Mutsuzluğun ana unsurları: Belirsizlik ve korku

17 Ocak 2019
Fotoğraf: Reuters

Açık Bilinç’te konumuz: Mutsuzluğun ana unsurları olarak belirsizlik ve korku.

Açık Bilinç podcast servisi: iTunes / RSS

Belirsizlik karşısında diğer canlılarla ortak tepkimiz: Stres.

Stres ve korkunun fizyolojisi ve toplumsal psikoloji üzerindeki etkisi.

— / —

Geçen hafta, Harvard Üniversitesi'nin 81 yıldır sürdürdüğü araştırma ışığında, mutluluk konusunu ele almıştık.

Yakınlarda yayımlanan Univ. College London kaynaklı bir araştırma, anlamlı bir hayat için en önemli unsurların içinde iyi sosyal ilişkileri sayıyor. 7304 kişiyle yapılan çalışma,Harvard araştırmasıyla uyumlu bir sonuç ortaya çıkartmış. [Kaynak: Steptoe 2018, ekte.]

Bu hafta, mutluluk-mutsuzluk ekseninde insanları ters yöne doğru iten stres ve korkudan, ve ana unsuru olan belirsizlik hissinden söz edeceğiz.

— / —

Mutluluğa engel olan en temel unsurlar arasında, özellikle geleceğe dair belirsizliğin yarattığı tedirginlik duygusu ve korkuyu saymak mümkün.

2005'de kaybettiğimiz şair ve yazar Attila İlhan, 12 Eylül darbesi sonrası yıllarının karanlık tedirginliğini, "Korkunun Krallığı" (1987) kitabindaki çarpıcı şiirleriyle anlatmıştı.

Inline image

Bu vesileyle Türkçe şiirin nev-i şahsına münhasır büyük kaptanını anmış olalım.

— / —

Bu programda korkudan ziyade belirsizliğin yarattığı stres semptomları üzerinde durmak istiyorum. Fakat önce kısaca korku konusuyla başlayalım.

Korku, insanların yanı sıra pek çok farklı canlıda var olan ortak bir savunma mekanizması.

Korku davranışının, agresyon ve duygusal tepkilerle birlikte,evrimsel açıdan beyindeki en kadim yapılardan olan limbik sistem içine yer alan "amygdala" tarafından düzenlendiği düşünülüyor.

Inline image

Temel olarak korkunun canlıları koruma ve tehlikelere karşı hızla öğrenme (korku koşullanması) işlevi olan faydalı bir mekanizma olduğunu söylemek mümkün. 

Pek çok canlının beyninde, korkuyu düzenleyen özel evrimleşmiş nöronal devreler olduğu öne sürülüyor. 

Inline imageBiz insanların, başkalarının yüzlerinden korkuyu "okumak" konusunda uzmanlaşmış olduğu söylenebilir.

Birisinin korktuğunu anlamak için en önemli kaynak, gözler. Ünlü nörobilimci A. Damasio'nun klasik 2005 çalışmasına göre, yalnızca gözlere bakarak bile korkuyu okumak mümkün.

Inline image

Bu çalışmada, Damasio'nun hastası SM, "amygdala"sındaki iki-taraflı hasar yüzünden, insanların gözlerine bakmayı beceremiyor, ve korku ifadelerini anlamlandıramıyor. 

Fakat özel olarak fotoğraflardaki gözlere bakması istenince, korku okuyabilme yetisi normale dönüyor.

— / —

Şimdi stres konusuna geleyim. 

Stresi, en genel haliyle, bedenin belirsizlik, zorluk, tehdit, tehlike gibi unsurlara verdigi tepki olarak tanımlayabiliriz.

Korku, stres aratan bir durum ama her stresli durum korku içermiyor.

Stresin de, korku gibi, tehdit ve tehlikelere karşı uyarıcı ve koruyucu bir tür hazırlanma-savunma mekanizması olduğu düşünülüyor. 

Fakat stres, korkuya göre kapsama alanı daha geniş bir durum. Kronikleşmesi çok daha yaygın ve bütün canlılarda negatif psikosomatik etkileri var.

Bellek fonksiyonundan metabolizmaya ve bağışıklık sistemine kadar pek çok bedensel olumsuz etkisi olan stresin en önemli tetikleyicilerinden birisi, kontrol kaybına neden olan belirsizlik hali.

Belirsizliğin hasar veren etkilerinin yaygınlığını göstermek için, yalnız insanlara değil, bizlerden çok daha farklı ekolojilerde bambaşka hayatları olan canlılar üzerinde yapılmış çalışmalara bakabiliriz.

Son zamanlarda yayımlanan çalışmalar, belirsizlik durumuna karşı verilen stres tepkisinin, aynı korkuda olduğu gibi, beyinde özelleşmiş devreler tarafından oluşturulduğunu, ve bunun canlılar dünyasında çok yaygın olduğunu ortaya koyuyor.

Inline image

— / —

Stresin bedensel etkilerini anlatmak için, sıçanlarla yapılmış daha eski ülser araştırmalarından örnek vereyim.

[Bir zamanlar çok sık yapılan bu tür çalışmaların artık eskisi kadar yaygın olduğunu sanmıyorum. Her halukarda, bu tür araştırmaları onaylamadığımı not etmek isterim.]

Pek çok örneği olan araştırmalarda sıçanlar stres yaratan koşullara maruz bırakılıyorlar. Daha sonra bu hayvanların hangilerinde ülser oluştuğuna bakılıyor.

Ortak sonuç, şu: Bir psikosomatik etki olarak orataya çıkan ülserin tetikleyici koşulu, belirsizliğin yarattığı stres. 

Bu araştırmalarda sıçanlar, belli aralıklarla, canlarını yakacak düzeyde elektrik şokuna maruz bırakılıyorlar. Bu, elbette, stres yaratan bir durum. 

Fakat ülseri yaratan asıl tetikleyici unsur, elektrik şoku değil. Bu şokun ne zaman olacağına dair belirsizlik.

Örneğin, 1. gruptaki şıçanlara gelişigüzel aralıklarla elektrik şoku veriliyor. 2. gruptaki sıçanlarsa, elektrik şokundan önce bir uyarı sesi duyuyor, ve şokun gelmekte olduğunu biliyorlar.

Şoklar aynı süre ve şiddette olduğu halde, yalnız 1. gruptaki sıçanlarda ülser görülüyor.

Yani sesli uyaranın sağladığı bilgi, şokların zamanlamasına dair belirsizliği azaltıyor, ve bu bile bu talihsiz hayvanlara psikosomatik açıdan bir avantaj sağlıyor.

Sonuç: Ülserin gerçek nedeni şoklar değil, bu şokların ne zaman geleceğinin belirsizliği.

— / —

Sıçanların kendi doğal ekolojilerinde zaten büyük bir belirsizlik hüküm sürüyor. Besinin nereden bulunacağı veya tehlikenin ne zaman ortaya çıkacağı hiçbir zaman belli değil. 

Buna rağmen bu hayvanlar deney koşullarındaki belirsizliğin yarattığı stres yüzünden ülser oluyorlar.

Hayatımızın her anını kontrol altında tutmaya (bazen takıntılı ölçüde) çalışan, plan program yaparak yaşamaya alışmış biz insanlar için, belirsizliğin ne kadar büyük bir stres kaynağı olduğunu, bu ülser çalışmaları ışığında siz düşünün!

Belirsizliğin insanlar üzerindeki etkilerini belgeleyen yeni araştırmalar da var.

Örneğin 2016'da yayımlanan bir çalışma, belirsizlik durumunun kendisinin, belirsizliğin sonucu olan cezadan da daha büyük bir negatif stres etkisine sahip olduğunu ortaya koyuyor.

— / —

Bütün bu bulgular ışığında, toplumsal psikolojiye dair birşeyler söylemek de mümkün.

Gerek ekonomik gerekse hukuksal açıdan belirsizlik hissinin yükseldiği toplumlarda, ciddi bir stres halinin ortaya çıkacağını öngörmek zor değil.

Belirsizlik hali elbette tek unsur değil ama bu halin toplum genelinde mutsuzluğun artmasına, anti-depresan kullanımında ciddi bir artış görülmesine, hatta kaygı verici oranlara çıkan beyin göçüne dair bir şeyler söylüyor olduğunu düşünmek mümkün.

— / —

Peki, belirsizliğin yarattığı stres ve korkuya karşı ne yapılabilir? Bu gibi durumlarla başa çıkma konusunda insan kültürünün küçük ama çok etkili bir icadı var: mizah. Bir tür demir leblebi.

Bu da, gelecek haftanın konusu: Beyin bilimleri ve sosyal psikoloji açısından mizah.

Açık Bilinç'i Salı sabahları 9:30'da dinleyebilir, podcast arşivine ulaşabilirsiniz.