Bu Anlamlı Günde

16 Ocak 2018

Kulis Sesleri bu ay Zeynep Kaçar’ın yazdığı, Togay Kılıçoğlu’nun yönettiği “Bu Anlamlı Günde” oyunundaydı. Bircan Yorulmaz Karma Drama’nın sahnelediği oyunun yöntemeni Togay Kılıçoğlu, oyuncuları Gülsüm Soydan ve Murat Altınok ile Karma Drama kurucularından Damla Özen ile konuştu.

16 Ocak 2018 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Kulis Sesleri podcast servisi: iTunes / RSS

“Kimse hayal kurmayı bırakmasın. Biz hayalimizi kurduk, hayalimizi gerçekleştirmenin keyfini sürüyoruz.”

 

 

Merhaba, bize “Bu Anlamlı Günde”yi anlatır mısınız? Hikâye nedir? Sizler oyunda kimsiniz?

Togay Kılıçoğlu: Zeynep Kaçar’ın yazdığı oyun çok katmanlı bir hikâye. Ana eksenine bir televizyon programını koymuş. Televizyon yayıncılığı; bir stüdyoda bir haber sunuyorlar, bir düğünün haberi. Ancak bu düğünün haberinin içler acısı bir tarafı var, bir sürprizi var. Bu düğünü anlatırken spikerler yayında, bir yerde düğünün kahramanlarını tanımaya yönelik bir partisyonlara geçmiş. Yayınların var olması için vazgeçilmez olan reklamları da araya koymuş. Burada da tabii kapitalist düzene, tüketim toplumuna karşı olan tavrını ortaya koymuş. Biz düğündeki kız tarafını, erkek tarafını ve diğer tarafların başından geçenleri dinleyip en sonunda yine canlı yayına döndüğümüzde bir flash back gibi olayın esas kahramanının canlı yayın bağlantısı sonucu olay döngüsünü tamamlıyoruz. Bu tamamlandığı anda başka bir katman çıkıyor ortaya toplumun lgbti bireylere karşı ötekileştirme durumu, o bakış açısı. Burada Karma Drama olarak ne yaptık peki, bu ki katmanın arasına bir katman daha yerleştirdim ben yönetmen olarak. Hatta Zeynep’ten (Kaçar) icazet alarak diyeyim. Bir tiyatronun, bir tiyatro oyuncusunun çektiği tüm meşakkatli yolculuğu kattık. Bütün bu kahramanların her birini, aslında burada Karma Drama’da, bu ekipte yer alan iki oyuncunun, oyunculukları ile var olmaya çalışan iki oyuncunun o mesleklerinin nasıl sömürüldüğü üzerine kurduk. Böyle olunca da bütün karakterleri bu iki oyuncuya oynatmış olduk.

4 çift var oyunda ve bu 4 çifti aynı oyuncular oynuyor.

Togay Kılıçoğlu: Reklamları da katarsanız Gülsüm ve Murat 8’erden 16 karakteri oynuyorlar. Yazdığı oyunda reklam kısımlarını Zeynep ses kaydı ya da bir projeksiyonla vermeyi düşünmüş. Ben ona bunları canlı oynatacağımı söyledim. Benim bir reklam sektörü geçmişim var, yıllarca çalıştım. Bu da bir nevi o çarka olan hıncımı da buradan dile getirmiş oldum. Benim için bulunmaz bir nimetti. Zeynep’in yazdığı metni biraz daha köpürttük. Sağ olsunlar Gülsüm ve Murat’la birlikte iyice köpürdü. Ancak Zeynep’in esas metine dokunmadık. Duyduğunuz metin, birebir onun yazdığı metindir, sadece biz onu iki boyuttan üç boyuta getirip yorum katmış olduk.

Murat Altınok: Aslında şöyle bakmak lazım: Zeynep Kaçar çok güçlü bir kalem. O kadar güzel irdeliyor ki konuları. Bu oyunu 2008’de yazmıştı, 10 yıl geçmiş ancak güncelliğini her açıdan koruyan bir text, sanki bugün yazılmış gibi. Güncelliği açısından seyirciye direkt temas eden bir oyun. Bir oyuncu için bu oyun bir oyunculuk sporu aslında. 10-20 saniyede bir karakter değiştiriyorsunuz, duygusal bir rolü oynarken bir anda komediye geçiyorsunuz. Çok çeşitli kesimlerden yaşayan karakterler var. Sanki klasik edebiyata ait bir tiyatro oyunu metninin sadece bir bölümünü kesip sahneye taşımızsınız gibi. Kabare mantığında değil bu oyun, bütün sahneler gerçek, bütün oyuncular gerçek, o anı anlatıyor. Sadece o ana makas atıyoruz, donduruyoruz, yansıtıyoruz o anı.  Bu oyun içerisinde seyirci dört tane haneye konuk oluyor.

Gülsüm Soydan: Zeynep Kaçar’ın gerçekten hakkını vermek lazım. Burada çok güzle bir gözlemle farklı uçlarda ailelerin bir araya gelişini ve bunlar arasında farklılıkları da gayet güzel anlatmış.

Murat Altınok: Ama şunu da eklemek istiyorum, Togay’ın da rejisi ile uzaktan ya da dördüncü duvar kapalıymış, İtalyan sahnede oyun izliyormuş mantığı ile izlemiyor seyirci. Seyirci o anda o evin içindeymiş gibi o eve misafir oluyor. Oyunculuklar da geliştirilmiş, çalışılmış, rejisi de bu anlamda yapılmış. 

Togay Kılıçoğlu: Çok bıçak sırtı bir şeyden bahsediyorsunuz aslında. Çünkü biraz kayarsanız çok fena, lafını seyircisine söyleyemeyen skeçlere döner. O bıçak sırtında gidip gelmeyen bir komedi anlayışı var. Bizim İngiliz tarzı dediğimiz bir komedi var. Evet, bizden hikâyeler, zaten birçok şey seyircinin kafasında oluşturuyor. Belki de kendi hikâyelerini hatırlıyorlar. Belki amcasının kızının da böyle bir düğünü vardı. Ama biz bütününü hep bir dramatik ve klasik oynadık. İçindeki laflar, cümleler o kadar komik ki. Zaten bu coğrafyanın öyle bir espri anlayışı var.

LGBTİ meselesi dışında farklı kesimlerden ailelere bakarak bir muhafazakarlık eleştirisi de var görünüyor.

Togay Kılıçoğlu: Ötekileştirme ve aile içi şiddet çok fazla var. Şiddet o kadar var ki, aynı zamanda lgbti bireye de uygulanıyor, aile içinde erkeğin kadına kadının erkeğe de uyguladığı, çocuğuna da uyguladığı bir şey olarak çıkıyor karşımıza. Ama bunların hiç biri yansıtılmıyor. Biz bütün o haberlerden kesip ailelere döndüğümüzde seyirciye bir darbımesel veriyoruz. Bir gözlemde bulunuyorlar, burada da bu şiddet var diye. Ama bu o yayında hiçbir zaman verilmiyor. Günümüzde de baktığınızda inanılmaz sayıda kadın cinayeti, aile içi şiddet, tecavüz, çocuklara dönük taciz, genç kızlara dönük toplu taşımada, evinde uygulanan tacizler var. Şiddete herkes maruz kalıyor, mimarlar da kalıyor, gazeteciler de kalıyor. Bu bir sonuç. Biz sadece bu sonucu yansıtan bir takım partisyonlar gösterdik.

Türkiye’de tiyatroyu nasıl buluyorsunuz? Karma Drama’yı nasıl kurdunuz? Siz mekanlı tiyatrolardansınız, ayrıca zor bir durum olmalı bu.

Damla Özen: Meslek büyüğümüz Gülsüm 10 sene Beyoğlu’nda Oyuncular Kahvesi’ni işlettiler. Özel mekanlı tiyatroların önünü açanlardandırlar.

Gülsüm Soydan: Kendimize bir alan yaratmaktan yola çıkmıştık. Küçük küçük mekânlar oluşmaya başlamıştı. Bence çok güzel bir süreçti. Seyirciyle daha sıcak bir ilişki, memleketin koşullarına daha uygun hareket edebilme rahatlığı sağlıyordu. Çok güzeldi ve bence bununla ilgili güzel bir yol alındı Türkiye’de, özellikle İstanbul’da. Çok güzel gruplar ve çok iyi işler çıktı.  Bence doğru bir hareketlenme bu. Biz bir örnek olmuş olabiliriz ama Karma Drama’da burada güzel bir adım attı, biz miadımızı doldurduk, 10 yıl Beyoğlu’nda İstiklal Caddesinde bir yerdeydik. Şimdi bayrağı alan bir dolu arkadaşımız var, Karma Drama da bunlarınn kıymetli olanlarından.

Damla Özen: Togay’la 2009’da hayatlarımızı birleştirdiğimizde ikimizin de hayali kendi tiyatromuzu kurmaktı. Farklı zaman diliminde uzun yıllardır meslekteyiz, tiyatro sanatı ile içiçeyiz.  Kuralım tiyatroyu dedik, sonra da mekân arayışına girdiğimizde burayı bulduk. Her anlamda biraz daha süreklilik sağlayabileceğimiz ölçekte bir yerdi bizim için. Her tarafını biz yaptık.

Togay Kılıçoğlu: Kötü komşu sizi ev sahibi yaparmış, o yüzden oldu. Gittiğiniz bir takım yerlerde sizin kadar iyi niyetli olmayan insanlarla karşılaşıyorsunuz. Bu mekân sahibi de olabilir. Bizi acayip derecede bağrına basıp burayı kurma cesaretini veren Gülsüm’dür. Onun mekânına gittiğimizde kendimizi evimizde gibi hissediyorduk ama başka yerlere gittiğimizde kendimizi çok eklektik hissediyoruz. Bunların içinde kurum olanları da var. Mesela belediyelerin salonları var. Bizim afişlerimiz diğer tiyatrolara göre farklıdır, ince uzundur. Bir kurumsallığı var. Belediyenin kültür merkezlerine gittiğimizde 50*70 afiş bastırıp getirin, bunu asamayız dediler. Neden diye sorunca bizim standardımız böyle dediler. Sanatta standart olabilir mi? Olacak şey değil. Tepemiz attı bizim, kendi yerimizi açarız, gerekirse yuvarlak afiş asarız dedik. Burayı bulduk. Çok meşakkatli bir iş oldu, birkaç sene sürdü, nasıl yaparız, parayı nasıl buluruz diyerek. Artık Kadıköy Söğütlüçeşme’de bir mekânımız var. Küçük müyüz? Evet. Büyümek istiyor muyuz? Hayır. Bu ölçekte olalım, bu ölçekte ulaşılabilir olalım. Biz büyük büyük ölçekli tiyatrolarla, Zorlu Center gibi, Uniq gibi tiyatrolar ayrı klasifikasyon onlar. Zaten mücadele edemeyiz. Kurum tiyatroları ile mücadele edemeyiz, özel bir teşebbüsüz sonuçta. Sinemayla, televizyonla da mücadele edemeyiz.  Ama bunlar bizim rakibimiz mi; evet. Diğer tiyatrolar da rakibimiz. Ama en büyük rakibimiz televizyon. Güçlü 80’li yılların tiyatrosu yok artık. Onların rakibi yoktu ya da toplum öyle bir haldeydi ki ihtiyaç duyuyordu tiyatroya gitmeye. Şimdi gitmiyor. Çok kolay zaplayabiliyor, çok kolay internetten elde edebiliyor her şeyi. Tiyatro bir ritüel. Gelip, fuayeden girip, biletini alıp, oyundan önce gelip bir çayını içmek, yerine oturmak  oyununu seyretmek. Mümkünse sanatçı ile görüşmek için zaman ayırmak lazım. Buna ihtiyaç duymuyorlar. Bizim bir anlamda kurulduğumuz günden beri tiyatro sanatının dinamik unsurlarını seyirciye vermekle ödev edindiğimizi düşünüyorum. Demin Murat’ın söylediği gibi bizde dördüncü duvarı kaldırıp aslında o ailelerin evine misafir eden bir reji anlayışıyla sahtecilik yok. Buradasınız, şu kadar, 1,5-2 metre mesafedesiniz, oyuncunun gözünün kıpırtısını bile, nefesini bile hissedebileceğiniz bir mesafede, yalan ya da sahte bir şeyle kandıramazsınız seyirciyi. Bütün her şey açık, açık olunca da evet burası bir tiyatro tek dekor, iki kostüm, iki oyuncuyla 16 karakter oynanıyor. Bu da bir seyirciye anlatılan bir teknik aslında. Bir başka oyunda ise oyuncunun tüm dekorunu seyircinin gözünün önünde toplamıştık mesela. Evet, siz gittikten sonra biz bunu yapıyoruz. 

Damla Özen: Burada önemli olan da insanların, buna gönül veren bunu yapmak isteyen kişilerin böyle bir yeri de var edebileceklerini de sizin vasıtanızla duyurmuş olalım. Gülsüm’ün altını çizdiği gibi evet İstanbul ama İzmir’de İzmit’te başka yerlerde de arkadaşlarımız da böyle yerler açmaya başladılar. Siz herhangi bir yeri bu şekle çevirebilirsiniz. Kolay da olmadı evet biraz gözü kara olmanız gerekiyor, sonra da sizinle bu deliliği paylaşacak dostlarınızın olması gerekiyor. Burada yalnızca oynamıyorlar, yalnızca birlikle kahve içmiyoruz, iyi günü kötü günü paylaşıyoruz. Güzel insanlarla sürekli olması için elimizden geleni yapıyoruz.

Togay Kılıçoğlu: Mekân küçük bir mekân, yılların vermiş olduğu ihtiyaca göre kuruldu bu mekan Hepimizin başına sahnede bir sürü şey geldi. Şurada bir priz olsa keşke dediğimiz şeyi biz burada yaptık.

Son sözler?

Damla Özen: Kimse hayal kurmayı bırakmasın. Biz hayalimizi kurduk, hayalimizi gerçekleştirmenin keyfini sürüyoruz.

Togay Kılıçoğlu: Bu mesleğe saygısı olanları, bu mesleği yapmak isteyenlere her zaman kapısı açık ama mesleğe saygısızlık edenlere de kapımız her zaman kapalıdır.

Gülsüm Soydan: Tiyatro sürprizli bir dünya, bence bir deneyin. 

Oyun takvimi için;
http://www.karmadrama.com/