Otoriter, neofaşist yönetimlerin getireceği şiddet, nefret ve yıkımla mücadele

10 Ocak 2019
Fotoğraf: Reuters

Esas mesele, insanların bu sistemi daha açık seçik görebilmesine bağlı. Ve de derinden hissetmesine. 

Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Gittikçe karanlıklaşan, kaotikleşen kargaşaya gömülen bir dünyadan haberler ve yorumlar aktarmaya çalışıyoruz bu köşede. Gidişatın temel belirleyicilerinden iklim kıyameti konusunda bir bilançoyu yazar ve aktivist Dahr Jamail’in son yazısından alıntılarla özetlemeye çalıştık

Ardından, başta çocuklarımız olmak üzere canlılar âleminin önündeki büyük tehlikeyi, hava kirlenmesi felaketini yazar ve aktivist George Monbiot’nun yeni yılda yazdığı ilk makale üzerinden aktarma çabasına giriştik.

Bugünkü vakayinamede de üzerimize çökmekte olan üçüncü büyük tehlikeye, dört bir yanı sarmaya başlayan sağcı, otoriter, neofaşist yönetimlerin getireceği şiddet-nefret- savaş-yıkım tehlikesine bir göz atmak istedik. Durumu(muzu), dünyanın önde gelen düşünür, aktivist, yazar, akademisyen ve kamu entelektüellerinden biri olan Cornel West’in ABD’nin ilerici haber ağlarından Real News Network’un kendisiyle yaptığı çok yeni bir mülakattan aktaracağımız birkaç cümle ile özetleyelim dedik. 

Kanalın yorumcularından Sharmini Peries, mülakatında dünyanın iyice sağa kaymakta olduğunu hatırlatarak, Brezilya’da Bolsonaro, ABD’de Trump, Filipinler’de Duterte ve Avrupa’daki sağcı yönetim örneklerini veriyor. Ve ardından, o kaçınılmaz soruyu yöneltiyor West’e: “Ne olacak bu dünyanın hali?”

West, halihazırda Amerikan İmparatorluğu’nda emperyal bir erime olduğundan bahsederek başlıyor analizine. Yönetenlerin çoğunda namus, dürüstlük, haysiyet, doğruluk, cömertlik, merhamet ve şefkat duygularının görece tutulmaya/kararmaya uğradığını söylüyor. Hükmedenlerde daima bir peygamberimsi eda oluştuğunu belirtiyor.

Ve böylece, bir yanda gelir ve servet eşitsizliği, bir yanda da da üzerimize gelmekte olan ekolojik felaketin inkârı ile uğraşmak zorunda olduğumuzu belirtiyor. “Hani, inkâr değilse de, bir şekilde onu sürekli olarak kendinden uzakta tutabileceğin, erteleyebileceğin duygusu...”

Asıl ihtiyacımız olan şeyin, yoksul ve çalışan halk kesimlerinin ve duyarlı insanların daha kitlesel biçimde bir uyanış ve bilinçlenme “mod”una geçmesi olduğunu belirtiyor West. Kendi kariyerlerinden veya kendi bireysel projelerinden daha büyük bir amaca hizmet etmeye razı olan insanlara ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Şöyle devam ediyor: “Biz bu ‘biz-lik’ duygusunu yitirmekteyiz. Topluluk projesi duygusunu yitirmekteyiz. Ve biz, soldakiler, öylesine parça-bölük haldeyiz ki, baştan başa dünya çapında bir dayanışma yaratmaya yetecek güçte bir dil üretmekten aciziz. Oysa imparatorluk karşında mutlaka dayanışma oluşturmak lazım.”

Bununla neyi kastettiğini de şöyle açıklıyor Cornel West: Emperyal yönetimden bahsettiğimizde, dünyanın her yerinde Yerli halkların serpilip çiçek açmasına olanak verecek bir hayat yaşamaları yerine sırf kâr ve siyasi manipülasyona yönelik dış politikalardan bahsettiğimizde bunlara karşı duracak dayanışmanın örgütlenmesi gerektiğini belirtiyor.

Dayanışmanın örgütlenmesi derken, aşağıda saydığı şu konuların ciddi tartışmaya açılmasını şart görüyor:

ABD’nin Latin Amerika’da oynadığı emperyal rol;

ABD’nin Orta Doğu’da oynadığı emperyal rol;

İsrail’in Filistinliler üzerindeki işgalini dürüstçe tartışmaya açmak;

Hindistan’ın Keşmir’i işgali konusunda dürüstçe tartışmak;

Tibet’in Çin tarafından yönetimi konusunu dürüstçe tartışmak;

Afrika’daki otoriter yönetimleri eleştiriye açmak;

Sürekli okka altına giden yoksullar ve çalışanlar adına gerçekleri dile getirecek siyasi cesaretle bağlantılı ahlaki tutarlılığı göstermek. (Yoksullar ve emekçiler hep ikincil bir konu olarak düşünülüyor, bu son bulmalı.)

Seçkinlerin yoksullar ve emekçiler konusunda giderek artan bir vurdumduymazlık ve kayıtsızlik içinde olduğunu belirtiyor West. “Ne yaparlarsa yapsınlar, yaptıkları her şeyin yanlarına kâr kalacağını, cezasız kalacağını, kendilerinin dokunulmazlığı olduğunu, asla hesap verme durumunda olmayacaklarını düşünüyorlar.”

“Sağcılığın hakim olduğu dönemde yaşamak işte bu demektir.” diye devam ediyor Cornel West. Ve ekliyor: “İşte bu sağcılık çağı, otoriter bir popülizm şekline bürünüyor: Aşırı milliyetçi, şoven, dar bir popülizm biçimini alıyor. Ve fakat bu, neofaşizme doğru gidiyor – asıl korkutucu olan da bence işte bu.”

“Biz solculara gelince,” diyor West, “Biz de mücadele ediyoruz tabii, ama çok daha güçlü bir vizyona sahip olmamız lazım. Mücadele. Toplu eylem. Herkesi kapsayan dayanışma. Hindistan’da Dalit’lerle (dokunulmazlarla) birlik olmalıyız. Brezilya’da köylülerle, Jamaica’da, Nevada’da, New York’ta işçilerle... Üstümüze gelen emperyal güçlere karşı uluslarlarası birlik oluşturamazsak eğer, suyun dibini boylarız.”

Özetle, söylediğimiz ve yaptığımız her şeyde bir uluslararası vizyonu ortaya koymamız gerektiğini söylüyor West. İmparatorluğun, ataerkilliğin, homofobinin, beyaz üstünlüğü, erkek üstünlüğü hikâyelerinin sıkı analizini yapmamız gerektiğini, ve bunun da ötesinde, fark yaratmaya çalışan toplulukların bir parçası olmamız zorunluluğunu dile getiriyor.

Son söz: Esas mesele, insanların bu sistemi daha açık seçik görebilmesine bağlı. Ve de derinden hissetmesine. Küresel neofaşist yönetimi ancak böyle yenebileceğimizi söylüyor. Sevgi, destek, olumlama ve dayanışma ile. Yani o basmakalıp klişelerle, şirket kapitalizminin güçleri tarafından sürekli aşağılanan ve yasaklanan bu temel kavramlarla onu alt etmenin hem şart, hem de pekâlâ mümkün olduğunu söylüyor düşünür ve aktivist Cornel West. (“We’re Staring Down Global Neofascist Rule”, ibid.)

Yanılıyor mu dersiniz?

Vakanüvisiniz hakirin başka sorusu yok.

 

Vakanüvis ÖM