Seçime Doğru Türkiye'nin Halleri

Diğer Program: 
Açık Gazete

Seçime Doğru Türkiye'nin Halleri

04 Mayıs 2018

Açık Gazete'nin Seyyare köşesinde Sezin Öney'le 24 Haziran baskın seçimi öncesinde Türkiye'nin içinde bulunduğu hale dair sohbet ettik.

04 Mayıs 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Seyyare podcast servisi: iTunes / RSS

 

Can Tonbil: Günaydın, merhaba!

 

Sezin Öney: Merhaba! Nasılsın Can?

 

CT: Teşekkür ederim gayet iyiyim Sezin hanım siz nasılsınız?

 

SÖ: Gene hanımlaştık, tamam oldu, peki!

 

CT: İçeride Selahattin de ‘hanım’ diye seslendi size, ondan cesaret bularak size söyledim.

 

SÖ: Evet bak Selahattin’inkini mesele etmiyorum, seninkini mesele ediyorum, nedir bu, niçin?

 

CT: Ben de çalışacağım bu konuyla alakalı olarak! Ömer Madra bugün yanımızda yok, bir toplantı dolayısıyla bulunamıyor ama biz buradayız.

 

SÖ: Gene kaldın bana.

 

CT: Evet. Sakura mevsiminden bahsedecektik galiba?

 

SÖ: ‘Sakura Mevsimi’ diye geçenlerde bir yazı yazdım aslında ömrümüzü yedi bitirdi bütün bu seçim tartışmaları, vs. biraz da Japonya’nın sakura mevsimi artık geldi geçti tabii, baharda daha Nisan’ın başında orada yaşanıyor, çok da büyük bir heyecanla yaşanıyor Japonya’da. Önceden tahminleri yapılıyor, hafif tomurcuklanmalar başladığında ulusal olarak bu kiraz çiçeklerinin açılmasını takip eden meteorolojik birimlere vatandaşlarımız bildirimler yapıyorlar “açtı, açacak” falan diye. Bayağı ciddi aslında toplumu birleştiren ve heyecanlandıran bir dönem. Sadece iki hafta kadar sürüyor o iki haftada sakuralar çiçeklendiğinde onları hem görmeye gidiyor herkes, hem de aynı zamanda sakuralar altında hanami denilen piknikler yapılıyor. Bu da toplumsal olarak sosyalleşmenin, bir ritüel olarak biraraya gelmenin çok önemli dönüm noktalarından. O dönem hakikaten Japonların hayat tarzının ve kültürel olarak birdenbire çok canlı hale gelip çok sıcak ve birbirlerini kucaklayan, yabancıları da tabii kucaklayan bir hale gelen yönleri var.

 

CT: Bizim bahçede de bir kiraz ağacı var, ben de bekliyorum ne zaman açacak diye. Geçtiğimiz günlerde açtı ama kısa sürüyor, çok kısa sürüyor. İnsan anlayamıyor yani kiminle kucaklaşacağını o süre içerisinde!

 

SÖ: “Ben kucaklaşana kadar zaman geçti diyorsun?”

 

CT: Japonya’da da böyle galiba?

 

SÖ: Japonya’da da çok kısa zamanda geçiyor tabii ve bu kısa zamanda geçivermesi aslında kıymetli olan tarafı da o, yani çok güzeller bu çiçekler, hem o dönemin büyüsü bambaşka ve çok da kısacak bir anda yaşanıp geçiyor, bu bekleniyor bütün yıl, vs. Yani bütün bunlar aslında insan hayatıyla paraleller kuruluyor, bu da o hayatın geçiciliği, uçuculuğu, anı yakalamak, anı yaşamak, aynı zamana hayatın güzelliklerinin de kıymetini bilmek, eşsizliğin, biricikliğinin, o güzelliği yaşıyorsunuz ve geçiveriyor. Aynı zamanda yapışıp kalmamayı da anlatıyor, değişime açık olmayı, çünkü işte sakuralar dallarında öyle kuruyup kalmak değil böyle yağmur gibi de dökülmeye başlıyorlar. Hatta onun da Japonca’da bir adı var, bu yağış halinin, daldan kopuş halinin.

 

CT: İse gıyepu

 

SÖ: Evet aynen. Bu tereddütsüz manasına geliyor, tereddütsüzçe kopuvermek, değişimi kucaklayıvermek manasına geliyor. Bu kadar bir çiçek deyip geçmeyip müthiş …. damıtılan ….. aslında arkasında var. Ben de Türkiye siyasetiyle bir bağlantı kurdum atıflar yaparak, parallelikler kurarak bir yazı yazmıştım “dalında kuruma hali” bizde de, siyasetçilerimizde çok sevilen bir yaklaşım olduğu için, illa ki bir türlü koltuklardan vazgeçilmiyor, tarzlardan, yaklaşımlardan vazgeçilmiyor. Biz de tükenip gidiyoruz yani bu arada, ömrümüz de bir türlü açamadan tükenip gidiyor bu seçim tartışmalarıyla. Türkiye’de bir dönem kapanıyor hakikaten, bir dönemin kapanma arayışı var diyebiliriz, bunu araştırmalar, rakamlar da ortaya kokuyor.

 

CT: Bu gelip geçicilik haliyle alakalı biz de bir metin çevirmiş ve yayınlamıştık, Chris Hedges’in ‘Chaco Vadisi, Chaco Dünya’ isimli metnini çevirmişti Ömer Madra. Orada da yerleşik ya da medeni hayat dediğimiz şeyin dünya üzerinde 10 bin yıldan az bir süredir var olduğu söyleniyordu. O çok özel ve olağandışı toplumsal kurgumuzun evren için bir nanosaniyeden ibaret olduğu da hatırlatılıyordu. Çok kısa ve ölümcül bir deneyden ibaret olabileceği şeklinde nitelendiriliyordu Chris Hedges tarafından. Yani bu gelip geçicilik halinden bahsediyoruz ama sanki bir yandan da bana hikayenin şu kısmı da var, eskinin tartışmalarının, eski tartışmaları tekrardan pişirilip önümüze sunulması ve bunun böyle bir çabası olduğu gibi de bir izlenim var. Bana öyle geliyor. En son bu Güneş Motel olayıyla alakalı olarak herkes bir şeylerden bahsetti ama kimse Güneş Motel’in ne olduğunu tam olarak bilmiyordu Türkiye seçmeninin bir kısmı. Birileri biliyor ve onu sürekli tartışmaya devam ediyorlar. Geçmişte olmuştu bu olaylar, şimdi de oluyor, gelecekte de olacak diye de insanlar korkuya düşüyorlar. Bir umutsuz hali oluşuyor genel olarak seçmenlerde.

 

SÖ: Tabii bir tekerrür hali muhakkak ki var, yani tekerrür hali derken bir türlü aslında yeni dönemlerin başlayamaması, yeniye geçememe, toplum geçmiş gibi görünüyor aslında, çünkü benim güvendiğim araştırmalara baktığım zaman ki piyasada çok fazla bu arada araştırma tuhaf tuhaf dolaşıyor. Şimdiye kadar siyasi alanda yapılan kamuoyu araştırmaları elbette her seçimde manipülasyon yapmaya çalışan bir takım şirketler, bir takım anket yapanlar vardı ama şimdi artık pıtrak bitmiş durumda. Ben şaşırıyorum yani, hakikaten bir de rakamları ortaya koymakla kalmayıp siyasi çıkarım yapıyorlar bilfiil ‘şöyle de şöyle’ gibi ya da ‘şu, şu, şu aday muhakkak çıkar’ veya ‘şu, şu parti şöyle, ittifak olması lazım’. Zaten bu aslında başlıbaşına anketörlerin yapmamasına gereken bir şey. Anketörler derken anketi yapanlar anketör oluyor, aslında kamuoyu araştırması şirketleri.

CT: Bu medyumluk oluyor sanki biraz “böyle böyle olacak” demeleri bazı gazetecilerin oldukça sık bir şekilde yaptıkları bir şey, araştırma şirketlerinin yapması gereken tam olarak nedir? O kısmı kafa karıştırıyor yine aynı şekilde.

 

SÖ: Evet, tabii ki medyumluk değil yapılması gereken, elbette adı üstünde bu kamuoyu araştırması yapınca durumu teşhis edince ileriye yönelik bir takım da öngörülerde bulunmak kaçınılmaz ama bunları yönlendirici bir şekilde, yani ‘şu aktör şudur, şöyle yaparsa şöyle olur’ bir teknik direktör gibi direktifler vermeye veya yönlendirmeye geçince başka bir şey oluyor hakikaten. Dolayısıyla projeksiyon yapmak değil de yönlendirmeye geçme vaziyetinde birçok şirket. Ben Metropol’ün rakamlarına çok güveniyorum, çünkü iyi yaptıklarını görüyorum ve şimdiye kadar da beni yanıltmadılar. Elbette şöyle bir şey var, yanıltmayı ne kadar istese araştırma şirketleri bu arada seçmenlerin fikirlerini gizlemeleri, yönelimlerini gizlemeleri gibi durumlar da oluyor. Fikir değiştirme, vs. aslında son birkaç ayda artık olmaz, fakat bizde seçimin son dakikaya birdenbire, apansız seçim, şok seçim, geçen hafta apansız seçim haline gelmiş olması tabii biraz şey yapıyor yani bambaşka bir hava yaratmış oluyor ister istemez. Mesela insanlar önlerine ittifak yeni konduğu için fikirleri de değişebilir hızla. Keza ben Metropol’ün Mart ve Nisan araştırmalarına baktığımda bir fark görüyorum. Şöyle ki, yeni partilere, yani şimdi bu yeni Türkiye hikayesi var ya sürekli bozuk plak gibi dönen fikren, hakikaten yeni Türkiye’nin partileri atakta. Bununla da AKP bile değil, AKP bile eski dönem kalıyor, hakikaten HDP ve İyi partide bir yükseliş var geçen aylara göre. Fakat yine de İyi partinin çok yükseklerde olduğunu söyleyemeyiz, barajın hemen üstünde rakamlarda 12,5 gibi, 12,4 gibi bir seviyeden bahsediyoruz. Öyle birdenbire yepyeni bir alan açılmıyor. Biliyorsun daha önceki programlarda da aylardır, yıllardır konuştuk, Avrupa’da, vs. ya da başka yerlerde birdenbire yepyeni aktörlerin çıkıp birden bir seçimde iktidara gelmeleri, yeni hareketlerin ortaya çıkıp silip süpürmesi siyaset ortamını gibi durumlar olmuştu. Bizde böyle bir şey söz konusu değil henüz ama hem HDP’de hem de İyi partide bir istikrarlı yükselişten bahsedebiliriz. Diğer partiler özellikle CHP ve MHP’de bir küçülme gözleniyor ve AKP de aynı şekilde hafif bir düşüş içine giriyor özellikle Kasım 2015 seçimleriyle karşılaştırırsak.

 

CT: Diğer taraftan da AKP sözcüsü Mahir Ünal yaptığı açıklamasında en son yapılan ankette “cumhurbaşkanımızın oyu %55.6 gözüküyor” diyerek bir başka duruma işaret etmiş, tam tersi bir durum söz konusu galiba bir artış var gibi okunabilir referandumdan bu yana AKP’nin açıklamasına göre.

 

SÖ: Cancığım şöyle bir şey var, bir parlamento seçimlerimiz var, meclis seçimlerimiz var, halkımızın da tam nasıl çalışacağını tam kimsenin anlayamadığı -bu ittifaklar yapanlar dışında- bir takım ittifaklar var ve özellikle AKP-MHP ittifakından bahsediyoruz. Bir de cumhurbaşkanlığı seçimi var. Mahir Ünal’ın bahsettiği bu %55 AKP ve MHP’nin oy toplamı ama 2+2 = 4 etmiyor. Bu çok önemli.

 

CT: Nasıl yani?

 

SÖ: Tabii ki şöyle bir şey var, yani AKP’ye ayrıca oy verip destekleyenler diyelim ki şimdi 48.1 gibi gözüküyor, MHP’yi destekleyenler %5.8 gibi gözüküyor. Bu ayrı bir şey, bunları topladığınız zaman hakikaten %55 gibi bir rakama ulaştığınızı düşünebilirsiniz fakat buradan MHP’den mesela cumhur ittifakına oy vermek istemeyenler var MHP’ye oy verdiği halde.

 

CT: İttifaka mı yoksa cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’a mı?

 

SÖ: Evet Erdoğan’a vermek istemiyorlar, ayın şeklide AKP’nin içinden de –AKP seçmenlerinden bahsediyorum- hatta yaklaşık %9-10’luk bir kesim kayma eğiliminde.

 

CT: Ne kadar demiştiniz?

 

SÖ: %9-10 yani AKP’nin kendi içindeki seçmenlerden bahsediyorum, sırf AKP seçmenlerinden, toplam seçmenlerden değil, %48-49’luk kısmın %10’undan bahsediyorum. Orada dolayısıyla 2+2=4 etmiyor. Kaldı ki önümüzde zaten seçmenler olarak AKP-MHP ittifakı konmuş durumda, aylardır biz bunu biliyoruz, yani bu ittifakla ilgili kanaat oluşmuş durumda. Fakat diğer partilerin pozisyonları, adayları, vs. hiçbir şeyleri belli olmadığı için seçmenin önüne konmuş bir net görüntü yok. Dolayısıyla kimsenin ‘ben ona oy veriyorum ya da buna oy vereyim’ diyebileceği bir durum da oluşmadı. Dolayısıyla bir kaygan zemindeyiz aslında bu rakamlara bakmanın falan ötesinde. Çünkü o araştırma henüz yapılmadı, daha yok ortada, çünkü ittifaklar daha yeni Cumartesi günü belli olacak, imzalar atılacak deniyor. O imzaların atılması lazım, bir kamuoyuna çıkmaları lazım, kamuoyuna çıktıktan sonra bir kanaat oluşturmaları lazım ‘bu ittifak nedir, ne değildir, bize ne verir, ne götürür, ne söylüyorlar, heyecan yaratıyor mu, yaratmıyor mu? Dolayısıyla o araştırma Mayıs ayının ilerleyen zamanlarında ancak belli olabilir. Yani şu an sahaya çıksanız bile, diyelim Cumartesi günü imzalar atıldıktan sonra gelecek hafta sahada olmak lazım, ondan sonra acilen sonuçlara bakmak lazım falan. Mayıs ortası filan ancak çok hızlı ve çok ciddi bütçe ayrılırsa bir portre Türkiye’ye ait, Türkiye’nin şu anına ait alınabilir ama tam da alınamaz gene çünkü dediğim gibi o kanaatin bir nüfuz etmesi lazım. Dolayısıyla biz Mayıs sonunda Haziran başında biz şu anki Türkiye’nin portresini, siyasi portresini ancak bilebiliyor olacağız. Bu da tuhaf bir durum aslında seçimi yapanlar için de garip bir durum. Onlar da bilmedikleri, aslında karanlıkta oldukları bir seçime doğru gitmiş olacaklar ki bildiğiniz gibi AKP çok meraklıydı bu kamuoyu araştırmalarına.

 

CT: Aynı zamanda seçim kampanyalarına da bu merakından bahsedebiliriz. Şimdi sanki ziplenmiş bir seçim kampanyasına giriyormuş bütün partiler gibi geliyor.

 

SÖ: Yok, kampanya falan yapılamadı, biz daha tartışmaları, yansıyor, vs. ama, işte Erdoğan da gidiyor İbrahim Tatlıses’i yanına alıyor, konuşuyor, bir takım mitingvari şeyler yapıyor, vs. zaten yapıyordu, örtük bir kampanya zaten devam ediyordu seyahatleriyle, mitingleriyle, vs. yani halka konuşmalarıyla daha doğrusu miting değil onlar, bir takım şeylerin açılışları veya bir tören, vs. vasıtasıyla zaten o şekilde bir kampanya yürütüyordu. Diğer partiler buna hiçbir şey yapamıyordu gibi bir durum var, açık ve kamuoyuna çok hakim olarak Erdoğan’ın yaptığı gibi. Dolayısıyla şimdi yeni bir yere giderken şu an Erdoğan’ın kendisi de yok bu arada farkındaysanız.

 

CT: Dönüş yolundaydı.

 

SÖ: Fakat birkaç gündür yok, evin sert babası yokken birdenbire tatil havası gibi bir durum oldu. Aslında hepimiz seçimlerin Türkiye üzerinde öyle bir etkisi var ki, birkaç hafta önceki ruh halimizle şu ankini karşılaştırmak mümkün değil. Birdenbire bir bahar havası geldi, artık hangi kanattan olursanız olun bir heyecan geldi. Bir değişim arzusu var belli ki, zaten hükümet politikalarına bakıştaki değerlendirmeler göz önüne alındığında halkın her şeyin farkında olduğu gözüküyor. Bir kere öyle bihaber bir halk yok, doların işinden, çıkışından gayet haberdar herkes, Doğan medya satılmış, satılmamış, ne olmuş, onlardan haberdar, basının durumundan haberdar, Türkiye’nin %70’i neredeyse gene Metropol’ün verilerine göre Türkiye’de basının özgür olmadığını düşünüyor.

 

CT: Öyle bürokratların açıkladığı gibi tutuklu gazetecinin olmadığına inanmıyorlar.

 

SÖ: Yani o kadar açılmış değil rakamlar, veriler, vs. onu ayrı sorularla sormak lazım, içini açmak lazım ama genel olarak basının özgür olmadığını düşünüyorlar veya tarafsız olmadığını düşünüyorlar, ikisi bir arada, bağımsız ve tarafsız olmadığını düşünüyorlar halkın büyük çoğunluğu. Dolayısıyla herkes her şeyin farkında, öyle söyleyeyim, yani her şeyden uzak, bihaber bir toplumumuz yok, buna sırtını dönenler var, bilfiil muhatap olanlar var, vs. ama o yüzden bir değişim arzusunun kendisini hissettirmesi, yeni Türkiye partilerine yönelim de oradan kaynaklanıyor. İşte görüşü neyse, milliyetçi kendi tarafına, daha sol çizgi kendi tarafına, vs. ama bir yönelim var. Daha da ilerler mi bu, nereye gider, bir siyasi denklem tabloda değişim olabilir mi? Evet net bir değişim imkanı, potansiyeli gözüküyor. Bunu söyleyebilirim geçen aylara göre.

 

CT: Umutsuz olmaya o kadar fazla gerek yok gibi gözüküyor yani?

 

SÖ: Umutlu olmak veya umutsuz olmak bilmiyorum, işte bütün bunlar göreceli tabii kavramlar, bir yandan evet bir statüko da devam etmiyor değil, o tarafı da var, bardağın hangi tarafı dolu diye bakarsak. Dediğim gibi bir alternatif sunuyor olması lazım ki burada halk ve seçmen sorunundan çok bir muhalefet sorunu ve siyasetin o baştaki, konuşmamızın başındaki bir pozisyonlarına yapışma hali, yeniyi sunamama hali gibi bir durum var, statükoculuk gibi. Siyaset memurluğu gibi bir durum oluşmuş vaziyette, herkes milletvekillerinden sürekli her dönem yenilecek, adeta bir meslek kolu gibi görüyor bunu. Halbuki siyasetin sorun çözen bir şey olması lazım, siyasetçilerin koltuk sorununu çözmek de değil mesele.

 

CT: Ya da emekli olup hayatınızı böyle rahat bir şekilde geçirmenize sebebiyet verecek bir meslek dalı da değil.

 

SÖ: Bir kere zaten popülist sistemlerde yani Macaristan’dan çok bahsediyoruz, Türkiye neredeyse onun birebir aynısı, denklemi gene, sorun çözmek gibi bir şey yok çünkü politikacılar ön planda didişirken vitrinde, arka planda işte o iktidar bir takım kararlar alıyor ve onları uyguluyor. Sistem bu zaten yaşanan dolayısıyla aslında siyasetin de öldürüldüğü, yok edildiği bir hal söz konusu oluyor. Çünkü dediğim gibi o kutuplaşma üzerinden, herkes birbirini yerken işler arka planda bağlanıp hallediliyor, dolayısıyla o sorunlar ya da toplumun gerçek dertleri nedir, mesela eğitimle ilgili çok ciddi sorun olduğunu görüyorum yine Metropol’ün verilerine göre. Yani toplumun büyük bir kısmı eğitim konusunu başarısız buluyor, Türkiye’de eğitim politikalarını, ama ne oluyor? Biz bu konuya herhangi bir şekilde gelemiyoruz dahi. Arada bir takım siyasetçiler “ne kadar vahim bir durum” gibi paylaşımlar yapıyorlar, vs. bunun gündeme bir getiriyorlar. Zaten halk bunu biliyor ve yaşıyor daha doğrusu.

 

CT: Yani güzel bir şey bile yapsalar aynı şekilde bu kadar sık değiştirilmesinden ötürü insanların kafa karışıklığından ötürü bir sıkıntı ortaya çıkacaktır. Birgün gazetesinde sür manşet bu söyleniyor “orta öğretime geçiş sınavı velilerden geçer not alamadı” deniyor.

 

SÖ: Burada tabii tamam sıkıntıyı zaten dedim ya bilmekle kalmayıp yaşıyor insanlar, zaten Türkiye’de parası olan veya nüfuzu olan bir şekilde çocuğunu bu sistemin dışına çekmek için, sistemin dışında bir şekilde kenarından hani olur ya emniyet şeridinden geçirip trafiğe girmeden gaza basıp götürmek için bir hal içinde. Hatta belki de politikacıların hakkını yemeyeyim ama önemli bir kısmı da herhalde tepelerine o yanar-döner ışıkları takıp, na-ni-na-ni emniyet şeridini kullanmaya meyel bu konuda.

 

CT: Ama riskli bir iş o da, görevli olmayanlar tarafından emniyet şeridinin kullanılması riskli ama biraz önce bahsettiğiniz şeyde risk yok, yani kimse kimsenin ne şekilde eğitim gördüğüyle alakalı olarak eleştirmiyor, risksiz bir şekilde paranız varsa bu işlemi gerçekleştirebiliyorsunuz. Özel emniyet şeridi belki, parası olanlara özel.

 

SÖ: Toplumun %60’ı eğitim sistemini başarısız buluyor, hatta başarılı bulanlar çok az %25 sadece yani konuya cevap vermek istemeyenler ya da çocuğu olmayanlar, vs. daha uzaklar belki konuya ama %60’ın ciddi sıkıntısı eğitimle ilgili.

 

CT: Tasarıyı yapacak olanlar da, daha doğrusu bu değişikliği yapmaya çalışanlar da başarılı bulduklarına dair bir açıklamada bulunmuyor; deneme yapacağız deniyor mesele İstanbul üniversitesi dahil birçok üniversiteyi bölmekle alakalı ortaya çıkan karar tasarısı konuşulurken YÖK “bir şey deneyeceğiz İstanbul üniversitesinde, yeni bir model deneyeceğiz” dedi. Yani başarılı olabilecekleri konusunda iki şey olur ya, bir deneme yaparsınız ya başarılı olur ya başarısız olur, bunun denemesini yapılacağı söyleniyor ama deneme yapacakları kurum da 600 yıllık olduğu zaman biraz insanlar da tepki gösteriyor normal olarak. O yüzden de biraraya gelemiyorlarmış mecliste bu konuyu görüşmek için yeterli çoğunluk olmadığı için. 

 

SÖ: İşte popülist sistem diyorum, tam işte bu, yani sorun çözmek için yok orada, arka planda birileri bağlayıveriyor, yapıveriyor, vs. Keza geçen hafta da bahsettik 4+4+4’ün sistemin yarattığı yaklaşık 1 milyon çocuk işçi yani. Bunlar aslında müthiş bilançolar ve rakamlar, dolayısıyla işte bunların telaffuz ediyoruz, sorun olduğunu biliyoruz ama nasıl çözülecek? Politikacıların bunu ortaya koyması lazım ve buna gelemiyoruz popülist sistemde. Türkiye’de de bu durumlar var, belki bu çok bunaltıcı bir dönemdeydik, OHAL hala sürüyor, vs. 2 yıllık bir OHAL hakikaten nefes borusuna basılma hali var Türkiye’de ki ben hep şunu söylüyorum, 12 Eylül’de dahi onlarca yıl uzatılamadı 12 Eylül ertesinde sıkıyönetim. Dolayısıyla Türkiye’nin bünyesine aykırı bu kadar OHAL, vs. baskı uyguluyor olmak. Vatandaşların hayatına yansımıyor, vs. deniyor ama öyle bir şey olmadığını biliyoruz çünkü sadece bu GBT’ler her tarafta yapılan, vs. idi sürekli bir kontrol, abluka altında olma hissi dahi vatandaşlara muhakkak çok yansıyor. Keza şimdi Bahçeli’nin çok düşündürücü bir açıklaması vardı; imza verenler Fetöcü seçmen gibi bir kavram ortaya attı. Şimdi bunun arkası yok yani, adam muhalif, bir şekilde iktidara veya AKP-MHP ittifakına oy vermeyenler mi Fetöcü oluyor ne oluyor yani? O noktaya gidiyoruz artık ki bu Eskişehir’deki olayı bir tane muhbir ve sözde cinnet geçiren adamın ki muhbir olarak herkesi fişlemiş filan, hayatını kaydırmış, ondan sonra da 4 kişi öldü biliyorsun akademisyen adı verilen

 

CT: O muhbirlik birçok üniversitede var.

 

SÖ: Muhbir kültürünün zaten alıp başını gittiği dönemlerde bu Fetöcü seçmen gibi bir kavramı da ortaya atmak yani hakikaten yangının üzerine benzin boca etmek falan gibi bir durum. Bu yüzden Türkiye’de bir şey var esmeye başladı biraz, ben hep yazılarımda ‘esmiyor’ diye bir kavram kullanıyordum siyaseten, yaz gelirken, yaz sıcakları başlayacakken ufaktan bu kavramın herhalde benzetmenin daha anlaşılacağı

 

CT: Hafif hafif esmeye başladığından söz edebiliriz.

 

SÖ: Bir püfürtü bir şey var yani böyle

 

CT: Sakura da geçti zaten.

 

SÖ: Sakura zamanı da geçti. Çiçeklerimizi açamadık ama gene de böyle şey oldu yani tartışmalar, konuşmalar, vs. bunlar hakikaten veya kan değişti aslında siyasette böyle bir nabız atmaya başlaması falan bir şeydir. Dolayısıyla biz yine seçimleri bünyesinden uzaklaştırmayan bir toplumuz, bir ülkeyiz, bu çok önemli bir şey. Demek ki daha diğer tamamen seçimleri formalite olarak yapan ülkelerden değiliz ve olmak da istemiyoruz, bu niyet çok önemli.

 

CT: Bitmiyor yani bu niyet.

 

SÖ: Evet. Bu arada bugün Star Wars günü idi, daha yeni başlıyor yani, günü hemen tükettik bitti, bizden sonra gün falan yok, biz bitince gün de bitmiş oluyor! Öyle yani, dolayısıyla 4 Mayıs güç bizimle olsun diyelim.

 

CT: Hepimizin.

 

SÖ: Evet hepimizin.

 

CT: Güç hepimizle beraber olsun.

 

SÖ: Yıldız savaşlarını bugün hakikaten onların yarattığı hayal dünyası ve heyecan mı diyelim, çocuksu heyecanı bakalım belki içimizde duyarız.

 

CT: Görüşmek üzere Sezin.

 

SÖ: Görüşmek üzere, Can Çok sağol! Can amca diyeceğim sana görürsün!

 

CT: Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere.

 

SÖ: Görüşmek üzere baybay.

Kategori: