“OHAL felaketi bütün bir nesli tehdit ediyor ama yapısal bir değişimin izleri de var"

22 Ocak 2019
Fotoğraf: Reuters

Bugünün Vakayinamesinde, Türkiye’nin hal-i hazırdaki sosyal-psikolojik-ekonomik-siyasal-duygusal-vicdani durumuna etraflıca ayna tutan taze bir rapordan birkaç veriyi ve bunlara ilişkin birkaç yorumu sizlere aktarmak istedik.

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili ve yılların hak savunucusu aktivist Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, 'OHAL’in Türkiye toplumuna getirilerini ve götürülerini içeren bir raporun sonuçlarını Taksim Hill’de düzenlenen basın toplantısında paylaştı.

Mağdurlar İçin Adalet Topluluğu adlı sivil toplum kuruluşunun, büyük emek ve zaman harcayarak hazırladığı rapor “2. Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri” başlığını taşıyor. 3,750’den fazla insanla yapılmış görüşmelere dayanan, 52 bin veri ile 175 sorudan oluşan ve yaklaşık 1,000 sayfa tutan bu kapsamlı raporun sonuçları 21 Ocak 2019 günü kamuoyu ile paylaşıldı. Rapor, mağdurların OHAL sonrası 2.5 senelik süreçte yaşadıklarını görünür hale getirdi.

Adıyaman Üniversitesi’nden ihraç edilen Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu’nun başkanlığında hazırlanan 993 sayfalık dev raporda, Türkiye'nin bütün illerinden 3,589, yurt dışından 187 olmak üzere toplam 3,776 katılımcı ile yapılan görüşmelere yer veriliyor.

OHAL felaketi bütün bir “nesli tehdit ediyor”

Raporun sunumuna geçmeden önce OHAL ve toplumsal sonuçlarına ilişkin konuşan Gergerlioğlu, adalet bakanının bu raporu okuduğu takdirde istifa etmesi gerektiğini söyleyerek şu ifadelere yer verdi: “Raporu hazırlarken ruhumuzun ağırlaştığı, bedenimizin yer yer çöktüğü anlar oldu. Çünkü çok duygulu, insanı çok derinden sarsan ifadeler vardı. İnsanlar, iki yıl boyunca yaşayıp gördüklerini bütün ayrıntısıyla anlattı.”

“Felaketin etkileri devam ediyor ve dalga dalga yayılıyor”

Dr. Gergerlioğlu, şöyle devam etti: “KHK ve OHAL felaketi, nesli tehdit ederek maddi ve manevi boyutlarıyla büyük sıkıntılara neden olurken ekonomik, sosyal, siyasal, bilimsel anlamda da negatif sonuçlarıyla topluma yansıyor.”

Rapora göre 20 Temmuz 2016’da ilan edilen ve 18 Temmuz 2018’de sona eren OHAL döneminde 446 bin kişiye adli işlem yapıldı. Şu an 100 binden fazla soruşturma, 48 binden fazla da dava var. “FETÖ üyeliği” veya darbecilikten cezaevinde bulunanların sayısı 33 bini aşmış durumda. Raporda, darbe girişiminden sonra hukuki güvence kalmadığı savunulurken 250 bin kişinin süreçten direkt, 1,5 milyon kişinin de yakınları nedeniyle etkilendikleri belirtilen OHAL mağdurlarının sayıları böylece 2 milyona yaklaşıyor.

Doğrudan mağdurlar, dolaylı mağdurlar, hayatları/hayat tarzları etkilenenler

Raporda görüşülen kişiler: OHAL’in

a) doğrudan mağdurları,

b) dolaylı mağdurları ve

c) OHAL koşullarından yaşamları/yaşam tarzları etkilenen kişiler

olarak sınıflanıyor.

Şok, şüphecilik/paranoya ve öğrenilmiş çaresizlik yaşayanlar

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun basın toplantısında söylediğine göre, raporda elde edilen veriler ışığında, OHAL mağduru olanların ruh dünyasında üç önemli bulgu açığa çıkmış durumda:

a) şok hali,

b) güvensizlik/paranoyaya varan şüphecilik hali ve

c) öğrenilmiş çaresizlik hali.

***

Geçmişten kopuş, mega “toplama kampı”, komşulardan ve dostlardan kopuş, taşınmalar, ayrılmalar, “sivil ölüm”, işkence, hastalık, açlık, intihar ve ölüm...

Doç.Dr.Bayram Erzurumluoğlu’nun sunduğu rapordan öne çıkan bazı sonuçlarsa şöyle:

* KHK/OHAL ile işlerinden atılan kişilerin yüzde 99,64’ü –yani neredeyse tamamı!– 15 Temmuz 2016 sonrasında muhatap oldukları adli veya cezai soruşturmalardan hiçbirisine daha önce muhatap olmamış kişiler. Yani, 15 Temmuz sonrası mağdurlar aleyhine açılan soruşturmaların tamamına yakını konjonktürel ve geçmişle bir bağı veya temeli bulunmayan soruşturmalar.

* KHK ile ihraç edilenlerin yüzde 70’i hakkında hiçbir soruşturma açılmamış.

* Modern/pozitif hukukun “Masumiyet karinesi” prensibi OHAL/KHK mağdurları için işletilmemiş ve mağdurlar, “kendi masumiyetlerini ispat” zorunda bırakılmış.

* Suçlu olduklarını kabul etmeyenlerin birçoğu, “suçu/suçluluğu gizleme”, “inkâr” veya “örgütsel davranış sergilemek”le itham edilmiş, daha şiddetli baskı ve muamele görmüş.

* OHAL ülkeyi birincil ve ikincil mağdurları açısından “kapalı ve/ya açık hapishane”ye veya mega bir “toplama kampına” dönüştürmüş. Yargılamaları adil yapılmamış. Ortaçağ Avrupası’nın Engizisyon uygulamalarına benzer yargılama yaklaşımları sergilenmiş.

* Mağdurlar işledikleri iddia edilen suçlardan bireysel olarak suçlanmak ve bireysel olarak cezalandırılmak yerine aileleri ve/ya akrabaları ile birlikte “toplu hedef gösterilme, toplu suçlanma ve toplu cezalandırma” uygulamalarına da maruz bırakılmış.

* OHAL ve devamındaki süreçte, mağdurların ve yakınlarının hukuk ve iş güvencesi ellerinden alınmış, onlar çalışma ve yurtdışı yasakları ile de açlığa mahkûm edilmişler.

* OHAL’de "gözaltı ve/veya tutukluluk" deneyimiyle ilgili olarak veriler, gözaltında ve/va hapishanelerde, "sistematik işkence" uygulandığı yönünde. Ayrıca, tutuklular yakınlarının ikametgâhlarından yüzlerce kilometre uzakta tutulmuş: ailelere yarattığı ilave maddi külfetlere ilaveten çok sayıda trafik kazası veya atlatma olayı yaşanmış.

* Bir süre gözaltı/tutukluluk yaşadıktan sonra denetimli/denetimsiz serbest bırakılan, veya takipsizlik alan mağdurlardan birçoğu için "sivil ölüm", “sosyal güvencesizlik” ve “açlığa mahkûmiyet” uygulamaları devam ettirilmiş. Bu uygulamaların devamında birçoğu, aileleriyle birlikte, “toplu suç-toplu cezalandırma”ya maruz bırakılmış

* OHAL/KHK mağdurlarının, dayanma, ayakta kalma veya hayatta kalma güç ve yetileri her geçen gün zayıflamış travmalara dayanamayan çok sayıda birincil veya ikincil mağdur intihar etmiş, hastalanmış veya vefat etmiş.

* OHAL/KHK süreçleri mağdurların, aile/akrabalık ilişkilerine de önemli zararlar vermenin yanında; komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerine de çok büyük zarar vermiş. Mağdur ailelerin birçoğu bulundukları mekânlardan taşınmak zorunda kalmış. Yaşanan huzursuzluk neticesinde ayrılma ve boşanmalar ciddi oranda artmış.

Eğitim ve öğretim düzeyi: Neredeyse tamamı yüksekokul/üniversite mezunu

Yüksekokul ve üzeri okul mezunlarının Türkiye ortalaması sadece yüzde 17 iken, OHAL mağdurlarının yüzde 98,7’si yüksekokul ve üzeri okullardan mezun, yüzde 25’i de yüksek lisans ve doktora mezunu. Bu da ülkenin, özgün bilimsel araştırma, dünyadaki gelişmelere uyum, üretim ve rekabet kapasitesine önemli zarar verdiğini gösteriyor.

“OHAL mağdurlarının neredeyse yüzde 84'ü Türkiye'den gitmek istiyor"

Rapora göre, bu kişilere “Türkiye dışına çıkma fırsatı verilse”, mağdurların yüzde 83,9’u, yabancı bir ülkeye gitmek ve orada yaşamak istiyor.

