Açık Gazete'de Ali Bilge ile 'Ekonomi Politik': 31 Mart yerel seçimi

20 Nisan 2019
Fotoğraf: DHA

Açık Gazete'nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge'yle konumuz 31 Mart yerel seçimleri.

Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ali bey!

Ali Bilge: Günaydın Ömer bey, günaydın Can, iyi haftalar bütün arkadaşlara

Can Tonbil: Günaydın Ali bey.

ÖM: ‘9 gün 99 saat’ diye adlandırdığımız bir süreci tamamladık dün ve normal şartlarımıza döndük tekrar, Dinleyici Destek Projesi Özel Yayını bitti 16. yıl. Bir grup fotoğrafı çektirerek, onu da internet sitemizde görebilirsiniz, bitirdik.

AB: Kutluyorum tüm çalışan arkadaşları, herkes büyük bir emek sarf etti, dinleyicisinden, konuklara ve tüm destek veren arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Tüm bu teşekkürlerimizle bugünkü programımıza başlıyoruz. Seçimler bir türlü bitemiyor, sonuçlanamıyor. Dünyanın en büyük metropollerinden biri olan İstanbul’da, 16 milyon resmi nüfusa sahip, 10 milyon seçmenin yaşadığı metropolde seçim sonuçları 2 haftadır açıklanmıyor. Neden açıklanmıyor? Yanıt arayalım..

Biz, 31 Mart yerel seçimlerine bir demokrasi hiçliği içinde girdik, ülkemiz demokrasi fakiri, kıt demokrasimiz var, kıt demokrasinin olduğu ülkelerde seçimler de işte böyle oluyor, sonuçları da bu kadar gecikebiliyor. Sadece mali kaynak fakiri değiliz, demokrasi fakiri bir ülkeyiz de, demokrasinin zerrelerle ölçüldüğü, kaşığın ucunda demokrasi tanelerinin bulunduğu ülkemizde , cumhurbaşkanlı hükümet sistemi denilen yani kuvvetler birliği denilecek bir rejim içindeyken sözde serbest seçimleri yapıyoruz.

Bunun altını özellikle çiziyorum, hukuk devleti özelliklerinin olmadığı, kuvvetlerin tek bir yerde olduğu ülkelerde, yasama, yürütme, yargı ve dördüncü kuvvet olarak da medyanın tek bir elde toplandığı ülkelerde yapılan seçimlerin anormallikleri olur. Biz de böyle anormallikler yaşıyoruz, çünkü normal bir demokratik sistem içerisinde değiliz. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi tek adam rejimine dayalı bir sistem, demokratik özelliklere sahip değil, anti demokratik özelliklere sahip, hukuk devleti unsurlarını taşımayan ülkelere otokratik devletler, faşist devletler, diktatörlük deniyor. Bunlar böyle birbirine çok yakın kavramlar, üçüz kavramlar.. Tek adam rejimindeyiz, dünyada eşi benzeri olmayan bir başkanlık sistemindeyiz, kısa adı CHS, cumhurbaşkanlı hükümet sistemi deniyor. Hukuk devleti özelliklerini önemli ölçüde yitirmiş bir ülkeyiz, peki hukuk devleti ne demek? Vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlayan devlet demek…

Ülkemiz tek adam rejimi iradesine göre, kuvvetler birliğine uygun düzenlenen yasa ve yönergelerle idare edilmeye çalışılıyor. Bu da demokratik bir özellik kazandırmıyor o ülkeye. Sonuçta yapılan seçimler demokratik olmayan yol ve yöntemlerle tek adam rejimi tarafından kazanılmış oluyor, de facto süreçler oluyor, ‘adam kazandı’ şeklinde kabullenişlere tanık oluyoruz. Dolayısıyla mesele şu, Türkiye’de bir rejim değişikliği yaşadık son yıllarda, bu rejim değişikliği demokrasilerde olması gereken kuvvetler ayrımı esasına dayanmıyor, kuvvetler birliğine dayanıyor. Kuvvetler ayrılığında da birliğinde de yargı kuvveti çok önemli bir alanı oluşturuyor, seçim kurulları da yargı organı olarak karşımıza çıkıyor, özellikle Yüksek Seçim Kurulu.

Bu seçimlerde ve önceki seçimlerde yaşadığımız anormallikleri anlatmaya zaman yetmez ama şu iki hususun altını çizelim. Bir; KHK ile görevden alınanlara kazandıkları belediye başkanlıkları teslim edilmedi. İki; İstanbul’da sayım 2 haftadır devam ediyor, Maltepe’deki oy sayımı yeniden iptal edildi, durduruldu biliyorsunuz.

ÖM: Evet, 3. kez sayılacak.

AB: Evet, 3. kez sayılacak bugün AKP, YSK’ya İstanbul seçimlerinin iptali için başvuruyor, aynı zamanda kesinleşmiş Türkiye seçim sonuçlarını YSK ilan etmiyor. YSK bütün illerde kesinleşmiş sonuçları ilan ettikten sonra yorumcular, gazeteciler, araştırmacılar olarak, özellikle AKP ve MHP ittifakının büyükşehirlerdeki -Türkiye nüfusunun yüzde 80’ini kapsayan seçmenin de önemli kısmının yoğunlaştığı yerler- oy kayıbının görme imkanı bulacağız, Cumhur İttifakı’nın kaybını tam olarak analiz edemiyoruz seçim sonuçlarının kesinleşmemesi nedeniyle.. Seçim sonuçlarının ilan edilmemesi ile berrak analiz yapmanın önüne geçilmiş oluyor, iktidar partilerinin gerçek performanısını görmek için bunların ilan edilmesi lazım..

Esas mesele yönetilmekte olduğumuz sistemimizin bozukluğundan kaynaklanıyor. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum, Türkiye’de rejim değişti, rejim değiştikten sonraki ilk yerel seçimleri yaptık, tek adam rejimi 2014’ten beri devam eden de facto bir süreç, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle başlayan bir süreçtir. Dolayısıyla seçimin ve sonuçlarının arka planına baktığımızda içinde bulunduğumuz rejimin anti demokratik unsurlarının yattığını görmek durumundayız. Yaşadığımız anormalliklerin altında rejimin yanlışlığı yatmaktadır. Bu rejim , yani eşi benzeri görülmemiş başkanlık sistemi olarak belirginleşiyor, elbette başkanlık sistemlerinin demokratik olanları da var, ülkelerin yapılarına uygun olarak siyasal rejimler seçiliyor, parlementer ya da başkanlık rejimleri şeklinde.. Parlamenter sistem, özellikle kutuplaşmış, etnik ve dini kutuplaşmaları olan ülkelerde başkanlık sistemi yerine daha temsili güçlü olan parlamenter sistemler tercih ediliyor. Türkiye ise tam tersi bir rejime geçti ancak bu rejim yürümüyor, bu rejim bir seçim bile yapamıyor , tek adam esasına göre tasarlanmış bu rejim ne ekonomiyi taşıyabiliyor, ne dış siyaseti götürebiliyor, ne de düzgün bir seçim yapabiliyor, ne de iç siyasette huzur ve kutuplaşmayı önleyecek bir ortam sunabiliyor. Dolayısıyla devam etmekte olan seçim süreci ve ilan edilmeyen sonuçların arka planında siyasal rejimimizin olduğunu ısrarla üzerinde durmakta fayda var. Esas mesele budur , bu rejim yönetememe krizini beraberinde Türkiye’nin önüne getiriyor. Bu rejime geçtiğimiz günlerden bu yana hep söylediğim gibi, yeni rejim yani lokomotif , Türkiye’nin vagonlarını taşımakta aciz kalıyor.

ÖM: Ekonomik durumun analizine geçmeden önce ilginç bir şey oluşmaya başladı, bu muhalefet sesi kitlelerden giderek yükselmeye başladığını da gözleyebiliyoruz. Özellikle bilmiyorum izlemek fırsatınız oldu, biz biraz önce de o seslere yer verebildik, çok kısa olarak tekrar kulak verebiliriz, gerek Beşiktaş-Başakşehir maçında Beşiktaş’ın stadyumunda, yaklaşık 40 bin kişi tarafından söylenen büyük bir koro vardı. Hemen arkasından da dünkü Fenerbahçe stadyumunda Fenerbahçe ile Galatasaray maçından önce “İmamoğlu’na mazbatayı ver!” diye çok güçlü bir şekilde 50 binden fazla kişinin bir ağızdan söylediği bir koro vardı. Bu giderek yükselen bir hoşnutsuzluğu da ortaya koyuyor bir muhalefeti de. İsterseniz çok kısa olarak onlara da yer verelim şimdi. (…) Evet önce Beşiktaş, sonra da Fenerbahçe stadyumlarından çok kuvvetli bir koroyu, iki ayrı koroyu verdik. Böylece Türkiye’nin 3 büyük, en büyük kulüp taraftarlarına sahip olan 3 kulübü, yani Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin taraftarları durumdan ciddi bir şekilde hoşnutsuz olduklarını yüksek bir sesle dile getiriyorlar.

AB: Stadyum dışında insanların da taleplerini, bu haksızlığı dile getirme hakları olduğunu da belirtelim. Hukuk devleti dedik, peki hukuk devletinin karşısında ne duruyor? Polis devleti duruyor. Hukuk güvenliği sağlayamayan, temel hukuk ilkelerine riayet etmeyen devletlere polis devleti diyoruz. Eski Yunan’la karıştırılmasın bu tanım, hukuk devletinin karşıtı olarak polis devleti olarak karşımıza çıkıyor.. İstanbul seçimleri dünyanın gözünün önünde cereyan ediyor, seçimlere yürütme müdahalesinin, kuvvetleri elinde toplayan cumhurbaşkanlı hükümet sistemi denilen sistemin tasarrufları dünyanın gözü önünde oluyor. Türkiye ne kadar kendini izole etmeye kalksa da özellikle ekonomik planda küresel dünya ile özellikle finansal sisteme entegre olmuş bir ülke, dış kaynaklara muhtaç bir ülke. İçinde bulunduğumuz süreç dış kaynakların ülkeye akışında yavaşlamanın olduğu, azaldığı bir duruma işaret ediyor. Bu seçimler; hukuksuzluk ortamında, hukuk ve demokrasi kıtlığı içinde , aynız amanda ekonomik kaynakların kıt olduğu bir ortamda gerçekleşiyor.

Türkiye, hem demokrasisi hem de biraz önce söylediğim mali kaynakları fakir bir ülke. Demokrasi ve ekonmomi sorunlarına ilaveten dış siyasette devasa sorunlar yaşıyoruz. F35’ler, S400’leri tekrar etmeyeyim.. Türkiye epey bir süredir dünyadaki yerini tarif etme sorunu da yaşayan bir ülke, batı ve doğu arasındaki eksende kendini tarif etme kriziyle de karşı karşıya kalmış durumda. Son seçim sonuçları tüm dünyanın gözü önünde devam ederken, bir taraftan batı ile doğu arasında eksen şaşılığı devam ederken, Rusya ile askeri entegrasyon çabaları, bir yandan NATO ile ilişkilerin zayıflama devam ederken, bir taraftan da Türkiye ekonomisi hem yüksek enflasyon, hem büyümeme, daralma, resesyon kriziyle karşı karşıya, aynı zamanda kaynak girişinin de zayıfladığı bir ortamda tüm bunlar yaşanmakta.

Seçim sonrasında sonuçlar açıklanmadan sözde bir ekonomik program açıkladı cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin maliye ve hazine bakanı ve cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak. Ancak maalesef bu açıklamalar ciddi beklenti yaratan açıklamalar değil, iç piyasalarda, iç ekonomik aktörlerde hem toplumsal sınıflarda bir etkisi olmadı.. Geçen hafta G20 ve IMF Dünya Bankası’nın yılın ilk toplantısına -yılda 2 kez genel kurul yapar banka ve fon , ilki Amerika’da olur, ikincisi de başka bir ülkede olur- katıldı Berat Albayrak, orada da kendi programını anlatmaya çalıştı. Ancak bir sonuç çıkmadı, Türkiye’ye borç verenlerin önünde yapılan sunumlar ki Berat Albayrak ve Merkez Bankası başkanının yaptığı sunumlar karşılık bulmadı.

Bütün bu yetersiz sunumlar, görücüye çıkmalar, dünyanın en büyük metropollerinden olan İstanbul seçim sonucunun açıklanamama krizinin yaşandığı, İstanbul seçimlerinin iptalinin istendiği ortamda yaşandı.. Büyük Çekmece ve Maltepe’deki uzamalar, bilumum engellemeler, sonunda iktidar partileri iptal istemiyle YSK’ya başvuracaklar.. YSK yüksek yargı organı ve bu yargı organının üyeleri Yargıtay ve Danıştay tarafından belirleniyor.. Ülkemiz yüksek yargı kurullarının başkanları ve üyelerinin cumhurbaşkanı ile birlikte çay toplamaya gittiği fotoğrafları gözümüzün önüne getirelim. Ülkemiz yüksek yargı kurumları demokratik ülkelerde olduğu gibi değil , tarafsız olması gereken kurumlar olmaktan uzunca bir süredir çıktı. Yürütme ile birleşti sanki , daha önceki seçimlerde de yaşadığımız olayları da göz önüne alalım. YSK, seçmen kütükleri ve seçimlerin yapılması hakkındaki kanun da, cumhurbaşkanlı hükümet sistemine uydurulmasına karşın, İstanbul il seçim kurulunda hukuka uygun duran hakimler olduğunu gördük. İl seçim kurulu ve ilçe seçim kurullarında biliyorsunuz en kıdemli hakim üye başkan olur, bu hususu değiştirmemişler besbelli, ama hemen bu hakimler zan altına alınmaya çalışıdı.

Son olarak YSK üyeleri yüksek yargı organlarının belirlediği kişilerden seçildiği için ve o yargı organları başkanlarıda cumhurbaşkanı ile çay toplamaya gittiği için YSK‘ya karşı şüphemiz her zaman bulunuyor.

ÖM: Evet. Maltepe’deki sayım artık yani hakikaten skandal boyutunda, rezalet boyutunda uzayan bir seçimden, üçüncü defaya kalan bir seçimden bahsediyoruz. AKP’nin itirazı üzerine YSK’nın tüm oyların yeniden sayılmasına karar verdiği Maltepe’de akşam saatlerinde bu sefer de AKP’li ve MHP’li temsilcilerin tutanaklara imza atmaması gibi bir çeşit engelleme, boykot durumu var. Şimdiye kadar hiç rastlanmamış bir şey bu ama “YSK sayıma devam edin” diyor, onun üzerine de tekrar bu sefer AKP’liler ve MHP’liler tekrar başvuruyorlar Maltepe ilçe seçim kurulu da 576 sandığın yeniden sayılmasına ve sayım yapan kurul sayısının da 2’ye düşürülmesine karar veriyor. Bunun neden böyle olduğu da açıklanmıyor, CHP itiraz ediyor, vs. ama ilçe seçim kurulundan sayılmış sandıkların iptal edilmesi de Türkiye’de çok sık görülen ya da demokratik sistemlerde, seçim sistemlerinde hiç görülen bir şey değil. Yani hakikaten hukuk, akşam 22:30 sıralarında artık bir açıklama yapmış CHP, sayımın akşam için tatil edildiği aktarılıyor ve “Maltepe ilçe seçim kurulu sayımı bu akşamlık tatil etti” diyor. AKP ve MHP’nin başvurusu üzerine kurullar geriye dönük yaklaşık 350-400 sandığın tekrar sayılmasına, yani artık bir çocuk oyuncağı da diyemeyeceğim, çok skandal niteliğinde bir sürece girdi. CHP de zaten YSK’nun kritik kararı almayı ertelemesine tepki göstererek “başka hiçbir seçeneği kabul edilmeyecek” demiş ve İmamoğlu’nu partinin resmi internet sitesine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak eklemiş. Genellikle İstanbul halkının da en azından stadyumlarda maç izlemeye giden halkın nezdinde İmamoğlu’nun mazbatasının verilmesi gerektiği aşikar gibi gözüküyor. Bakalım ne olacak? Ne diyorsunuz?

AB: YSK’dan çıkacak sonuç mu?

ÖM: Evet.

AB: Eğer AKP seçim sonucunu kabul etseydi bu işi 2 hafta sürdürmezdi, bugün itibariyle YSK’ya başvurmazdı. Hatta şunları da beyan ederek süreç uzatıldı, “Çoğunluk belediye meclisinde bizde  çalıştırmayız! Merkezi idare olarak bana geleceksin şu, şu, şu konularda, seni çalıştırmam” beyanlarına rağmen bu süreci yaşadık. Şimdi YSK’ya gidiyorlar, YSK üyelerinin görev süreleri biliyorsunuz geçen sene uzatıldı, YSK’yı oluşturan özellikle biraz önce saydığım yargı kurullarından gelen kişilerin nitelikleri, duruşları, bugüne kadarki performansları belli. Dolayısıyla burada hukuka uygun, bir yargı kurumunun hukuka uygun hareket etmesi lafını kullanmak bile zül geliyor ama gerçekten bu gidişat İstanbul seçimlerinin iptal olma ihtimalini yüksek kılıyor.

Umarım YSK bu itirazı reddeder ama 15 gündür yaşadıklarımıza baktığımızda, gelgitlere baktığımızda, seçim gecesini yaşadık, o geceki YSK performansı ki YSK başkanı ertesi gün biliyorsunuz İstanbul için bir rakam teyid etti ve “AA benim müşterim değil” dedi. YSK’da yaşanan girdaplar olduğunun farkında kamuoyu, YSK’daki gelgitlerin, hatta AKP içerisindeki gelgitlerin de farkında ama bu rejim böyle bir rejim, tek adam üstünlüğüne dayanan bir rejim, demokratikliği yok. Bu rejim, Dolmabahçe’de seçimden 2 gün sonra toplandı, Cumhurbaşkanı, bakanlar, belediye başkan adayı Binali Yıldırım -ki kendini seçim gecesi başkan ilan etti. Dolayısıyla orada belli ki bir karar alındı, bu işin sonuna kadar sürdürülmesi üzerine, 2 haftadır da seçimler sonuçlanmıyor. Biz böyle bir şeyle karşılaşmadık daha önce.

ÖM: Dünya da pek olan bir şey değil. Yalnız böyle bir durumun devam etmesi halinde, daha doğrusu böyle bir durumun devam etmesi değil de YSK’dan seçimi yenileme kararının çıkması halinde ortaya çıkabilecek çok can sıkıcı sonuçlar da olabilir. Bunun sorumluluğunu alır mı diyorsunuz YSK? Yani biraz önce seslerini duyurduğumuz bir yanda 40 küsur, bir yanda 50 küsur bin kişinin bir ağızdan “Bu sonucu artık tescil edin!” anlamına gelen “Mazbatayı ver!” şeklinde defalarca haykırdığı bir koro varken bunun sonuçları çok düşündürücü olmaz mı sizce?

AB: Hukuk devleti içinde olmakla , hukuk devleti dışında olmak arasında ciddi bir fark var; bugüne kadarki performanslarına, aldıkları kararlara baktığımızda bunları çok düşünen bir ortamın YSK’da olmadığını görüyoruz. Bakın bütün uluslararası mali ve ekonomik kuruluşlar Türkiye’deki YSK kararına odaklanmış durumda. En zalim sıcak para bile durmuş durumda, risk seven kaynak aktarıcılar, borç verenler buna bakıyorlar. Buna rağmen bu iş yapılır mı? Böyle bir karar alınır mı? Aklı selim almaz diyorda .. Artı stadyumdaki 40-50 bin kişi diyorsunuz, 4.5 milyonu aşkın İmamoğlu’na ittifaka oy veren kesim var, 4.5 milyon! 40-50 kişilik stadyumun 100 katı..

ÖM: Stadyum tabii ki sembolik bir şey, çok spesifik bir olay için bir araya gelen insanların öfkelerini ve tepkilerini dile getirmelerine uygun bir ortam olduğu için örnek olarak veriyorum ama sembolik anlamı oldukça yüksek.

AB: Stadyum dışında da o anlamın devam etmesinde fayda var, 4.5 milyon oyuna sahip çıkmalı bence. YSK’nın bugüne kadar bu tür durumlarda güven veren kararlar aldığı tartışmalıdır, o nedenle sizin sorunuza yanıt, itiraz YSK’ya gittikten sonra oradaki süreç iptal etme eğiliminde olması kuvvetle muhtemeldir. Umarım titrer kendilerine gelirler ve zerresi kalmış kaşığın ucundaki hukuk kırıntıları işler ve kazanını teslim ederler.

Döviz kuru üzerindeki baskılardan bir tanesi, ekonomik programın kabul görmemesi, kredibilitesinin olmaması, aynı zamanda ekonomi bakanın da kredibilitesinin olmaması yanısıra temel gerilim hattı, YSK’nın İstanbul için nasıl bir karar vereceğidir. Aynı zamanda Amerika ile olan dış politikadaki müttefiklerle olan gerilimler tesir etmektedir. Bunu tartabilecek bir akl-ı selim var mı bugün Türkiye’de?

ÖM: Görmeliyiz yani Avrupa Birliği de çok net olarak bu seçilmiş adayların seçilmiş olduğunun tespit edilmesinin çok önemli olduğunu söyleyen bir net açıklama yaptı. Öte yandan da mesela MHP genel başkanı sayın Bahçeli de Beşiktaş taraftarının yaptığı tezahüratı da eleştirmiş ve resmi olmayan sonuçlara göre İstanbul’da seçimi kazanan İmamoğlu için “bundan belediye başkanı olmaz” demiş. Halkı sizin de sözünü ettiğiniz oyları, milyonlarca oyu, 5 milyona yakın yani 4 küsur milyon oyu da hiçe sayarak konuşmuş. Böyle de bir ilginç anlayış var.

AB: Cumhurbaşkanı İmamoğlu için “Bu yönetemez!” diyor, Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını da üst üste koyduğunuzda iktidar iradesinin ne yönde olduğu çok açık. Bu iradeninde yargı ve YSK üzerindeki iradeside belli.. Gerçekten garabet bir durum, dünyanın ilk 10’a giren metropolüdür burası nüfus ve seçmen açısından, burada 2 haftadır seçim sonucu belli olmasına rağmen açıklanmıyor, sonuçlanmıyor, sonuç bildirilmiyor ve uzadıkça uzuyor. Üstelik sizin bir ayağınız çukurda ekonomide, yaptığınız programda entipüften bir program olarak görülüyor, kaynak sıkıntınız var, eksi büyümeler, daralmalardasınız, enflasyonunuz yüksek ama buna rağmen yani yaşanılan ekonomik krize rağmen, yaşanılan dış siyaset krizine rağmen ülkede 2 haftadır gerçek sonuçlar ilan edilmiyor.. Diğer bir husus, bakın HDP’nin kazandığı KHK ‘li başkanların mazbatasının verilmemesi skandalında muhalefet ne kadar konunun üzerinde duruyor. Buna akıl erdirmek mümkün mü? Adaylığına itiraz etmediğiniz insanın seçildikten sonra belediye başkanlığının iptal edilmesi nasıl bir yerde yaşadığımızın göstergesi değil mi? Abdullah Gül’de nihayetinde “Olmuyor böyle” , diye bir açıklama yapmış ..

ÖM: Şu da acayip yani Ankara büyükşehir belediyesinde yapılan ilk toplantısında başkan seçilen Mansur Yavaş da belediye meclisinde muhalefetin başkanın bazı yetkilerinin kısıtlanmasını öngören teklifi iade etmiş ve hır çıkmış.

AB: Evet kavga çıktı.

ÖM: Diken’den okuyabiliriz bunu da “Meclisteki muhalifler Mansur Yavaş’ın yetkilerini kısıtlamak istedi ve Yavaş kürsüdeki konuşmasında şirketler üzerindeki şahsi yetkilerini meclise devredilmesini öngörüyor önerge, onu reddederek oturumu kapatmış ve kavga çıkmış belediye meclisinde” sizin daha önce de söylemiş olduğunuz gibi AKP’lilerle MHP’li üyeler çoğunlukta ama böyle kavgayla filan olabilecek gibi, sürdürülebilecek gibi gözükmüyor bana.

AB: İstanbul’da da iş zor, çünkü 25 senelik bir yerleşiklik var, yerleşikliklerin tavırları sert olacak. Belediye başkanlığı muhalefette olsa bile belediye meclisinde çoğunluk iktidar bloğunda, malum ilçe belediyelerinden gelen temsilcilerle çoğunluk yine iktidar ittifakında, aynı zamanda da merkezi hükümetle çalışmayı gerektirecek durumlarda da iş yapmak çok zor. 2012 yılında mahalli idareler yasasının değişikliği aslında cumhurbaşkanlı hükümet sistemine entegre olarak düşünülmüş -o zaman farkına varamamıştık - bir yapılanma. Tekrar altını çiziyorum cumhurbaşkanlı hükümet sistemi devam ettiği müddetçe Türkiye bu yönetilememe krizini yaşayacaktır ekonomide, siyasette, seçimlerde , her yerde.. Çünkü bu rejim Türkiye’nin siyasi ve sosyolojik iklimine aykırı bir sistem. Türkiye’nin büyük çoğunluğu, en azından %50-51’i bu sistemin karşısında duruyor. Türkiye’nin seçimlerde yaşadığı hususlar, zaten uygulanmakta olduğu sistemin bir hukuk devleti olmadığını ortaya çıkarıyor . Pek çok programda 1946 seçimlerine referans verdik, o dönemde demokrasi mücadelesi verenlere 46 demokratları denir, gerçi o 46 demokratları 57’de tek parti rejimi ile aynı pozisyona girdiler, 1946 seçimlerine yine benzer bir durum yaşıyor Türkiye, o dönemde 23 yıldıır devam eden tek parti rejimi vardı.

CT: Ben bir ekleme yapmak istiyorum buna, bana heyecan verici gelen kısmı da bu tartışmaların şu, haberlerde merak edip hiç değilse şimdi Ankara örneğinde olduğu gibi büyükşehir belediye meclisi neymiş, ne yapılıyormuş ve içeride ne gibi tartışmalar dönüyormuş içinde bulunduğumuz belediyelerle alakalı kararlar nelermiş diye açıp bakıp merak edip bu konularla alakalı olarak hangi haberler çıkmış bakmaya başladık.

ÖM: Evet ilk defa bu da önemli bence de.

AB: Mesela şehir bütçesi görüşülürken gidilebilir, çok ilginçtir.

CT: Yani eskisi gibi elini kaldırma, ‘tamam geçti’den daha ziyade bir tartışma var ortada şu anda.

AB: Evet o açıdan çok ilginç, gazeteciler için bu meclisleri izlemek iyidir ama bakın TBMM var mı ortada? Bu kadar hengame var..

CT: Var ama bu kadar heyecanlı değil.

ÖM: Gazeteciler de pek heyecanlı görünmüyor medyada doğrusunu isterseniz.

AB: Ben kaç gündür neyin peşindeyim biliyor musunuz? Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan Rusya’dan dönerken mi giderken mi açıklamalarda bulundu, memleket, dünya meseleleri üzerine, bu arada diyor ki “Rusya ile o kadar güçlü ilişkideyiz ki, Rusya’da Türk gazeteciler staj yaptı” bunun üzerine staja gidenlerin peşine düştüm, kim bu gazeteciler acaba, nasıl gittiler , neler yaptılar, neler öğrendiler? Henüz bir şey de bulamadım. Epey de baktım sağa sola ama öğrenemedim, böyle bir değiş tokuşa girmişiz Rusya ile gazeteci stajı üzerinden.

ÖM: Eskiden “Komünistler Moskova’ya!” diye bağırırdık, şimdi “Gazeteciler Moskova’ya!” diye bağırıyoruz öyle mi? Çok ilginç.

AB: Çok ilginç yani, onlarda bu yaz bize geleceklermiş. Rus gazetecilerde yakın zamanda Türkiye'de staj yapacakmış..

ÖM: Rus medyasından öğrenilecek ne kadar şey olabilir?

AB: Evet, demokrasi takası yapıyoruz herhalde!

CT: Erasmus’un bir muadilini bulmamız lazım Rusya’da.

AB: Gidenleri merak ettim mesela orada ne öğrendiler? ‘Rus demokrasisi şöyle gelişkin’ filan diye birşeyler mi öğrendiler acaba?

ÖM: İlginç, bunları konuşmaya devam edeceğiz herhalde, peki çok teşekkürler.

AB: İyi yayınlar diliyorum, hoşça kalın.

CT: Görüşmek üzere.

Kategori: