Kasım Süleymani suikastı: "Uluslararası hukuk kavramının geçerli olmadığı bir dünyada yaşadığımızı söyleyebiliriz"

08 Ocak 2020

Açık Gazete'nin köşelerinden Ekonomi Politik'te Ali Bilge gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

06 Ocak 2020 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey!

Ali Bilge: Günaydın Ömer Bey, günaydın Can, herkese günaydın, iyi haftalar!

Can Tonbil: Günaydın Ali Bey, iyi haftalar dilerim ben de.

ÖM: Ortalık kan ve ateşe boğulmak üzere gibi geliyor, çok ayrıntılı analizler de yapılıyor bu ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürmesi, hatta yalnız onu değil El Mühendis’in de aralarında bulunduğu önemli şahısların öldürülmesiyle dünyada çok ciddi bir şey başladı, ABD’de mesela insanlar ayakta, İranlılar tamamen ayağa kalkmış durumda. Ne olacağı bilinmeden bir durum var, isterseniz önce onunla başlayalım.

AB: Evet, 21. yüzyılın en netameli günlerinden birini yaşıyoruz, bu işin nereye evrileceği konusunda çok çeşitli yorumlar yapılıyor ama -1’e dönelim, yani geçen haftalarda biz neyi konuşuyorduk Irak’ta ve İran’da? Aylardır devam eden binin üzerinde kişinin ölmesine yol açan toplumsal tepkilerin olduğu geniş halk gösterileri vardı, kalkışma vardı, protestolar vardı Irak’ta ve İran’da da. Her iki ülkede de rejim karşıtlığını, iktidar memnuniyetsizliği dile getiren tepkiler, talepler söz konusuydu, gösteriler ve sloganlar hem iktisadi meseleler üzerinden hem de siyasal özgürlükler üzerine yoğunlaşmıştı, hem İran’da hem de Irak’ta adeta halk ayaklanması söz konusuydu. Hatta Irak’ta hükümet sorunu başlamıştı, yıllardır Irak üzerinde oynanan oyunlar ve Irak halkının yaşadığı trajedi ortada. İran’da gösteriler akaryakıt zammıyla başladı, İran’da ekonomi çok zor durumda, geniş toplumsal kesimler gerçekten büyük bir ekonomik sıkıntı içinde yaşıyorlar.

ÖM: Ambargodan dolayı, Irak’ta da zaten başbakan da istifa etmek zorunda kalmıştı.

AB: Müstafi bir hükümet sırasında oldu, bu suikast değil mi?

ÖM: Evet evet.

AB: Her iki ülkede bunlar yaşanırken, kalkışmanın değişime, reforma dönüşmesi ihtimali üzerine yorumlar yaparken, suikast öncesinde de bazı şiddet olaylarına tanık olduk. Bölgede bitmeyen gerilim ivme kazanıyordu. Neticede ABD’nin gerçekleştirdiği suikastla savaş aşamasına geldik. Gelinen bu aşama ile artık her iki toplumun rejim ve iktidar değişikliği talepleri ortadan kalktı, arka sıralara düştü. Trump- Amerika müdahalesi, şiddeti, katliamı iki ülkede de var olan Amerikan karşıtlığını her şeyin önüne geçirdi, her iki ülkede ABD karşıtlığını ortak payda oldu. Yönetime karşı olanlarla olmayanlar İran’da da Irak’ta da birleşti. Bir anda yönetimlere karşı olan tepki ve protestoların niteliği değişti, her 2 ülkede de ABD karşıtlığı üzerine kenetlenme yaşandı. İpek Yezdani, “Bir nevi Amerikan saldırısı İran rejimine can suyu vermiş oldu” diyor. Dolayısıyla, saldırı öncesi vaziyet tersine dönmüş durumda. Suikastla öldürülen Kasım Süleymani çok önemli bir isim. Önemli isim olması onun sicilinin temiz olduğu anlamına gelmiyor, yaptıklarını meşrulaştırmıyor ama Kasım Süleymani suikastı CIA başkanı Gina Haspel'in, Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği MİT başkanı Hakan Fidan’ın ortadan kaldırılması gibi bir durum İran için.

ÖM: Hem bir başka ülkede.

AB: Evet hem de bir başka ülkede oluyor. Siz ülkenizin istihbarat başkanını başka bir ülkeye gönderiyorsunuz, orada davetli ve ABD tarafından öldürülüyor. Böylesine sert bir durumla karşı karşıya İran ve Irak. Nitekim Irak’ta artık Amerikan askerlerinin çekilmesini istediği değil mi?

ÖM: Irak parlamentosundan öyle bir karar çıktı, ne olacağını bilmiyoruz ama herhalde uygulanacaktır. Beni Sadr da yetersiz bulmuş “Yeni ordu kuralım” demiş Şii’ler için, daha vahim yani.

AB: O da vahim bir durum. Koalisyon da askerlerini çekiyor zaten.

ÖM: Evet, onu söylemeyi ihmal etmiştim, iyi hatırlattın! Yani IŞİD’e karşı koalisyon adı verilen çeşitli Avrupa ülkelerinin de bulunduğu askerler çekiliyor durumu tehlikeli. Yani IŞİD’le mücadele ortada kaldı, hatta gerileme olduğu da söylenebilir. Onu da iyi hatırlattın!

AB: 1991’de Kuveyt’in işgali sonrası yapılan müdahalede BM kararı vardı, ona dayanarak yapıldı, 2003’den itibaren uluslararası hukukun ciddi olarak çiğnendiğine tanık olduk. Yakın tarih içinden gelerek bu katliama baktığımızda, uluslararası hukuk kavramının geçerli olmadığı bir dünyada yaşadığımızı söyleyebiliriz.  

ÖM: Evet, diplomasi de işbirliği de antlaşmalar da uluslararası hukuk da sözleşmeler de bütün bunlar, zaten Chris Hedges’in önemli bir yazısını biraz önce okuma fırsatını buldum, biraz nakletme, yani küresel insanlık camiasını medenileştirmek için son 50 yılda özellikle çok uğraşılarak yapılmış mekanizmaların tamamı artık yerini barbarlığın alacağı, vahşiliğin alacağı bir mekanizmayla değişiyor. Bu çok önemli bir nokta.

AB: Uluslararası hukuk adına ağır ihlallerin gerçekleşiyor, ihlallerle, kurallar işlemiyor, böyle bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir dünya ne demek? Savaşan bir dünya demek. Eğer savaşları önlemek için yapılan sözleşme ve kurulan mekanizma ortadan kalkmışsa savaş kaçınılmaz oluyor. Trump uluslararası hukuku hiçe saydığı, işletmediği gibi aynı şekilde ABD iç hukukunu da hiçe sayıyor.  Böyle bir durumda yasama organına kongreye haber vermiyor, demokratlar buna dikkat çekiyorlar.

ÖM: Evet, “Mecbur değildik ama verdik sonradan” haber çok ilginç Bloomberg haber kanalında da ilginç bir şey var, suikastın arka planını yazmış, ona da iki saniye şey yapayım sözünüzü kestim ama Amerikan haber kuruluşu Bloomberg, Trump’ın Süleymani’yi öldürme kararını 27 Aralık’ta İran’ın desteklediği milislerin Irak’ta bir Amerikan üssüne bir roketatarla saldırarak Amerikalı müteahhidi öldürmesinden sonra aldığını belirtmiş ama konuya yakın üç kaynağa dayandırılan habere göre Trump, saldırıdan kısa süre sonra üç danışmanına “Süleymani’yi öldürmek için plan yapın” demiş. İran, vatandaşını öldürmesini kırmızı çizgi olarak görüyormuş Trump bunu. Fransa’dan ve diğer müttefiklerden Amerikan vatandaşlarının öldürülmemesi için Tahran’ı uyarmasını istemiş ama yapmamışlar tabii bunu. Saldırı planlanırken Trump’a en yakın isimler geçici özel kalem müdürü Mick Mulvaney, ulusal güvenlik danışmanı Robert O’Brien ve başkan yardımcısı Mike Pense tabii o da zaten Hristiyan faşistlerine, evanjelistlere yakın birisi. Hepsi farklı yerlerdeymiş Noel, yeni yıl tatilleri. Bu isimler Süleymani’ye yapılacak hava saldırısını planlarken telefonla

AB: Okudum o haberi, özel bir hat çekmişler.

ÖM: Özel bir hat çekmişler, çok ilginç bir şey yani ve zamanının çoğunu golf oynayarak geçirmiş Başkan Trump. Saldırı hakkında hiçbir yabancı hükümete bilgi verilmemiş. Bir Amerikan yetkilisi de Süleymani’nin saldırıya giden süreçte direkt olarak izlenmediğini ancak hava limanında olacağına dair istihbarat aldıklarını, saldırının tarihini belirlediklerini söylemiş. Yani “Süleymani Bağdat’taki hava limanına indiği anda Amerika’nın haberi olacaktı” diyor. Tam bir savaş suçu işliyor, zaten Süleymani oraya gizli bir görevle gitmiş değil ki, elinde diplomatik pasaportuyla geçiyor, arabasına gidiyor, orada arabasında öldürülüyor hava limanında. Yani dünya çapında bir olay. Kongreye de haber verilmiyor, birçok demokrat da tepkisini çekmişti “Sonradan verdim” diyor işte.

AB: 2003’teki Irak müdahalesi ile uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bir dönem başladı. Hatırlayın müdahalenin gerekçesini daha sonra Powell başta olmak üzere müdahale edenler bile gerekçenin yalan olduğunu söyledi. Irak’a müdahale için öne sürülen gerekçelerin geçerli olmadığını ortaya koyulmuştu, görülmüştü. Irak’ta bugüne gelinen süreçte işte böyle başladı. Uluslararası hukuk Birleşmiş Milletler yok sayılarak başladı. Sonuçta Amerika’nın bölgeye olan müdahalesi sonucunda bugün Irak ne durumda? Aslında Irak parçalanmış bir haldedir, yönetimde Şiilerin ağırlığı olan bir ülke oldu, hiç durulmadı, hep karışıktı, İŞİD’e kuluçka oldu. ABD müdahalesinde yüzbinlerce insan öldü, sondasındaki çatışmalarda da bir o kadar insan öldü. İran kontrolüne geçen bir ülke oldu. ABD’nin evdeki hesabı çarşıya uymadı. Milyonlarca insanın ölmesine, eziyet çekmesine, yerlerinden olmasına, sakat kalmasına, ülkenin baştan başa harap olmasına, kadim kültürünün yok olmasına yol açtı.  ABD’liler petrol bakanlığı dışında her yeri bombalamışlardı, hatırlayın 2003’teki müdahalede, kültür ve tarih yok edildi. 2003 müdahalesi Irak’ın önemli bir bölümünün İran nüfuzuna girmesine yol açtı.  Şii Irak’ta ekonomi ağırlıklı olarak İran, Çin ve Rusya kontrolünde, yatırımlara ve ekonomik aktiviteye yapılan işlere baktığımızda bu durumda bir ülke olduğunu anlıyoruz. İşte böyle bir ülkeye meşruiyetinin kaynağı olmayan bir şekilde saldırmış, müdahale etmiş bulunuyorsunuz. Sonra da karşılıklı intikam basamakları yükseliyor.

ÖM: Yani 3000, 3500, 4000 yıllık medeniyet eserlerini filan da hepsini tehdit ediyorsunuz adını vermeden. İşte bu tamamen barbar akınlarının, tarihin karanlık sayfalarından hatırladığımız barbar akınlarının resmen tehdit unsuru olarak kullanılması görünüyor. Moğollar, Moğollar’dan önce çeşitli akınlar var, daha sonra da işte yine tarih boyunca olan barbar akınları, Hunların da bir kısmının yaptığı akınlardan bahsediyoruz. Aynını ABD kendi kurulmasında en çok payı bulunduğu medeniyetin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki topluluğun medeni bir şekilde yaşayabilmesi için gerekli kurum ve belgelerin olduğu şeyi tamamen ortadan kaldırıyor, çerçeveyi parçalıyor, çok acayip! Ben yazmış olduğum kitaplar ve makaleler dahil hepsini yırtıp atmayı düşünüyorum zaten!

AB: Unutmayalım, belirttiğiniz İran’ın kadim bir tarihi var, 1935 yılına kadar İran ismi kullanılmıyormuş, Persi ismi kullanılıyormuş.

ÖM: Evet.

AB: 1935’ten sonra ulus devlet bilincini arttırmak için İran ismi kullanılmaya başlanmış, İran’da ‘ari’ anlamına geliyor. ABD’nin Kasım Süleymani katliamı; IŞİD’le mücadele gibi ya da Irak’taki 2003’te Kuveyt’i işgali sonrasındaki gelişmeler gibi değil, bu direkt İran’a Şii dünyasına yapılan bir müdahale, bu nedenle çok ciddi sonuçlar doğurabilecek bir müdahaledir. Ortadoğu karmaşık ilişkilerin bulunduğu bir bölge, bu katliam var olan karmaşıklığı daha da artıracak, güçler ve ittifaklar ilişkisini etkileyebilecektir. Son dönemde bölgesel sorunlara Doğu Akdeniz, Suriye ve Irak’tan sonra şimdi Libya’ da eklenmiş bulunuyor.

ÖM: Yemen.

AB: Evet güneye doğru gittiğimizde Yemen. Bölgede ülkelerin kendi aralarında ve büyük güçlerle olan ilişkilerine baktığımızda, “Hangi ülkeler, kiminle, nasıl bir ittifak içerisinde” diye sorduğumuzda çok karışmış bir yumakla baş başa kalıyorsunuz. Bu karmaşada, Türkiye’nin durumuna baktığımızda vahim bir manzara ortaya çıkıyor. Türkiye bu tabloda en yalnız ülke konumunda görünüyor, Libya’da Doğu Akdeniz’deki durumunuz belli, Suriye’deki durumunuz ortada. Bir ülke ile müttefiksiniz, beşiyle düşmansınız ya da tamamıyla, yalnız bırakan politikalar içerisinde bulunuyorsunuz. Ortadoğu’da 1960’larda başlayan kaynamada, Filistin meselesi, Lübnan, Arap-İsrail savaşları, bütün bunları ele aldığımızda sorun ekseninin çok daha büyüdüğünü görüyoruz ama İran faktörü açıkçası bugüne kadar bu derecede işin içine girmemişti. Ayrıca, 21. yüzyılda Avrupa ve AB’nin bölgeye ilişkin tutumunda, kayıtsızlık ve güçsüzlük isteğiyle karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Suikast sonrasında hemen Zarifi’yi çağırdılar bildiğim kadarıyla ama ağırlığı olmayan aracılık yapmak dışında etkin değiller. AB’nin, ABD’nin uluslararası hukuku çiğnemesine karşı bir vaziyet alıp aldı mı? AB bu konuda, müdahale konusunda bir açıklama yaptı mı? Emin değilim.

ÖM: Hayır.

CT: İran’ı şiddet içeren eylemlerden kaçınma uyarısında bulunmakta yetindi. İran da bunu kınadı.

ÖM: İtidal değil mi? Şu çok acayip, mesela uluslararası hukukun önemli isimlerinden, daha doğrusu siyaset bilimci MIT’den Vipin Narang adlı kişi “Bu bir önleyici tedbir filan değil kelle kesmek diye kesinlikle” dekapitasyon terimini kullanmış. William Blum da bu konuda çok önemli kitapları bulunan Amerikan ordusunun ve CIA müdahalelerinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, çeşitli istilaları, bombalamaları, hükümet devirmeleri, işkenceleri ve ölüm mangalarını filan hatırlattıktan sonra hiç “Hoş bir durumda değiliz ve bunların devamı” diye nitelendirmiş. Muhammed Cevad Zarif de zaten bu cinayeti uluslararası terörizm olarak nitelendiriyor. Nitekim BM’nin yetkilileri de açıkça söylediler, bunun uluslararası hukukun tam anlamıyla ihlali olduğunu, hiçbir şeyine tekabül etmediğini Agnes Calamar mesela açıkça tweet atarak 4 maddede sonuçlandırdı, uluslararası düzenin altüst edilmesidir, hukukun.

AB: Bir çaresizlik yaşıyor uluslararası örgütler, yok sayılıyor.

CT: Benim korkum şu Ali Bey, böyle bir çöküşten sonra mesela Afganistan’la Pakistan geçen sene Keşmir’deki gibi karşı karşıya gelse ve hukuki bir sistem olmasa bu iki elinde nükleer silah bulunduran ülkenin saldırmasını engelleyecek olan şey ne olacak?

AB: Dünya mekanizmasız durumda, böyle bir saldırıyı önleyecek karşı koyacak mekanizma yok, uluslararası hukukun olmadığı, kuralların geçerli olmadığı bir dünya da…

CT: Nükleer silahların olduğu bir dünya.

AB: Evet nükleer silahların olduğu…

ÖM: Barbar bu yani ve aslında şimdi tabii bunun devamında da yeni birtakım haberlere hemen rastladık. Mesela Kenya’da bir saldırı var El Şebap örgütünün…

CT: Libya’da bir saldırı var askeri okula düzenlenmiş bir hava saldırısı.

ÖM: Kenya’dakinde yanılmıyorsam beş Amerikan askeri öldürülmüş durumda.

AB: Bir şekilde kontrol kaybedilmiş durumda, çünkü hem kurallar işlemiyor hem de örgütler çalışmaz hale geliyor bu müdahalelerle...

ÖM: Pardon düzelteyim, El Şebap üç Amerikalıyı öldürdü diyor The Guardian haberinde, şimdi baktım bir Amerikan askeri ve iki de savunma bakanlığı müteahhidi öldürülmüş, saldıran da öldürülmüş. Yani büyük bir şey var Kenya’da.

AB: Trump öldürülen müteahhit varsa müdahale ediyor...

CT: Ali Bey bir de sizinle programa başlamadan hemen önce bu saldırılardaki odak noktasının aslında petrol olduğunu ve petrol taşımacılığıyla alakalı ve aynı zamanda petrol fiyatları ve savunma sanayiinde artan hisselerle alakalı olduğunu anladık ama merkezde yine bu kaynakların paylaşılamaması gibi bir durum söz konusu galiba? Yani sürekli bir petrolden bahsediyoruz.

AB: ABD yaptığı yanlışlıklarla bölgede sürekli inisiyatif kaybediyor. Ancak esas mesele enerji kaynakların kontrolü üzerindeki inisiyatifin kaybedilmesi. Petrolün kendisine akması değil mesele,  Çin’e akmasını kontrol etmek. Bölgede Çin etkin, buradaki fosil yakıtlara çok ihtiyacı bulunuyor. Şii Irak’ta Çin güçlü, buradaki yatırımlarına ciddi bakmak lazım. Orada Çin varlığı son derece önemli çünkü Çin, hidro karbon- fosil yakıt ihtiyacını bölgeden sağlamak istiyor ve sağlıyor da. ABD eskisi kadar Ortadoğu petrollerine fiziki olarak ihtiyaç duymuyor, Dick Chaney başkanlığında 2000’lerin başında yayınlanan bir enerji raporu vardı, “Amerika’nın dünyaya muhtaç olmadan kendi kaynaklarını geliştirmesi gerekli” diyordu rapor, daha sonra kaya patlatması teknolojiler falan geliştirildi, Kanada Alaska petrolleri vbg. ABD eskiden ihtiyacı olan petrolün bugün karşıtlarına gitmesini önlemek için müdahalelerde bulunuyor, ama bu da dünyayı savaşın eşiğe getiriyor. Tabii tüm gelişmelere Trump gibi bir figürün de özel katkısını düşünün, doğrusu Obama İran’la nükleer anlaşmayı yaptı mı? Yaptı. Peki bozan kim? Trump. Suikasta, İran hemen karşılık verdi “Ben artık  nükleer çalışmalarda istediğim hareket edeceğim” diyor.

CT: “Nükleer silah da geliştirebilirim” diyor.

ÖM: Evet onu da söylememiştik, hatırlatmanız iyi oldu. Bir de ek bilgi vereyim, Libya’daki askeri okula saldırı şeyinde Deutsche Welle’den bir haber bu, Trablus’da bir askeri okula düzenlenen hava saldırısında 28 kişi en az hayatını kaybetmiş. Çok ciddi bir olay, başkent Trablus’ta okula cumartesi günü yapılmış hava saldırısı. Resmi verilere göre en az 28 ölü var ve Libya’nın uluslararası tanınan hükümetine bağlı işte Türkiye’nin de desteklediği sağlık bakanlığının sözcüsü Emin El Haşimi de hayatını kaybedenlerin hepsinin askeri okul öğrencisi olduğu yani hepsi genç öğrenciler öldürülmüş ve saldırıda onlarca da yaralı varmış. Talim alanındaymışlar askeri öğrenciler, talimi tamamlayıp kışlaya doğru giderlerken büyük bir saldırı olmuş. Yaralılar için kan çağrıları, vb. Türkiye’den de kınama var ama…

CT: Sorumluluğu üstelenen var mı? Hafter suçlanmıştı ama o da sorumluluğu üstlenmemiş. Hava saldırıları düzenleniyor ama hava saldırılarında bile sorumluluk üstlenilmiyor.

ÖM: Türkiye’den kınama var, Hafter’in sözde Libya ulusal ordusunun saldırılarının durdurulması ve Libya’da ateşkes sağlanması, uluslararası camia “Bir an önce gerekli adımları atması elzemdir” demiş ama çok karışık bir durum var orada.

AB: Geçen ay Libya’da şöyle bir gelişme oldu: Büyük insansız hava araçları var ya, kocaman uçak büyüklüğünde, Amerikalıların böyle bir uçağını Ruslar düşürdü, sonra birbirlerini suçladılar. Orada bir Rus ordusu var, paralı askerleri var, şimdi bizde peyderpey asker gönderiyormuşuz, CNN’in ortak yayınında Erdoğan bir açıklama yapmış “Askerlerimiz oraya lejyoner sıfatıyla gitmiyor, koordinasyon, harekât merkezi olacak. Libya’da muhalif güç olarak farklı ekiplerin bulunacağını” belirten Erdoğan, bu ekiplerin içinde Türk askerinin bulunmayacağını, ancak işin koordinasyonunun Türk askeri yetkililerce yapılacağını belirtiyor. Ne demek “farklı ekipler”?

ÖM: Bilmiyorum, sormamışlar mı?

AB: Sormamışlar, orada 3 tane gazeteci geçinen var, sözde gazeteci bunlar…

ÖM: CNN Türk ve Kanal D ortak yayınında Ahmet Hakan, Buket Aydın ve Başak Şengül yöneltmiş soruları ama bunu sormamışlar ne demek olduğunu?

AB: Bunu sormuyor, “farklı ekipler” yetiştirdiğimiz, beslediğimiz özgür Suriye ordusu mu?

