Sevmekten Öldü Desinler

20 Şubat 2018

 

Kulis Sesleri bu ay “Sevmekten Öldü Desinler ” oyunundaydı. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, Berfin Zenderlioğlu’nun yönettiği, Hamdi Alp, İbrahim Halaçoğlu, Meltem Yılmazkaya, Onur Berk Arslanoğlu ve Pınar Yıldırım’ın oynadığı “Sevmekten Öldü Desinler” Kadıköy Emek Sahnesi tarafından sahneleniyor. Bircan Yorulmaz yönetmen Berfin Zenderlioğlu ile oyuncular Hamdi Alp, İbrahim Halaçoğlu, Meltem Yılmazkaya ve Onur Berk Arslanoğlu konuştu.

27 Şubat 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Kulis Sesleri podcast servisi: iTunes / RSS

 

“Sanatçı olmak zaten bir taraftan da korkak olmamayı gerektiriyor. Cesaret ne kadar bulaşıcıysa, korku da o kadar bulaşıcı. O yüzden susmayacağız, neticesinde tiyatro yapıyoruz ve tiyatronun kirli olmadığını ve o kadar tehlikeli olmadığını biliyoruz. Neticesinde insanla yapıyoruz, yaptığımız işin temelinde de yaratıcılık var, ölüm yok. O yüzden devam edeceğiz.”
 

Bize oyunu anlatır mısınız?

İbrahim Halaçoğlu
Oyunda oynadığım karakter Ahmet ve Leyla. Bir pavyon hikâyesi. Oyunun büyük kısmı pavyonda geçiyor. Ahmet bir pride yürüyüşü sırasında polis müdahalesi olunca polisten kaçarken pavyona sığınan ve tesadüfen pavyonda assolist olan kişinin arkadaşı olduğunu keşfeden birisi. Oyundaki serüveni daha çok kendini bulması, kendini gerçekleştirmesi ile ilgili. O bir trans birey, zaten kabuğumu değiştirmek istiyorum diyor.

Hamdi Alp
Hamdi, pavyon sahibi, oyundaki karakterler gibi kendi başına ayakta durmaya çalışan bir pavyon sahibi, hayal kırıklıkları, umutlar, aşk. 

Onur Berk Arslanoğlu
Mustafa da oyunun ana karakteri. Gönül’ün mahalleden aşkı. Jön olarak kendini görüyor ama kendisi dışında kimse onu jön olarak görmediği için kontra jön diyebiliriz. Şarkıcı olma hayali var ama o gerçekleştiremiyor, Gönül o hayali gerçekleştiriyor.

Meltem Yılmazkaya
Ben de Sevda, Mustafa ve Gönül’ün mahalleden çocukluk arkadaşları ve Mustafa’ya aşık. Mahallenin zengin kızı. Parayla her şeyi satın alabileceğini düşünüyor ama sonunda görüyor ki parayla saadet olmuyor. Evleniyor, çocuğu oluyor ama yine de sevmek başka bir şey. Mustafa onun gönlünde kalıyor.

Berfin Zenderlioğlu
Aslında bütün bu karakterlerin bir araya gelip, belki hikâyesine arabesk diyebileceğimiz bir anti-melodram.

Arabesk müzikli oyun deniyor

Berfin Zenderlioğlu
Evet açılışta kullanılan replikler bir yandan da oyunun ruhunu anlatan replikler

Müziklerini Burçak Çöllü yapmış ve hikâyenin temelini de müzik oluşturuyor diyebiliriz sanırım? Yeşilçam filmlerine de çok ciddi göndermeler var.

Berfin Zenderlioğlu
Hikâyenin konusu biraz arabesk ve bize tanıdık gelen bir hikâyeydi zaten. Belki bir taraftan aslında hepimizin çocukluğunda izlediği filmlerden görmüş olduğumuz, bildiğimiz çok klişe gelen şeyler ama bir taraftan da sahne üzerinde biçimsel açıdan daha farklı biçimde seyirciyle buluşmasını sağlayan bir oyun.

Murat Mahmutyazıcıoğlu yazmış, nasıl bir araya geldiniz, oyun seçimi süreciniz nasıl oldu?

Berfin Zenderlioğlu
Aslında Pınar’dan (Yıldırım) gelen bir teklifti bu. Emek Sahnesi nicedir müzikli bir oyun yapmak istiyormuş. Pınar’la Murat bunun üzerine sohbet etmişler. Sonrasında da Murat birkaç ay bu metin üzerinde yoğunlaşıp texti Pınar’a gönderiyor. Sonrasında da Pınar beni arayıp bir oyun yapmak istiyoruz ve seninle çalışmak istiyoruz dediler. Açıkçası ben de hem Pınar’ın işin içinde olması, hem de Murat tanıdığım bir oyun yazarı olması, hem de hikâyeyi sevdiğim için kabul ettim. Ekibin hem tanıdığımız oyuncu arkadaşlarımızdan olması, bir taraftan da yeni tanıştığımız Meltem gibi Hamdi gibi arkadaşlarımızın olması heyecan verici oldu.

Kadıköy Emek Sahnesi’deyiz. Yakın zamanda “Sadece Diktatör” oyunu yasaklandı. Bu konuda ne diyorsunuz?

Berfin Zenderlioğlu
Bir taraftan çok duyduğumuz, bir taraftan artık genç kuşak nesil olarak maalesef tanıklık ettiğimiz bir süreç. İktidarlar değişir ama bu zihniyet devam eder. Ama bu zihniyetler karşısında siz sanatçı olarak nasıl bir tavır sergilersiniz. Yaptığınız işin neresinde durursunuz, kendinizi nasıl savunursunuz o önemli. Hepimizin sanatsal anlamda kendi direniş noktaları var. Biz direnişimizi oradan yapıyoruz. Benim direniş dediğim şey tiyatro, ben tiyatroyla kendi durumumu sağaltıyorum ve oradan sözümü söylüyorum. Benim için bu devam edecek. Muhtemelen Emek Sahnesi için de bu devam edecektir. Tabii ki bu noktada herkesin söyleyecek bir sözü vardır. Sanatçı olmak zaten bir taraftan da korkak olmamayı gerektiriyor. Cesaret ne kadar bulaşıcıysa, korku da o kadar bulaşıcı. O yüzden susmayacağız, neticesinde tiyatro yapıyoruz ve tiyatronun kirli olmadığını ve o kadar tehlikeli olmadığını biliyoruz. Neticesinde insanla yapıyoruz, yaptığımız işin temelinde de yaratıcılık var, ölüm yok. O yüzden devam edeceğiz.

Siz Berfin Hanım, Destar Tiyatro/ Şermola Performansın da kurucusunuz da, Türkiye’de tiyatroyu nasıl buluyorsunuz? Nasıl bir evrim geçiriyor sizce. Sanatın baskı dönemlerinde patlama yaptığı hep söylenir, öyle bir dönem de yaşıyor gibiyiz. Siz ne diyorsunuz?

Berfin Zenderlioğlu
Ben kendi adıma bu süreci çok olumlu değerlendiriyorum. Son birkaç yıldır gözlemlediğim kadarıyla bir taraftan alternatif sahnelerin çoğalması, “alternatif grupların” var olması ve bunların daha alternatif işler yapması, Türkiye tiyatrosu açısında hem heyecan verici, hem bir taraftan aslında söylenilmeyen sözlerin ya da yıllardır belki de insanların sansürledikleri çok da dile getirmekten korktukları meselelerin sahnelerde var olduklarını görebiliyoruz. O nedenle bence olumlu ya da çok daha iç açıcı bir yerde. Bir taraftan da bu genç kuşağın bir aradaki dayanışması, ortak bir tavır üretmesi de bence çok kıymetli.  O yüzden de ben bu süreci çok olumsuz görmüyorum bu anlamda. Ve çok daha iyi olacağını düşünüyorum böylesi bir dayanışma devam ederse. Ben daha çok aslında kendi kuşağımdaki tiyatrocular açısından söylüyorum herhangi bir şey olduğunda çok daha rahat birbirimizi eleştirebiliyoruz. Ama o eleştiri vurma dökme anlamında değil, daha çok yapıcı eleştiriler. Ya da alternatif sahnelerde gördüğümüz, mesela bir yerde sis makinesi eksikse hemen bir başka sahneyi arayı bulabiliyor, birbirimiz arasındaki o yardımlaşma bence çok kıymetli. Ama öte taraftan da var olan bu sürecin getirmiş olduğu bir korku da var, o korkunun yaratmış olduğu bir sansür de var. Belki çok bizim mesele alakalı değil ama mesela biz şimdi Kürtçe bir oyun oynuyoruz Kargalar adında, festivalde oynanan, festivalde açılış yapan bir oyun ama şu anda sahne bulamıyoruz oynamak için. Benim için acıtıcı bir durum. Bir yandan Sevmekten Öldü Desinler’i paylaşıyorum, yine yönettiğim Sherlock Hamid’i paylaşıyorum ama Kargalar’ı paylaşamıyorum. Bir yandan güzel, olumlu bir tarafı var bu sahnelerin ya da bu tiyatroların var olmasının. Bu oyunda olduğu gibi yıllarca bu toplumun bir taraftan o homofobik yapısını ortaya koyan ya da söylenilmeyeni dile getiren daha yeraltında kalan meseleleri sahne üzerinde görebiliyoruz. Ama bir taraftan da maalesef çok demokratız diyen sahnelerin ya da böyle geçinen kişilerin bir oyun Kürtçe olduğu için- ki bunun ismi de tam konulmuyor maalesef – korku üzerinden yaklaşımlarını görmek çok can sıkıcı ve üzücü. Ama dediğim gibi neticesinde inatla insanlar bir şeyler yapıyor ve bizi ayakta tutacak şey de inat ve biz inat etmeye devam edeceğiz.

Onur Berk Arslanoğlu
Tiyatro daha çok derdi olanın daha çok ürettiği, daha problemli zamanda daha çok ürettiğinin teşvik edildiği bir sanat. Şu dönemde daha küçük, daha otonom, merdiven altı tiyatro dediğimiz yerlerin artmasını buna bağlıyorum. İstanbul’da çok fazla küçük tiyatro var. Ve artıyor. Sebebi bu, söylemek istiyor insanlar. Tiyatro üzerindeki baskının ötesinde hayatın üzerinde baskı olduğu için seyirci için tiyatro kaçış yeri oluyor. Oyuncu içinde öyle; ifade etmek istiyor, paylaşmak istiyor. Yasaklamak azaltmaz, problemler azaltmaz; daha çok yaptırır. İnat ettiğimiz sürece daha da çok olacaktır.

Berfin Zenderlioğlu
Elbette mesela son 2 yıldır tiyatroda seyirci anlamında da müthiş bir fazlalık var müthiş bir artış var.  Öncesine Beyoğlu’nda var olan o patlamalarda biz artık öldü tiyatro, seyirci de gelmez,  sahnelerde kapandı. Ya da aslında kapattırıldı aslında sahneler. Maalesef o bitmeyen yollar, adı konmayan ekonomik kriz, bir sürü şey birçok sahnenin de kapanmasına yol açtı.    

Onur Berk Arslanoğlu
Bir de tartışma olarak Devlet Tiyatrosu nereye gidiyor, devlet tiyatroları kapatılıyor aman allahım falan deniyordu. Ne olacaktı ki? Devlet elindekileri kapatır. Öncelikli derdimiz bu değil.

Berfin Zenderlioğlu
Tam da seyirci bitti, tiyatrolar bitti dediğimiz noktada benim gözlemlediğim özellikle 2 yıldır hemen hemen birçok oyunun çok daha fazla seyirciye oynadığını görüyoruz. Seyirci daha fazla oyunlara sahip çıkıyor. Belki de birçok kişi kendisini daha rahat ifade edebiliyor, daha rahat nefes aşabileceği yerler olarak görüyor.

Meltem Yılmazkaya
Ben de öyle düşünüyorum. Mesela ben mezun olduktan sonra uzun bir süre televizyona iş yaptım. Uzun süre tiyatro yapamadım. Ve sonrasındaki ilk profesyonel işim bu diyebilirim. Televizyona program yaptığınızda bir süre sonra o kadar otokontrol gelişiyor ki kendiniz de biliyorsun bunu; neyi yapmanız, neyi yapmamanız gerektiğini. Neyi söylememeniz gerektiğini çok iyi biliyorsunuz ve televizyondan sonra tiyatro, toplumun öteki dediği karakterlerin içinde olduğu bir oyunda olmak bana nefes aldığımı hissettirdi. Seyircini de reaksiyonunu görüyoruz, geri dönüşlerini görüyoruz, bu yüzden umut verici buluyorum.

İbrahim Halaçoğlu
Bir sıkıntı yaşadığımızda olumlu tarafına bakmak gerekiyor, ben lisedeyken, tiyatroda yeniyken denirdi ki Türkiye’de oyun yazarı çıkmıyor. Biz tiyatro öğrenmek istediğimiz zaman sürekli çeviri oyunları okurduk, çeviri oyunları izlerdik. Belirli, bilinen iyi ve eski yazarlar vardı. Onun dışında yeni yerli yazar yoktu. Son belki 5-6 senedir beni en çok sevindiren şey artık insanlar oyun yazıyor. Oyun yazarlığını meslek olarak görmeye başlayan tiyatrocular var artık. Bu çok güzel bir şey. Bir de bir sorun olduğu zaman verilecek en güzel tepki yapmayı sevdiğin, yapmayı bildiğin işi gerçekten dirayetle yapmaya devam etmek daha önemli geliyor bana. Tiyatro yapmak ve buna tutunmak da öyle bir yerde duruyor benim hayatımda.

Program için tıklayın: http://kadikoyemektiyatrosu.com/

Künye:

Yazan: Murat Mahmutyazıcıoğlu
Yöneten: Berfin Zenderlioğlu
Dramaturg: Nesrin Karadağ
Müzik: Burçak Çöllü
Koreografi: Senem Oluz
Kostüm Tasarımı: Çağla Yıldırım
Dekor Tasarımı: Berfin Zenderlioğlu
Işık Tasarımı: Alev Topal
Dekor Uygulama: Serkan Kavurt

Reji Asistanları:  Ali Doğan, Anıl Can Beydilli, Dilan Başarır, Zeynep Şişmanoğlu

Oynayanlar: Hamdi Alp, İbrahim Halaçoğlu, Meltem Yılmazkaya, Onur Berk Arslanoğlu, Pınar Yıldırım