Açık Bilinç: Dr. Mengele ve bilimin karanlık yüzü (1)

30 Ocak 2019
Fotoğraf: Wikipedia

Açık Bilinç’te konumuz: Bilimin karanlık yüzü.

 

Açık Bilinç podcast servisi: iTunes / RSS

Nobel ödüllü biyolog James Watson'ın ünvanları niye geri alındı?

Irkçılığın bilimsel temeli var mı?

Öjenik uygulamaları ve 'ölüm meleği' olarak bilinen Nazi doktoru Josef Mengele'nin korkunç deneyleri.

Açık Bilinç’te konumuz: Bilimin karanlık yüzü.

— / —

Bu hafta, 20. yüzyılın başından günümüze, bilimsel pratiğin ırkçı uygulamalarla, siyasi güçle, finansman ve parayla olan ilişkisini mercek altına alacak üç bölümlük yeni bir seriye başlıyoruz. 

İlk programda konumuz, ırk ayrımcılığının Batı dünyasındaki kökenleri ve Nazi Almanyası'ndaki uygulamaları.

— / —

Fakat önce günümüzden bir haberle başlayalım: 

Yaşayan en önemli biyologlardan birisi olan James Watson'ın onursal ünvanları, uzun yıllar direktörlüğünü yapmış olduğu prestijli araştırma merkezi Cold Spring Harbor Laboratuvarı tarafından geri alındı.

Watson 1953'de meslektaşı Francis Crick ile birlikte DNA molekülünün ikili sarmal yapısını ortaya koyan bir makale yayımlamış ve biyolojinin en önemli kilometre taşlarından birisi olan bu buluş sayesinde 1962 Nobel ödülüne layık görülmüştü.

Inline image

Harvard Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapan, alanının en prestijli akademik merkezlerinden olan Cold Spring Harbor Laboratuvar'ını yöneten, İnsan Genomu Projesi'nde yer alan Watson'ın Ocak 2019 itibarıyla akademiyle ilişkisi tamamen kopmuş durumda. 

Nedeni, ırkçı görüşleri.

İşin ilginç tarafı, işini çok iyi yapabilen bir bilimci olduğu halde Watson'ın ırkçı görüşlerinin ciddi bir bilimsel temeli olmaması. 

Büyük ihtimalle ancak psikolojik nedenlere dayalı önyargılar üzerine kurulu ırkçı iddialarını, "Siyahların beyazlar kadar akıllı olmadığını, siyah çalışanları olan herkes bilir" mealinde gelişigüzel iddialara dayandırıyor.

Inline image

— / —

Watson'ın başına gelenleri, bilim dünyasında yapılmış bir sansür olarak görmemek gerektiği kanısındayım.

'Irk bilimi' görünümüyle başlayan yaklaşımlar, bilimsel temelden yoksun olmaları bir yana, tarih boyunca hiç masum olmayan ırkçı uygulamaların da temelini oluşturuyor.

Nazi Almanyası'nda korkunç uygulamalar kendisine yer bulan 'öjenik' hareketi, bedensel veya zeka özürlü bireylerin toplum içinde azaltılması ve 'üstün nitelikli' bireylerin üremesinin desteklenmesiyle, insan ırkının 'iyileştirilmesi' fikrine dayanır.

Öjenik hareketinin ilk uygulamaları, istenmeyen niteliklere sahip bireylerin özgür iradeleri ihlal edilerek kısırlaştırılması veya 'özürlü' bebeklerin ölüme terk edilmesi olmuştu.

Chicago Daily Tribune gazetesinin (1915) manşeti: "İnsanlık, özürlü bebeklerin kurtarılmasını talep ediyor mu?"

— / —

Öjenik hareketi, 'insan evriminin kendini yönlendirmesi' olarak tarif edilir. Irkçı ve emperyalist uygulamalara evrim kılıfı geçirmeye çalışan 'Sosyal Darwincilik' ile akrabadır.

Oysa evrim kuramının, daha önce yaptığımız evrim temalı programlarda da altını çizdiğimiz gibi, 'ırkçı iyileştirme' uygulamalarını meşru gösterecek bir anlayışı yoktur.

Biyolojinin, ırk ve cinsiyet ayrımcılığının desteklenmesi yolunda nasıl yanlış kullanıldığının hikayesini, evrimci paleontolog Stephen Jay Gould'un 'The Mismeasure of Man' (İnsanın Yanlış Ölçümü) kitabında okuyabilirsiniz.

— / —

20. yüzyılın başlarında ABD ve Avrupa'da yaygınlaşan öjenik hareketi, Hitler iktidarının 'üstün Aryan ırkı' yaratma ve Almanya nüfusunu istenmeyen unsurlardan arındırma vizyonuyla örtüşünce, korkunç uygulamaların zemini oluşturuyor.

Nazi Almanyası'nda 1939'da kabul edilen bir yasa, bedensel veya zihinsel özürlü bireylerin devlet eliyle itlaf edilmesinin yolunu açıyor.. İlk gaz odaları bu sebeple kuruluyor.

Hitler rejimi, 2. Dünya Savaşı'ndaki katliamlarının provasını, önce kendi nüfusu üzerinde yapıyor.

Irkçı 'bilimsel' çalışmaların başını çekenler arasında, bugün Almanya'nın en prestijli araştırma kurumu olam Max Planck Enstitüsü'nün büyükbabası olan Kaiser Wilhelm Enstitüsü'yle ilişkili, SS mensubu, ihtiraslı genç doktor Josef Mengele var. (Aşağıdaki fotoğrafta, ortada.)

Mengele gerçekten korkunç bir adam. 'Araştırma'larını ikiz çocuklar üzerinde yoğunlaştırıyor. 

Savaş sırasında toplama kamplarına gönderilen çocuklar arasından seçtiği ikizlerin sayısının 3 bin civarında olduğu söyleniyor. Savaş bittiğinde hayatta kalmış olanların sayısı yalnızca 358.

— / —

Savaş sonunda Vatikan'daki destekçilerinin yardımıyla sahte pasaport alan ve Arjantin'e kaçan Mengele, bir süre aynı mahallede oturduğu ve 1960'da İsrail ajanları tarafından yakalanarak kaçırılan ve yargılanmasının ardından 1962'de idam edilen Eichmann'ın aksine, kalp krizinden öldüğü 1979'a kadar hayli rahat bir hayat sürüyor.

Mengele'nin hikayesi, dünyada adaletin her zaman (belki, çoğu zaman) tecelli etmediğinin bir örneği. Biyografilerinde yazıldığı kadarıyla, Mengele yaptıklarından dolayı hayatta tek bir gün bile vicdan azabı çekmemiş olabilir.

Ancak bugün bilimin karanlık sayfalarında yer alıyor.

— / —

Son olarak, Max Planck Enstitüsü'nün, Kaiser Wilhelm ve Mengele geçmişiyle ilgili bazı belgelerini hala gizli tuttuğunu, arşivlerini araştırmacılara açmayı bugün bile reddettiğini bir dipnot olarak ekleyeyim.

— / —

'Bilimin Karanlık Yüzü' tartışmasında, bilim etiği açısından ilginç ve önemli pek çok soru var: 

Örneğin: 

Irkçı bir bilimcinin bulguları, insanlığa fayda sağlayacaksa, kullanılma(ma)lı mı?

Faydalı sonuçlar verebilecek bir araştırma için hangi kaynaktan fon sağlandığı önemsiz mi?

Bu tür bilim etiği sorularına, serinin 3. ve son programında 'bilim-güç/para/iktidar ilişkisi' bağlamında değineceğim.

Gelecek haftaysa, bilimin karanlık yüzüne, günümüzde büyük şirketlerin kendi çıkarları ve yüksek kar için bilimi manipüle etme çabaları merkezinde bakacağız.

— / —

Açık Bilinç'i Salı sabahları 9:30'da dinleyebilir, podcast arşivine ulaşabilirsiniz.