Sayılar, adalet, isyan

17 Nisan 2019
Fotoğraf: Wikipedia

Şempanzeler, sayı saymayı becerebiliyor mu? Atlar, papağanlar, ve maymunların aritmetikle imtihanı. Adalet bunun neresinde?
Açık Bilinç’te: Biyolojik dünyada sayısal biliş araştırmaları.
 

Açık Bilinç podcast servisi: iTunes / RSS

Sayısal biliş ('numerik kognisyon') alanında yakın zamana kadar iki temel görüş vardı:

1. Bütün insanlar sayı saymayı ve hesap yapmayı bilir.

2. İnsanlar dışında hiçbir canlıda sayı kavramı ve aritmetik hesap yeteneği yoktur.

Bütün insanların sayı saymayı bildiği tezinden kuşku duyar hale geldiğimiz şu günleri bir yana bırakalım ve insanlar dışındaki hayvanların sayılarla imtihanına bakalım.

Sayısal biliş araştırmalarına göre, şempanzeler, yunuslar ve papağanlarda sayı kavramı var ve bu anlayış onların davranışlarına yansıyor.

— / —

Hayvanlarda aritmetik becerisi üzerine en bilinen ve tartışmalı vaka, yaklaşık yüz yıl öncesine dayanıyor.

Aklından sayıları toplayıp çarpabildiği iddia edilen 'Akıllı Hans' isimli atın olağanüstü macerası, sonuçları açısından bilim tarihinde önemli bir dönemeç oluşturuyor.

Hans isimli atın sahibi, Almanya'da bir lise öğretmeni ve at eğitmeni olan Wilhelm von Osten. Kendisinin kozmik anlayışa sahip ve hayvanlarla özel iletişimi olan bir tür mistik olduğu iddiasında.

1800'lerin sonunda Hans'la birlikte şehir şehir gezerek gösteriler yapıyor.

Fotoğraf: Wikipedia

Bu gösterilerde, toplanan kalabalıktaki insanlar Hans'a aritmetik soruları soruyor. Örneğin, 3x7 kaç eder? 

Hans, bir ayağını yere vurarak saymaya başlıyor. 1, 2, 3, ... 19, 20, …

Kalabalık heyecan içinde bekliyor.

Hans, 21 olunca duruyor. 

Buyrun, işte doğru cevap!

— / —

Bu, takdir edersiniz ki, çok olağanüstü bir durum. 

Hans'ın doğru cevabı verebilmesi için üç farklı ve zor şeyi becerebilmesi gerek:

1. Almanca soruları anlaması.

2. Aklından aritmetik hesap yapması.

3. Bulduğu sonucu insanların anlayabileceği şekilde ifade etmesi.

Akıllı Hans'ın şöhreti giderek okyanusları aşıyor, 1904'de New York Times gazetesinde haber haline geliyor.

"Konuşmak haricinde her şeyi yapabilen Berlin'li harika at."

Akıllı Hans'ın açıklanamayan becerilerini incelemek üzere bilim insanları olaya el atıyor ve bir komisyon oluşturuyor.

Komisyonun başında, Fenomenoloji düşünce okulunun kurucusu Brentano'nun en iyi öğrencilerinden, Alman psikolog Carl Stumpf var. Komisyon, olayı çözmeye kararlı.

Gelin görün ki, komisyonun sistematik ve dikkatli incelemelerinde bir hile bulunamıyor. Hans cevaplarını verirken, sahibi von Osten'in belirgin bir işaret yaptığı, atına bir sinyal verdiği gözlemlenmiyor. 

Komisyon 1904'de yayımladığı raporla, olayı çözemediğini itiraf ediyor.

Yani, Akıllı Hans'ın nasıl olup da Almanca soruları anlayabildiği, aklından sayıları çarpıp toplayabildiği karanlıkta kalıyor.

von Osten, raporun kendisinin doğaüstü güçlere sahip olduğunu doğruladığını öne sürüyor ve gösterilerine devam ediyor.

— / —

Fakat olayın peşini bırakmaya kararlı bir başka bilimci var: Biyolog Oskar Pfungst. 

Pfungst, Akıllı Hans vakasının doğaüstü güçlere yaslanmayan başka bir açıklaması olduğu kanısıyla, verileri yeniden inceliyor ve Hans üzerinde gözlemlere devam ediyor.

Pfungst'un dikkatini çeken bir korelasyon var: Akıllı Hans'ın cevabını bilemediği sorularla, sahibi von Osten'in cevabını bilmediği sorular, birbirleriyle örtüşüyor.

Hans'ın, sahibini göremediği durumlarda da verdiği cevaplar, yanlış.

Ama aradaki nedensellik ilişkisi belirsiz.

Pfungst sonunda 13 üyeli prestijli komisyonun gözden kaçırdığı detayı keşfediyor. 

von Osten atına kasten bir sinyal göndermiyor ama doğru cevaba ulaştığında, Hans bunu sahibinin vücut dilinden anlıyor ve o noktada duruyor. Böylece doğru cevabı farkında olmadan ifade etmiş oluyor.

von Osten, atına sorulan soruyu duymadığında, yani sorudan ve dolayısıyla cevaptan habersiz olduğunda, Hans da sahibinin vücut dilinden nerede durması gerektiğini anlayamıyor, doğru cevabı veremiyor. 

Yani olayın mistik güçlerle ilgisi yok. Anahtar, atın olağanüstü hassasiyetinde.

Bilim tarihine 'Akıllı Hans Vakası' olarak geçen ve Alman bilim dünyası için ciddi bir mahcubiyet örneği olan bu olayın detaylarını, gerçek açıklamayı keşfeden biyolog Oskar Pfungst'un anlatımıyla okumak mümkün.

Dipnot. Hayvanlarda insanlara yakın beceriler olduğu tezlerinde fark edilmemiş bir 'Akıllı Hans Etkisi' olabileceği şüphesi, son yüzyılda 'Karşılaştırmalı Kognisyon' araştırmalarına damga vurmuş ve bu bilimsel alanı tutucu ve şüpheci bir karaktere büründürmüş olan en önemli unsur.

— / —

Özetle, Akıllı Hans aslında sayı saymayı ve hesap yapmayı bilmiyormuş.

(Ama çok etkileyici başka bir şey yapabildiğini, sahibinin vücut dilini bilim insanlarının göremediği bir hassasiyetle okuyabildiğini göz ardı etmeyelim.)

Peki, sayı saymayı becerebilen başka hayvanlar var mı?

Şimdi bir başka canlı türüyle, sayısal anlayış üzerine yapılmış bir çalışmaya geçelim. 

Buradaki deneklerimiz, kafalarındaki beyaz tüylerden dolayı 'pamuk başlı' ('cotton-top') diye anılan Tamarind maymunları.

Deneyi (o zamanlar) Harvard Ü.'de gerçekleştirmiş olan psikolog Marc Hauser'ın, katıldığım bir çalıştayda yaptığı sunumundan aktaracağım. 

[Not. Daha sonraları Hauser yayımladığı verilerin doğruluğunu kanıtlayamadığı için tartışmalı bir şekilde üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı; deneyle ilgili elimde yayımlanmış başka bir veri yok.]

Yan yana ve birbirlerini görebilecek şekilde yerleştirilmiş iki kafeste iki Tamarind maymunu var. A ve B diyelim.

A'nın kafesine iki tepsiyle yaklaşıyorsunuz, ama kolunun uzanamayacağı bir mesafede duruyorsunuz. 

1. tepside iki üzüm tanesi, 2. tepside dört üzüm tanesi var.

A, haliyle, üzerinde dört üzüm tanesi olan tepsiye doğru hamle yapıyor. 

Bunun üzerine siz o tepsideki üzümleri (A'nın görebileceği bir şekilde), komşusu B'ye veriyorsunuz. 

A'ya da, seçmediği diğer tepsideki iki üzüm düşüyor.

Bu, tahmin edebileceğiniz gibi, A'yı müthiş ajite eden bir durum. Hem dört üzümü kaybetmiş durumda, hem de üzümleri gözünün önünde komşusunun yediğini görüyor.

Üstelik bu durumunda faili, bizzat kendisi.

— / —

Tamarind maymunlarının, bu tür nedensellik ilişkilerini anlayacak kapasiteleri var.

Nitekim bir süre sonra A kendisine sunulan problemi çözüyor. Durumla uyumlu şekilde davranışını değiştiriyor.

Sistematik biçimde, iki tepsiden daha az üzüm olanına hamle yapmaya başlıyor.

Maymunlarda, biz insanlarda olduğu gibi, nesneleri işaret ederek gösterebilme yetisi yok. Ama iki tepsiden birine doğru hamle ederek, seçimini belli etmiş oluyor.

A'nın seçtiği (daha az üzüm olan) tepsi komşusu B'ye gidiyor.

A ise seçmediği tepsideki daha çok üzüme kavuşuyor.

Bu noktada, yani A'nın durumu kavramış olduğunu gösteren davranışı stabil hale geldikten sonra, deneyde dramatik bir değişiklik oluyor.

Tepsilerin üzerindeki üzümleri farkı o ana kadar hep 1-2 civarındayken, bu kez ilk tepside 1 üzüm, ikincisindeyse tepeleme bir üzüm öbeğiyle A'ya yaklaşılıyor.

Ne yaparak daha çok üzüm elde edeceğini öğrenmiş olan A'nın, tek üzüm olan tepsiye hamle etmesi ve böylece çok üzümlü diğer tepsiye kavuşması beklenebilir.

Ama öyle olmuyor.

A büyük bir heyecanla 20 üzümlük tepsiye doğru hamle ediyor, ya da böyle yapmaktan kendini alamıyor.

Bu deneyden Hauser'ın çıkarttığı sonuç şuydu: Davranışı yalnızca anlayış (kognisyon) belirlemiyor. Kontrol edilemeyen duygular işin içine girince hesaplar alt-üst olabiliyor.

Yani şöyle de diyebiliriz: Burada yalnızca bir akıl işi yok, devreye giren bir de gönül işi var.

— / —

Bu çalışmanın gösterdiği şeylerden birisi, duygusal baskılama ('affective inhibition') veya kontrolün davranış üzerindeki etkisi.

Diğer soruysa, sayısal anlayış ile ilgili. Tamarind maymunlarının davranışının sayılara, yani üzümleri saymalarına bağlı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bu tür çalışmaların eleştirmenlerine göre, hayır, söyleyemeyiz.

Tamarind maymunları bir, iki üç diyerek üzümleri sayıp buna göre hareket etmiyorlar. 

Iki tepsideki üzüm öbeklerinin yarattığı görsel uyaran üzerinden, en fazla bir az-çok sınıflaması yaparak, tercihlerini belirliyorlar.

Yani Tamarind maymunlarının davranışını açıklamak için, sayısal anlayışa sahip olduklarını varsaymak zorunda değiliz.

Bir üzüm tanesiyle, bir aradaki üç üzüm tanesinin görünüşündeki fark, ve sayıları bilinsin bilinmesin, birinin diğerinden daha çok olduğu anlayışı, yeterli.

— / —

'Numerik kognisyon' yoruma açık ve çok tartışmalı bir alan. 

Hayvanlarda sayı kavramının bulunduğuna dair büyük ölçüde kabul gören veriler, beklendiği gibi maymunlardan değil, bambaşka bir canlı türünden geliyor. 

Gri Afrika papağanları.

Sayıları anlama becerisini gösterdiği kabul edilen olağanüstü yetenekli papağanımızın adı, Alex. Çalışmaları yapan kişi, Alex'in koruyucusu ve manevi annesi sayılabilecek olan Dr. Irene Pepperberg.

Fotoğraf: New York Times

Alex'in başarısı, belli bir nesne ile öğrendiği sayma yeteneğini, farklı nesnelere uygulayabilmesi olmuştu.

Yani bir tepsideki tenis toplarının sayısını sayarak söyleyebilen Alex, daha sonra aynı sayma becerisini kibrit çöpleri, anahtarlar, veya ilaç kutularına da taşıyabilmişti.

Pepperberg, kognitif beceriler açısından (yalnızca bir kuru ceviz büyüklüğünde bir beyine sahip olan) Alex'in, 4 yaşındaki çocuklarla yarışabileceğini iddia ediyor.

2007'de 31 yaşindayken hayata veda ettiğinde ulusal kanallarda haber olan Alex'le ilgili küçük bir video: Alex the parrot

— / —

Hesap yapmanın yanı sıra, sayıların dizilişi, aralarındaki ilişkiler, sıralama hafızası gibi konularda hayvanlarla, özellikle primatlarla son zamanlarda yapılan pek çok ilginç çalışma var. 

Bazı araştırmalar, kimi alanlarda biz insanların en tepede olmadığımızı bile gösteriyor.

Örneğin, Kyoto Ü.'nin ünlü Primat Araştırma Enstitüsü'nde yapılan bir araştırmaya göre, sayıları ve sıralamalarını aynı anda aklımızda tutmaya yarayan hafıza konusunda, bazı şempanzeler insanlardan daha başa

rılı bir performans gösteriyorlar.

— / —Hayvanlar dünyasının sayılarla imtihanı bu şekilde sürmekteyken, biz insanların ülkemizdeki sayılarla imtihanı başlı başına başka bir konu oluşturuyor. 

Bu akışı yine hayvanlarda biliş çalışmaları alanından, ama bu kez 'adalet algısı' üzerine yapılmış bir araştırmayla bitireyim.

Araştırmanın baş yürütücüsü, yıllardır ABD'nin en büyük primat merkezlerinden Yerkes'de çalışmalarını sürdüren, özellikle empati ve ahlakın biyolojik kökenlerini araştıran ve son kitabı 'Mama'nın Son Kucaklaşması' geçen ay piyasaya çıkan Frans de Waal.

De Waal'in çalışmalarından, geçmiş yıllarda yaptığımız 'Din Felsefesi' serisinin, inanç ve ahlakla ilgili son programlarında söz etmiştik.

Not. Frans De Waal'in, Türkçe'de yayımlanmış ve bizim de söz etmiş olduğumuz ilginç bir kitabını, Metis kitap dizisi içinde bulmak mümkün: Bonobo ve Ateist.

— / —

Sözü De Waal'in 'adalet algısı' çalışmasına getireyim. Bu da çok gürültü çıkartmış, eleştiri almış olan, tartışmalı bir makale. 

Üstelik makaleye

Not. Frans De Waal'in, Türkçe'de yayımlanmış ve bizim de söz etmiş olduğumuz ilginç bir kitabını, Metis kitap dizisi içinde bulmak mümkün: Bonobo ve Ateist.

— / —

Sözü De Waal'in 'adalet algısı' çalışmasına getireyim. Bu da çok gürültü çıkartmış, eleştiri almış olan, tartışmalı bir makale. 

Üstelik makaleye 'adalet algısı' ('fairness perception') temasını yakıştıranlar, okurlar. 

De Waal'in başlığı: "Maymunlar Eşitsiz Ücreti Reddediyor".

Bu çalışma, primatlar arasında bilişsellik açısından en tepede sayılmayan Kapuçin maymunlarıyla yapılıyor. [Kapuçinler isimlerini Fransiskan Kapuçin keşişlerinin cüppelerine benzeyen kürklerinden alıyorlar.]

De Waal, bu çalışma için önce Kapuçin maymunlarına bir tür para işlevi görecek küçük taşlar veriyor ve bunları değiş-tokuş etmeyi öğretiyor.

Maymunlar bu taşları yaptıkları bir iş sayesinde elde ediyorlar, ama daha sonra bir yiyecek parçasıyla değiştirebiliyorlar.

Deneyin kendisinde yine yan yana ve maymunların birbirini görebildiği iki kafes var. İlk kafesteki maymun, A, elindeki bir taşı vererek bir salatalık parçası alıyor.

Salatalık fena bir yiyecek değil, maymunlar seviyorlar. 

A da, 'parasını verip aldığı' salatalığı afiyetle yiyor.

Fakat salatalıktan çok daha fazla arzulanan bir başka yiyecek var: üzüm.

İçindeki şeker yoğunluğu nedeniyle, üzüm Kapuçin maymunları için her zaman salatalığa yeğlenecek bir yiyecek.

Birazdan, deneyde üzüm yüzünden bir dram yaşanacak!

— / —

Sıra A'nın komşusu olan B maymununa gelince, o da daha önce kazandığı bir taş parçasını değiş-tokuş etmek üzere deneyi yapan kişiye veriyor.

Ama karşılığında bir salatalık parçası yerine bir üzüm tanesi alıyor.

Hem de A'nın gözleri önünde.

Yani A ve B aynı işi yaparak kazandıkları aynı 'parayı' yiyecekle değiş-tokuş ettiklerinde, A'ya bir salatalık parçası düşerken, B'ye bir üzüm veriliyor.

Makaledeki 'aynı iş, farklı ücret' benzetmesi bu durumdan kaynaklanıyor.

B'nin bir üzüm aldığını gören A heyecanla deneyi yapan kişiye bir taş parçası daha veriyor. Ve, belli ki, karşılığında, komşusu B gibi bir üzüm almak istiyor, hatta bunu bekliyor.

Bunları nereden çıkarsıyoruz?

A'ya yeniden bir salatalık parçası verildiğinde gösterdiği isyankar tepkiden!

Bu videoyu, De Waal'ın 'Hayvanlarda Ahlaki Davranış' başlıklı 2012 TED konuşmasından aldım. Konuşmanın Türkçe altyazılı bir bölümü şurada bulunabilir.

— / —
Bu deneyde sayısal anlayış değil, ancak bir sosyal durum değerlendirmesiyle mümkün olabilecek bir hakkaniyetsizlik algısı ve buna gösterilen tepki söz konusu.

Çok tanıdık, bildik bir tepki. 

Çünkü, Darwin'in söylediği gibi, hayvanlarla insanlar arasında bir süreklilik var.

Bu süreklilik sayesinde, hayvanlardaki kimi davranışların biz insanlara bir ayna tuttuğu söylenebilir.

Bu Kapuçin maymunu daha 'hesapçı' davranabilirdi.

Hiç yoktan iyidir diye salatalığa razı olabilirdi.

Öyle yapmamasını, adaletsizliğe isyan etmesini, kendimize yakın buluyoruz.

Öte yandan bu Kapuçin haksızlığa boyun eğse, üzüm yerine salatalığa razı olsa, bir sonraki sefer yine aynı haksızlığa uğradığında isyan edecek meşru bir zemini kalmamış olacaktı.

Saymakla başladık, nerelere geldik.

Bu küçücük beyinli maymundan bile öğreneceğimiz şeyler olabilir.

— / —

Açık Bilinç'i Salı sabahları 9:30'da dinleyebilir, podcast arşivine ulaşabilirsiniz.