Eğitim/öğretim ve genel kültür seviyesinde uluslararası düzeyde çöküş

OHAL uygulamalarının yüksek eğitimli kesimler arasına getirdiği moral ve motivasyon kaybı nedeniyle artık dünya sıralamalarında ilk 300’e girebilen bir tane bile üniversite kalmadığı gibi, Türkiye kaynaklı tıp, mühendislik, fen bilimleri, sosyal bilimler vb. alanlarındaki tüm akademik çıktılar yüzde 30’a varan oranlarda azalmış durumda.,

OHAL’de kadınlar, çocuklar ve bebekler

5275 sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”un “Hamile, yeni doğum yapmış veya bebekli kadınlar” hakkındaki hükümlerinin OHAL’de ve sonrasında, OHAL mağdurlarına, “terör örgütüne üye oldukları” iddiası ile uygulanmamış ve böylece hem annelerin hem de bebeklerin veya çocukların hukuki ve insani hakları ihlal edilmiş.

Rapora göre şu anda cezaevlerinde mağdurlara ait 700 bebek bulunuyor.

Hamilelerin ve emzirenlerin 6 aya kadar tutuklanması yasaya aykırı olmasına rağmen, hamile tutuklu yüzlerce kadının çok kötü günler yaşadığı, kimisinin çocuğunu düşürdüğü, kimisinin erken doğum yaptığı, erkek gardiyanlarla hastaneye gittiği, yanlarına kadın refakatçi verilmediği, doğum yaptıktan 2-3 saat sonra cezaevine geri götürüldüğü belirtiliyor. Ayrıca mağdurların sosyal yardımlaşma kurumlarından terörist diye kovalandıkları belirtiliyor. Dr. Gergerlioğlu şöyle diyor: “Düşünün, yiyecek ekmeğiniz kalmamış, karı-koca tutuklusunuz, çocuklara dedeleri veya nineleri bakıyor..."

OHAL ve aile ekonomisi: Mağdurların ortalama geliri 800 liranın altında!

Mağdurların aylık ortalama kazancı 800 liranın altında. OHAL’den önceki ortalama gelirleri üç bin 500 lira imiş. (Kamu-Sen araştırmasına göre, 2018 yılı Şubat ayında dört kişilik bir ailenin asgari geçim sınırı 5458 lira 74 kuruş olarak tespit edilmiş; 2019 yılı asgari ücret ise aylık brüt 2.558,40 TL, aylık net 2.020,90 TL olarak belirlenmişti.)

OHAL sorunları sıralaması: Geçim sıkıntısı, dışlanma, işsizlik, dağılan aileler...

“2. Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri” başlıklı 1000 sayfalık dev rapor, mağdurların “sorunlar sıralaması”nı da şöyle özetliyor:

a) Ekonomi ve geçim: Yüzde 95,3’ünün en büyük sorunu ekonomik sıkıntı.

b) İkinci sıradaysa yüzde 86,6 ile ‘itibarsızlık ve dışlanma’ diyenler yer alıyor.

c) Yüzde 83,1’in en büyük sorunu işsizlik.

d) Yüzde 41,6’nınsa ailesi dağılmış durumda.

Sonunda bir de pozitif mesaj: Yapısal bir değişim başlangıcı

Hazırlanmasına katkıda bulunduğu raporu Artı Gerçek’e değerlendiren Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, araştırmaya katılan kişilerin büyük bir bölümünün erkek, sünni ve milliyetçi özellikler taşıdığı değerlendirmesini yaptıktan sonra yapısal bir değişime işaret ediyor:

“KHK’lılar toplumun hiç hissetmediği şekilde büyük değişimler yaşıyor. ‘Bütün yaşam tarzım, hayata bakışım çok değişti’ diyen yüzlerce insan oldu. Öncesinde Türk milliyetçisi olan insanlar, yaşadıkları karşısında ‘ben Kürtleri, Ermenileri, Alevileri, onların ezilmişliklerini çok iyi anlıyorum; bunu yaşayarak öğrendim. Artık demokrat bir insanım’ diyorlar. Ortaçağ'daki gibi cadı tanımına sokuluyorsunuz, en yakınlarınız sizi dışlıyor, yasaya hukuka uygun şekilde yok edilmeniz düşünülüyor...”

***

'Mağdurlar İçin Adalet Topluluğu' adlı sivil toplum kuruluşunun, “2. Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri” başlıklı yeni ve önemli raporundan bu verileri Bianet, DW Türkçe, Artı Gerçek, sOL, Diken, Sputnik vb. mecralarından derledik.

 

Vakanüvis ÖM