Kerimov'un Askerleri Bu Silahları Nereden Buldu?

-
Aa
+
a
a
a

Andican katliamının yankıları sürüyor. Tartışmalar uzun süre de dinmeyeceğe ve "Kanlı Cuma" bir kara leke olarak, Orta Asya halklarının tarihinde önemli bir dönüm noktası olacağa benziyor. Kerimov liderliğindeki Özbek ordusuna bağlı zırhlı birliklerin kullanıldığı katliamda 1000' e yakın muhalif katletmişti. Çok daha fazlası ise katliamdan komşu ülkelere kaçarak kurtuldu.

 

Andican Katliamı ile ilgili olarak, Kerimov yönetiminin Uluslararası Silahların Yayılmasını Engelleme Antlaşması'na rağmen katliamda kullanılan zırhlı araçları nereden bulduğu tartışılıyor. 26 Mayıs 2005 tarihinde İngiliz The Times gazetesinde yayınlanan bir makale olayı soruşturuyor: Uzbek massacre soldiers used Land Rovers in defiance of arms control promise

 

Tartışmanın temelini Özbek yönetiminin katliama imkân tanıyan askeri mühimmatı nasıl edindiği sorusu oluşturmakta: Uluslararası haber ajanslarınca geçilen katliam görüntülerinde Özbek ordusunun halka ateş açarken İngiliz yapımı zırhlı Land Rover personel taşıyıcılarını kullandığı görülüyor. Bu ise, Özbek hükümetinin İngiliz yapımı bu zırhlı araçları nereden edindiği konusunu gündeme getiriyor.

 

Uluslararası Silahlarının Yayılmasını Engelleme Antlaşması'na göre, söz konusu silahların sivillere karşı kullanılması olasılığının olduğu baskıcı ve dikta yönetimlere, sivillerin hedef alındığı çatışma ortamlarına ve insan hakları ihlallerinin sistematik olarak uygulandığı hükümetlere satışı yasak. Böylesi bir satış, uluslararası hukuka göre bir suç ve suç ortaklığı oluşturuyor. Dahası İngiltere Parlamentosu'nda 2002 yılında kabul edilen bir yasaya göre de, İngiliz hükümetinin AB standartlarında insan haklarına uyum sağlamayan ülkelere silah ve mühimmat satışı, İngiliz kanunlarınca da yasadışı kabul ediliyor.

 

Oysa ajanslardan yayılan görüntülerde katliamı düzenleyen Özbek askerlerin kullandığı İngiliz yapımı Land Rover araçlar net olarak görülüyor. The Times'ın edindiği bilgilere göre söz konusu zırhlılar Land Rover ile Türkiye Otokar firması tarafından ortak olarak Türkiye'de üretilmiş. Yani Land Rover'lar Türk Malı, İngiliz Teknolojisi.

 

Otokar firması ile İngiliz Hükümeti 1988 yılından bu yana Türkiye'de ortak zırhlı araç üretimi yapıyor. Ancak aracın yapısı ve teknolojisi tümü ile İngiliz silah ve mühimmat teknolojisinden oluşuyor ve aracın Türkiye'de yapılan montajı için gerekli olan parçaların üçte ikisi İngiltere Solihull'daki Land Rover tesislerinde üretiliyor. Montaj ardından bu silahlar ve zırhlı personel taşıyıcıları ya İngiliz hükümetinin yaptığı antlaşmalar yoluyla ya da doğrudan Türkiye devleti tarafından satışa sunuluyor.

 

Söz konusu silahlar Land Rover'ın sattığı binek ve ticari araçlarından tümüyle farklı. Tümüyle arazi şartlarında çalışan bir yok etme makinesi olarak tasarlanan bu silahlar, balistik silahlara da dahil olmak üzere tüm silahlara karşı ağır zırhlara ve gelişmiş bilgisayar destekli imha ve saldırı sistemlerine sahipler. Ayrıca aynen Özbek yönetiminin yaptığı gibi "genel temizlik" amacıyla uzun menzilli silahlarla donatılabiliyorlar, 7.62 mm. kalibrelik silahlardan 50 inçlik ağır silahlara kadar uyum sağlayarak aktif saldırı amacı ile kullanılabiliyorlar.

 

Haberde, söz konusu silahların İngiliz hükümeti tarafından Özbekistan diktatörlüğüne satışını yapan bir antlaşmanın olmadığı vurgulanıyor. Dahası İngiliz hükümetinin de böyle bir iddiayı yalanladığı ifade ediliyor. Ancak yazıda, yine de, söz konusu zırhlıların uluslararası dolaşımı sırasında İngiliz hükümetinin yazılı izninin ve kontrolünün gerekli olduğu, aksi halde uluslararası hukuka aykırı olarak kullanılmasından İngiliz hükümetinin de sorumlu olacağı işlenmiş. Yani İngilizler, Andican katliamından kendi paylarına düşen sorumluluğun soruşturulmasını talep ediyorlar.

 

Bu konuda The Times'a konuşan BASIC stratejik düşünce kuruluşu sorumlusu Paul Ingram şunları söylemekte: "Bu tür silahlar ve zırhlılar Özbekistan gibi baskıcı ve dikta yönetimlerin temel belkemiğini oluşturuyor ve baskının sürdürülmesinde kritik bir önem ifade ediyorlar. İngiliz yapımı silahlar, Andican'da 500'den fazla sivilin katledilmesinde kullanılmasına rağmen, İngiliz hükümeti olayı soruşturmak konusunda hiç de istekli değil."

 

Peki bu zırhlıları İngiltere satmadıysa katliam yapan Özbek askerlere kim sattı?

 

Haberde bölgede üslere sahip olan ABD ordusunun da, diktatör Kerimov'un sıkı bir dostu olarak söz konusu silahları kullandığı ifade edilmiş. Öte yandan, en güçlü ihtimalin bu silahların Türkiye tarafından satılmış olduğu ifade ediliyor. TC Devleti ile Özbek diktatörlüğü arasında 2001 yılından bu yana askeri işbirliği antlaşması var. Dahası Times'ın "güvenilir kaynaklar" olarak ifade ettiği kaynaklara dayandırılarak verdiği şu gerçek var: Türkiye devleti son dört yılda en az 48 zırhlı Land Rover'ı Özbekistan'a satmış bulunuyor. Söz konusu satışı yapılan araçların tümü de askeri teknoloji için kullanılabilecek özelliklere sahip olan zırhlı Land Rover'lar.

 

Dahası katliam görüntülerinde görülen Land Rover'ların bir yüzünde Türkiye Cumhuriyeti bayrağı net olarak görülüyor. Söz konusu görüntü Özbek zırhlılarının Kerimov'a stratejik işbirliği hediyesi olarak Türk Silahlı Kuvvetleri envanter fazlalığından hibe edilmiş olabileceği ihtimalini de güçlendiriyor.

 

Gazetenin verdiği bilgiler böyle. The Times söz konusu katliamın soruşturulmasına karşı çıkılmasını da bu iddialar ile birleştiren imalarda bulunuyor. Dahası Türkiye yönetiminin diktatörlük ile doğrudan kurduğu stratejik ve askeri işbirliği Özbek katliamında önemli bir unsur olarak vurgulanıyor.

 

Üstelik tartışmada anılan silahlar sadece zırhlı personel taşıyıcı Land Rover'larla sınırlı. Özbek diktatörlüğünün başka hangi tür askeri ve stratejik mühimmat ile desteklendiği ise tam bir muamma. Yani yerel ABD üslerinden yayılan ve yerli işbirlikçilerin payına düşen kemikleri saymıyoruz bile.

 

Türkiye Savunma Bakanlığı konu ile ilgili derhal bir açıklama yapmalıdır. Uluslararası hukuka göre yasak olan ve bir savaş suçu olan bu silah satışı gerçekleşmiş midir? Yoksa bu silahlar diktatör Kerimov yönetimine tümüyle hibe mi edilmiştir? Silahların satışı antlaşmalarında bu silahların kendi halkına karşı kullanılmasına karşı bir madde konulmuş mudur?

 

Bu silahlar Türkiye'de çok kullanılan tabir ile "dost ve kardeş" Özbek halkına doğrultulurken, katliama diplomatik yolla itiraz etmeyerek seyirci mi kalınmıştır? Bu "dost ve kardeş" olmak ise bu kardeşi sırtından vurmak değil midir? Türkiye Cumhuriyeti silahları temin ederek uluslararası hukuka göre katliam suçuna ortak mı olmuştur? Olaylar hakkında uluslararası soruşturma önerisine destek vermemesinin nedeni bu mudur? Türkiye başka hangi baskıcı yönetimlere ve diktatörlüklerle askeri ve stratejik işbirliği sürdürmektedir, hangi silahları hibe etmektedir?

 

Dahası, Ankara'da Özbekistan'daki katliamı protesto gösterisi yapanların Türk yetkilileri tarafından gece yarısı baskınları ile gözaltına alınmaları ve bu konudaki her türlü kamuoyu oluşturma çabalarının baskı altına alınması suç ortaklığını gizleme çabası mıdır?

 

Bu sorular cevapsız kaldığı sürece Türkiye "dost ve kardeş" olarak andığı komşu ülke halklarına karşı emperyalizmin bir maşası olarak anılacaktır. Derhal Türkiye'de bu konuda bir soruşturma açılmalıdır ve bulgular oluşturulacak bir uluslararası araştırma komisyonu ile değerlendirilmelidir.

 

Türkiye daha önce Rusya ile stratejik ve istihbarat işbirliği yaparak Çeçenistan halkının kurtuluş savaşına ihanet etmiştir. Çin ile stratejik istihbarat işbirliği yapılarak Uygur halkının özgürlük mücadelesine ihanet edilmiştir. Yıllardır işgalci ABD ordusuna mühimmat ve cephe gerisi hizmetleri götürülerek komşu Irak halkına karşı hukuksuz savaş desteklenmektedir. Türkiye Afganistan'da İşgalci gücün bir müttefiki ve ABD işbirlikçisi yerel yönetimin bir destekçisi konumundadır. Filistin halkını ezen İsrail'le stratejik ortaklık, silah satışı, mühimmat ve istihbarat başta olmak üzere tüm alanlarda işbirliği sürmektedir. İran'a karşı İsrail ile işbirliği sürmektedir.

 

Denilebilir ki Türkiye Cumhuriyeti son on beş yılda bölgemizde meydana gelen özgürlük mücadelelerinden sadece Bosna Hersek'in mücadelesine ihanet etmemiştir, ona da pasif ve tarafsız kalarak, zalim güçle aktif işbirlikçilik yapmayarak.

 

Türkiye'nin stratejik çıkarları adına bölge halklarının üzerindeki baskı ve emperyalist kuşatmayı destekleyenler bunun hesabını halka vermelidirler. Derin devletin sınırları da, vitrin değişimlerin ötesinde Türkiye'de yaşanabilecek gerçek bir değişimin eşiği de buradan geçer.

 

 

Bünyamin Esen

[email protected]