Paylaşılan Kutsal Mekânlar İstanbul'da

11 Haziran 2019
Depo İstanbul

Tütün Deposu'nda 13 Temmuz'a kadar görülebilecek araştırma-sergisi Paylaşılan Kutsal Mekânlar'ı, serginin küratörlerinden Dionigi Albera'yla konuştuk.

Küratörlüğünü Dionigi Albera ve Manoël Pénicaud’nun üstlendiği Paylaşılan Kutsal Mekânlar sergisi, Akdeniz, Ortadoğu ve Balkanlar’da üç Semavi dinin paylaştığı mekân ve pratiklere bakıyor. Güncel sanat, fotoğraf, etnografik malzeme ve dijital medyayı biraraya getiren sergi, hac ve “kutsalı paylaşma”nın çok duyulu deneyimini, konu edilen coğrafyalardaki kutsal mekânların ve manzaraların görsel olarak etkili boyutunu ve İstanbul’un dinsel çeşitlilik ve biraradalık geçmişinin zengin ve çok katmanlı yapısını aydınlatıyor.

11 Haziran 2019 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Dergi podcast servisi: iTunes / RSS

 

İlksen Mavituna: Bay Albera Hoşgeldiniz. Ve tebrikler harika bir iş bu. Bildiğim kadarıyla kendi geçmişi olan da bir iş - bir yolculuğun sonunda buraya geldi bu sergi. Marsilya’da başladı, Avrupa’yı gezdi ve bir noktada New York’a kadar gitti. Lütfen bize bu yolculuğun detaylarını verir misiniz? Ve bu yolculuğun Paylaşılan Kutsal Mekânlar’ın konsepti açısından manasını yorumlar mısınız?  

Dionigi Albera: Bu sergi Marsilya’da dört sene önce başladı. En başında bir seyahat planlanmamıştı; kısacık bir sergi olacaktıi. Ama sonra hem içeriği hem de mesajına yönelik bir ilgi hâsıl olunca, bunun bir gezici sergi olması teklif edildi.

İlksen: Nasıldı peki bu tepkiler? Özellikle Marsilya’dakiler? Zira Marsilya da kültürel bakımdan oldukça zengin bir yer..

Dionigi: Çok olumlu idi tabi ki. Çok şaşırttı bizi; hem bizi hem de müze yönetimini. Musée des Civilisations de l’Europe et de la Méditerannée’de idik.  2013 yılında daha yeni faaliyete geçmiş bir yerdi burası ve bu sergi de zaten başlangıç sergilerinden oldu. İlk amacımız elimizdeki bir araştırmanın sonuçlarının, daha geniş bir kitleyle iletişim haline sokulmasından ibaretti. Ben esasen bir araştırmacıyım CNRS, Aix-en-Provence’da.  Yani küratörlük esas işim değil. Hatta şu an bile, tüm bu ilgiden biraz şaşkınlık duyuyorum.

İlksen: Yeni bir mesleğiniz oldu yani.

Dionigi: Aynen öyle. Ve önemli bir iletişimdi olduu; dört aydan az bir zamanda 120.000 ziyaretçi geldi. Tepkilerin çoğu da olumlu idi dediğim gibi - gerek basın gerek Marsilyalılardan gelen tepkilerdi bunlar.  Farklı cemaatlerden insanlar muazzam bir ehemmiyet ve ilgi gösterdiler sergiye. Bunun üzerine de serginin devamı için talepler gelmeye başladı. İlki Akdeniz’den, Tunus’ta Bardo Müzesi’nden oldu. Burası 2015 yılında El Kaide tarafıdan saldırıya uğramış bir yerdi. Bu saldırıdan sonraki ilk sergi olarak Paylaşılan Kutsal Mekânları ve içeriğini devreye sokmak istediler.  Çok ilginç ve dokunaklı bir deneyim oldu tabi ki.

İ: Müze halen faaliyette mi?

D.: Bizim sergimiz üç ay kaldı. Marsilya Müzesi ile ortak bir üretimdi bu. Müze de tabi ki halen faal ama tabi işleyişi biraz değişmek durumunda kaldı olanlardan sonra.  

Ardından başkaca talepler oldu. Sergi Paris’e, ardından Selanik’e geçti. Sonra Fas-Marakeş’te gösterildi ve ardından Atlantik’i aşıp New York’a geçti. Serginin her bir ayağı farklı oldu aslında.

İ.: Evet aslında bu serginin farklı versiyonları olduğundan bahsedebiliriz sanırım.

Nasıl oldu adaptasyonlar?

D.: Hep bir çekirdek var tabi ki.  Ama gittiğimiz yerin, ülkenin tarihini ve kendi özelliklerine uyum sağlamaya çalıştık.  Yani sergi hep “yerelleştirildi” diyebiliriz. Her seferinde serginin belli bölümleri, sergiyi izleyecek kamu için geliştirildi. Önemli değişimlerdi tabi bunlar.

Serginin sanatsal boyutundan bahsetmek de lazım. Evet, belgesel bir kısım var tabi ki, Marsilya kısmını hazırlarken mesela, bütün Akdeniz’i gezip, fotoğraf ve videolar çektik, nesneler topladık - “birbiri ile kesişen farklı inançları” betimleyecek malzemelerdi bunlar. Fakat daha Marsilya aşamasıdan itibaren, belgesel araçlarının yanı sıra başka iletişim kanallarına da başvurmak istedik. Sanatçılara çağrılar yapıldı ve iInsanların duyarlıklarına hitap edecek işler istendi. Bazen sanatsal işler, sayfalarca süren mâlumattan çok daha etkili olabiliyor. İşte her bir versiyonda bu sanatsal katkılar değişti. Marsilya, Paris ve New York ayaklarında, klasik eserlere başvurduk; ortaçağ döneminden, modern dönemden işler katıldı sergiye. Çağdaş işler oldu tabi ki. Burada, çağdaş sanatlara yönelik bir mekan olan Depo’da ise ağırlık tabi ki çağdaş işlerde oldu.

İ.: Sarkis’in Hale Tenger’in işleri var burada evet.

D.: Sarkis’in işi sergiyi açıyor evet. Ayrıca, İsrailli sanatçı Nira Pereg bir video işi var. Ermeni-filistinli sanatçı Benji Boyadgian’ın da. Buradaki deneyimi zenginleştiren işler bunlar.

New York’ta çok zengin Amerikan koleksiyonlarından faydalanmıştık. Serginin bir bölümü New York Library’deydi. Ortaçağlardan muazzam el yazması ve minyatür koleksiyonları vardı. İstanbul’da bu mümkün olmadı tabi.

Ezcümle her seferinde serginin farklı eğilimleri ve bağlamları oldu.

İ: Bunlar anladığım kadarıyla, belli bir yerde karşılaşılan sorunlara, engellere ve kimi özelliklere yönelik yaratıcı ve sanatsal çözümler. Her seferinde sergi izleyicisine, bu çözümler sayesinde bir adım daha yaklaştırılmış oluyor.

D.:  Depo’da ki sergi için - gerçi siz de gelip görebilirsiniz ama -  belli bölümleri özellikle vurguladık - bunlar diğer sergilerde de vardı ama çok daha aza indirgenmiş haldelerdi.

İ.: Peki bu serginin anlattığı şey, yani hikaye örgüsü nedir? İsterseniz başlıktan hareket edelim: Paylaşılan Kutsal Mekânlar. Buradaki ipucundan başlayalım. Nedir ana eksen ve motifiniz? Serginin çekirdiği ya da..

D.:  Serginin belli bir güzergâhı var. Bu güzergâh boyunca belli kutsal mekânları tanıma ve ziyaret etme olanağı buluyoruz. Bu mekânlar farklı dinler tarafından paylaşılma özelliğini taşıyor. Mesela aynı anda Hıristiyanlar ve Müslamanlarca ya da Müslümanlar ve Yahudiler tarafından kullanılan mekânlar söz konusu. Bu güzergâhta çok farklı durumlarla karşılaşılabiliyor: bir yanda karşılıklı anlayışın ve misafirperverliğin merkezde olduğu barışçıl mekanlar var; öte yanda politik denebilecek sebeplerden ötürü paylaşımların, bölümlemelerin ve hatta bölünmelerin olduğu mekânlar söz konusu - farklı dinlere ayrılmış farklı bölümleri olan mekânlar bunlar.

İ.: Şu anda tam da bu ikinci durumu çok iyi temsil eden bir örneğin önünde duruyoruz. Bir fotoğraf bu? Nedir acaba?

D.: Patriarche burası. Hebron. Binlerce yıldır ziyaret edilen, tarihsel derinliği olan bir yer. Burası hep el değiştirmiş bir yer. Şu an ise ikiye bölünmüş vaziyette.  Bir bölümünü Yahudiler diğer bölümünü ise Müslümanlar kontrol ediyor ve farklı farklı girişleri var. Çok karmaşık bir tarih söz konusu, birkaç dakikada özetlemek imkansız ama yakın tarihlere bakarsak burası 1948’ten 1967’ye Ürdünlülerin elindeydi, Yahudiler giremezdi. 1967’den sonra İsrail fethinden sonra, Yahudilere de açıldı ve şimdi tek bir girişi var. Burası giderek daha çok sürtüşme ve çatışmaya yol açtı, özellikle 1994 bir İsrailli aşırılıkçı, bu mekânın içinde, kendini öldürmeden önce otuza yakın Müslümanı öldürdükten sonra. Bu olaydan sonra da, mekân ve girişini ikiye bölmeye karar verildi. Yahudiler ve Müslümanlar için ayrı ayrı girişler var. İki bölümü birden yalnızca Hırıistiyanlar ziyaret edebiliyor - Filistinli olmayan Hıristiyanlar tabi ki. Hat safhada bir politik durum var anlayacağınız.

İ.: Tam olarak öyle, had safhada politik.

Sergide hep böylesi vakalar var öyle mi? Kesişimler içeren, farklı katmanalara sahip ve ancak bilimsel bir araştırma ile nüfuz edilebilecek vakalar sanki bunlar.

D.: Bu aslında benim ve serginin danışmanlarından antropolog Manoël Pénicaud ile birlikte araştırdığım bir konu idi. Başka meslektaşlar da var bu alanda. Özellikle son on beş yıldır bu konuda yayınlanmış pekçok makale ve yazı söz konusu ve hatırı sayılır bir bilgi var alanda. Sergi de zaten bu bilgiyi çok daha geniş bir kesime ulaştırma isteği ile ortaya çıktı. Zira bilimsel makaleleri ancak ilgilileri okuyor. Kitlesi çok çok sınırlı. Bununla birlikte bir serginin kitlesi ise muazzam. Onbinlerce insana ulaşılabiliyor ve özellikle de bu bilgiye ulaşama imkanı bulamayacak insanlara ulaşmak çok önemli.

İ.: Umarım burada bunu başarabilirsiniz. Çok da uzun süreli bir sergi. Temmuz’un ortasına kadar, değil mi?

D.: 14 Temmuza kadar evet.  Epey zaman var gezmek için

İ.: Peki Depo ile nasıl iletşime geçtiniz?

D.: Osman Kavala sayesinde oldu bu. Marsilya’da sergiyi gezen arkadaşları sayesinde konudan haberdar olmuş. Bize yazdı ve bir araya geldik birkaç kere. Ve Depo ekibi ile birlikte sergiyi buraya getirmek için mesaiye başladık. Tutuklandıktan sonra da Kavala serginin sürecini hep takip etti. Onun şu anki şartlarında bunun ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirisiniz. Yine de hep ilgili oldu.

İ.: Umarım ki kapanmadan sergiyi görebilir.

D.: Evet. Temmuz’a kadar daha zaman var.

İ.: Benim sorularım bu kadar ama belki serginin küçük bir özetinin yapabilirsiniz bizler için. Birinci kattan başlayıp..

D.: Tabi ki. Denilebilir ki sergi “hac yolculukları”nı [pélérinage] konu ediyor ama kendisi de bir tür yolculuk ve hac halinde. Ziyaretçileri buraya gelip kendi yollarını ve farklı mekânları keşfetmeye davet ediyoruz. Serginin düzeni birden fazla tematik çekirdek etrafında örgütleniyor. Şehir bölümü ile başlıyoruz: bunlar sembolik manada yüklü şehirler, “kutsal şehirler” denen yerler. İlk akla gelen yer Kudüs. Üç tektanrılı dinin birden şehri burası;  çok katmanlı ve zaman zaman acı dolu ve trajik haller alabilen bir durumu var şehrin. Sergi de işte geçmişten bugüne Kudüs’le başlıyor.

Ardından, yine ilk bölümde,  İstanbul’a ayırdığımız bölüm var.  Şehrin tarihsel rolü, başkent olma özelliği ve dinsel bakımdan farklı farklı nüfusları barındırmış olması - (mekân) paylaşım örnekleri burada çok!

Ardından yine ilk katta, türbelere ait bir bölüm var. Öldükten sonra muhafaza edilmiş naaşlar. Kutsal şahsiyetleri barındıran bu yerler üç din için de hac merkezleri halen. Kimi gerçekten mezar kimisi değil. Sonra dağlara ayrılmış bir bölüm geliyor, zirvelere yapılan yolculuklardan bahsediliyor burada da. Yüklü bir konu bu da kutsallık bakımından. Dinler arasında pek çok kesişime yol açmış güzergâhlar söz konusu dağlarda: en büyük ve amblematik örnek Sina Dağı. Hıristiyan hacılarla, Müslüman hacılar yüzyıllardır karşılaşıyor burada. Saint Catherine manastırı, Fatimî dönemden bu yana içinde bir cami ve bir kilise barındırır mesela. Dağların ardından mağara teması var: nasıl ki dağ bizi gökyüzüne, mihraca yaklaştırır - böylesi sembolik bir ruhani güce sahiptir aynı şekilde mağaralar da derinliklere, yeraltından gizlenen kutsallıklara ilişkin bir semboldür. Geçmişin izleri bulunabilir burda. Gizemler barınabilir. Kutsal mağaralara ilişkin örnekler de çok, farklı dinler birbirlerine kavuştuğu yerler yine buraları: Karmel Dağı mağarası, Yedi Uyurlar Mağarası - en bilinen örnekler. Bir sonraki bölüm Bakire figürü hakkında. Bakire Meryem, İslam ve Hıristiyanlık’ın kesişimidir. Meryem’e adanmış yerlerin pekçoğunu (İstanbul-Türkiye’dekiler de dahil) Müslümanlar da ziyaret eder.

Üst katta ise denize açılıp adalara gidiyoruz. Adalar da kesişim yerleri. Sınırda yerler almakla birlikte, denizle hep ulaşım olduğu için merkezi buralar. Tarihsel olarak da farklı kesimler için hep eklemlenme ve karşılaşma yerleri olmuş adalar. Otoritelerin güzünden uzakta olundğu için buralarda kontrol de daha azmış. İşte biz de paylaşılan kutsal mekânların bulunduğu ada örneklerini sunuyoruz burada.

İ.: Prinkipo da dahil değil mi?

D.: Evet Büyükada da tabi ki örnekler arasında. Pek çok nesne sergileniyor bu bölümde. Fotoğraflar ve bir de video var Büyükada hakkında.

İ.: Büyükada, 23 Nisan’da bir hac ziyareti var. Orada bulunabilecek misiniz?  

D.: Malesef burada olamayacağım o tarihte başka bir yükümlülüğüm var.

İ.: Evet, sordum çünkü Büyükada pelerinajı halen devam ediyor. Pekçoğumuz da bundan bihaber. 23 Nisanlarda, Müslümanlar Büyükada pelerinajına katılmaktalar. Oldukça ilginç bir bilgi bu ve bu serginin izleyicisine sunacağı ilginçliklerden sadece birisi. Dinleyenlere burada, bu araştırma-sergide kendi yaşantılarına ve tarihlerine ilişkin pekçok şey keşfediceklerini belirtmek isterim. Size de hem zaman ayırdığınız hem de bu güzel özetiniz için çok çok teşekkür ederim

 

Asıl ben teşekkür ederim.