Oyuncunun Meditasyonu, Toplumun Nefes Borusu: Apaçık Radyo

-
Aa
+
a
a
a

Defne Kayalar 23. Radyo Şenliği'nde! Radyonun her türlü sese ve farklı fikirlere açık, huzurlu ve "bilginin ferahlığıyla" harmanlanmış eğitici bir liman olduğunu vurgularken; dayanışmanın sadece maddi katkıyla değil, bilgi ve gönüllülük esasıyla büyüyen devasa bir topluluk enerjisi olduğunun altını çiziyor.

""
23. Radyo Şenliği: Defne Kayalar
 

23. Radyo Şenliği: Defne Kayalar

podcast servisi: iTunes / RSS

Eraslan Sağlam: Ömer Bey ve ben yalnız değiliz. Stüdyomuzun içinde kocaman bir güç var. Artık programcı diyebiliriz çünkü artık alıştık birbirimize. Defne Kayalar'dan bahsediyorum. Hoş geldiniz.

Defne Kayalar: Hoş bulduk.

Ömer Madra: Merhaba.

Defne Kayalar: Şenliğimiz kutlu olsun.

E. S.: Şenliğimiz kutlu olsun. Artık deneyimli bir şenlik programcısınız siz Defne Hanım. Defne Hanım da oyuncu, Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü mezunu. Yakında da yine Apaçık Radyo'nun başka bir kanalında, çok yakında yüzünü göreceksiniz. Bu kadar söylüyorum. Çünkü sabah Sevgili Günlük'te ağızlarından kaçırdılar ama duymayanlar için... Bir daha altını çizmeyeyim yoksa İlksen bana kızar diye tahmin ediyorum. Yeterince ipucu verdim zaten. Evet, devam ediyoruz. Dediğim gibi güya saklıyorum ağzımda bakla ıslanmıyor yayında. Evet, Dinleyici Destek Projesi özel yayında Defne Kayalar'la dediğim gibi birlikteyiz. Bir yıl oldu galiba görüşmeyeli.

D. K.: Evet.

E. S.: Neler yaptınız geçtiğimiz bir yıl içinde?

D. K.: Bir dizimiz vardı daha önce çektiğim, yani benim rol aldığım, Netflix'e çektiğimiz, çok sevdiğim bir dizi: Bir Başkadır. Sürpriz bir şekilde onun ikinci sezonunu çektik.

E. S.: Çok güzel.

D. K.: Evet. Önümüzdeki sonbaharda sanırım...

Ö. M.: Niye sürpriz? Beklenmiyor muydu?

D. K.: Biz çekerken öyle sekiz bölümlük bir hikâye diye çektik. Yıllardır hiç öyle bir niyetimiz yoktu. Yani bizim dizinin yaratıcısı Berkun Oya; onun yaratıcılığıyla tabii, yani o düşünüyorsa vardır, düşünmüyorsa yoktur diyorduk. Ve hiç öyle bir niyeti de yoktu. Fakat geçtiğimiz yaz bir şeyler yazarken... Bunun Bir Başkadır'ın devamı olduğunu, elinde olmadan kaleminden öyle çıktığını fark etmiş.

Ö. M.: Berkun'u iyi biliriz yani.

D. K.: Evet.

Ö. M.: Esmer'in de arkadaşıdır.

D. K.: Evet, o yüzden güzel bir sezon çektiğimizi düşünüyoruz. Tiyatro oyunları vardı, onları bitirdik.

E. S.: Yeni işler... Ne oynadınız tiyatroda bu yıl?

D. K.: En son burada da konuşmuştuk galiba, Medea oynadık ve Aralık ayında... Çok da istemeden bitirdik ama çocuklarla oynuyordum ve çocuklar büyüdü, yapacak bir şey yok. Ergen oldular sahnede; sırtlar genişledi, sesler çatlamaya başladı.

E. S.: Çok konuşulan bir oyun oldu sezonun içerisinde.

D. K.: Ya evet. Yani teşekkür ederiz seyirciye.

E. S.: Adı ödüllerde aynı zamanda.

D. K.: Çok ilgi gösterdiler. Çocuklar için de bambaşka bir dünya oldu. Şimdi devam ediyorlar; bazı projelerde görüyorum, aktör oldular. Bunu izlemek çok güzel bir şey. Zaten hani ufak tefek de olsa bir şeylerde oynuyorlardı ama ilk tiyatro sahnesi tecrübesi. İki tanesi her ne kadar daha önce kalabalık gruplarla komedi oynamış olsalar da bir drama sahnesi açısından ilk tecrübeleri ve çok hoşlarına gitti. Aktöre dönüştüler yani; her oyun sonlara doğru "Bugün şöyle bir şey deneyebilir miyim, seni boşa düşürür müyüm?" falan diye gelip bana soruyorlardı.

Ö. M.: Sorumluluk da var yani.

D. K.: Evet, sorumluluk var. Ezberden oynamanın dışında hani böyle karşılarındakinin tepkisine göre oyunlarını şekillendirmeye başladılar. Gözümüzün önünde aktöre dönüştüler. Harika bir şeydi.

Ö. M.: Sorumlu bir Z kuşağı.

E. S.: Evet ve bunu Medea'nın içinde yapıyorlar.

Ö. M.: Yani.

D. K.: Evet, birazdan başlarına gelecekleri bilerek...

E. S.: Çok çok enteresan, çok güzel. Bu arada 49 olduk. Gelen ilk destekle 50 olacağız. Şu anda gelecek bir destekle 50 olacağız. Berkun Oya'dan bahsetmişken; Berkun Oya'ya da çok teşekkür ediyoruz, Berkun Oya da bizim destekçilerimiz arasında.

Ö. M.: Evet, ona da bir selam gönderiyorum buradan.

E. S.: Bu kimliğiyle birlikte tabii ki benim hayran olduğum bir yazar, yönetmen, tiyatrocu ve her zaman ne yaparsa yapsın aklı fikri çok önde, çok ileride olan, kendine olan biteni, dünyanın halini dert edinen bir yazar, yönetmen, tiyatrocu kimliğiyle Berkun Oya'ya da buradan günaydın diyoruz.

Ö. M.: Evet, günaydın.

D. K.: Günaydın Berkun.

E. S.: Peki... Şimdi hemen bir parça dinletelim. Siz bir hazırlıkla geldiniz ama onu sona saklayacağım. Çünkü bizim bir borcumuz var. Sizden önce gazeteci Murat Sabuncu buradaydı. Murat Sabuncu'nun parçasını şu anda dinleteceğiz. Çünkü önce Selahattin Demirtaş için bir parça dinletti. Ardından Hrant Dink için bir parça dinletti. Vakit kalmadığı için Çiğdem Mater için getirdiği parçayı dinletememiştik: Sezen Aksu'dan "Yeter". Şimdi müsaadenizle bu gelecek 50. desteği bununla karşılayalım.

Ö. M.: Çiğdem Mater için bu "Yeter".

E. S.: Evet, onun için geliyor. Ardından da devam edeceğiz Defne Kayalar'la söyleşmeye. Ama bu aynı zamanda siz sevgili 50. destekçimiz; sizin desteğinizi sunabilmeniz için Murat Sabuncu'nun istediği, Çiğdem Mater için dinletmek istediği Sezen Aksu'nun "Yeter" parçası aynı zamanda sizin için geliyor. Siz de elinizi lütfen telefondan eksik etmeyin: 0212 343 41 41.

Evet, Dinleyici Destek Projesi özel yayını devam ediyor. Az önce gazeteci Murat Sabuncu'nun Çiğdem Mater için Sezen Aksu'dan "Yeter" parçasını ilettik. Murat Sabuncu X platformunda da hemen bir şey yazmış bizimle ilgili: "Dinleyicisi olduğum, hayata farklı bir pencereden bakmamı sağlayan memleketin nefes borularından Açık Radyo'da olmak heyecan verici oldu. Dayanışmayı sağlayalım lütfen." Çok çok teşekkür ediyoruz bu zarafeti için de ayrıca. Ve Defne Kayalar'la konuşmaya devam ediyoruz. Görüşmediğimiz bir yıl içerisinde hem bir yandan set hem bir yandan oyun derken Apaçık Radyo'yu dinleme fırsatınız oldu mu?

D. K.: Evet tabii. Tabii ki. Apaçık Radyo hep bir yerlerde açık. Ben geçtiğimiz sene biraz uzun süre yurt dışında kaldım ve alışkanlıkları devam ettirmenin çok güzel yollarından biri oldu ve şeyi fark ettim: Galiba bu aplikasyondan dinleme konusu yavaş yavaş avantaja da dönmeye başlıyor. Çünkü Murat Bey de söyledi demin yayının başında; "Arabaya biner binmez radyoyu açıp dinliyordum, şimdi arabaya binmeden telefonu açıyorum" diye. Şimdi ben evden buraya gelirken elimde telefonla dinleye dinleye geldim. Çünkü çok yakında oturuyorum, yani yürürken de dinleyebiliyorum. Tamam, radyodan da dinleyebiliyoruz elbette ama ben yurt dışına her gittiğimde hani "Radyoyu buradan nasıl bulurum?" gibi bir sıkıntı yaşamadan, sabahleyin bilgisayarımı açtığımda kahvemle beraber Apaçık Radyo'yu açabiliyorum.

E. S.: Çok güzel. Bu arada ben de tuhaf şeyler yaşıyorum. Çünkü bu özel yayın başlamadan önce biraz daha destek olabilmek için eski dinleyicilerimizin bir kısmına –yetişebildiğim kadarıyla– telefonla arayarak, özel yayından önce yeni sezonluk desteklerini vermelerini rica ediyorum. Ve hiç redle de karşılaşmıyorum, hepsi veriyorlar desteklerini. Bunu yapmakla beraber, örneğin bir destekçimizde şu geldi başıma; dert ediniyorlar. Dedi ki: "Ben bir yazılımcıyım. Şimdi şunu yapacağız: Ben bir yazılım modeli çalışıyorum üstüne, o yazılım modelinin sonucunda bunu Apaçık Radyo için yapıyorum. Arabaya bindiğim anda başka bir şey aramadan, arabanın bir yerinden ona bağlanıp kendiliğinden hemen dinlenmesini sağlayacak bir yazılım üstüne çalışıyorum Apaçık Radyo için" dedi.

D. K.: Bu harika bir şey! Hemen haber versin lütfen. Ben beta deneme için hemen alırım. Hiç "Öyle bir sıkıntı olur mu, bir güvenlik açığı olur mu telefonumda?" demem, denerim memnuniyetle. Bana ulaşabilir.

E. S.: Şunu anlatmaya çalışayım; dayanışma her alanda. "Para veriyorum ve destek oluyorum, bir de bu yeteneğim var, bilgim var; bu bilgimi de vermek istiyorum" diyor. E tabii dönüp baktığımızda her hafta neredeyse iki yüz programcının, ki her hafta çılgınlar gibi ders çalışıp buraya gelip gönüllü bir şekilde bu yayını yapıyor olmaları da, zaten bu dayanışmanın en temeli.

Ö. M.: 1400'ün üzerinde programcımız var. İnanılmaz bir ordu oluşturuyorlar... "Ordu" lafı iyi gitmedi, geri aldım.

D. K.: Topluluk.

E. S.: Topluluk, evet.

D. K.: Güç. Olumlu bir güç, itici bir güç diyelim.

E. S.: Siz neler gözlemlediniz Apaçık Radyo'da bu bir yıl içerisinde? Neyi sevdiniz, neyi sevmediniz?

D. K.: Bana Apaçık Radyo'nun en iyi gelen yanı, her zaman her sese açık olması. Tabii ki kâinatın tüm seslerine açık olması ama bu konudaki tutarlılık insana iyi geliyor. Bunu sanıyorum geçen sene de söyledim ama hep söylemek istiyorum.

O bilindik "yer" duygusu ama bir yandan tanımadığınız ama tanıyor gibi hissettiğiniz insanların, yabancıların şefkatine sığınabilme halimiz... Ne olursa olsun bize bir yerden değecek bir konunun açılıyor olması... Biliyorum ki burayı açtığımda hiç anlamadığım bir konuyla karşılaşacaksam -günün içerisinde normalde hiç ilgimi çekeceğini bile tahmin etmediğim bir konuysa da- büyük bir özgüven ve sevgiyle o programı yapan insanları dinlemeye başlarken bir anda ben konuyla ilgileniyorum. "Hiç bilmiyordum böyle bir konuyla ilgilendiğimi" diyorum. Ve Apaçık Radyo'da bu sürpriz her zaman var. Mesela bu sabahki yayını dinliyordum; işte Manifest'le Neşet Ertaş'ı da üst üste dinleyebiliyorsunuz. İşin en güzel yanı bu. Öldürülememiş cadıların torunları olarak her zaman kendimize yer bulabiliyoruz Apaçık Radyo'da.

Ve bu geçtiğimiz sene ben aktif olarak yaptığım işler azalınca biraz daha kadın çalışmalarıyla ilgilenmek, bu konularda daha çok okuyabilmek, dinleyebilmek istedim; eksiklerimi, cehaletimi kapatabilmek için. Tabii ki her şeyi bilmek her zaman mümkün değil ve bunu itiraf etmekte hiç sakınca görmüyorum. O cehalet olduğu sürece öğrenme isteğim de devam edecek demek ki; çok memnunum bu durumdan. Dolayısıyla biliyorum ki Apaçık Radyo'da her zaman bunun içinde fikrini alabileceğim insanlar oluyor zaten. Ben kendimi geliştiriyorum Apaçık Radyo'yla her şeyden öte. Yani bir dayanışma hissi, bir arada olma hissinin dışında, geliştirmek istediğimi bile bilmediğim konularda kendimi geliştirebiliyorum.

Ö. M.: Ben de bir şey ekleyeyim; bize gönderilen mektuplardan bir tanesinde şöyle diyordu –Güldem adında bir dinleyicimiz–: "Koca koca binaların, beton yığınlarının arasında yürürken dinlediğim bir şarkı, bir ses ya da bir söz öyle ince bir yere dokunur ki kanatlanıp uçarsın" diyor. "Bazen de hiç ilgin olmayan bir konuya denk gelir" –şimdi onu söylediğin zaman sen de, ben de bunu hatırladım– "merak eder dinlersin ve duydukların kafandaki bambaşka sorulara ışık olur. Apaçık Radyo farklı fikirlere tahammül etme becerisi kazandırır" diyor. "Bu beceri geliştikçe farklı pencerelerden bakmayı öğrenirsin. Ufkun açılır, dinledikçe uzlaşır, uzlaştıkça dinginleşirsin. Aslında uzun uzun anlatmak pek mümkün değildir, ancak deneyimlenebilir" diyor.

D. K.: Evet. Ya ben sizi dinleyerek Wasteland kitabını okursam iyi olur dedim, aldım. Haberim olan bir kitap değildi Wasteland. Ben açıkçası bu geri dönüşüm meselesi konusunda da çok saf olduğumu zaten bu şekilde fark ettim.

Ö. M.: O hakikaten muazzam etkileyici bir kitap.

D. K.: Zaten kitabın açılışından itibaren... Bir de Türkiye'de başlıyor kitap; Türkiye'ye atılan çöplerle başlıyor zaten. Hani okullarda okutulması gereken bir kitap.

Ö. M.: Ben oradan bir şey de geliştirdim, atasözü gibi bir şey: "Sıfır atık değil, sırf atık."

D. K.: Gülüyoruz ama aslında o kadar acı da veriyor ki. Apaçık Radyo benim için her zaman sonsuzluğa giden açık yol.

E. S.: Peki. Defne Kayalar'la birlikteyiz, oyuncu... Ve hâlâ 50'deyiz; radyonun hali, çünkü çok güzel dinliyorlar. Biraz sonra Defne Hanım harika bir şarkı getirmiş; adını sizden gizliyorum şu anda Ömer Bey. O esnada destek, ellinci destek gelecektir. Apaçık Radyo oyunculuğu geliştirir mi?

D. K.: Geliştirir.

E. S.: Nasıl?

D. K.: Ben oyunculuğun zaten dışarıya maruz kalmakla gelişebileceğine inanıyorum, bu en azından benim için öyle. Dolayısıyla aklınıza bile gelmeyen şeylere maruz kalmak Apaçık Radyo'da mümkün. Hatta bence oyunculara "Açın arada Apaçık Radyo'yu dinleyin" demek gerekiyor. Yani hiç bilmediğiniz konuları duyun, öğrenin ve hoşgörüyle nasıl her konunun anlatılabildiğini görün.

Bir de tabii şöyle bir şey var; Apaçık Radyo'yu dinlediğiniz süre huzur bulduğunuz saatler oluyor. Çünkü hiçbir konu bir öfke, hırs veya olumsuz bir hırsla anlatılmıyor. Her konu anlamaya çalışarak ve konunun çok hâkimi olan insanların sindirdiği bir bilgi ferahlığıyla anlatılıyor. Dolayısıyla güvenli bir yer de var orada. Yani hiç kimse size bildiklerini empoze etmediği gibi, "Bunlar nasıl bilinmez?" diye bir öfke veya tartışma da yok. Bu ne yazık ki artık çok olan bir şey; hatta tansiyonu yüksek programlar sadece televizyonu kastetmiyorum, YouTube'da da ne kadar tempolu, ne kadar tansiyon yüksekse o kadar izleyiciyi kapma yayıncılık felsefesi üzerinden gidiyor çoğu yer. Apaçık Radyo öyle değil. Ve huzur bulabildiğiniz bir yer. Ama bu enerjisi düşük demek de değil yani. Her oyuncunun oradan bir geçmesi gerekiyor; bir çeşit meditasyon gibi de bakabilirler.

E. S.: Aynı fikirdeyim. Çünkü oyuncunun en çok ihtiyaç duyduğu şey huzur, sükûnet; huzurlu bir şekilde sanatıyla ilişki kurmak. Özellikle yaratıcı aşamada. Onun yolu da bütün dünyanın korkunçluğunu müthiş bir huzur içinde anlatan Apaçık Radyo'dan geçiyor galiba.

D. K.: Yani sabahları konuştuğunuz konuları dinlerken, "Bu sükûnet bana da inşallah gün içerisinde devam etsin" diyor insan. Evet, bunun için tekrar teşekkür ederim. Tabii bu sizlerin ruh halinizin böyle olmasıyla çok ilişkili ama hepimiz teşekkür ederiz.

Ö. M.: Bu ancak hep birlikte yapılabilecek bir şey, ortaklaşa yani.

E. S.: Evet, Defne Kayalar'la devam ediyoruz. Artık son bloğa doğru evrildik. Bir de tabii ki benim bayıldığım bir istatistik söylediniz az önce; dediniz ki: "Geçen sene geldiğimde galiba 12.00'de girmiştim..." korkmayın "galiba" kelimesini tırnak içine aldım.

D. K.: Ha, okey.

E. S.: Tamam, "12.00 civarı girmiştim ve 50'ye ulaşmaya çalışıyordunuz. Şimdi daha erken girdim, 11.00 gibi girdim ve şimdi 50'ye ulaşmaya çalışıyorsunuz" dediniz. Bu benim için olağanüstü bir bilgi.

D. K.: Ay doğru mu acaba?

E. S.: Didem'in doğum günü yayınımızda olmuştu o, çok güzel. Dolayısıyla şimdi dinlediler bizi. Bir parça dinleteceksiniz. Veda ederken o parça esnasında da ellinci destek gelmiş olacak.

D. K.: Peki, benim "huzur" deyip deyip biraz agresif bir parçayla gelmiş olmam... Yapacak bir şey yok, bunları bileceğiz. Biz nasıl karşıladığımıza bakacağız.

E. S.: Evet, yani mücadeleyi terk etmiyoruz nihayetinde. Evet... "This Is America".

D. K.: This Is America.

E. S.: Nereden, kimden?

D. K.: Childish Gambino. Gerçi parçayı çıkardığı sırada Childish Gambino artık Donald Glover olarak hem oyuncu hem müzisyen ismiyle devam edeceğini de açıkladı.

E. S.: Evet 50! Tabii ki oldu, teşekkür ederiz.

D. K.: Çok güzel, evet. Benim çok sevdiğim bir eleştiri tarzı olduğu için; Childish Gambino'nun Amerika ve silah politikaları üzerine, aslında Afrika kökenli Amerikalıların polisle ilişkisi üzerine anlattıkları... "Eleştiri yapılacaksa böyle yapılmalı, yani her zaman yapılmalı da böylesi çok iyi oluyor" diye düşündüğüm için seçtim.

E. S.: Tamam, çok teşekkür ederiz. İyi ki geldiniz, iyi ki bir aradaydık.

D. K.: İyi ki varsınız, çok teşekkür ederim beni tekrar dahil ettiğiniz için.

Ö. M.: Çok sevgiler.

E. S.: Oyuncu Defne Kayalar'la birlikteydik. Dinleyici Destek Projesi özel yayınının içerisinde canlı yayındayız. Saat 11.33. Sayımız 50. Gururla söyleyebiliriz bunu.

Ö. M.: Ama yetinmiyoruz.

E. S.: Evet, yetinmiyoruz. Defne Kayalar'ı da başka bir Apaçık Radyo projesinin içerisinde çok yakında göreceksiniz zaten.

Tekrarlayalım: 0212 343 41 41.