ÖM: Bilmiyoruz.

AB: Onlar mı gidiyor? Gazeteci dediğinin bunu sorması lazım.

CT: SADAT gibi şeyler de olabilir aynı zamanda bu paralı güvenlik güçleri de olabilir belki de.

AB: Özel güvenlik güçleri!

CT: Evet.

ÖM: Artık hepsi tamamen kontrolden çıkmış durumda.

AB: Kontrolden çıkmış bir ülkeye gidiyoruz, asker gönderiyoruz. Libya sonraki programlarda bayağı bir konumuz olacak. Aklıma geldi paylaşayım. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ünlü bir komutan var, Gazi Ahmet Muhtar Paşa, sadrazamlıkta yapıyor. 1911’ de Bingazi olayı başlayınca, sanıyorum Meclis-i Mebusan’da yapılan toplantıda Gazi Ahmet, “Bu savaşa girmek cinnet ve cinayettir” diyor- ki o topraklar imparatorluğa bağlı durumda. Farklı gruplar gidecek, koordinasyonu biz yapacağız, orada meşruluğu tartışılır bir hükümet var, böyle bir ortamda oradaki çatışmalarda taraf olmak Muhtar Paşa’nın dediği gibi “cinnet ve cinayet”. Aslında Türkiye’nin konumu çatışmayı önlemek olmalıydı, üstünlük sağlardı ülkeye, taraf olmak gerçekten bir meçhul duruma Türkiye’yi sokmak demek. Doğu Akdeniz’deki meselelerde 2002’den bu yana yapılması gerekenleri yapmayan Türkiye, son dönemde soluk almak için bir hamlede bulundu, iç savaştaki Libya ile bir geçerliliği tartışılan anlaşma yaptı ama o hamle de ne kadar geçerli olacak, kimse bilmiyor, ayrıca o anlaşma tanınmıyor da... Yani her taraftan sorunlu bir pozisyon içindeyiz, Süleymani suikastı- müdahalesi Türkiye’nin Libya ile olan meselesini de etkileyebilecektir. Türkiye’nin Libya’da bulunmasına   Türkiye’nin Suriye’deki müttefiki Rusya (karışık sorunlu bir ortaklık) karşı tarafta yer alıyor. Unutmayalım Suudi Arabistan, Mısır, İsrail ve hatta ABD Tobruk yanlısı hükümeti son dönemde destekler konumunda. Trablus’daki hükümetin BM tarafından onaylanması sürecine de baktım, orası da çok karışık. Yani,  BM meşruiyeti de çok sağlam bir temele dayanmıyor.

ÖM: Bir de şu bana oldukça önemli görünüyor, bu anlaşmalar Rusya ve İran’la beraber Suriye üzerindeki durumlarla ilgili bir sürü şey konuşuldu ama buna karşılık da İran’a karşı bir kınama bile gelmede ABD’nin bu caniyane saldırısı karşısında Türkiye’den. Önemli yani Türkiye’nin barış içinde olduğu en eski komşulardan biri belki de en eskisi İran.

AB: Kasr-ı Şirin’den itibaren 1648 miydi?

ÖM: 1642 miydi? Can’a soralım bakalım. 1642’den beri hiçbir çatışmaya girmemiş olan ülkelerin böylesine bir saldırı karşısında hükümetin Türkiye Cumhuriyeti’nin destek vermemesi de ilginç doğrusu.

CT: İkiniz de yanıldınız galiba 1639’muş.

AB: Öyle mi? Birkaç yılla ıskalamışım...

ÖM: Ben 9 yıl yanılmışım, Ali Bey daha az!

CT: Olur o kadar!

AB: Ömer Bey; önemli bir hususa işaret ediyorsunuz, İran rejiminin mollaların yaptıklarını, İran halkına çektirdikleri mezalimi, Türkiye’nin iç işlerine müdahalelerini bir tarafa not edelim ama uluslararası ilişkiler ve diplomasi açısından Türkiye’nin yüzyıllardır komşusu olan İran’a yapılan bu saldırıyı kınaması gerekirdi ama ne şiş yansın ne kebap açıklaması var dışişleri bakanlığının, suya tirit denilebilecek bir açıklama geldi, Irak Kürdistan yönetiminin de açıklaması böyle, benzer  yaklaşımdalar.. 

ÖM: Öyle mi?

AB: Evet o da öyle suya tirit bir yaklaşım.

ÖM: Onlar ne diyorlar?

AB: “Gerilimin artmaması için tarafların ellerinden geleni yapması gerekenler” diye üslup vardır ya…

CT: İtidal çağrısı.

ÖM: Yani Türkiye ile Irak Kürdistan yönetimi aynı itidal çağrısında bulunuyor, çok ilginç!

AB: Evet. ABD için Irak’ta en güvenilir bölge Irak Kürdistan’ı, Erbil’in kıymeti daha da artıyor, bu nedenle ihtiyacı olabilir. Bu operasyon Irak’ta iyi kötü var olan sorunlu devleti de etkileyebilir. Bütçe anlaşmazlıklarına, petrol gelirleri paylaşım sorunlarına rağmen, sorunlu da olsa bir yapı vardı, bu yapı da etkilenebilir. Cumhurbaşkanı Kürtlerden oluyordu, cumhurbaşkanı yardımcısı başbakan Şiilerden oluyordu. Var olan yapıyı da etkileyebilecek, daha da karmaşıklaştırabilecek, hatta çatışmaya götürebilecek durumlarda olabilir. Erdoğan iktidarının bu suikast karşısında,  içi boşta olsa, zaman zaman gördüğümüz  delikanlı tavrını göremedik. Ayrıca İran’a yapılanları iyi analiz etmek lazım, Türk istihbaratının başındaki kişiye yapılmış bir suikast gibi bir suikasttır, CIA’nın başına yapılmış gibi bir suikasttır, o derecede önem arz ediyor.

ÖM: Rusya kınadı.

AB: Tabii, Jirinovski’nin bir açıklaması var, “İran’la her yerde birlikte olmamız lazım” diyor Rusya ile İran’ın dayanışma içerisinde olmasını, galiba ortak savunma organizasyonları hazırlanması gerektiğini söylüyor. Son olarak medyaya gelelim, “İran nasıl bir intikam almalı ya da alacak?” üzerine yorumlar dikkat çekiyor, intikam defteri ve listeleri açılıyor ve değişik intikam planları adeta sunuluyor, çeşitlendiriliyor.

Gezegenin içinde bulunduğu durum içler acısı, bir yandan savaş, diğer yandan iklim krizi, hidrokarbon fosil yakıtlarla bir yandan zehirliyoruz, bir yandan savaşıyoruz, gezegeni bitiriyoruz, yavaş çekimle gezegeni bitirmeye devam ediyoruz.

ÖM: Aynen öyle. Avustralya bütün kıta olarak herhangi bir görüntüye baktığımız zaman yanmakta olduğunu görüyorsunuz yani tasvir ve tasavvur edilemeyecek manzaralar var Avustralya’da.

AB: Binlerce kilometrekare alan yanmış durumda değil mi?

ÖM: 6 milyon hektara yakın alan yandı ve yanmaya devam ediyor.

AB: 500 milyon canlı ölmüş.

ÖM: Yarım milyon hayvan öldü, bir de 47 derecede itfaiyeciler boğuşmak zorundalar, halbuki 50’ye doğru gideceği de belirtiliyor. Yani selamet versin oradakilere de kim verecekse diye düşünüyor insan. Bunları da konuşmaya devam edeceğiz herhalde. Burada bitirelim lütfen.

AB: Peki burada bitirelim.

ÖM: Çok teşekkürler.

AB: Hoşça kalın, iyi yayınlar!

CT: Görüşmek üzere efendim.