'Ekonomi Politik': Barış Pınarı Harekatı (2)

23 Ekim 2019
Fotoğraf: AA

Açık Gazete'nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge'yle 'Barış Pınarı Operasyonu'nu konuşuyoruz.

Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

(21 Ekim 2019 tarihinde Açık Radyo’da Ekonomi Politik programında yayınlanmıştır.)

 

Ömer Madra: Günaydın Ali bey!

 

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, merhaba Can orada mısın?

 

Can Tonbil: Günaydın Ali bey buradayım.

 

AB: Selahattin’e, tüm ekibe iyi yayınlar diliyorum.

 

ÖM: Teşekkür ederiz. Biraz gecikmeli başladık, telafi edeceğiz merak etmeyin lütfen.

 

AB: Rica ederim, biliyorum cömertçe davranacağınızı.

 

ÖM: Bugün gene son derece yoğun bir gündem var, savaşın sesi de her tarafa Clausewitz’in değimiyle sarmış durumda hiçbir şey anlaşılamıyor, kim haklı, kim nerede ihlal ediyor bütün anlaşmaları filan belli değil.

 

AB: Geçtiğimiz 10 gün boyunca zaman zaman aklımdan geçenleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Harekat boyunca tüm gelişmeler, ülke liderlerinin açıklamaları gözümüzün önünden akarken, yaşananları, ülke liderlerinin sözlerini, tüm siyasi aktörleri, özellikle Trump başta olmak üzere, büyük usta Charlie Chaplin “sinemaya nasıl yorumlardı?" diye hep düşündüm. Özellikle Trump’ı nasıl anlatırdı? Chaplin’in ‘Büyük Diktatör' filmi gözümün önüne geldi, büyük usta tüm bu olan bitenleri nasıl sinemaya aktarırdı, böylesi kareler de gözümün önünden geçti. Gerçekten Trump ABD’nin ve dünyanın başında gelen eşsiz bir felaket, sinema için eşsiz bir portre.

Şöyle bir sahne var, görmüşsünüzdür birbirine karşı düşman güçler Rusya destekli Suriye askerleri yolun bir tarafında, öbür tarafından da Amerikan askerleri geçiyor. Suriye ve Amerikan askerleri yan yana geçiyorlar. ABD’liler konuşlandıkları yerleri Suriye askerlerine bırakıyorlar. Bir süre sonra ABD, kullandığı yerlerin merkezi olan çimento fabrikasını kullanılmamak üzere bombalıyor. Öte tarafta TSK ve (ÖSO–SMO) Suriye Milli Ordusu, Kürtlerin yoğun olarak yer aldığı Demokratik Suriye güçleriyle savaşıyor. Bir tarafta öldürülen insanlar, yıkılan köyler, şehirler, tarlalar, ekinler yanıyor, çatışmalar devam ederken birbirine karşı düşman kesimler çatışmadan yolun iki yakasından geçebiliyorlar. Yani inanılmaz bir sahne, sürreel bir sahne! Bir yandan insanlar ölüyor, öldürülüyor 166 bin sivil evlerinden olmuş durumda.

 

ÖM: Hatta 300 bin’e varacağı söyleniyor, son rakamlarda 300 bin telaffuz ediliyor artık.

 

AB: İşte böyle bir sahne, karşıt gruplar yan yana, dip dibe alanlarda dururken, öte tarafta evler, hastane bombalanıyor, insanlar ölüyor ama bir taraftan da çatışmasız teğet geçen düşmanlar, yeni görev teslimatı yapıyorlar!

 

CT: Bir de sınırın öte tarafındaki şehirler ve yerleri boşaltılıyor, oraya yapılan saldırılar sonucu hayatını kaybeden insanlar var aralarında çocuklar da var. Türkiye’den bahsediyorum, Tel Abyad’ın tam karşısı.

 

AB: Evet, birde çatışan taraf ülkelere bakalım, Esed’in başında bulunduğu Suriye demokratik olmayan bir rejimde, otoriter Putin Rusya’sı belli, demokrasi demeye bin şahit gerek, öte tarafta Trump felaketi yaşıyor ABD, Trump için Amerikan faşizmini sembolize ediyor demek pekala mümkün, öbür tarafta aktör güçlerden biri Türkiye, demokrasi denmeyecek bir yönetimle karşı karşıya. İran’ı da unutmayalım yıllardır otoriter dini rejim içinde. Otoriter rejimlerin savaşında halklar, siviller, çocuklar, kadınlar ölüyor.

Sonuç olarak Türkiye bir alt üst oluş süreci içerisinde bulunuyor. 4 milyon’a yakın göçmen topraklarında bulunuyor. IŞİD’in sorumluluğu önemli ölçüde Türkiye’ye veriliyor, cihadist unsurlardan devşirme bir ordu var, TSK’nın yönlendirdiği ÖSO-SMO denilen ordunun, 70-100 bin kişilik olduğu iddia ediliyor. Diyelim ki her şey güllük gülistanlık oldu, bu orduyu ne yapacaksınız? 2.orduya mı bağlayacaksınız? Kolordu mu yapacaksınız? Ya da Esad’a, “al sana ordu!” mu diyeceksiniz? Eğitip donattığımız bir ordu var ve bu cihadist karma bir ordu.

Yarın Soçi’de zorlanacak hususun, Rusya tarafından Adana mutabakatı olacağı anlaşılıyor, 1998 yılındaki yapılan mutabakat çerçevesinde Türkiye ve Suriye’nin yakınlaşması, el sıkışmasına dönük bir hamle olacağı anlaşılıyor. Öbür taraftan SDG, yani genel olarak Kürt dünyası, Suriye Kürtleri halihazırda Türkiye’nin istediği şekilde değil çok dik olamasa da ayaktalar ve pozisyonları farklı da olsa varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar. Türkiye ile Suriye sıcak bir çatışma içine her an girebilir, çünkü Suriye topraklarında Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekâtlarıyla Suriye’nin bir kısmında Türkiye Cumhuriyeti devleti var, Türkiye’nin uzantısı var, kanton var yani, orayı Türkiye devletinin bir parçası olarak görüyor bugünkü yönetim. Suriye devleti de “benim topraklarım işgal altında” diyor. Türkiye’nin yarın o topraklardan çıkmak zorunda kalma durumuyla karşı karşıya kalması pekâlâ mümkün. Suriye politikasında eski çamlar bardak oldu , Şam’da namaz kılmak, 1 koyup 5 almak hülyaları ortadan kalkmış durumda, Suriye’nin geleceğine ilişkin olarak Türkiye, etkinliğini kaybetmiş durumda, önemli ölçüde uzaklaştırılmış bir pozisyona doğru gidiyor. Dünyanın gözünde de işgalci bir pozisyonda. Destek bulduğu 3 ülke var bildiğim kadarıyla, buna karşın SDG ve Kürtlerin dünyanın gözünde ihanete uğramış bir halk olarak önemli ölçüde destek bulduğunu söylemek pekala mümkün. Erdoğan bu oyunda önemli bir yeri olacağını düşünmesine karşın bu filimin casttında sonlarda olacak . Gelinen son aşamada Erdoğan’a “çizgim dışına çıkarsan sana neler yaparım, neler” dersi verildi. Yani “seni ve ülkeni mahvederim” diyor adam “hayatta kalman bana bağlı, vermem borcu bitersin” diyor.

Ayrıca Erdoğan üzerinden Türkiye, ciddi bir aşağılamayla karşı karşıya kaldı, Trump diyor ki mektuplarında, “binlerce kişinin öldürülmesinden sorumlu olmak istemezsin” bu ne demek? “Uluslararası mahkeme yolu” diyor, “ekonomini mahvederim” diyor, “yaptırımları getiririm” diyor, “aptal olma” diyor. Bütün bunlar bir şey söylüyor diyor ki “her an sen El Beşir muamelesi görebilirsin”. Yani bu tehditler öyle böyle tehditler değil, ayrıca böyle durumlarda nedense hemen bir mal varlığı ve yaptırımlar gündeme geliyor. Ne hikmetse, Rusya ile de aynı şey oluyor, hatırlayın Türkiye Rus uçağını düşürdükten sonra, ailenin mal varlığı, IŞİD ile petrol ticareti görüntüleri, petrol rafinerisi, dolum yapan tankerler, aile fertleri fotoğrafları, uydu görüntüleri Rusya tarafından gündeme getirildi. ABD ile ters düştüğünüzde yine mal varlığı gündeme getirildi. Mal varlığı meselesi nazik bir konu!

Peki, Türkiye’nin muhatap olduğu bütün bu hakaretlerden, bütün bu aşağılamalardan sadece Erdoğan mı sorumlu? Hayır, “Mehmetçiği yalnız bırakmayız!” diyerek savaşa destek veren, bu harekâta destek veren CHP’de sorumlu, CHP’nin başka bir ülkenin topraklarına yapılacak harekâta onay vermesi, zaten kaşığın ucunda kalmış demokrasi kırıntıları vardı, özgürlük kırıntıları vardı, onun da sona ermesini sağladı. Sezgin Tanrıkulu’na harekata karşı yaptığı açıklamalar nedeniyle yapılanlar Nurcan Baysal’ın muhatap oldukları ortada kayyum atamaları, seçilen insanların görevden alınmaları bu ülkede seçim.. bir hikaye .

 

CT: Nerede atanmış efendim?

 

AB: Pardon gözaltına alınma var, kayyum atanan yerlerden Diyarbakır belediyesi başkanı Selçuk Mızraklı gözaltına alındı. Sanıyorum 2 gün önce başka kayyum atanan yerlerde vardı. Seçimlerden bu yana bölgede, doğu ve güneydoğu bölgesinde 10’a yakın kayyum ataması söz konusu oldu, belki daha fazla. Dolayısıyla CHP ana muhalefetin bütün bu olanlarda dahlini görmezlikten gelmek mümkün değil. CHP’nin Mehmetçiği oraya göndermeyecek barış mitingleri, barış toplantıları örgütlemesi gerekirken ana muhalefet partisinin buna destek vermesi, stepne olmasının yarın ciddi bedelleri olacaktır diye düşünüyorum. Nasıl ki, ABD Suriyeli Kürtleri yarı yolda bıraktı bir anlamda ihanet etti, CHP de İstanbul seçimlerini, Türkiye’de büyükşehir seçimlerini kazanmasında en büyük rolü olan ve Türkiye’nin 3.büyük partisi olan hareketin desteğini görmezden geldi. Harekata karşı birlikte vaziyet alması gerekirken, Türkiye ittifakı refleksi içinde olmasının tarihsel sorumluluğu onların üstünde kaldı. Bunun altını çizmek lazım diye düşünüyorum. ‘İçimiz yana yana destek vermek’ ile ülkeyi alt üst edilmesine eşsiz katkıda bulundu, Türkiye güneyinde on yıllar sürecek kanlı sorunlu bir alanla uğraşmak zorunda, öyle anlaşılıyor.

 

CT: Ali bey bir şey sorabilir miyim?

 

AB: Tabii buyurun.

 

CT: 2016 yılında bu Fırat Kalkanı’nın hemen öncesinde de aynı şekilde CHP’nin oylarıyla beraber TSK’nin Suriye ve Irak’ta sınır ötesi operasyon yapma yetkisi veren o zamanki başbakanlık tezkeresi geçmişti. Yani orada da herhangi bir şekilde bu konuyla alakalı olarak bir kazanım ya da kaybedişle alakalı bir şey söylememişti. Gene aynı durum yaşanıyor, bundan sonra da benzer bir durumda benzer bir şeyle mi karşılaşacağız yoksa değişen bir şey olacak mı diye merak ediyorum.

 

AB: Geçen hafta konuştuk harekat tezkereleri tarihine baktık, 3 yıl dışında CHP tezkereler hep evet demiş, 2012-2013-2014 yılları tezkerelerine ‘hayır’ demiş CHP, Irak ve Suriye tezkereleri 2007’den bu yana devam ediyor, 2007 ile galiba 2013 arasında ‘evet’ diyor. Zaten 2007 tezkeresine büyük bir coşkuyla destekliyor “evet dedik ama bunu kullan!” diyor o zamanki CHP lideri Deniz Baykal. Hayır dedikleri 3 yıl, sanıyorum barış süreciyle ilgili bir durumdu, sonra bu 2014 yılında bu iki tezkere birleştiriliyor, Suriye ve Irak tezkereleri, sonra da CHP’nin tavrı hep ‘evet’ oluyor.

 

ÖM: Deniz Baykal’ın da aslında destek mealinde bir mesajı da oldu, kendisi şimdi biraz rahatsız olmakla beraber, sağlık açısından söylüyorum, evet destekledi bu operasyonu.

 

AB: Burada ana muhalefet partisi açısından üretilmesi gereken bir siyasa varsa o da barış siyasasıdıydı. Harekata destek olmak sonuçlarına da ortak anlamına geliyor. Erdoğan üzerinden Türkiye’ye hakaret eden bir Trump varsa, sebebine de sonuçlarına da ortak oluyorsunuz demektir. Dolayısıyla CHP’nin hali bu konudaki tavrı şizofrenik, gelgitler hakim, “içimiz ağlaya ağlaya destek vereceğiz” ne demek, abuk bir açıklama, geçen hafta söyledim, CHP 10-15 gün önce Suriye konferansı yaptı, konferansta harekata, savaşa destek lafları edilmedi, harekata destek kararı konferansın sonuç bildirisine aykırı, tezkere desteği konferansta konuşulanlara aykırı. Tam, ‘aklım nerede ellerim nerede’ hali. Muhtemel ki , parti içinde bunun bazı sonuçları olacaktır, muhtemel CHP büyük kongresinde, ilçe kongreleri yapılıyor bildiğim kadarıyla, 2020’de büyük kongreleri olacak, 2020 yılında Trump’ın da seçimi var değil mi Kasım ayında?

 

ÖM: Evet.

 

AB: Şimdi önemli soru şu, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu ülkenin yaşadığı bu sonuçlardan sonra durumlarını düzeltebilirler mi? Ülke şu anda bir alt üst oluş yaşıyor, Erdoğan elinde bulundurduğu medya gücüyle başarı zafer ilan edebilir ama bu geçici bir durum, ülkenin ekonomik ve siyasal durumu belli, dışarıda, içerideki durumu, borç düzeyi belli, borç batağına rağmen yaşanan harekat sonrası durumu, siyasette kendine lehine tahvil edebilir mi? AKP’sini diriltebilir mi? Çok zor.. Bu sorulara yanıt vermek, açıkçası bundan sonraki gelişmelere bağlı ama CHP ve Kılıçdaroğlu yanlış siyasalarla Erdoğan’a destek tavrını sürdürdüğü müddetçe diriltmeyi isteyeceği aşikar. Çünkü, Türkiye insanı bu tür zeminlerden savaş ve milliyetçilik dalgasından çok etkileniyor, seçmen etkileniyor ama şu var ki ekonomik durum ve Türkiye’nin dünya üzerindeki olumsuz hali , harekat sonuçlarının yarattığı hamaset dalgasının seçmen üzerindeki etkisini azaltabilir. Sonuçta işsizlik ve büyüme sorunları had safhada, ülke hiç iyi durumda değil..

 

ÖM: Evet yani “Derdi oy olan AKP mutlu” diye Cumhuriyet gazetesi dünkü nüshasında manşet atmıştı, yani “AKP’lilere göre Barış Pınarı Erdoğan’a desteği arttırdı” diyorsa da dünyanın çeşitli gazetelerinden analistler, özellikle dış politika yazarları Guardian başta olmak üzere pek çok gazetede gördük, AKP’nin ve özellikle Erdoğan’ın bir iniş halinde olduğunu belirten yazılar var. Ben bir de şunu eklemek istiyorum, bu Akdoğan Özkan’ın bugün T24’te “Bir harekatın kronolojisi” diye ayrıntılı bir analizinin son bölümünde diyor ki “120 saatlik ara verilmesini teminat altına alan anlaşma bugün 96 saati dolduracak yani bir diğer değişle çatışmasızlık durumu yarın sona erecek ama bu süre sona ermeden önce Erdoğan’la Putin Soçi’de görüşme yapacak. Velhasıl 120 saat rastgele seçilmiş bir zaman dilimi değil. Mesele Kürtlerin ağır silahlarını bırakıp bölgeyi terk etmelerini sağlamak olsaydı bu daha kısa bir zaman dilimine de sıkıştırılabilirdi ama asli hedef o değildi. Washington aslında biliyordu tam 5 günlük sürenin hemen sonunda bu görüşme, Erdoğan-Putin görüşmesi olduğunu çok iyi biliyordu, o nedenle 120 saatlik silah bırakışması koymuştu. Böylelikle Trump 'ben son ana kadar üstüme düşeni yaptım ve Ankara’ya gerekli freni koydum. Kürtler Şam yönetimiyle anlaşmayı seçiyorsa onların güvenliğinden bundan böyle ben sorumlu değilim. Moskova ile Şam sorunu mesajını verebiliyordu. Bir diğer deyişle Kürtlerle Türkleri dengeleme mücadelesinden ben sıkıldım, yoruldum, o mesele artık Putin’in kucağındadır' demiş oluyordu. Sonuç olarak bir yandan bölgede istikrarsızlığın sürdürülmesi yolunda Türklerin Kürtlerle daha uygun bir partner olduğu sonucuna varan ve Suriye’deki tüm askerlerini Irak’a çekeceğini açıklayan ABD var birincide. Bir yandan Türkiye-Suriye sınırında Ankara ile Şam için bir istikrarsızlık anlamına gelebilecek güvenlik tehditlerinin artık ortadan kalkmakta olduğunu, dolayısıyla sıranın Erdoğan’la Esad’ı belki Soçi’de bir araya getirmeye gelmekte olduğunu düşünen Rusya ve bu iki küresel gücün köpürttüğü dalgalarda sörf yaparak bugünlere gelen Türkiye yarından itibaren üçü de Suriye savaşının final perdesindeki rollerine odaklanabilir yani ezberlerini çalışabilirler artık. Sadece umalım ki daha 8,5 yıldır büyük trajediler yaşadığını gördüğümüz bölge halkları için daha feci sonuçlar, daha fazla yerinden yurdundan edilme olmasın” diyor.

 

AB: Suriye konusunda hep konuştuğumuz gibi çözüm Amerika ile Rusya’nın anlaşmasına bağlı. Hep bunu konuşuyoruz, gündeme getiriyoruz, bu da görülüyor zaten. Zaten programın başında bahsettiğim tablo da böyle, bir yanda Rus askerleri, Suriye askerleri, Amerika askerleri, sağlı sollu geçiyorlar “bye” diyorlar birbirlerine. Bu sahneler, arka planda başka şeylerin, anlaşmaların olduğunu gösteriyor. Artık, 2011’den bu yana devam eden Suriye sorunsalında Türkiye’nin baş aktörlerden biri olma rolü yok, küçük bir rol biçileceği anlaşılıyor, minimize olmuş durumda. Sonuçta Suriye sorunu iki aktörün ne diyeceğine bağlı. Şimdi Soçi’de aktörlerden Rusya, Türkiye’yi bir çizgiye getirmeye çalışacak, bakın biz 2011’den bu yana bir kez Rusya ile ciddi bir şekilde kafa kafaya geldik neredeyse değil mi?

 

CT: Uçak düşürme.

 

ÖM: Ayrıca diplomatın öldürülmesi vaziyeti.

 

AB: Evet, uçak düşürüldü , diplomat öldürüldü, sonra ballı lokma tatlısı olduk tekrar, büyük bir dengesizlik içinde, gelgitlerle dolu Rusya ile yakın dönemimiz, ittifaklar ve aktörlerin davranışları bir anda dağılıyor sonra tekrar toparlanıyor, kartlar dağılıyor , toplanıyor yeniden karılıyor, şimdi de böyle bir aşamadayız, Türkiye sonuçta 8,5 yıllık gelişmelerin sonucunda ne durumda: başlangıçta koyduğu hedeflerle ilgisi olmayan bir konumda , dünya kamuoyunda işgalci görülüyor, emperyal olmakla suçlanıyor, dostu yok , Türkiye Suriye politikasında demokrasisini kaybetti içeride. Ne idüğü belirsiz bir başkanlık rejimine geçti, dünyada tanımı olmayan bir başkanlık rejimindeyiz. Dolayısıyla Suriye politikasının çok bedeli oldu bu ülkeye, 21. yüzyılıda kaybetmiş sayılabiliriz önemli ölçüde, yüksek bedelleri olan bir durumla karşı karşıyayız, ki bu bedeli bu ortamı yaratmakta önemli katkıda bulunan eski Başbakan eski Dışişleri Bakanı ve AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu bile, partisiyle yollarını ayırmış durumda. Hem AKP açısından hem de Türkiye açısından yanlış Suriye politikasının bedelleri 10 yıllar boyunca ödenecek bir fatura çıkartmıştır. Bu arada topraklarından edilen, ölen insanlar, en büyük bedelleri ödeyen onlar. Yüksek bedeller ödediğimiz ve ödeyeceğimiz de bir durumla karşı karşıyayız.

Örneğin Suriye milli ordusunu ne yapacağız ? ÖSO’nun parasını, maaşlarını Türkiye bütçesinden ödeniyor, ne yapacağız bu cihadist devşirme ordusunu ? ÖSO Mehmetçiklerden oluşmuyor, böyle bir orduyu Türkiye, TSK’nin saflarında mı tanımlayacağız? Dağıtacak mısın? O insanları ne yapacaksın? Ülke içinde 4 milyon göçmenle baş etmeyi kaldıramayacak duruma gelmişsin , Erdoğan göçmenlere 40 milyar dolar harcadık diyor. 2019 yılının turizm cirosu bu kadar bile değil. Nerden buluyorsun bu parayı, borç olarak elbette. Çok sorun biriktiren, bedeli çok yüksek bir politika oldu, iç ve dış siyasete yansımalarıyla birlikte. Türkiye hiçbir zaman bu kadar aşağılanmamıştı, tüm bu incitici , hakaret dolu açıklamalar çok yaralayıcı oldu , Kürtler açısından da, Kürtlere de “girme, dur, çık, gel!” başının çaresine bak filan, bütün bunlar çok kahredici oldu..

 

ÖM: Önce kavga ettiririz sonra ayırttırırız filan.

 

AB: Evet. Yani burada Türkiye kadar Kürtlere de benzer muamele yapıyor. Aşağılamak müthiş bir güven sorunu yaratır. Burada mesele şu: Türkiye, bölge Kürtleri ve kendi Kürtleriyle konuşmayı ve sorunları demokrasi içinde çözmeyi öğrenene kadar maalesef bu aşağılamalar , büyük aktörler arasında oyuncak olmaya devam eder. Demokrasi içinde hem kendi Kürtlerinle hem de bölge Kürtleriyle konuşmayı, anlaşmayı demokrasi içinde becerebiliyorsan, inciltici muhataplıkla karşı karşıya kalmazsın kardeşim. Yapmazsan da böylesi değersizleştirme ile karşılaşırsın. Dolayısıyla çıkarılacak çok dersler var bu gelinen noktada umarım çıkarılır ama gördüğümüz kadarıyla iç kamuoyunda baskı şeyinin artması bundan çok ders çıkarılmadığını gösteriyor, bunda da CHP’li dostlarımıza buradaki eşsiz katkıları nedeniyle bir göndermede bulunalım.

 

ÖM: Peki bunu yakından takip edeceğiz maalesef, yani son derece iç karartıcı olmakla beraber.

 

AB: Bakın, 3 gün önce Türk Dünyası Zirvesi oldu Bakü’de, şimdi de yeni bir deyiş çıktı karşımıza ‘6 devlet tek millet’, olduk , tamam 6 devlet tek milletiz de, Türkiye’nin harekatı için ortak bir destek bildirisi çıktı mı? Baktınız mı?

 

ÖM: Çıkmadı.

 

CT: Çıksa da çok fazla bir şey olmaz, İslam ordusu kuruluyordu galiba yakın zamanda, 2016’da mı, bütün katılımcılarla beraber bir tatbikat düzenlenmişti ama sonuç olarak o da kalmadı.

 

AB: Bu ülkelerin içerisinde sanıyorum Özbekistan baş örtüsünü yasaklamaya başladı, laik adımlar atmaya başladı, tenakuza düştü bizim iktidarımızla. Sonuç, 6 devlet tek milletten bir ortak destek bildirisi çıkmadı.

 

ÖM: Ayrıca biraz önce sizinle bağlanmadan hemen önce Can’ın keşfettiği gibi Azerbaycan’da da çok büyük hadiseler olmaya başladı.

 

CT: Polis tuttuğunu götürüyor.

 

ÖM: Gösteriler başlamış durumda, pek öyle ortak bildiri imzalayacak hali kalmadı galiba Azerbaycan’ın da.

 

AB: Bir de bakın Müslüman Afrikalı liderler toplantısı oldu 2 gün önce, oradan da bir ortak bildiri çıkmadı.

 

CT: Bu küresel medya buluşması galiba?

 

AB: Yok, onunla birlikte Bakü’de liderler de buluştu.

 

CT: Öyle mi? Küresel Gazeteciler Konseyi’nin düzenlediği bir şey de varmış.

 

AB: O Bakü’deki hem gazeteciler, hem liderler toplandı , Müslüman Afrika toplantısı.

 

CT: Bakü’deki şey denilmiş “tek millet, tek medya, 6 devlet”

 

ÖM: Çok güzel.

 

AB: Bu Müslüman Afrika’lı liderler toplantısı İstanbul’da Dolmabahçe’de oldu beyler, yanımızda yani.

 

CT: Öyle mi?

 

AB: Burada da bir bildiri yok. Son 3 yılda Sırbistan’la ballı lokma tatlısı bir durumumuz var ülke olarak. Bayağı gidip geliyoruz. Bir hikmeti olsa gerek..

 

ÖM: Srebrenitsa’yı katledenlerin bir kısmının bulunduğu yer değil mi?

 

AB: Evet.

 

CT: Vizesiz gidilebilen Avrupa ülkelerinden bir tanesi olduğunu da hatırlatırım.

 

AB: Oradan bir destek var mı harekâta?

 

ÖM: Duymadık biz ama Can araştırsın şimdi acar muhabirimiz.

 

CT: Bakıyorum, Sırp Sındığı.. sağlık alanında destek vermiş, Türkiye’den Sırbistan’a sağlık alanında destek vermiş, o değil değil mi bahsettiğimiz şey? Sırbistan’dan da Fetö’yle mücadelede destek vermiş. Böyle karşılıklı destek var ama operasyon konusunda bir destek yok galiba.

 

AB: Bu kadar büyük bir yalnızlığa yol açmanın bedeli olmaz mı?

 

ÖM: Peki çok teşekkür ederiz.

 

AB: Size iyi yayınlar, hoşça kalın.

 

CT: Görüşmek üzere.

Kategori: