Sinemacılar Osman Kavala'yı Anlatıyor

21 Aralık 2017

Documentarist tarafından bu yıl 9. kez düzenlenen Hangi İnsan Hakları Film Festivali kapsamında geçtiğimiz Cuma akşamı​ 15 Aralık'ta, Açık Radyo'nun da komşusu olan Tütün Deposu'nda ​"Sinemacılar Osman Kavala'yı Anlatıyor" başlıklı bir forum düzenlendi. Biz de forumu Açık Radyo adına izledik, izlenimlerimizi ve forumdan ses kayıtlarını Açık Gazete'de 3 bölüm halinde yayınladık.

21 Aralık 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Gazete podcast servisi: iTunes / RSS

http://documentarist.org/

Etkinlik sayfası burada: https://www.facebook.com/events/179436762640635/

2. Bölüm: 20 Aralık 2017 tarihinde Açık Gazete'de yayınlanan ses kaydı

Bu kayıtta sırasıyla sesini duyacağınız isimler şöyle:

Fotoğrafçı Erhan Arık, Yeni Film Fonu'ndan Zeynep Güzel, yönetmen Taylan Mintaş, Yönetmen Nesra Gürbüz
Yönetmen Ayşe Toprak, Akademisyen Yönetmen Zeynep Dadak, Yönetmen Azra Deniz Okyay. 

3. Bölüm: 21 Aralık 2017 tarihinde Açık Gazete'de yayınlanan ses kaydı

Bu kayıtta sırasıyla sesini duyacağınız isimler şöyle:

Yönetmen, Akademisyen Zeynep Dadak, Sanatçı Selda Asal, Sanatçı Neriman Polat, Avukat Yasemin Zeytinoğlu
Documentarist ekibinden Emel Çelebi.

Dinlediğiniz ses kayıtlarının deşifre edilmiş metnini okumak isterseniz aşağıda, haberin sonundsa bulabilirsiniz.

***

Etkinliğin duyurusu "Hangi İnsan Hakları Film Festivali" tarafından şu şekilde yapıldı:

Osman Kavala’ya Özgürlük! 
Sinemacılar Osman Kavala’yı Anlatıyor
Moderatör: Asena Günal

"Festivalimizin dostu ve destekleyicisi, Anadolu Kültür’ün kurucusu, yıllardır hem SaturDox’a hem de diğer birçok etkinliğimize ev sahipliği yapan bağımsız sanat mekânı Depo’yu İstanbul’a kazandırmış olan Osman Kavala’nın özgürlüğünün elinden alınması Documentarist olarak bizi de derinden üzmüştür. 

Normal şartlarda gülüp geçilecek akıldışı gerekçelerle ve bir karalama kampanyası eşliğinde tutuklanan Kavala, sadece sivil toplum faaliyetleriyle değil kültür sanat dünyasına verdiği destekle de tanınıyor. Pek çok farklı disiplinden sanat projesine olanak yaratmış, ayrıca bugüne kadar belgeseller başta olmak üzere birçok sinema filminin de gerçekleşmesine katkıda bulunmuştur.

“Osman Kavala’ya Özgürlük!” talebini dile getireceğimiz bu buluşmada onun desteğiyle gerçekleşen filmlerin yönetmenleri ve sanatçı dostları Kavala’yı anlatacak, kendini ön plana çıkarmadan ve sinema sektörü içinde gözükmeden bağımsız film üretimine yaptığı katkıları aktaracak. İçeride geçirdiği her günü, yalnız Kavala’nın hayatından değil ülkemizin kültür sanat yaşamından ve ‘ortak iyiliğimizden’ de çalınmış sayıyor, derhal özgürlüğüne kavuşmasını bekliyoruz."

Açık Radyo adına forumu izleyen Seçil Türkkan'ın izlenimleri ise şöyle:

"Forumun başlığı, buluşma  başladıktan sonra genişledi demek mümkün çünkü Kavala'nın desteklediği ya da onun açılmasına ön ayak olduğu bağımsız sanat mek​â​nlarından yolu geç​miş pek çok sanatçı 
da oradaydı.

​4​0-50 kişinin katıldığı ​toplantı, tam bir  forum biçiminde düzenlenmiş. Neredeyse herkes söz aldı, anılar anlatıldı, ortak bir derdi, ilk defa birbirimize anlatıyoruz, ve o acıyı paylaşıyormuşuz gibi hissettim. İlk tanışma anlarının hikâyeleri, "O benim saçmalamalarıma bile ihtimal verdi" cümleleri...

Buluşma, Türkiye'nin kültür sanat ortamının küçük bir izdüşümü gibiydi. Umutsuz ama üretmek konusunda inatçı insanlar bir arada. Sayımız ne farkeder?

Herkes genel itibariyle destek almak için onunla buluşmaya gittiğinde, onun mutlaka elinden geleni yaptığını, kesinlikle zaman ayırdığını, herkese saygı duyduğunu, uzun uzun dinlemeye ve fikirlerini geliştirmeye çalıştığını anlatıyor. Belgeselcilerin anlattıklarına göre, ciddiye alınmadıkları bir zamanda, Kavala onlara gereken önemi ve özeni vermiş. Verdiği ufak tefek destekler, kurumsal bir şeye dönüşsün istemiş ve yeni sinemacıların desteklendiği Yeni Film Fonu işte böyle kurulmuş. Kavala'nın pek çok belgeselde, filmde, sanat yapıtında parmağı var yani.

Burada genel olarak bu ruh halini anlatan ses kayıtları duyacaksınız. Asena Günal'ın moderatörlüğünde düzenlenen buluşmada seslerini ve mesajlarını duyacağınız isimler şöyle:

Yönetmen Hüseyin Karabey, Mine Özerden, yapımcı Nesra gürbüz, Diyarbakır'dan mesaj gönderen Özkan Küçük, Diyarbakır Sanat Merkezi çalışanları, Yönetmen Gürcan Keltek, akademisyen ve yönetmen Zeynep Dadak, fotoğraf sanatçısıc Erhan Arık, Yeni Film Fonu'ndan yönetmen Zeynep Güzel ve Serra Ciliv, yönetmen Azra Deniz Okyay, yönetmen Taylan Mintaş, yönetmen Ayşe Toprak, sanatçı Neriman Polat, sanatçı Selda Asal, Avukat Yasemin Zeytinoğlu, Documentarist ekibinden ve yönetmen Emel Çelebi.

Son olarak görüş ve mektup yasağı olan, haftada birer kez 1. derece kan bağı olan biri ve avukatı ile görüştürülen Kavala'yla yakın zamanda görüşmüş olan avukatı Yasemin Zeytinoğlu sözü aldı. Her hafta yaptıkları  birer saatlik haftalık görüşmelerde onu en çok sevindiren şeyin, Anadolu Kültür'ün iyi giden sergileri ve ödül alan filmler olduğunu anlattı. İddianame henüz hazır değil.

Kavala ise,‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ ve ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamalarıyla tutuklu bulunuyor. Avukatının aktardığına göre, Osman Kavala hapiste olağan rutinlerini korumaya çalışarak, bolca kitap okuyor. Bu etkinliği duyunca da çok mutlu olmuş.

Ortama umutsuzluktan uzak durmaya çalışan bir hava hakim. Sanırım çoğumuzun ruh hali."

***

Dinlediğiniz ses kayıtlarının deşifre edilmiş metni aşağıda:

Deşifre için Gülşah Mursaloğlu ve Çağla Çimendereli'ye teşekkür ederiz.
 

18 Aralık 2017

Tütün Deposu

 

Necati Sönmez: Biz böyle bir etkinliği festivalin en başında düşündüğümüz zaman, Osman Kavala’nın sinemayla ilişkisi olduğunu biliyorduk artık kendi duygularımızdan ve ilişkimizden, ama esas Asena’dan isteyince bugüne kadar hangi filmlere nasıl destek olmuş diye uzunca bir liste geldi ve hayret ettik. Onun aslında bir yapımcı gibi çalıştığını bu alanda da görünmeden çok öne çıkmadan neredeyse sektörün içinde özellikle belgesel filmlere çok büyük destek olduğunu, herhangi bir yapımcı gibi değil tabii bir destekçi olarak, sektörün içinde önemli bir yerde durduğunu hayret ederek fark ettik. Dolayısıyla böyle bir etkinliği yapmak daha da anlamlı oldu bu bilgiyle beraber. Çok insan konuşacak fazla vakit almadan, Asena’ya düşecek onun idaresi, moderatörlüğü. Ona bırakıyorum sözü.

 

Asena Günal: Çok teşekkürler. Biz bu toplantıyı düşünürken bir şekilde destek almış ve Osman Bey’in katkısıyla filmini yapmış insanları özellikle davet edelim dedik. Ben çok kısa bir giriş konuşması yapıp sonra da onunla bu vesileyle beraber çalışmış insanlara sözü bırakacağım.

 

Bildiğiniz gibi Osman Bey, Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı. 1 Kasım 2017 gecesi, sabaha karşı “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçlaması ile tutuklandı. Tutuklama kararında Osman Kavala’nın “tüm terör örgütlerinin aktif olarak katıldığı ve destek verdiği” Gezi Olaylarının yöneticisi ve organizatörü olduğu ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimine katıldığı iddia ediliyor. Olağanüstü hal yargı düzeni, pek çok başka davada olduğu gibi burada da açıkça bir hukuk ihlali sergiliyor.

 

Osman Kavala, Türkiye’de 1990’lardan itibaren gelişmeye başlayan sivil toplum hareketliliğinin önemli aktörlerinden biridir; 15 yıl önce kurduğu Anadolu Kültür aracılığıyla Türkiye’de kültür ve sanatın üretimini ve paylaşımını çoğaltmak, yerel inisiyatifleri desteklemek, kültürel çeşitliliği ve hakları vurgulamak, bölgelerarası ve uluslararası işbirliklerini güçlendirmek için büyük çaba sarf etmiş biri.

 

Anadolu Kültür’ün ilk girişimi olan Diyarbakır Sanat Merkezi İstanbul’dan ve Avrupa şehirlerinden sanatçıların ziyaret ettiği, yerel sanatçılarla tanıştığı, ortak projeler tasarladığı, herkese açık bir mekân oldu.

 

2005 yılında açılan Kars Sanat Merkezi, 2009 yılındaki kapanışına kadar, sadece Kars için değil Türkiye, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan için bir kültürel iletişim ve etkinlik merkezi oldu.

 

Anadolu kentlerinde Diyarbakır ve Kars’la başlayan çalışmalar, başta Antakya ve Çanakkale olmak üzere İzmir, Eskişehir, Gaziantep, Van, Batman ve başka kentlerin katılımıyla yayıldı.

 

2011 yılından itibaren yürütülen TANDEM programıyla, Avrupa ülkeleri ile Türkiye arasında kültür yöneticilerine yönelik uzun vadeli işbirlikleri destekledi.

 

2012’de başlayan BAK projesi ile Türkiye’nin farklı bölgelerinden gençler ortak sanatsal üretim için birlikte çalıştı.

 

Anadolu Kültür’e bağlı olarak 2008’de kurulan Depo erişilebilir ve esnek yapısıyla, İstanbul kültür sanat ortamındaki, ticari olmayan, eleştirel seslere açık, bağımsız bir sanat mekânı ihtiyacını karşılamaya çalıştı..

 

Anadolu Kültür’ün sivil toplum arasında bölgesel işbirliği, anlayış ve barış kültürünü geliştirme kapsamında yürüttüğü ve desteklediği pek çok farklı çalışma arasında Ermenistan-Türkiye Gençlik Senfoni Orkestrası, Ermenistan ve Türkiye’den gençleri bir sözlü tarih çalışması kapsamında biraraya getiren Birbirimizle Konuşmak projesi, Türkiye-Ermenistan Sinema Platformu, Gomidas 140 Yaşında ve In Memoriam konserleri bunlar arasında sayılabilir.

 

Osman Kavala’nın kuruluşuna katkıda bulunduğu Kültürel Mirası Koruma Derneği var. O da tahrip edilmiş ve geleceği tehlikede olan taşınır veya taşınmaz varlıkların korunması ve aslına uygun bir şekilde restore edilmesi için çalışıyor.

 

Osman Kavala’nın gözaltına alınıp tutuklanması, onun Anadolu Kültür aracılığıyla yürüttüğü bütün bu sivil ve demokratik faaliyetlerin ve bunların içinde yer alan kişi ve kurumların kriminalize edilmesi anlamına geliyor. İktidar, onu tutuklayarak, hak arayan herkese ama özellikle de sivil toplum ve kültür sanat alanında çalışanlara gözdağı vermek istiyor.

 

Biz bu toplantıyı tasarlarken özellikle sinema tarafına bakalım dedik. Sinema tarafında, benim burada çalıştığım süre zarfında gördüğüm, önceleri daha bireysel katkılarla giden, işte sinema yapmak isteyen özellikle belgesel yapmak isteyen insanların kapısını çalarak edindiği destekler var. Daha sonra bu destekler biraz daha yapılandırılsın kurumsallaşsın denilerek açılan Küçük Hibe Programı var. Daha sonra da Yeni Film Fonu var. Aramızda Yeni Film Fonu’ndan arkadaşlar da var onlar da bu işleyişin nasıl olduğunu anlatır. Ben ondan önce kapısını çalarak belgeseli, filmi için destek almış ve bir şekilde işbirliği geliştirmiş kişilere söz vermek istiyorum. Bunlar sadece film prodüksiyonuna katkıda bulunmak da değil, festivale mekan vermek olabilir, Cezayir’i açmak olabilir, bir özel gösterimin organizasyonu olabilir. Pek çok farklı şekillerde elindeki olanaklarla pek çok filme ve yapımcısına destek verdiğini biliyoruz. Burada daha çok bu hikayeleri birbirimizle paylaşmayı amaçlıyoruz. Bu anlamda sözü bizimle bu toplantıyı organize ederken irtibatta olduğumuz yönetmenlere vererek başlamak istiyorum. Hüseyin’den başlayalım mesela.

 

Hüseyin Karabey: Buraya geliş sebebim aslında bu yaşadığımız trajikomik aslında absürd dönemin ne demek olduğunu anlamaya çalışmak biraz da. Bu kadar iyi pozitif şeyler yapmış bir insanın kurumsallaşarak üstelik, kalıcı bir şekilde bir insanın cezaevindeki durumunu düşününce biz niye dışarıdayız diye düşünüyorum. Çok absürd gerçekten. Bunları hepimiz düşünüyoruz belli ki. Osman Bey’le tanışmamız galiba 2010’da oldu. 2010 kültür başkenti projesi kapsamında biz bir film yapmaya karar verdik. Birçok bölgeden sinemacının dahil edildiği 7 tane kısa filmin uzun metrajda birleştirilmesi projesiydi. O zaman mekanını açmıştı biz burada 3 günlük bir workshop yapmıştık. Çok da güzel geçmişti. Cezayir’de olmuştu. Oradan çok sinemacı çıktı. Geçen gün fotoğrafını buldum. Bize o dönemde asistanlık yapan ve oralarda anlamaya çalışan.. Emin Alper. Daha bunun gibi daha bir sürü isim. Bir sürü sinemacı yan yanayken o ortamdan faydalanıp sinemacı çok ciddi güzel şeyler yaptı. Bir de öyle birisi ki biz filmleri gerçekleştirirken bazen ayni yardım bazen başka şekilde yardımlar aldığımız için Osman Bey’den, hangi projemde ne kadar yardım ettiğini de hatırlamıyorum muhtemelen hepsinde bir şekilde yer almıştır. Jenerikte yazdığımız da vardır yazmadığımız da vardır. Filmlerimizi göstereceğimiz zaman Diyarbakır’da yer bulamayız Anadolu Kültür sahip çıkar. Ya da o kendisi çağırır çok zor bir konu bir film olsa bile o da önlerde rahatlıkla tartışabileceğimiz bir alan olurdu Anadolu Kültür Diyarbakır. Zamanında çok önemli bir görev üstlendi Anadolu Kültür Diyarbakır’da. Bugünden bakılınca anlaşılması zor ama zor zamanlarda Diyarbakır’ın hak ettiği şaşırtıcı bir platform oldu, oradan da çok sanatçı yetişti. Yine benim destek olduğum, içinde bir şekilde yer aldığım yönetmen arkadaşlarımın çektiği insan haklarıyla ilgili bir sürü projeye destek aldık. ‘Sesime Gel’e de naçizane bir desteği var. Tek sevindiğim şey o kurumsal olarak çalıştı. O bir gün çıkacak ama bunlar aksamayacak. Biz bir şekilde buradayız işte. Burada da hatırladığım en son destek de herhalde ‘Acının İki Yüzü’ sergisi. Ben ilk defa küratörlük yapmıştım senle beraber. Söylenecek fazla bir şey yok. Keşke 10-15 tane daha olsaydı onun gibi, bu ülkenin demokratik burjuva devrimini gerçekleştirmesi mümkün olurdu. Bana öyle geliyor ki burjuva devletten daha tutucu. Devletin bu kadar tutucu davranmasının sebebi benzerini bulamadığımız Osman Kavalaların olmaması. Devletten daha devletçi karanlık bir burjuvazinin kendi halkına her şeyi layık görmesi. O yüzden rol model olarak da insan olarak da kurumsallaşma anlamında bir demokratik yapının oluşmasını mümkün kılacak çalışmalar anlamında da çok değerli birisi olarak görüyorum. Bu bir geçici süreç, her şey geçiyor. Umarım en kısa zamanda kaldığı yerden devam edecek, biz de yanında olacağız.

 

Asena Günal: Aslında tam denk geldi. Ben Diyarbakır’dan gelen bir notu paylaşmak istiyordum. Özkan Küçük, Diyarbakır’da film yönetmeni, gelemediği için bir not gönderdi. Şöyle yazmış: Nasıl anlatmalı bilmiyorum. İlk ne zaman tanıştığımızı hatırlamıyorum. Ama aralara yıllar giren karşılaşmalarımızda, her seferinde ''beni unutmuştur, şimdi gel de kendini hatırlat'' diye düşünürken beni şaşırtarak sıcak bir merhaba veren bir insan olarak hatırlıyorum onu. Hele bir karşılaşmamızda, ''Oooo siz buralarda mısınız?'' dediğinde sadece ben değil, tanıştığımıza ihtimal vermeyen etraftakiler de çok şaşırmıştı. Ne zaman başvursak küçük de olsa destek alacağımızı bildiğimiz tutarlı bir sanatseverdir Kavala. Yarım kalan Leyla Zana belgeseli için biraz büyük umutlarla kendisine başvurduğumda küçük destekler konusunu beni incitmeden anlatmaya çalıştığını dün gibi hatırlıyorum. O zaman biraz bozulsam da, o küçük desteklerin daha kurumsal hal aldığını görünce başka bir filmim için Anadolu Kültür'e başvurmuştum. ‘Pepuk’, başka sponsorlukların yanı sıra, Kavala ve ekibinin de küçük bir katkısını alarak çekilmiş oldu. Ve sonra Yeni Film Fonu'nun oluşmasına önayak oldu bu katkılar... Sanırım böyle oldu. Aslında bu anlattıklarım işin sadece kişisel tarafıydı. Öte yandan Diyarbakır için Kavala'nın desteği çok daha önemli ve kıymetli. Zira 2002 yılında açılan Diyarbakır Sanat Merkezi, kentin kültür-sanat ortamına ciddi katkılarda bulundu. Bugün Diyarbakır'da sinema yapan arkadaşlarımın çoğunun ilk hareket noktası DSM idi. Kavala, Diyarbakır'da, belediyelere kayyum atanınca mekansız kalan sanat için yeni mekanlar yaratmak için çabalarken tutuklandı. Tutuklanmasa belki şimdilerde yeni mekan hazırlıkları yapılıyor olacaktı. İşte böyle bir insandır Kavala… Keşke onun gibi daha çok insan olsa… Keşke Osman Kavala bir an önce özgürlüğüne kavuşsa…

