Merkez Bankası'nın faiz indirimi ve yeni vergi düzenlemesi

31 Ekim 2019
Fotoğraf: Getty Images

Açık Gazete'nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge'yle Merkez Bankası'nın faiz indirimi ve yeni vergi düzenlemesi.

 

Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

(28 Ekim 2019 tarihinde Açık Radyo’da Ekonomi Politik programında yayınlanmıştır.)

 

Ömer Madra: Günaydın Ali bey.

 

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, günaydın Can, günaydın Selahattin, herkese merhaba.

 

Can Tonbil: Günaydın efendim, merhaba.

 

ÖM: Çok yoğun haberler var, bir kısmını elimizden geldiği, dilimiz döndüğü ölçüde aktarmaya çalıştık ama kolay kolay kapsanacak gibi değil dünya. Bir yandan muazzam yangınlar devam ediyor her tarafta Kaliforniya başta olmak üzere, Avustralya’da da sulak alanlar yanıyor. Öbür yandan da Ortadoğu’da gayet karmaşık durumlar var.

 

AB: Evet, biz bugün biraz ekonomiye bakalım, başlığımız ekonomi politik ama o kadar politik olaylara gömüldük ki, ekonomik mevzulara fazla değinemez olduk. Malum geçen hafta Merkez Bankası (MB) beklentinin üzerinde bir faiz indirimi yaptı, bu indirimin sonuçlarına, sonrasına biraz bakalım isterseniz. MB faiz indirimi neden yapıyor? MB’sı bugün bir kapitalist ekonominin içinde olması gereken bir pozisyonda mı? Yoksa, tek adam rejiminin kasası pozisyonunda mı? Ki öyle olduğu görülüyor. Merkez Bankası üzerine yapılan tasarruflarla bankanın sarayın Merkez Bankası olduğunun çok kez altını çizdik. Merkez Bankasının bağımsızlığından, kredibilitesinden, para politikasının bağımsızlığından, söz edilemediği bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bugünün Merkez Bankası’da sarayın beklentilerini ve isteklerini harfiyen yerine getiriyor, saray MB’nin faizleri en son haddeye kadar düşürmesini istedi, bu isteklerde yerine getirildi. Saray, faizlerin düşürülmesiyle bankacılık sisteminin reel sektöre üretim alanına kredi vermesini istiyor. Bu nedenle ekonominin gereklerine uygun olmayan fahiş indirimler yapılıyor, para politikasının gereklerinin yerine getirilmediği, para politikasının ve MB’sının yerlerde süründüğü bir yerdeyiz. Saray, rasyonel olmayan faiz indirimleriyle ekonominin canlanacağını hayal ediyor, çünkü ekonomi resesyon içinde kıvranıyor, durgunluk, gerileme, cansızlık yaşıyor. Ekonomiyi nasıl canlandırabiliriz? Tüketim taleplerini nasıl uyandırabiliriz, tahrik edebiliriz? Üreten tarafın yatırım yapmasını nasıl teşvik edebiliriz? Bunlar olsun ki ekonomi büyüsün Sarayın oyları erimesin! Ama istenilen gerçekleşmiyor, olmuyor. MB’sına kendi getirdikleri, emir eri gibi düşündükleri adama bile tahammül edemediler, görevden aldılar , onun yerine direkt kasiyer bir başkan atadılar. Ekonomide ciddi canlanma için yapılan faiz indirimleri sonuç vermiyor en son yapılan indirimlerinde sonuç vermesi beklenmiyor..

 

ÖM: Bu kaçıncıydı?

 

AB: Bir sene içerisinde, başkanı mı faiz indirimini mi soruyorsunuz?

 

ÖM: Evet faiz indirimini.

 

AB: Arka arkaya yapıldı, son atanan başkan dönemimde yapılan ikinci yüksek indirim oldu , toplamda 750 baz puanlık indirim oldu. Ancak , MB’sına 2018 Mayıs öncesi ve sonrası baskıları hatırlayın , 2018 Mayıs’ta sarayın başkanı Londra’da “MB’nin iradesini ben belirlerim!” deyince döviz kurunda çok ciddi bir anomali yaşandı, hala o anomalinin enflasyon üzerindeki etkileri devam ediyor. Yeni yeni enflasyondaki yaşanan sıçrama, baz etkisi denilen durum hesaplamalardan çıkıyor. Döviz kurunda Mayıs 2018 sonrasında yaşadığımız zıplama, ülkede tüm fiyat dengesini, fiyat oluşumlarını alt üst etti, yaşanan anormallikler enflasyona yansıdı. O dönemde enflasyonda yaşadığımız yükselişler, bu aylarda durgunluk dönemi enflasyonuna bırakınca, gerçekte enflasyon düşmüşçesine, kağıt üzerindeki düşüş gerekçe gösterilerek faizleri düşürmüş olmak, suni bir operasyon oluyor. Kimse TÜİK’in ilan ettiği enflasyona inanmıyor, yıllardır söylüyorum hukuk devletinin olmadığı bir ülkede, kırıntısı kalmayan bir hukuk devleti varsa, orada bilgi ve veri güvenliği yoktur. Böyle bir sistemde, ekonomik hayatın gerektirdiği doğru ve açık bilgi yoktur, otoriter rejimin veri ve bilgi güvenliğine ilişkin getirdiği hükümler dairesinde ekonomik hayat cereyan eder. Dolayısıyla kimse enflasyona inanmıyor, manşet enflasyon denilen enflasyon rakam zikrediliyor “enflasyon tek haneye düştü” deniyor. Yalan enflasyon denir buna. Bunun içeriğine falan girmeyeceğim, sepet meselesine, sepetin oluşumuna, dünya alem biliyor ki gerçek enflasyonla bu faiz indirimi yapılmaz. Gelecek yıl başlarında Ocak, Şubat aylarında geçen senenin etkilerinden sıyrılmış, arındırılmış enflasyon rakamları oluştuğunda, takke düşecek kel görünecek bir kere.. Zaten özel bankalar da bunu görüyorlar, faiz indirimini sarayın istediği gibi algılamıyorlar. Kredi vermeye yanaşmıyorlar Ayrıca reel sektörde, ‘oran ne olursa olsun, bu maliyetlerden kredi kullanmak istemiyorum’ diyor. Dolayısıyla bu indirimler zülf-i yâre dokunmuyor, ekonomide büyük bir kıpırdanma yaşanmıyor. Zaten bizim Saray iktidarının reel sektörden anladığı nedir? Bizim Sarayın derdi, aşkı inşaat sektörüdür.. İnşaat sektöründe biriken dertleri çözmek istiyorlar, sarayın sermayedarları, sarayı destekleyen menfaat grupları çoğunlukla inşaat sektöründe yığılmış durumda

 

ÖM: Müteahhitler.

 

AB: Müteahhitler. Sarayın derdi, MB ile bankalar, inşaat sektörünü kurtarsın. Ancak normal şartlarda kapitalist bir ekonomide işlemesi gereken kural nedir? Batan batar, batmak istemeyen sermayeye para ekler, sermaye artırır. Havuzdaki sermayenin de para çıkartması lazım kriz dönemlerinde, değil mi? Ancak sermaye, cebine servetine el atmıyor, para çıkartmıyor. Sermaye koymasın ama devlet kurtarsın istiyor. Bakın İstanbul Finans Merkezi var karşı tarafta biliyorsunuz, ünlü müteahhit Ali Ağaoğlu’nun 1.6 milyar TL’lik batağı Varlık Fonu tarafından alındı.

 

CT: Sermaye para çıkarmıyor dediniz, yanlış anlamadım değil mi?

 

AB: Sermayedarlar, kendi kaynaklarından ilave edip durumu kurtarmaya yönelmiyorlar Türkiye’de.

 

CT: Ne yapıyorlar bu parayı peki?

 

ÖM: Yiyorlar.

 

AB: O para ile varlık büyüyor, dünyada da böyle.

 

CT: Dolarda, dövizde, altında vs. falan mı kalıyor?

 

AB: Onlarda olabiliyor, yurt dışına gidebiliyor, dünyada ve Türkiye’de servet dağılımını zaman zaman konuşuyoruz. Türkiye’de banka mevduatlarına bakmak yeterli olur sanırım, 2000 başlarındaki rakamlarını hatırlıyorum, o dönemde Türkiye’nin nüfusu 70 milyondu, 80 milyon mevduat hesabı vardı. Toplam mevduatın %77’si 50 bin hesapta toplanıyordu. Böyle bir dengesizlik olur mu?

 

ÖM: Evet.

 

AB: Yani mevduatın %77’si 50 bin hesapta! Geri kalan 79.950 bin hesap -şimdi bunu güncellemek lazım - %23’üne sahipti. Türkiye’de muazzam servetler oluştu, hem geleneksel eski servetler, cumhuriyetten bu yana oluşan ve devam eden sermaye, hem de son 17-18 yılda oluşan sermaye, ki bunlar enerji ve inşaat sektöründe yoğunlaşmış vaziyette. Öyle anormallikler yaşanıyor ki, bir taraftan faiz indiriliyor ama TCMB’nin Ekim anketinde 12 ay sonrası dolar/TL kuru beklentisi 6.41 olduğu görülüyor. 1 yıl sonrasına ilişkin dolar kuru beklentisi böyle olunca da insanlar döviz tevdiat hesaplarını bozmuyorlar, döviz tevdiat hesapları da gittikçe artıyor, 14 Ekim itibarıyla döviz tevdiat hesaplarında 195 milyar dolar bulunuyor, güncel rakam böyle . Yılbaşından bu yana insanlar TL’den çıkıp, hani o adamlar var ya parası olanlar, döviz hesaplarını 30 milyar dolar artmış durumdalar.

 

ÖM: Öyle mi?

 

AB: Dolarize olmuş bütün ekonominiz, bilanço düşünün, aile bilançosu, Açık Radyo bilançosu, Türkiye bilançosu, pasifler yani borçlar dolarize, sürekli dolarizasyon hakim, çok riskli ve hassas bir durum. Yani kendi yerel paramızla ilgili bir durum, risk söz konusu değil, başkasının para cinsiyle risk yaşıyorsunuz. Dolayısıyla, neresinden bakarsanız sarayın ortaya koyduğu enflasyon rakamlarına faiz oranlarına inanç yok, neresinden bakarsanız 2020 bütçe hedeflerine, makro ekonomik hedeflere inanç yok, büyümeye %5 diyor. Herkes gülüyor buna, bu seneyi büyük olasılıkla ekonomik büyümeyi “sıfırla” kapatıyor ülke, böyle olunca atmosfere saldığı kirlenme karbon emisyonu bayağı düşmüş oluyor. Elbette sevindirici bir gelişme.. Ekonomi düşük kapasitede ama işsizlik inanılmaz boyutlarda, sadece tarım dışı istihdamda 1 yıl içerisinde 650 bin kişi, toplamda 1 milyona yakın işsizlik var. Evet son 1 yılda tarım dışı istihdamda 650 bin kişi işsiz kalmış ki şimdi nasıl bir döneme giriyoruz? Turizm stop ediyor, ekonomiyi canlandıran bayram seyranda da yok.

 

ÖM: Turizm niye stop ediyor?

 

AB: Yaz bitti işte.

 

CT: Kış turizmi olmaz mı?

 

AB: İyi olur ama kış turizmine elverişli bir alt yapımız yok. Ayrıca Türkiye’nin imkanları ile yaptığı dışa dönük kış turizmi cirosu, sanırım İsviçre ile küçücük Davos’tan bile düşük olabilir. Ayrıca turizmde ucuza çalışışsan bir ülkesiniz, turist başı geliriniz düşük, evet turist sayısı artıyor, çünkü ucuz bir ülkesiniz, bunun 1/3’ü de Rus, Ruslar uçağı düşürüldükten sonra iptaller ile kıstılar, ne oldu? Turizm krize girdi. Son vergi düzenlemeleriyle turizme yükleniyorlar, turizm çalışan sektör ya, 35-40 milyar dolarlık bir ciromuz olacak galiba bu sene, oraya hemen ek konaklama vergisi ekledi hükümet, çünkü bütçe tutmuyor, kamu tarafı da bozuldu, sadece özel sektör tarafı, reel sektör değil. İki tarafı da bozuk bir ekonomideyiz, kamu maliyesi ve bütçesiyle.. Bankalar reel sektöre kredi vermiyor, çünkü bankaların reel sektörden, çoğunluğu inşaat ve enerjiden gelen çok ciddi batığı var, onu halledemediler. Şimdi bu öyle böyle bir batık değil, bakın sermayedarlar ne diyor batıklarına ilişkin olarak, örneğin müteahhitler birliği başkanı? “Devlet bir fon kursun satılamayan konutları satın alsın” diyor.

 

CT: Devlet mi alsın?

 

AB: Evet. Birlik başkanı “devlet alsın, biz batmayalım, biz sermaye de koymayalım, biz fazla yatırım yapmışız, fazla konut yapmışız, bunları devlet alsın, kusura bakmayın!” Peki ya enerji? Eski Türkiye Elektrik Kurumu parçalanmıştı, Elektrik Üretim A.Ş. santralleri üstlenen bir kamu kuruluşu oldu , sonra da santralleri , ayrıca dağıtımı özelleştirdiler, santralleri, dağıtım haklarını alanlar batık şu anda. Ne diyor batık durumda olan ve şirketlerine sermaye koymayan sermayedarlar? “Tekrar devralsın EÜAŞ” diyorlar, inanılmaz.. Bunu söylemekten utanmıyor bu insanlar. Bunların batıkları bankaların bilançosunda lök gibi duruyor, öde ödemiyor, sermaye koy, koymuyor. Sermaye nerede? Malta’da! Ankara Ticaret Odası “konkordato ilan eden irili ufaklı bütün şirketlerin borcu devlet tarafından ödensin” diyor. Otomotiv üreticileri de aynı şekilde. Ankara Sanayi Odası başkanı bir açıklama yaptı. “MB’sı reel sektörün tüm borcunu üstlensin, firmalara ortak olsun” diyor, adam doğru söylüyor, bu hale gelmiş MB’sı bunu da yapabilir.

 

CT: Burada devlet tarafından derken yanlış anlaşılma olabilir, halk tarafından ödensin manasına da geliyor galiba benim anladığım kadarıyla. Yani bizim vergilerimizle tekrar

 

AB: Bunu sen, ben ödüyoruz. Sen neyle ödüyorsun bunu? Telefon kullanırken ödüyorsun, su kullanırken ödüyorsun.

 

CT: Ama ben oradan ev almadım ki, niye evin parasını ödeyeyim?

 

AB: Evet Osmangazi köprüsünden geçerken zaten ödüyorsun.

 

CT: Yani oradan emsal teşkil ediyor.

 

AB: Bütün tüketim vergilerinin içine yerleşiyor bu batıklar, tüketirken ödüyoruz pek çok vergiyi, ayrıca kelle vergisi alıyor, batıkları yıllarca harçların içinde ödüyoruz, harç değil nal gibi vergi, bugün bir pasaport alın bakalım.. Uluslararası Para Fonu (IMF) ile stand by gibi bir anlaşmamız yok ama IMF, Amerika’da dahil bütün üyesi olan ülkelere yılda bir konsültasyona geliyor. EKG’sini çekiyor, MR bakıyor, kan değerlerine bakıyor ekonominin, ondan sonra bir rapor yayınlıyor. Türkiye için yayınladığı son raporda çok ciddi tanılar ve tespitler var, diyor ki “kredibiliteni kaybetmişsin, kurumların güvensiz, izlediğin para politikası saygınlığını kaybetmiş, kamu maliyen bozulmuş. Tabii diplomatik bir lisanla yazılıyor bunlar, rapor bunlarla dolu, sen tutuyorsun inşaat ve enerji sektöründe kendine yakın şirketleri halkın vergileriyle kurtarıyorsun. Kamu kaynaklarıyla, destekleriyle, dışarıdan alınan borçlarla inşaat, enerji ve savunma sanayiine dev bir yandaş havuz yarattınız, İmalat sanayinde saray- havuz sermayesi çok çok büyük değil, ki ona sıra gelmişti ama o sırada da global kriz patladı, olukla gelen borç para gelmez oldu, sonra da Türkiye krizi patladı. Ancak TUSİAD’ı ve benzerlerini teslim alıyorsun direnmeden teslim oldular onlar da zaten, TOBB zaten arka bahçen, batık şirketler için TOBB diyor ki “makul ölçülerde devlet bizi kurtarsın!” Serbest piyasa ekonomisinde batan batar değil miydi? Devlet ekonomiden elini çekmeliydi, değil mi? Çekince batan da batar o zaman , devlet bana borç kredi versin , borçla ben devlet şirketi alayım, iyi çalıştırmayınca, içini boşaltınca, batırınca borçlarımı ve şirketi devlet üstlensin, beni kurtarsın, peki ya senin hiç ettiklerin nerede? Havuz paraya boğuldu, halk fakirleşti.. 2008’de ABD’de de böyle oldu. Sonuç itibariyle faiz indirimleri reel sektörü canlandıracak ciddi bir etki yapmıyor, özel bankalar derdine yanarken kredi vermeye yanaşmıyor, kamu bankaları ve MB’sı da, Jon Ahmet’in devri daim makinesini sürdürebileceği kadar sürdürecek, ama tulumbada su bitmek üzere.

 

CT: Onlar da haklı değil mi? Ne dedilerse yaptı sermayedarlar da, aynı zamanda TÜSİAD’tan tutun TOBB’a kadar bütün politikaların arkasında durdular karar alıcıların, daha doğrusu devletin. Şimdi aynı şekilde zarara uğradıkları zaman bunu söyleyebilme hakları da yok mu? “Biz bu zamana kadar söylediklerinizin arkasında durduk şimdi siz de bizim arkamızda durun” deme hakları yok mu?

 

AB: Valla hakları var ama para yok!

 

CT: Evet öyle bir sorun var.

 

ÖM: Üzerinde bir zamanlar çok uzun duruluyordu şimdi birazcık azaldı ama gene de hemen her an yükselebilir Kanal İstanbul projesi meşhur çılgın proje, 75 milyar TL’ye mal olacağı gibi bir hesap yapılmış ama bunun herhalde altından kalkılması güç gibi gözüküyor. Buna da sevinmek lazım herhalde çünkü Kanal İstanbul zaten İstanbul’un, Karadeniz’in, Marmara’nın ve Ege’nin...

 

AB: Dünyanın...

 

ÖM: Dünyanın en berbat projesi olarak yıkıcı etkileri olacaktı

 

CT: Ekolojik yıkım.

 

ÖM: Ama böyle de bir şey var.

 

AB: Ben hiç olacağına inanmadım zaten. Türkiye borçla yaşayan bir ülke, Trump denilen garip adam ikide bir “seni mahvederim” diyor, çünkü sen onlardan borçlanıyorsun.

 

CT: Parantezi içinde “daha önce mahvettim” de diyordu.

 

AB: Zaten geçen hafta mı konuşmuştuk, Amerikan hazine bakanı, Trump’ın “mahvederim” twitinden bir gün önce New York bankalarını ziyaret ediyor. Türkiye, New York bankalarından, ağırlıklı olarak ta Londra piyasasından borçlanıyor. Ülkenizin Kanal İstanbul gibi bir projeyi yapacak parası yok, iç kaynak yok, siz bu kadar büyük bir projeyi yapacak parayı nereden bulacaksınız? Dış kaynaklardan.

 

ÖM: Kanal İstanbul olmuyor, peki şimdi Fenerbahçe’nin 570 Euro’luk borcu ne olacak? Bunu kim ödeyecek?

 

AB: Sarayın başkanı kongrede divan üyesi olmuş değil mi?

 

ÖM: Evet.

 

CT: Ama aidatın yatırılması konusunda da uyarıldı.

 

ÖM: Evet espriler de var, çok ürkütücü bulduğum şakalar filan yapıldı ama burada Deniz Derinsu Artı Gerçek’te de sormuş “Fenerbahçe’nin borcu klüp olarak 570 milyon Euro olarak açıklandı. Herhalde bu borcu Kenan Evren lisesine yapılacak yatırımlar karşılayacak ama bu yatırımların kaynağı şimdilik meçhul” demiş.

 

CT: Ama Ömer bey 612 milyon Euro’dan 568 milyon Euro’ya da inmiş, yani öyle bir durum da söz konusu, iniyor yani, biraz daha beklersek belki sıfırlanır.

 

AB: Karşımızda iflas etmiş bir tablo bulunuyor, müflis bir ülke bilançosu ile karşı karşıyayız. Bakın şimdi MB ‘sına ilişkin yeni bir durumdan söz edeceğim. MB’sın da, bu yıl neler yaşadık biz? Başkanı görevden alındı , yerine dediklerini harfiyen yerine getirecek birisisi atanarak MB’sı alelade bir kurum haline geldi.. Sonra ? MB ’sının karı yangından mal kaçarcasına hazineye aktarıldı , o yetmedi MB’nin ihtiyat akçesi, yani buna kefen parası da deniyor, bu da hazineye aktarıldı. Kar ve ihtiyat akçesi toplamı 80 milyar TL, yetmedi tencerenin içinde ne varsa aktarım devam etti, MB’nın ödediği bir de kurumlar vergisi var, yılsonuna kadar 94 milyar TL bu bütçeye aktarılmış olacak. Bunları bütçenin durumunun ne kadar vahim olduğunu anlatmak için söylüyorum, çok da rakamlara boğmak istemiyorum.

Bloomberg’den Çağan Koç bir de akademisyen arkadaşımız Ali Rıza Güngen biraz sonra değineceğim konuyu atlamadılar, haberleştirdiler, yorumladılar, bu yazılar üzerine ben de, eski hazine müsteşarlarını, yardımcılarını, MB başkan ve yardımcılarını aradım. Çünkü MB bilançosu, çok teknik bir bilançodur, herkes anlamaz bu işten, okullarda da öğretilmez, sadece bunu biraz öğrenenler bankacılara ders olarak yüksek paralarla anlatırlar saati 1000 Dolar’dan. Şimdi konuya geleyim artık, MB‘sının bir değerleme hesabı var, bu ne diyeceksiniz, MB’sı altın, döviz işlemleri filan yapıyor ya, işte bunların da dünyada fiyatları değişiyor, inip çıkabiliyor, fiyatların değişiminden oluşan farkları MB’sı ayrı bir hesapta izliyor. Yani şöyle, Can’ın bir hesabı var ama temel bir hesap değil, bu hesapta altın ve döviz izleniyor ve farklar buraya yazılıyor, negatif de, pozitif de olabiliyor, Can’ın hem varlığı ama hem de değil, bu bir nazım hesap gibi yani asli hesap gibi değil, bilançonun nazım hesaplar denilen bir bölgesi vardır, onun gibi algılayabileceğiniz bir hesap, dolayısıyla dönem kazancına, MB kazancına dahil edilmiyor bu değerleme farkları. Şimdi buradaki, değerleme hesabında biriken parayı da, bütçeye aktarmaya çalışıyorlar ama bunun aktarılamayacağı MB kanununda var.

 

ÖM: E kanun değiştirilir.

 

AB: Değiştirecekler zaten, hatta şöyle de yapıyorlar, uygulamayı yapıyor kanunu sonra değiştiriyor. Hatırlayın eski içişleri bakanı “kapıyı gir” diyor, “efendim kanuna göre buraya giremem” diyor, “yahu %51 almış bir iktidarız kanunu sonradan yaparız, sen dal gir içeri!” diyor. Hatırlarsınız, antidemokratik uygulamaların başlangıcında yaşadığımız bir durumdur. Şimdi MB’sı bilançosu ve bizzat kendisi labirentlerle doludur. MB’sı işleyişi hesapları ve bilanço, üstelik daha eski zamanlarda bilinmezlikler diyarıydı. Ekonomi Muhabirleri Derneği başkanı iken MB’sı ile birlikte bilanço eğitimleri düzenlemiştim, çünkü ekonomi muhabirlerinin, hepimizin öğrenmesi gerekiyordu, çok teknik ve karmaşık bir şey. MB’nin bilanço kitabı vardır, ana bilanço, vaziyet filan, bunlar çok teknik hikayeler. MB’nin içinde de çok kişi bilmez. Biz de, MB’sı ile ortak toplantılar düzenleyerek öğrenmeye çalıştık. MB‘sının bilanço kitabı “gerçekleşmemiş gelir ve gider” diyor bu kaleme. Biz gerçekleşmemiş bir gelirden aktarım yapmaya çalışıyoruz, bu haldeyiz!

 

ÖM: İlginç.

 

AB: Kara erkenden el koyuyorsun, yedek akçeyi alıyorsun, vergiyi zaten alıyorsun şimdi sıra değerleme hesabında !! MB’sı açık pozisyonda şu anda , bir anlamda da MB ‘sının içini boşaltıyorsun. Dolayısıyla, böyle bir MB‘sının kredibilitesi olmaz, uyguladığı faiz, para, döviz politikasına, enflasyon hedeflemesine inanç olmaz. Osmanlı’nın 3 çeşit hazinesi vardır, Fatih döneminde hazine inanılmaz abat olmuş vaziyette, kapıdan taşıyor, kendi has hazinesi ile devlet hazinesini ayırıyor adam “Topkapı’dan alın Yedikule’ye götürün, elimin altında devlet hazinesi olmasın” diyor. Bugün bu ülkede bütün hazineler elinizin altında…

 

ÖM: Kanal İstanbul şimdilik zormuş, Fenerbahçe’nin borçlarını sordum onun da cevabını aldım ama bir şey daha var, nükleer santraller nasıl yapılacak ona para var mı? Çünkü yeni bir bilgiye ulaştık, ABD’de ölmekte olduğu ortaya çıkmış nükleer enerji sektörünün ve muazzam bir kurtarma operasyonu istiyorlar, galiba yapılacakmış. 23 milyar Dolar’lık para verilecekmiş önümüzdeki 10 yıl içinde kendilerine, böylece kurtaracaklar. Türkiye’de bu durumda Akkuyu’da Rusların ve Sinop’ta da Japonların yapacağı şeyler vardı, onlar ne olacak?

 

AB: Sinop durdu galiba değil mi?

 

ÖM: Evet Japonlar durdurdu.

 

AB: Akkuyu’da 23 milyar Dolar’lık bir yatırım vardı hatırladığım kadarıyla.

 

ÖM: Tam 23 milyar Dolar da işte Amerika’daki eskimiş şeyleri kurtarmak için 10 yılda verilecekmiş.

 

AB: Türkiye dünyanın çöpünü satın alıyor biliyorsunuz, çok büyük çöp ithalatçısı, dünyanın çöpünü biz satın alıyoruz. Anlaşılan Dünyanın nükleer çöplüğü olmaya da adayız, Rusya’nın 23 milyar Dolar’lık kredi açtığını bilmiyordum, projeye dönük kısmi bazı krediler var Rusya’nın, salt inşaatına dönük bildiğim kadarıyla. Bunu da fay üstüne yapıyoruz değil mi?

 

ÖM: Evet, evet. Bir de muazzam ısınan bir Akdeniz’de yapıyoruz ki soğuk denizler soğutma suyu olarak kullanılırken bu çok büyük problem olur ama ben bunların üstünde durmuyorum, ben parasındayım yani parasına bakarım!

 

AB: Dünyanın rezerv parası Dolar, yani adam mürekkebi, kağıdı koyuyor, basıyor, biz dahil dünya da, o kağıda iltifat ediyoruz. Neden iltifat ettiğimizi sonra konuşuruz.. Ama dünyadaki petrol , enerji işlerinin büyük bir bölümü dolar ile alınıp satılıyor. Diyelim ki Suriye’de iş bitti, barışı da yaptık, kantonlar var, herkese demokrasi de geldi, artık Suriye’yi yeniden imar edelim faslına geldik; 350-400 milyar Dolar’a ihtiyaç var. Bu parayı, Rusya, İran, Türkiye’yi filan geçiniz, bu parayı tek çıkarabilecek ülke ABD.

 

CT: Neyin karşılığında verecek bu parayı peki?

 

AB: Soru o işte! Adam diyor ki “biz İŞİD’i bitirdik, Kürtler’den 10 bin kişi öldü, benden 8 kişi, büyük başarı!” diyor.

 

CT: Ama petrol rezervleri de aynı zamanda kontrol altına alınmış.

 

AB: “Kontrolümde” diyor, bir de göstere göstere ne diyor? “Ben buradan çıkmadım bak İŞİD’in liderini ben öldürdüm!” diyor.

 

ÖM: “Değerli şirketimiz Exxon’la da petrol meselesini halledeceğiz” diyor.

 

AB: Yani “gidiyormuş gibi yaptım ama hep buradayım!” diyor. Birçok mesajı var bu işin “Rusya sen yapamadın, beceremedin, ben becerdim” bir de teşekkür ediyor ona. Rusların Suriye’yi, finanse edecek kaynağı olduğunu düşünmüyorum. Önceki programlarda Rus savunma sanayiini anlatmıştık, Türkiye’ye S400 sattıklarının hemen sonrasında Rus savunma sanayiinin başındaki kişi “bizim savunma sanayimiz çok kötü, 50 milyar Dolar’lık yeni bir kaynağa ihtiyacımız var, Putin’den taleb edeceğiz” demişti. Rusya ekonomisi ambargo uygulanan bir ekonomi, elbette büyük ekonomi elbette ama öyle bütün dünyaya yetecek bir kreditör değil, rezerv paraya da sahip değil, Ruble öyle bir para değil.

 

ÖM: Paralar zaten oligarkların elinde.

 

AB: Evet, onların elinde ve paralar başka yerlerde, ayrıca dünya yeniden resesyona giriyor, en son raporlar onu gösteriyor, Almanya bile. Dolayısıyla Türkiye’de yapılan yatırımlar Erbakan’ın inşaatları gibi kalabilir. Sinop öyle kaldı değil mi? Kanal İstanbul öyle. Balayı bitti, gelişmekle olan ülkelere akın akın gelen para dönemi bitti, ki o kaynaklar bu ülkede 17 yıl süren bir iktidar yarattı, o paralar otoriter bir rejim yarattı, elbette düşük muhalefet profiliyle oldu bunlar. Vaktimizi doldurduk herhalde, bitireyim bu aşamada

 

CT: Benim anladığım şu oluyor, balayı bitti, boşanma yakın gibi duruyor, nafakayı da yine devletten isteyecekler gibi sanki! Yani bizden!

 

AB: Evet öyle, 1977’de iktisat eğitimine başladım, o yıllardan bu yana gördüğüm şu oldu, bugüne kadar bütün sermaye batıkları halka yüklenmiştir, batığı adil bir şekilde yayabilene rastlamadım açıkçası. Bunu yapabilmek için ciddi sosyal demokrat lazım, sosyalist olmak lazım, kapitalist dünyanın refleksleriyle de olsa, vergi politikalarıyla, mali politikalarla, mutabakatla, kriz maliyetini toplumsal kesimlere yayabilirsiniz, emekçileri tümüyle ezilmekten kurtarabilirsiniz, elbette bu araçları doğru kullanırsınız. Ama bugüne kadar tüm iktisadi krizlerde, yoksul ve düşük gelirli geniş toplumsal kesimler çok ağır bedeller ödemiştir. Büyük kavgalarımı da, sol cenahta bulunan iktisatçı olarak, bu meseleler üzerine verdik. Ağır iktisadi darbeler olduğunda da Türkiye gibi sağa meyilli toplumlar radikalleşiyor. Türkiye toplumu, başta yoksulların ilizyonu ile 17 yıldır AKP ile bir evlilik yaşıyor, boşanma da biraz zor oluyor.

 

ÖM: Peki çok teşekkür ederiz.

 

AB: Görüşmek üzere, hoşça kalın.

 

CT: Görüşmek üzere.

Kategori: