Açık Gazete'de Ali Bilge'yle söyleşi: G20 ve Davos üzerinden 'dünya hâli'

03 Ocak 2019

Açık Gazete'nin Ekonomi Politik köşesinde Ali Bilge'yle, G20 ve Davos zirveleri üzerinden dünyanın halini konuştuk.

Ekonomi Politik podcast servisi: iTunes / RSS

 (3 Aralık 2018 tarihinde Açık Radyo’da Açık Gazete programında yayınlanmıştır)

 

Ömer Madra: Günaydın Ali bey, merhabalar!

 

Ali Bilge: Merhaba, günaydın herkese, merhabalar!

 

ÖM: Can yok bugün, Selahattin’le beraber yürütüyoruz. Neyle başlayalım, G20 ile mi?

 

AB: Evet hafta sonu sonuçlandı, G20 ve Davos gibi zirveler için benim tanımım şöyle bunlar ‘suçluların zirvesidir’ G20 ülkelerine baktığımızda dünyada ekonomik aktivitenin %85’ini kontrol ediyorlar, %75’ de dünya nüfusuna sahipler. Gezegen üzerinde gördüğümüz tüm olumsuzların kaynağı da bu ülkelerin yaptıklarıdır. Aynı zamanda küreselleşmenin günahlarını da yaratanların bu ülkeler olduğunu görüyoruz. Gezegenin ikliminin altüst olmasına, iklim değişikliğinde, iklim krizinde bu ülkelerin muhteşem katkıları olduğu ortada, son 40 yılda canlıların %60’ını da bitiren bu ülkeler. Küreselleşmenin bütün günahları bu çerçevede yaratılmış oluyor. Ancak bu zirvede yani gezegenin iklimini katledenlerin arasında bir de tescilli bir katil de bulunuyordu. Yani, o kadar kör gözüm parmağına bir hadise var ki, son 2 aydır dünya, S.Arabistan prensi veliaht Selman ve gazeteci Kaşıkçı cinayetiyle yattı kalktı , bütün istihbarat örgütleri, CIA -Amerika dahil katilin adresini gösterdi, Selman’ı adres etti. Washington Post muhabirinin , gazeteci Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini bizzat verdirdiği hatta operasyonu yönettiği aleni açıkta.. İşte bu zirvede, gezegen katillerinin zirvesinde bir de adi katil de vardı. G20- 2018 zirvesi böyle bir duruma şahitlik ediyor. Gazeteci katilinin de zirvede delege olarak bir de hüsn-ü kabul gördüğüne şahit olduk, protestolar bekleniyordu bazı ülkelerden ama olmadı, pek çok uluslararası basın yayın organında bu hususa dikkat çekiliyor.

2018 zirvesi bir cinayetin sanığı olması gereken adamla anılacak, böyle bir dünyada yaşadığımızın altını çizerek, 30 Kasım – 1 Aralık 2018 zirvesinin diğer konularına girebiliriz. Kısaca tarif edeyim nedir G20? Uzun yıllar boyunca gelişmiş 7 ülke bir araya gelerek toplanıyordu, dünyanın yönetiminde söz sahibi, dünya kapitalizmini elinde bulundurun G7, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Rusya’nın da eklenmesiyle G8 adını aldı. 1997 yılında Güneydoğu Asya’da ciddi bir ekonomik kriz yaşandı, sonra Rusya’da krizi başladı, Latin Amerika’daki krizlerde halkaya eklendi, 99-2001 ‘de Türkiye bu zincire eklendi.. Bu krizlerden sonra G7 ülkeleri daha büyük bir istişare ortamı yaratmak istediler ve G20 oluşturuldu. Gelişmekte olan piyasalar olarak nitelendirilen ülkeleri de dahil ettiler. Dünya ekonomisinde milli gelirleri itibariyle, nüfusları itibariyle yarattıkları ticari hacim itibariyle eklenen ülkeler içinde Türkiye’ de var. Avrupa Birliği temsilcileri G20 üyeleri arasında bulunuyor. 19 ülke artı Avrupa Birliği Komisyonu da buraya üye, ayrıca IMF, Dünya Bankası gibi örgütler de gözlemci, katılımcı olarak varlar. G-20 içinde 3 ülke Müslüman dünyasından, Endonezya, S.Arabistan ve Türkiye. Müslüman ülkelerin yarattığı değer 2.5 trilyon dolar. Asya ülkeleri önemli bir ağırlıkta , dünya gelirinin neredeyse %30-31’a Asya ülkelerinden geliyor, yaratılan dünya gelirinin %60-65 de batılı ülkelerden sağlanıyor. 2008 krizine kadar, 2007’de başlayan ve 2008’de Amerika’ya da sıçrayan Lehman Brothers’ın çöküşüne kadar , G20 devlet başkanlarından çok , maliye bakanları, merkez bankaları başkanları düzeyindeydi. 2008’den sonra devlet başkanları düzeyinde toplanılmaya başlandı , önemsenmeye başlandı. Dünya ekonomisinin yaşanan küresel kriz nedeniyle küçülmenin önüne nasıl geçileceği, ekonomiyi nasıl büyüteceğiz başlıklı ana konuları ele aldı. G- 20 de yer alan hangi ülkeler olduğundan bahsettik. Biraz da siyasi yönetimleri üzerinde duralım , bu ülkeler içerisinde demokrasiyle yönetilenler ya da “mış” gibi yönetilenler var, yani G-20 de demokrasi ile yönetilmek belirleyici bir husus değil, üstelik bu ülkelerin çoğunda yeni bir dalga var , hem ekonomik, hem de siyasal milliyetçilik yükseliyor , demokrasiden uzaklaşan pek çok ülke bulunuyor böyle liderler iş başında.. Böyle baktığımızda G20 ülkelerinde demokrasi kalitesi oldukça düşük ABD’nin başında Trump gibi bir lider var, Brezilya’da malum Bonsonaro, Çin, Endonezya’ya ne diyeceğiz?

 

ÖM: XiJinping1 milyon kişiyi toplama kamplarına kapattı, Uygur Türklerini, Müslümanları.

 

AB: S.Arabistan temsilcisinin durumunu biraz önce söyledik, ayrıca Putin Rusya’sı .

 

ÖM: Putin’le şey ‘çak’ yaptılar zaten ‘beşlik’ yaptılar ikisi Kaşık cinayetinin artık neredeyse kesin, kanıt aramaya bile lüzum kalmayacak kadar açığa çıkmış çok çeşitli şeylerden. Bir başka şey de, Suudi aktivist Ömer Abdülaziz’le ilgili bir şey var onu gördünüz mü bilmiyorum?

 

AB: Gördüm gördüm.

 

ÖM: Kanada’da yaşayan 27 yaşındaki Suudi vatandaşı, yani olağanüstü bir şey ‘citizenlab’ adlı bir kuruluş telefonunun hacklendiğini ortaya çıkarıyor ve Kaşıkçı ile olan ilişkisi hakkında konuşmaya karar vermiş. İsrailli NSO diye bir firma tarafından üretilmiş yazılım ve Abdülaziz bu firmaya dava açmış fakat çok ilginç bir şey. CNN’e yaptığı açıklamada diyor ki “Kaşıkçı ile aramızdaki konuşmalarda Suudi yönetimini sorumlu tutacak bir online gençlik hareketi planlamaya başlamıştık” diyor, sonra hemen devreye girmiş ve “2 ay sonra da öldürüldü” diyor. Konuşmalarının takip edildiğinden şüphelendiğini, 2 ay sonra da Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü kaydetmiş. “Telefonumun hacklenmesi Cemal’e olanlar konusunda önemli bir rol oynadı, gerçekten çok üzgünüm. Bu suçluluk beni öldürüyor” demiş. Kendisini de zaten büyükelçiliğe davet etmişler Cemal Kaşıkçı’da olduğu gibi. Bir de ilginç bir şey var, İsrail’de silah sayılıyor ve savunma bakanlığından izin alması gerekiyormuş bu hack şirketinin, casus yazılım, Pegasus’muş adı NSO grubun ve S. Arabistan bu yazılım için 55 milyon Dolar’lık ödeme yapmış zaten bu şirkete. Bu da BBC’nin haberiydi. Sonuç olarak muhteşem bir işbirliği var, sonunda İsrail polisi başbakan Binyamin Netanyahu’nun üçüncü bir vakada daha dava açılması tavsiyesinde bulunmuş, bu en ağırı deniyor. Rüşvet, sahtekarlık ve güveni suiistimal konusunda kendisine uygun yayın yapabilecek, aleyhinde yapılacak haberleri de çıkartacak gazetelerden Netanyahu böyle bir şey istemiş. Milyonlarca dolar dönen rüşvetler filan var ama hepsini reddetmiş Netanyahu “Ben yapmadım!” demiş.

