Çinko Çocuklar

21 Şubat 2018

Nobel ödüllü yazar Svetlana Aleksiyeviç'in, Sovyetler'in Afganistan işgaline dair bir sözlü tarih çalışması olan, "Çinko Çocuklar" kitabı nihayet Türkçe'ye çevrildi. Kafka yayınlarından çıkan kitabın çevirmenleri Fatma ve Serdar Arıkan'ı Açık Gazete'de konuk ettik.

21 Şubat 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

Kafka Kitap tarafından basılan kitabın tanıtım metni şöyle:

“Geceler korkunç, çünkü görüyorum... Rüyada kör değilim ki…”

 

İsveç Akademisi, Svetlana Aleksiyeviç’e Nobel Ödülü verdiğinde yazarın “yeni bir edebi tür” yarattığını belirtmiş, eserlerini de “duyguların ve ruhun bir tarihi” sözcükleriyle betimlemişti.
 
Aleksiyeviç uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla, kendilerine nadiren konuşma fırsatı verilen, yaşantıları da çoğu zaman ülkenin resmi tarihine karışarak yitip giden sokaktaki insanların hikâyelerini kayıt altına alıyor.

 

Çinko Çocuklar’da Aleksiyeviç 1979 ile 1989 arasında on yıl kadar süren, Sovyetler Birliği’nin çöküşündeki en
büyük etkenlerden biri olan ve 15.000’e yakın Sovyet askerinin ölmesine, on binlercesinin yaralanmasına,
Afganistan tarafında da çok büyük kayıplara yol açan Sovyet-Afgan Savaşı’nı merkeze alarak bu savaşta savaşmış
500.000’i aşkın Sovyet keşif erinin, piyadenin, pilotun, subayın, cephe gerisindeki hastanelerde görev yapmış
cerrahların, hemşirelerin bireysel tanıklıklarına ve savaş tüm hararetiyle devam ederken Sovyetler’de evlatlarının,
babalarının, eşlerinin sağ salim geri dönüşünü hasretle beklemiş olan annelerin, eşlerin, evlatların acılarına,
trajedilerine ses veriyor.
 
Eserin son kısmındaysa, Aleksiyeviç bu kitap yüzünden “onur ve haysiyetlerinin” hakarete uğradığını söyleyen
tanıklarının sonradan kendisi aleyhinde açtığı davadan çarpıcı bölümler sunuyor.
 
Çinko Çocuklar savaşın sayılardan ibaret olan “kayıplarını” birer birey olarak; hayalleri, ümitleri, sevenleri,
sevdikleri olan bireyler olarak tekrar ortaya çıkarırken, yurtlarına çinko tabutlarda gönderilmiş olan “kahramanlara”
insanlıklarını geri veriyor.

“Askeri kaderleri bakımından benzer durumda oldukları ‘Vietnam kahramanları’ kendi kahramanlıklarının gerçek
özünü anlayarak madalyalarını, onları kendilerine takan devlet başkanlarına fırlatmışlardı.
 
Bizimkilerse Afganistan’da aldıkları madalyalarla sadece övünebiliyorlar gibi görünüyor.
 
İçlerinden kaçı o madalyaların gerçekten neden alındıkları üzerinde düşünmüştür acaba?”