi birimi oluşturmasına ihtiyaç var. Çünkü Antakya'da yıkılan aile sağlık merkezlerinin büyük çoğunluğu herhangi bir binanın altında sağlık hizmeti vermeye çalışılan, özelden kiralanan aile sağlığı merkezleri idi ve bunların doğru olmadığını, TTB ve SES olarak yıllarca söyledik, kamu ile sağlığı merkezleri olması gerektiğini, kamu sağlık ocakları olması gerektiğini yıllarca söyledik. Yani umarım bu yeni planlamada, yani prefabrik olabilir, depreme dayanıklı olabilir, kamunun olan, yeni bir yapılanmaya gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani kamunun da bu işten kâr edeceğini düşünüyorum işin açıkçası. Çünkü daha kaliteli bir sağlık hizmeti verilecek, yeni birimler kurulurken yeni binaların altında bir yer aranmayacak, müstakil yerler aranmayacak. Mevcut aile sağlığı merkezleri, şehirlerin ihtiyacını karşılayacak. Şunu da belirtmek isterim; yani şu anda Antakya'da yaşayan herkesin şu anda evi yıkıldı, şu anda evi kullanılamaz halde. Hekimler oturup başka şehirlerdeki gibi bir yerler kiralayıp ki kiralayacak yer yok, oralarda sağlık hizmeti verebilecek durumda değil. O yüzden içindeki malzemeyi de, prefabrik binasını da Sağlık Bakanlığı’nın yapacağı aile sağlık merkezlerine ihtiyacımız var. İnsanların ve hastaların, hekim, sağlık çalışanlarının ve hastaların içlerine rahatça girebileceği, gönül rahatlığıyla sağlık hizmeti alabileceği, yıkılma endişesi yaşamayacağı bu tip binalara ihtiyacımız olduğunu ifade etmek istiyorum.

G.E.: Evet, önemli bir nokta da sanıyorum bu tür yerleri kiralamak, kiralarını ödemek de o merkezde çalışan sizlere mi yoksa Sağlık Bakanlığı’na mı?

S.N.: Evet.

G.E.:Oradaki uygulama nasıldır ve bu uygulama hakkaniyetli bir uygulama mıdır? Doğru bir uygulama mıdır bu konuda?

S.N.: Türkiye'nin tamamındaki uygulama, eğer devlet binası ise içinde çalışan hekimler, devlete belli bir kira ödüyorlar. Yani şöyle, aile hekimliği sistemi kısmen özelleştirme olarak karşımıza çıktı. Hekimler, kamu binası olsa bile Sağlık Bakanlığı’na kira ödeyerek çalışıyorlar. Tabii bunun için belli bir miktar, bir ödenek var. Tabii ki Sağlık Bakanlığı’ndan geri kalanları da Antakya için söylüyorum. Ancak %30 kamu binalarında hizmet verebiliyoruz. Geri kalan %70’i ise özelden, kiralık dediğimiz, binaların altı veya benzeri yerlerde hizmet veren aile sağlığı merkezleri. Onların da şu anda büyük çoğunluğu ağır hasarlı veya kullanılamayacak durumda. Eşyalarımızın tamamı şu anda neredeyse ya göçük altında ya da üzerlerine bir şeyler düştü, yere düştüler veya benzeri bir şekilde. Yani malzemenin yaklaşık %50’si, %70’i maalesef kullanılacak durumda değil.

G.E.: Evet, siz SES dediğiniz zaman Sağlık Emekçileri Sendikası’nı kastediyorsunuz. Evet, onu da belirtelim. Konuşmanızın başında yurt dışından gelen ekiplerin, sağlık birimleri ve sahra hastaneleri kurduklarından da bahsetmiştiniz. Bunlar hala Antakya'da, Hatay'ın diğer ilçelerinde çalışmaya devam ediyorlar mı? O konuda durum nedir? Mesela Hintli ekibin ayrıldığını öğrendik. Diğer ekipler şu anda çalışmaya devam ediyorlar mı?