 

Özkan Küçük’ün bu notundan sonra sözü Mine Özerden’e vermek istiyorum. Diyarbakır Sanat Merkezi’nde uzun yıllar beraber çalıştılar.

 

Mine Özerden: Aslında Hüseyin’in söylediği gibi, o içerde biz dışarıda mıyız gerçekten yoksa biz mi içerdeyiz diye ben de düşünüyorum çoğu zaman. İlk iki üç gün filan bir şaşırmıştım gerçekten ne oluyor diye. Sonra bir süre sonra dedim ki aa, biraz onun etrafını saran kağıtlarından uzaklaştığını ve biraz kafasını dinleyebileceğini düşündüm. O kadar çok insanla muhatap olmak durumundadır ki hep. Kimseye de hayır diyemeyen biri olduğu için onun adına başkaları hep hayır demek durumunda da kalır. Neyse bu kısmını geçelim. 2001’in Kasım’ında ben Osman Kavala’yla çalışmaya başladım. Diyarbakır’ın kuruluşunda bilfiil ben, Elif Özdemir, Osman Kavala, Nebahat Akkoç, Musa Kum. Mesudiye Medresesi’nin restorasyonuyla uğraştık. Orayı restore edip orayı Diyarbakır Sanat Merkezi haline getirmek için uğraştık. 8 ay kadar uğraştık. Fakat çok büyük maliyetler oldu ve elimizdeki para kısıtlı olduğu için vazgeçtik oradan sonra diğer Galleria içindeki alt kattaki mekanı kiraladık ki elimizdeki parayı gerçekten etkinliklere kullanabilelim diye. Hemen akabinde de önce fotoğrafçılar sonra da sinemacılarla bir kulüp kuruldu. Diyarbakır Sinema Kulübü, DSK. Hala da DSK çalışıyor Diyarbakır’da, gayet iyi çalışıyor. Dediğim gibi o kadar çok insan gitti ve geldi ki, Özkan’ın da söylediği gibi, hiç kimseye hayır dememek için, çok sayıda projeye hem manevi güç verdi sadece maddi güç değil. Bir kere hayır demeyerek ve insanları motive ederek, yapabileceklerine ikna etti aslında insanları. Orada da ürettiğini düşünüyorum şu anda. Düşünüyordur, çalışıyordur, dinleniyordur belki biraz da diye düşünmek istiyorum. Benim söyleyeceklerim bu kadar.

 

Asena Günal: Bu listede yer alan Gürcan Keltek’e sözü vereyim.