 

AB: İşte G20 ülkelerinin durumu bu, aralarında Kaşıkçı cinayetinin yargılama olsa bir numaralı sanığı olması gereken kişi var, demokrasiden uzaklaşmış ve demokrasiyle yönetilmeyen ya da sahte demokrasilerle yönetilen ülkeler yer alıyor, demokratik kriterlere uymayan liderlerle dolu , neredeyse yarıya yakını böyle. Dünyanın otoriterleşmesine, ekonomik milliyetçiliğe, faşizmin yükselişine tanık olduğumuz günlerde yapılan bir zirve.. Zirvede adeta bütün dünyayla alay edercesine, katil belli, ‘katil aramızda’ oyunu oynadı. Dünyanın sorunlarıyla da dalga geçer şekilde, gezgenin bitişini adeta alkışlarcasına, onu teşvik edercesine.. böyle bir durum tespiti yapmak mümkün. Son zirvelerde G8’in ilk başlarında gündeme aldığı ana konularından artık uzaklaşılmış durumda, daha çok ikili görüşmeler için biraraya gelinen toplantılar olarak karşımıza çıkıyor. G8’in yakın geçmişine baktığımızda, önceki yıl Hamburg’da Almanya’da yapıldı, 2015’te de Türkiye’de toplanılmıştı. Antalya’daki zirve Türkiye’nin Rusya ile olan geriliminin had safhada olduğu bir zamanda, iki ülke arasında kriz varken yapılmıştı. Geçen sene de Almanya ile büyük bir kriz içindeydik, hatta geçen seneki toplantıya 250 kişilik bir katılımla Erdoğan yer almıştı, Alman makamları buna itiraz etmişlerdi, Erdoğan’ın miting yapması, kapalı toplantı yapması sorunuyla karşı karşıya kalınmıştı. Böyle bir krizi de geçen sene yaşamıştık. Şimdi her 2 ülke ile normalleşmiş gibiyiz. İkili ilişkilerde kısa dönemli sık değişimlere dikkat çekmek için bunları söylüyorum.

Günümüzde kapitalizmle, iklim krizi, iklim felaketleri birbirinden ayrılmaz bir ikili haline geldi ve ayrılmaz ikiliye ilişkin büyük sorun yaşanıyor. Kapitalizmin 2008’den bu yana içinde bulunduğu krizin başlangıcında beklentiler neydi? Kapitalizm ve iklim meselelerinin G20 toplantılarında çözüm aranması, gündeme gelmesi düşünülüyordu. Kapitalizmin, küreselleşmenin yarattığı sorunlara çözüm arayışı içinde olan, kapitalizme yeni bir format atan, insan merkezli küreselleşme süreçlerine adım atıcı, dünyadaki finansal oligarşiye karşı düzenlemelerin yapılması beklentisi vardı. Ancak bunlar yapılmadı, yine eski alışkanlıkların eski krize götüren süreçlerin devam ettiğini görüyoruz. Yani sürdürülebilir kalkınma mı, sürdürülebilir mi gezegen mi, sürdürülebilir kâr mı? Sürdürülebilir gezegenden çok uzak, hâlâ sürdürülebilir maksimum kârda zenginleşme üzerine bir durum devam ediyor, sürdürülebilir hayatı es geçen, görmeyen bir durumla gezegenin devam ettiğini görüyoruz, zirvenin sonuç bildirgesinde de bu durum yansıyor. Çünkü sonuç bildirgesinde göç, mülteci sorununa değinilmiyor. Biraz önce söylediğim, dünyanın gözünün önünde bir katliam-cinayet var, onun bir katil lideri var, bu cinayete ilişkin hiç bir açıklama yok, Suriye yok, Yemen yok, Ukrayna yok.

 

ÖM: Yani iklim ve göç zaten tamamen birbiriyle bağlantılı olduğu son beklenmedik derecede ileri ve sert raporlarda da Birleşmiş Milletler’in hazırladığı, özellikle bu orta Amerika’da muazzam terkler olduğu, çünkü hasat dolayısıyla yaşanamaz hale geldiği için ülkeler, hasat sıcaktan, küresel ısınmadan filan, çoluk çocuğunu alıp gitmek zorunda kalan insanlar dolu yollarda. Bunlardan zerrece bahsedilmemesi.

 

AB: Kesinlikle. 2015’teki Paris iklim anlaşmasına sözde Amerika dışındakiler uyuyoruz diye beyan ediyorlar ama sahte bir uyum, yani iki yüzlülük hakim , iklim umurlarında değil..

 

ÖM: Çünkü uyuyoruz dediklerinde de 2 dereceye ulaşmak için şimdiye kadar yapılanların 3 katıefor harcamaları gerektiğini söyleyen BM raporu var. Hatta asıl makbul ve eski değişlematlub olan 1,5 derece endüstri çağına göre sıcaklığın tutulması gerektiğini söyleyen rapora göre de, ona ulaşabilmek için de, 1,5 derece tavanında tutabilmek için de 5 katı efor sarf edilmesi gerektiğini söylüyorlar ama umurunda bile olmadığı söylenebilir rahatlıkla bütün bu G20’cilerin.

 

AB: Evet iklimi de yok sayıyor, dolayısıyla siyasi olaylar da dediğim gibi İran yaptırımları da yok. Ben Antalya’dayım, burada geçen hafta bir tarım fuarı oldu, fuarı biraz gezdim, muhabirlik yaptım, bir stantta gördüm, toprağın suya ihtiyacı olup olmadığını ölçer bir cihaz geliştirmişler, toprağın nemine göre sulama talimatı cep telefonuna geliyor, buna uygun bir yazılım yükleniyor, geliştirmişler, çiftçiler bu cihazla ilgileniyorlar, hep birlikte açıklamayı dinliyoruz. Toprağa bir şey gömülüyor ve sensörler “Beni sula kurudum” diyor, toprağın değerlerini ölçüyor, bazı oranları gösteriyor. Çiftçinin biri dedi ki “Çok iyi bir şey geliştirmişsiniz, sağ olun ama biz bundan önce suyu nereden bulacağımızı bilmiyoruz”.

 

ÖM: Evet bu çok önemli bir şey.

 

AB: Yani bütün bu iklimle ilgili alarmlar, kuraklık, göç, bunlar G20 zirvesinde yok, Dünya Ticaret Örgütü ki bu işin en önemli sorumlularından biri ki bu örgütte sorunlu, DTÖ’ye reform yapılması gerektiğini Amerika dışındakiler söylüyordu, bu sefer Amerika da “Evet yapılmalı” diyor. Kendi aralarındaki gümrük savaşları, korumacı eğilimlere ilişkin bir gelişmeler malum, Çin’le 3 aylık bir barış ilan ettiler bu tarifelerle ilgili, gümrük duvarlarıyla ilgili. Yeni bir Nafta anlaşması var, Kanada, Meksika ki bu anlaşmayı da Trump yok saymıştı, yeniden gözden geçirildi. Dolayısıyla bu tür zirveler dünya sorunlarıyla ile alay eder bir şekilde gelişiyor. Gerçekten bu zirveler sonuç itibariyle baktığımızda suçluların bir araya geldiği, gezegenin bugünkü hale gelmesinden sorumlu ülkelerin, bunlar arasında demokratik esaslara göre seçilmiş liderler var, demokratik esaslara göre seçilmemişler, diktatörler de var. Bu güç dengesi içinde temel meseleler, insanlığın ve gezegenin temel meseleleri konuşulmuyor. Bizim gibi ülkelere, G20 ne kazandırıyor Türkiye’ye, liderine prestij kazandırmak dışında pek bir şey yok, Erdoğan dünya liderlerine merhaba diyor. Biliyorsunuz, birde G-96 ’lar vardır, bunlar yoksullar, garibanlardır, South örgütü var, onlarda yakın zamanda bir araya geldiler, onların gündeminde dünya sorunları elbette bulunuyor. Ama güçsüzler.. Onlar, küreselleşme sürecinin mağdurlarıdır, 2030’a kadar suların yükselmesi sebebiyle oturdukları alanları kaybeden 400 milyon’a yakın insanın göçünü bekliyor dünya.

 

ÖM: Bütün sahil şeritlerinin kaybolacağı artık kesin, ya bu konuda son derece yetkili, yalnız bu konuları çalışan bir bilim insanı şunu söylüyor “Ya stratejik bir şekilde hesaplıca davranır ve örgütlü bir ricat yaparız kıyı şeritlerinden bütün dünyadaki” diyor, yani şehirler dışındaki bütün sahil şeritlerinden bahsediyor, sular basmasından, deniz seviyelerinin yükselmesinden “Ya da panik halinde kaçışırız, ikisinden birini yapacağız, artık ona karar verelim” diye çok net olarak söyledi. Bunu söyleyen önde gelen bir bilim insanı.

 

AB: Bir şey dikkatimi çekti dün gece, Ankara büyük bir golf sahasına kavuşuyor haberiniz var mı?

 

ÖM: Hayır yok, ne güzel!

 

AB: Hem de ‘Parlamenterler Golf Life’ projesi.

 

ÖM: Öyle mi, Trump’ın ilgisi var mı?

 

AB: Buraya gelirse herhalde açılışını yaptırırlar, şimdi inşaatı başlamış. İnanılır gibi değil, dünya, Türkiye bu kadar sorun içerisinde, bütün partilerin birleşip, parti temsilcilerinin CHP’de dahil bu açılıştalardı dün.

 

ÖM: Ve dünyanın en çok su kullanan spor dalı, aktivitesi golf zaten.

 

AB: Çavuşoğlu demiş ki “Diplomatik ilişkilere golf ortamında devam edilir , bu anlamda çok iyi bir proje olacak”. CHP genel başkan yardımcısı Levent Gök açılışta konuşma yapmış ve “Bu projenin başkente kazandıracağı çok şey var” demiş. Burada villalar, çok katlı konutlar var, 1.360 bin metrekarelik bir alanda olacakmış Ankara’da. Bir de ‘food golf’ diye bir şey varmış, orada da futbolla golf karışımı bir oyun da oynanabilecekmiş.

ÖM: Onları biz bilmeyiz, Selahattin’e sormamız lazım artık!

 

AB: Kentsel tasarımlı bir ödül almış projeymiş, bakın 2640 konut ve villa bulunuyormuş, 450 bin metrekare alana yayılan 9 delikli golf sahası olacakmış, 13 delikli mi ne olacakmış, neyse artık.. Demin sizde söylediniz, yıllar önce İspanya’daki golf sahalarına ilişkin bir şey okumuştum, dünyanın suyunu emiyor, bu alanlar. 2007 rakamlarına göre dünyadaki golf sahalarının 1 günde tükettiği su miktarı, 4.7 milyar insanın günlük su gereksinimine eşit. Golf sahaları kadar su emen, harcayan başka bir şey yok.

 

ÖM: Başka hiçbir faaliyet alanı yok evet.

 

AB: Türkiye’de bu teşvik ediliyor, 100’ü aşkın bir golf sahası yapılması da hedefleniyormuş.

 

ÖM: Öyle mi onu da duymamıştım? Atlatma haberden dolayı çok teşekkür ederiz, korkunç şeyler bunlar ama hemen de kayda geçelim.

 

AB: İspanya daha sonra krize girince bu golf sahaları kurudu biliyor musunuz? Bakılamadı.

 

ÖM: Evet biliyorum, yakından takip ettim ben de.

 

AB: Sonuçta, G20 zirvesi dünyadaki bu eşitsizliklerin, her şeyin alt üst olduğu bir dönemde yapıldı. Ancak G20 zirvesine, gazeteci Kaşıkçı cinayetinin 1 numaralı zanlısı konumundaki kişinin hüsn-ü kabul görmesi zirvenin altını çizdi. Avustralya’ya bağlanacaksınız galiba benden sonra?

 

ÖM: Evet.

 

AB: Onun için çok kısa bir süremiz kaldığını görüyorum, özellikle Fransa’daki mesele önemli, onu herhalde önümüzdeki günlerde çok konuşulacak.

ÖM: Zaten birazcık kapsadık ama önümüzdeki günlerde de devam edeceğiz.

 

AB: Evet ciddi analize muhtaç bir gelişme , bunalmış toplumların refleksleri olarak karşımıza çıkıyor. Diğer bir husus da Cumhuriyet gazetesine ilişkin, Cumhuriyet gazetesinde Osman Kavala ve Demirtaş üzerine yazı yazan yeni bir yazarın yarattığı tahribat Cumhuriyet gazetesi yazarları tarafından da tepki gördü. Günümüz Türkiye’sinde medya muazzam ve derin bir bunalım içerisinde, gerçek medya Türkiye’de vücut bulamıyor, gerçek bir demokrasinin de vücut bulamadığı gibi. Bu mesele önümüzdeki günlerde umarım Türk basınında gerçek yerini bulur ve özellikle Erdoğan çevresiyle bütünleşmiş bir yazarlar bütünü Cumhuriyet gazetesine umarız egemen olmaz.

 

ÖM: Ben de bir ekleme yapayım, Osman Kavala Silivri cezaevinden bir mektup yazdı, Bartu Soral söz konusu yazar ki kendisi Cumhuriyet’in yeni yazarı ama Oya Baydar’ın da T24’te yazdığı gibi “mantar gibi yerden bitmedi, gökten düşmedi yıllardır Aydınlık gazetesinde yazan, yazıları bilinen şoven Türk milliyetçiliği batağına saplanmamış özgürlükçü, demokrat ve barış yanlısı kişilere saldırmayı misyon edinmiş, Vatan partisi, özellikle de Perinçek hattına sıkı sıkıya bağlı olan bir kişi” dedikten sonra Osman Kavala da diyor ki “Bartu Soral’ın araştırmaya dayanmayan yanlış ve eksik bilgilerle ağır ithamlarda bulunması bana ülkemizde yaşanan hukuk normlarından uzaklaşmış tutuklama uygulamalarının yeteri kadar önemsemediğini düşündürüyor. Osman Kavala, Silivri cezaevi” demiş.

 

AB: Evet yani AİHM kararlarının uygulanmadığı, 1 yılı aşkın bir süredir neden iddianamesinin hazırlanmadığı bir tutukluluk hali yaşıyor Osman Kavala. Dünya hali G20 de böyle, Türkiye hali ondan da farklı değil ama biz koridorlarımızı genişletmeye devam edeceğiz.

 

ÖM: Çok teşekkürler Ali bey, görüşmek üzere.

 

AB: Hoşça kalın!