İnşaat sırasında bile su bastı, ısrarla hastane, havaalanı yapıldı

S.N.: Defne ilçemizde İtalyan ekipler vardı. Onlar geçen hafta itibariyle gittiler. Aynı zamanda Arsuz'da bir İspanyol ekibi vardı,onların da geçen hafta gittiğini biliyorum. Kocaeli Belediyesi'nin sağlık hizmeti veren bir yeri vardı, o devam ediyor diye biliyorum. Hastanelerimizin durumuyla da ilgili birkaç şey söylemek isterim. Bu depremde bizim büyük kayıplarımızın çok olmasının en büyük sebeplerinden birisi de kamu hastanelerinin maalesef kullanılamaz hale gelmesiydi. Antakya'dan başlayayım; Antakya'da Mustafa Kemal Üniversitesi ve Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi kamu hizmeti veriyordu. Maalesef Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi bir süre hizmet vermesinden sonra özellikle 20 Şubat’taki 6.4 Defne depreminden sonra kullanılamaz hale geldi ve şu anda üniversite öğrencileri başka şehirlere gitmek zorunda kaldılar. Uygulama hizmeti yani dördüncü sınıf sonrası öğrenciler başka şehirlerde, hastanelerde staj yapmaya başladılar. Dört, beş, altıncı sınıflar ve maalesef asistanların eğitimi de yarım kalmak zorunda kaldı. Son dört, beş güne kadar onlarla ilgili net bir bilgi yoktu. Nerede çalışacaklarına, hangi hastaneye gidecekleri ile ilgili bir bilgi yoktu ama son dört, beş gün içerisindekinidurumlarını teyit edemedim. Onlar da asistanlık eğitimine devam etmeli çünkü ileride bize uzman hekim olarak hastanelerimizde görev yapacak olan arkadaşlarımız, hekim arkadaşlarımız. Bunların da acilen Türkiye'nin çeşitli üniversitelerine asistan olarak kabul edilmeleri gerekir diye düşünüyorum. Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi maalesef kurutulan Amik Gölü'nün ortasına yapıldı.

G.E.: Ne zaman yapıldı?

S.N.: Yaklaşık altı, yedi sene önce hizmete girdi.

G.E.: 2000 sonrası yani?

S.N.: Efendim?

G.E.: 2000 sonrası, 2000 yılı sonrası.

İnşaat tasarım hataları can kaybına neden oldu 

S.N.: Evet 2000 sonrası. Tabii ki son altı, yedi senenin hastanesi ve maalesef o da ağır hasarlı ve yıkılacak. Biz, “Kurutulan Amik Gölü'nün ortasına hastane yapılmaz. Hastane yapılırken bile orayı su bastı. Orada hastane olmaz, orada havaalanı olmaz,” diye yıllarca bağırıp çağırmamıza rağmen maalesef havaalanı da orada yapıldı. Havaalanı depremde zarar gördü ve ilk iki gündeki yardımlar bize gelemedi maalesef. Aynı zamanda bu Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve ek binası maalesef yıkıldı. Orada da hastalarımızı kaybettik, sağlık çalışanı arkadaşlarımızı kaybettik. Bunlardan en acı olanlarından birisi artık Bakanlığa da bir önerimizdir; maalesef yıkılan Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin merdivenleri yoktu. Yani siz ilk iki kat poliklinik hizmetlerinin yapıldığı yerden bir yere merdivenle gidebiliyordunuz ama ondan sonraki iki ile yedi arasındaki katlara maalesef sadece asansörle gidebiliyordunuz ve bu da deprem anında hastaların tahliyesini çok zorlaştırdı. Bu da hastanelerde maalesef bazı hastalarımızın kaybedilmesine sebep oldu. Yani bundan sonra bir şehir hastanesi veya bir hastane yapılacak ki ben her zaman orta ölçekli hastane taraftarıyımdır yani çok sayıda orta ölçekli hastane taraftarıyımdır. Çünkü koca koca hastanelerde hekimler birbirlerini göremiyorlar, hastalarını birbirleriyle tartışamıyorlar. Yani sağlık çalışanlarını birbirine yabancılaştırıyorlar. O yüzden yapılacak hastanelerin bu merdivensiz hastane zihniyetinden çok acil bir şekilde vazgeçilmesi gerekiyor. Çünkü hastaneler deprem, sel ve benzeri afetlerde salgınlarda en önemli yerlerimiz. Yani bunların imarı yapılırken, bunlar hizmete katılırken mutlaka bunların göz ardı edilmemesi gerekiyor.Merdivensiz hastane yani nasıl olur? Ben de anlayamadım. Biz de bunu depremde en acı şekilde hissettik.

İskenderun’da yangın kaçışı yoktu, ikisi de yıkıldı. Daha doğrusu kullanılamaz halde. Buralarda sahra hastanesi var. Antakya'da da sahra hastanesi oluşturuldu. Defne'de de sahra hastanesi oluşturuldu. Defne'de 160 bin nüfuslu bir ilçemizdir ve hiç devlet hastanesi yoktu. Normalde 20 - 30 binlik şehirlerde bile, ilçelerde bile devlet hastanesi olurken, Defne 160 bin nüfuslu, burada devlet hastanesi yoktu. Şimdi bir sahra hastanesi kuruldu. Şu anda sahra hastanesiyle sağlık hizmetini Sağlık Bakanlığı verebilir duruma geldi. Yani şu anda hemen hemen öyle diyebiliriz. Bir kısım hastamız da Adana'ya, Mersin'e ve başka şehirlere sevk edilmek zorunda kalınıyor.

G.E.: Evet Elvan'ın bir sorusu var.

E.C.: Evet Sadık Bey bu hastaneden bahsettiniz. Hastanenin yangın çıkışı da mı yoktu? Merdivensiz bir hastane hakikaten tahayyül edilecek gibi bir şey değil. Yangın çıkışları filan nasıl sağlanıyordu hastanede acaba?

S.N.: Şimdi onu inanın tam bilmiyorum. Ben o hastanede çalışmadığım için tam bilmiyorum ama hastalarımızın mahsur kaldığını ve hastalarımızın tahliyesinde çok büyük sıkıntılar yaşandığını net bir şekilde biliyorum. Ama yangın merdiveni nasıldı, depremden dolayı kullanılabilir, açılabilir bir halde miydi, inanın onu tam bilemedim.

E.C.: Anladım. Çok ilginç bir konu bu herhalde. Bunun üzerine en azından mühendisler gider diye düşünüyorum. Olacak iş değil yani çünkü merdivensiz bir sistem.

S.N.: Tabii merdivensiz hastane nasıl olabilir? Ben onu anlayamıyordum o dönemlerde çok. Tabii depremle de ilişki kuruyorduk ama depremden sonra... Yani bu hepimize ders olsun. Bütün yöneticilere de buradan seslenmek istiyorum. Eğer bizi duyuyorlarsa, merdivensiz hastane olmaz. Yani öyle bir şey imkansız, deprem bölgesi olsun veya olmasın,merdivensiz hastane olmaz.

G.E.: Hastaneyi bırakalım, bina bile olmaz. Evet, çok ilginç.

E.C.: Bu arada sizin söylediğiniz Sadık Bey, bunu İstanbul'da İsmail Bey de belki onaylar. Yani İstanbul'daki bu aile sağlık merkezlerinin çok büyük bir bölümü ucuz olduğu için 99 öncesi yapılmış binalarda ve de bodrum katlarında, yani zaten sağlık hizmeti verilmesi için bile doğru olmayan yerlerde kurulmuş vaziyette. İstanbul depremi için bir şeyler bir an önce yapılması gerekiyorsa bence yapılması gerekenlerin içerisinde önemli bir başlık da budur. Aile sağlık merkezlerinin bir an önce güvenilir alanlara taşınması konusu yani İstanbul için bir ders olsun bu diye düşünüyorum. Ben bilmiyorum, İsmail Bey ne der?

2000 sonrası binalarda hasar olmadığı şehir efsanesi

İ.B.: Çok doğru. Benim de tanık olduğum, arkadaşlarımın çalıştığı aile sağlık merkezleri aynen böyle eski binalar. Malum kiralar yüzünden de bu tercih ediliyor tabii ki. Hekimlerin, bu lafı söylemek ne kadar doğru bilmiyorum, orayı kiralayan kişilerin, yani hekimlerin de tabii ki daha ucuz bir yer tercih etme sebebiyle. Çok nadir biliyorum ben, tek katlı prefabrik aile sağlığı merkezi. Bir tane, İstanbul'da da hepsini dolaşmış değilim elbette fakat kesinlikle altının çizilmesi gereken bir nokta. Belki de o geçenlerde izlediğimiz deprem seferberliği planlarının içerisine bunun da eklenmesi acilen gerekiyor. Çok doğru. Bu arada Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2013’te yapımına başlanıp, 2016’da açılmış bir hastane. 2000 değil Gürhan Hocam.

G.E.: 2000 sonrası diye sordum. Onlarla ilgili bir efsane dolaşıp duruyor. Şehircilik Bakanı’nın bile sık sık tekrarladığı, 2000 sonrası binalarda hiçbir problem olmadığına ilişkin. Bu hakikaten şehir efsanesi, böyle bir şey söz konusu değil. Ayrıca sadece bu hastane 2000 sonrası dönemde yapılmış değil, oldukça fazla sayıda binanın da bölgede yıkıldığını, sadece Antakya'yı kastetmiyorum, Defne’yi, Samandağ’ı kastetmiyorum, diğer Adıyaman ve Kahramanmaraş'ta da aynı tür sorunlar ortaya çıktı diye biliyorum. Belki İsmail, sen de bölgede dolaştın TTB ekibiyle birlikte. Gözlemlerinden bahsetmek isteyebilirsin. Seni dinleyelim öncelikle.

Göç alan şehirler kamu sağlık hizmetinde yetersiz kalabilir, şimdiden önlem alınmalı

İ.B.: Öncelikle doktor Sadık Nazik ile konuşma yapalım diye istememin sebebi bu dolaşmalar sırasında, bu saha dolaşmaları sırasında gördüğüm en büyük eksikliğin aile sağlığı merkezlerinin verdiği hizmetlerin çok ciddi oranda aksaması idi. Bugün bu nedenle bu sohbeti de yapmayı istemiştim. Bebeklerin ve gebelerin takibi, o gebelerin ve o bebeklerin anne babalarının kişisel, yüksek derecede çabaları sonucunda takip edilebildi. Fakat ulaşmakta çok zorluk çektiklerini görmüştüm. Keza su problemi, biraz içme suları bolca dağıtılıyor ama yıkama suları ve onların temizliğiyle de ilgili uğraşılıyor. Klor kontrolleri yaparak devam ettik. Hatta şimdi klor tabletleri de dağıtmaya başlamışlar arkadaşlar. Yaza doğru bu problemin artma ihtimali yüksek, yani ishal gelişebilir buralarda.

Kronik hastalıklar başta olmak üzere, gebelerin, bebeklerin takibi konusunda sıkıntı malum var. Hastaneler mesela, bir ilçe devlet hastanesi, ben oraya uğradığımda Altınözü Devlet Hastanesi bahçesine çadır kurmuşlardı bir çeşit küçük sahra hastanesi gibi. Fakat çadırların içi donanımlı değildi. Yani devlet hastanesi diye gidiliyor, radyoloji ve biyokimya hizmetlerini gerçekleştiremiyordu arkadaşlar. Orada ilaç yazılıyor. Neyse ki açık eczane vardı ama diğer hekimlik hizmetleri orada hazır gerçekleştirilemiyordu açıkçası, sadece muayene ve ilaçların yazılması şeklindeydi. Bu arada bir hastane daha açılmak üzereydi ben oradayken, büyük ihtimalle kurmuşlardır. Almanlar bir sahra hastanesi kuruyorlardı, tam donanımlı. Ben daha yeni eşyaların sahaya, alana yerleştirildiği sırada görmüştüm. Bir haftayı geçti, muhtemelen kurulmuştur büyük ihtimalle, teknolojik malzemeler de olduğu belliydi ellerinde. Benim gördüğüm çadır kentler, daha kontrollü düzenlenmiş, planlanmış çadır kentlerdi.Ama biraz önce Sadık’ın da söylediği gibi öbek öbek çadırlar çok fazla var, insanlar mahallelerinde kalmaya çalışıyorlar. Evleri yıkılmayanlar da gündüz evini kullanıp gece orada yatmayı tercih ediyorlar. Yemek falan yapamıyorlar. Tabii evler de periferdede yani merkez dışındaki bu mahallelerde ya da köylerde gönüllüler, bir şekilde back up[yedekleme] yapıyorlar. Sürekli değişik oluşumlar, değişik gruplar bir araya gelmiş, çadırlarının önemli bir kısmında organizasyon sağlanmış ama o küçük parçalarda, üç çadırlı ya da on beş, yirmi çadırlı yerleşim alanları diyeceğim de diyemiyorum, ama yerleştikleri bölgelerde işler biraz daha zor yürüyordu. Bir hafta içerisinde neler değişti bilmiyorum. Herhalde yavaş yavaş daha da toparlanacak fakat çok fazla insanın göç etmesi ve hiçbir dükkanın, esnafın çalışmıyor olması şu anda hakikaten her açıdan hem moral açısından büyük sıkıntı hem de ihtiyaçların karşılanması açısından hala sıkıntı. Bir de TEB’den bahsetmiştik. Kaldı ki onlarla da Gürhan, sen yapmıştın röportajı. Burada, hakikaten bahsettikleri gibi çok güzel çalışıyorlar. Defne'de de iki tane büyük çadır eczane vardı onların. Onlar da yavaş yavaş devretmeye çalışıyorlar. Sağlam duyumlarıma göre Hatay bölgesinde elli tane çekilişle eczane için konteyner ayarlanıyormuş, ya da deprem bölgesinde de olabilir bu,tam burasını çözemedim. Orası önce eczane ruhsatı olan eczacılara tahsis edilecek ve eczane olarak çalışmaya başlanacak konteynerlar da organize edinilmeye çalışılıyor yanılmıyorsam.

G.E.: Çekiliş derken yani bayağı çekiliş yapılacak öyle mi?

İ.B.: Öyle.Ama anlaşılır bir şey o,mesela şimdi 300 tane eczacı var orada. Diyelim ki şimdi 50 tane konteyner kurabiliyor olsalar, muhtemelen böyle bir organizasyona gidecekler. Onları da TEB ile konuşsak, daha detaylı bilgi öğrenebiliriz ama normale döndürmeye çalışıyorlar, bağışlarla gelen ilaçları dağıtmak değil eczacıları da ayağa kaldırıp hayatı normal akışına döndürmeye çalışıyorlar. Şu ana kadar gelen bütün bağışlar, gerekli ilaçların hepsi zaten elden verildi. Doktor arkadaşların ve eczacı arkadaşların çabalarıyla kronik hastalıkları olanları, elbette hekimlik ve eczacılık yaklaşımıyla izleyerek ve konuşarak karşılamaya çalıştık. Ama elde ne varsa onlar veriliyordu mesela ve de çalıştık beraber Sadık’la. İşte soruyor, geliyor diyor ki, “Bu var mı?” Herkesin kullandığı ilaçlar çok çabuk bitiyor. Tabii ki diyoruz, “Yok.” Hatta bu yüzden fırça atanlar da olmuyor değildi. Açıklamaya çalışıyoruz, “Gönüllülerin gönderdiği ilaçlar ve biz de bunları dağıtmaya çalışıyoruz,” diye. Çok normal tabii ama yine de çok önemli bir iş başardı bence hem TEB hem de TTB. Bu arada psikiyatristler ve diş çekimlerinde, gönüllü psikiyatristleri ve diş hekimlerini de hatırlayalım ve bütün sağlık çalışanları, hemşire arkadaşları.Şunu da söyleyeyim, mesela sahaya çıktığımız zaman hemşire arkadaşlar hemen ekipten ayrılıp, çadır çadır dolaşıp, kadınlarla özel görüşmeler gerçekleştiriyorlar. Kadınlara dair problemleri tespit etmeye, onlara yardımcı olmaya çalıştılar. Benim anlatacaklarım şimdilik bu kadar.