 

Gürcan Keltek: Merhabalar herkese. Osman Bey’le direkt bir muhabbetim ya da dostluğum olmadı. Buraya gelirken ben de onu düşünüyordum ve burada konuşulanları dinleyince, hep ucundan değmişiz birbirimize. Ben de diğer yönetmen arkadaşlarım gibi belgesel alanında bir şeyler üretmek istiyordum ve hepsi bahtsız formatlardı böyle kısa film ve orta metraj gibi. Çok ciddiye alınmayan özellikle belgesel olduğunda, kurmacaya kıyasla. Bu arada şunu söylemek istiyorum hemen başta. Ben bir film yaptım ‘Meteorlar’ diye. Aslında Anadolu Kültür’e başvurmadım çünkü başka bir film için başvurduğumuz parayı çatır çatır yedik ‘Meteorlar’da yedik yani aslında. ‘Meteorlar’da yine Yeni Film Fonu’nun katkısı var, özellikle final aşamasında. Biraz aslında şöyle bir yalnızlıktan bahsetmek istiyorum ben. Belgesel üretmek ya da bu alan içerisinde farklı bir dil denemek istediğinizde ya da bu konuda projeler üretmeye kalktığınızda böyle bir aksesuar muamelesi gördüğünüz bir ortam vardı ben ‘Fazla Mesai’yi de ve ‘Koloni’yi de yaptığımda yani festival programlarından tutun da film sektörünün genel tavrına kadar söyleyebiliriz bunu. O yüzden o Küçük Hibe Fonu bizler için o kadar değerliydi ki yani Yeni Film Fonu’na dönüşmeden evvel. Çünkü bir tür bir film yapmak istiyorsunuz ve o tür içerisinde başka bir tarz denemek istiyorsunuz. Buna son derece açıktılar. Ben o zaman hatırlıyorum. Çiğdem, Nesra vardı, Serra vardı Osman Bey’le birlikte götürüyorlardı Küçük Hibe Fonu’nu. Bu ne saçmalık demediler hiçbir zaman dosyalar üzerinde. Ve biz o dili oluşturabildik o formatta. Ya da o paraları aldık ve yıllarca hiç hesap sormadılar bizden, filmleri sabırla bitirmemizi beklediler. Yani Bakanlık gibi böyle bir ay zamanla kasedi getir. Potansiyel hırsızlar gibi davranmadılar. Bize film-maker muamelesi yapıldı, ben bunu çok değerli buluyorum. Bir de bir şey daha söylemek istiyorum bu konuda. Bu tutuklanma olayı gerçekleştikten sonra ben de o gece bir girip o hedef gösterme yazılarında neler yazılmış şöyle bir bakınca ve oradaki filmleri kasıtlı olarak alt alta koymuşlar. Onların hepsi belli bir tarzda filmler. Oysa bunun dışında da çok farklı türde filmlere destek verildi Anadolu Kültür çatısı altında. Sadece destek verilmedi gösterildi de. Benim Anadolu Kültür ve Yeni Film Fonu’ndan destek almış filmim bu alanda, burada gösterildi. Bunu çok önemli ve değerli buluyorum. O filmlerin hepsinin politik kimlikleri vardı. Aralarında da çok sevdiğim filmler vardı. Ama sadece bu değildi o fon. Ve değil. ‘Meteorlar’la bir festival yolculuğumuz oldu yazdan beri ve gittiğim her yerde Osman Kavala bana soruldu. İsmini hatırlayamayan ‘Turkish producer’ dedi, ‘short film producer’ dedi ama belgesel üreten ve o sektör çok farkındaydı onun başına gelen bu şeyin. Birazcık ben de kendimi bir yönetmen olarak biraz köşeye sıkıştığımı hissettiğim bir dönem geçiriyorum filmimle ilgili. Bu telif müdürlüğü mevzuları ve o kağıtlar filan. O yüzden burada bir araya gelmeyi çok değerli buluyorum. Herhalde ne ‘Fazla Mesai’ ne ‘Koloni’ hatta ‘Meteorlar’ çıkmayabilirdi Osman Kavala’nın içinde olduğu bu oluşum olmasaydı. Bence bir sürü insana da cesaret verdi belgesel alanında üretim yapılması için. Ben birazcık bu tarafında konuşmak istiyorum. Demin o listeyi dinledim ben de. O kadar çok alan var ki. Bir arada olarak herhalde buradan çıkacağız diye düşünüyorum başka bir yolu yok bunun ve giderek alıştırılıyoruz çünkü böyle bir şeylere. Daha çok bir arada olarak, daha çok birbirimizi dinleyerek ve fazla didişmeden bence o birlik duygusuyla buradan çıkacağız. Ben Anadolu Kültür’den ve Yeni Film Fonu’ndan destek almış bir yönetmen olarak teşekkür etmek istiyorum burdan kendisine yine. Çok da önemsiyorum yaptığım şeyleri. Bu kadar.

