İnsanın Hakkından Doğanın Hakkına Doğru: Küresel Yeryüzü Anayasacılığı

24 Temmuz 2018
Magadi Gölü, Kenya
/ Yann Arthus-Bertrand

Ekolojik krizle boğuştuğumuz bu yüzyılda adı daha çok telaffuz edilmeye başlanan “Küresel Yeryüzü Anayasacılığı” akımını ele aldığımız bu programda, konuğumuz avukat Rana Göksu ile doğanın tarihsel süreçte hukukun neresinde yer aldığı ve günümüzde nerede konumlandırıldığı gibi önemli sorulara cevap aradık. 

24 Temmuz 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Sudan Gelen podcast servisi: iTunes / RSS

Sanayi Devrimi ve endüstrileşme ile birlikte insanlığın doğayla olan ilişkisi yeni bir yön kazandı. Büyüleyen doğa artık tüm varlığıyla insan türünün emrine amade edilmiş bir kaynağa indirgeniyordu. İnsan kendini var eden toprağı, suyu ve havayı şiddeti hızla artan bir savurganlıkla alınıp satılacak birer metaya dönüştürüyordu. İnsan doğadan ayrı bir yerdeydi. İnsan ona hükmedendi. Toprağın bağrını deşer kömürü alır, petrolü çıkarırdı. Nehirlerin önüne dev duvarlar örer, o suya “ak” dediğinde su  akar “dur” dediğinde dururdu. O neyi isterse toprak onu verir, ağaç o ne zaman derse o zaman meyve verirdi. Havada, karada ve denizde insan tek hükmedendi.

Bu hiyerarşik insan-doğa ilişkisinin acı meyvelerinin olgunlaşması uzun sürmedi. Meyvelerin zehirli tohumları tüm dünyaya yayıldı. Gezegenin akarsuları akmaz oldu. Akanların içindeyse sudan çok zehir bulundu. Denizler plastik çorbasına döndü, içinde yaşayana da ondan beslenene de yaşamdan çok ölüm vermeye başladı. Hava mikro plastikler, karbon emisyonları ve daha pek çok maddeyle kirlendi. Toprak herbisitler, pestisitler ve suni gübrelere teslim oldu. Doğa kirlenirken insan da kirlendi. Doğa katledilirken insanın da yaşam hakkı gasp edildi. Birileri doğayı öğüterek para kazanırken, toprağı ve suyu gasp edilenler, emeği çalınanlar ekmeğinden oldu, hastalandı, öldü. Daha çok hak ihlal edildikçe hak mücadelesi de büyüdü. Hiç şüphesiz ki 21. yüzyılda bu hak mücadelesi daha da büyüyecek.

Ancak bu nasıl olacak? İnsanlık kendi yarattığı hastalığa kısa vadeli çareler ararken zaman ve umut kaybetmeye devam mı edecek? Yoksulları, diğer canlıları ve gelecek nesilleri orantısız şekilde daha fazla etkileyen bu sorunların altında mı kalacak? Yoksa doğanın sunduğu yaşam kaynaklarına erişim hakkından öte geçip doğanın haklarından bahsetmeye başladığımız bu günler derin bir değişimin habercisi mi?  Bolivya’nın ve Uruguay’ın ekolojik anayasaları, mevcut anayasaların ekolojik prensiplere göre düzenlenmesi ya da bunlara ekoloji odaklı maddelerin eklenmesi, dünyanın farklı ülkelerinde nehirlere hukuki statüler verilmesi bir paradigma değişikliğinin yaklaşan adımları değil mi?   

Sudan Gelen’e konuk olan avukat Rana Göksu işte bu hukuksal değişimin izlerini sürüyor. Ekolojik krizle boğuştuğumuz bu yüzyılda adı daha çok telaffuz edilmeye başlanan “Küresel Yeryüzü Anayasacılığı” akımını ele aldığımız bu programda doğanın tarihsel süreçte hukukun neresinde yer aldığı ve günümüzde nerede konumlandırıldığı gibi önemli sorulara cevap aradık. Küresel yeryüzü anayasacılığı insan-doğa ilişkisine dair bize ne öneriyor? Tüm bunları tartıştığımız sohbetimizi buyurun buradan dinleyin.   

Playlist:
Şarkıcı / YorumcuParça AdıAlbüm AdıSüre
Lara Di Lara
Kimiz
Hazineler İçindesin
3:40