G.E.: Evet, zaten programımızın sonuna geldik. Ben son sözlerini almak için Sadık Bey'e bırakıyorum sözü. Ondan sonra programımızı kapatacağız.

S.N.: Evet, deprem bölgesiyle ilgili şu anda değindiğimiz sorunlardan birisi de üreme sağlığıyla ilgili sorunlar. Çünkü insanların gebe kalmamak için koruyucu malzemelere ihtiyaçları oluyor? Maalesef onlarla ilgili çok büyük sıkıntılar var. Koruyucu haplar dediğimiz veya rahim içi araçlar dediğimiz şeylerin acilen o bölgelere düzenli bir şekilde dağıtılması gerektiğini düşünüyorum. Yani sağlık çalışanları, barınma sorunları ve hizmet verebilecekleri yerlerle ilgili sorunlar çözüldüğü zaman mutlaka onlar da, şimdiden de başlandı ama, üç ayın sonunda hepsi de görevlerinin başına dönmek istiyorlar. Hepsi de bu koruyucu sağlık hizmetlerini vermek istiyorlar. Son olarak da şunu ifade edeyim, bizim Mersin Büyükşehir Belediyesi'nden aldığımız bilgi dahilinde nüfusun yaklaşık yarısı yani neredeyse 750 binin 400 bininin Mersin'de olduğunu tespit ettik. Biz eş dostumuzu da aradığımızda neredeyse %75 ‘inin Mersin'de yaşadığını öğrendik. Şimdi bu durumda Mersin'de de bir sağlık hizmeti sorunu ortaya çıkacak. Özellikle Mersin'de, bunun peşinden İstanbul gelir, Ankara gelir, İzmir gelir, Eskişehir gelir ama göç alan yerlerden bahsediyorum, bunlarla ilgili, geçici olarak göçle gelen insanların sağlık sorunlarının çözümüyle ilgili hem Sağlık Bakanlığı’nın hem de yerel idarecilerin çeşitli tedbirler alması gerektiğini, çeşitli yerlerde koruyucu sağlık hizmetleriyle, aşılama hizmetleriyle ilgili birimler kurulması gerektiğini, özellikle Mersin'de, Adana'da bu çeşit birimlerin kurulması gerektiğini düşünüyorum. Az önce de söylediğim gibi biz sağlık çalışanları hazırız, çalışmaya hazırız. Koruyucu sağlık hizmetlerini vermeye hazırız ama barınma sorunumuzun ve aile sağlığı merkezlerimizin, bina sorununun ve malzeme sorununun çözülmesini acilen talep ediyoruz. Bizi de konuk ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

G.E.: Sağolun. Biz size çok teşekkür ederiz Sadık Nazik arkadaşımız. Evet, İsmail Başöz, sana da çok teşekkür ederiz. Bugün Açık Radyo’da Altın Saatler programı Deprem Özel yayınında konuklarımız doktor Sadık Nazik ve doktor İsmail Başöz’dü. Yarın saat 1430’da yeni bir Altın Saatler Deprem Özel yayınında görüşmek dileğiyle, hoşça kalın.