 

Asena Günal: Teşekkürler. Ben ara ara o listeye devam edebilirim. Mesela burada Diyarbakır ekibi var. ‘Wenda/Kayıp’ Abdullah Yaşa, Ali Kemal Çınar, M. Sait Korkut; ‘Saklı Hayatlar’ Haluk Ünal, ‘Yaşamın Sürüklediği Yerde’ Banu Yalkut; ‘Musa’ Serhat Karaaslan; ‘Faili Devlet’, Veysi Altay; ‘Küpeli’ Çetin Baskın, Metin Akdemir; ‘Avtobus’ Erhan Arık, Aris Nalcı. Erhan Arık burada. Sözü şimdi ona vereceğim.

 

Erhan Arık: Gürcan’ın kaldığı yerden aslında devam edeyim. Üreten insanlar olarak bu hayattaki en büyük problemimiz saçmalama ihtimallerimiz çok yüksekken ciddiye alınmak. 2010’da ben Osman Kavala’yla aslında tanıştım. Yani Avtobus’tan daha önce tanışmıştım. O zaman kendisi aslında buralarda bir fotoğraf ve video işi yapmayı planlıyordu. Ciddiye alınmanız lazım. Birbiriyle oturup sohbet etmeniz lazım. Bu sadece maddi bir destek için değil. Sahaya hakim olmayan bir insan olarak sahada ne yapabileceğinize dair en azından bir kafanızı açmak için bu sohbetleri yapmanız gerekiyor. Acayip bir şekilde ben Osman Kavala’nın ismini Türkiye’de değil Ermenistan’da duydum, o zaman çok yakın bir arkadaşım var, o önermişti. Bir kere bu ciddiye alınma hali çok önemli bir şey ve Osman Kavala sanırım o konuda buradaki herkesin hayatına bir şekilde dokunmuş birisi. Çünkü sizin hayatınıza birisi bu şekilde dokunduğu zaman siz de daha sonraki sürecinizde sizinle benzer bir şekilde ortaklaşmak isteyen insanlar geldiği zaman siz de hayatınıza o şekilde devam ediyorsunuz. Bu benim için çok önemli bir kriter. Bu ülkede bağımsız bir şeyler yapmak isteyen insanlar için Osman Kavala önemli bir değer. Bu coğrafya çok uzun süredir bu ülkede değer yaratan insanları kaybederek fakirleşmiş bir coğrafya. İlk böyle Osman Kavala içeri alındıktan sonra, Osman Kavala’nın kim olduğuyla ilgili insanlar yazıp çizmeye başladığı zaman bu durumu biraz tuhaf karşılamıştık. Yani bir insanın biz niye iyi olduğunu anlatmaya çalışıyoruz ki diye. Çünkü iyi bir insan en azından ortaya çıkan yaptıklarıyla filan. Sanırım gün geçtikçe bu ülkede değer yaratan insanları hatırlatmak, yanında durmak ve buna dair yeri geldiğinde elimizden gelen her şeyi yapmak gün geçtikçe daha, kıymetinin artık hiçbir önemli yok, daha önemli bir hal alıyor. Yine Gürcan’a ekleyerek söylüyorum. Daha çok bir araya gelerek sanırım ve daha çok üreterek bu dönemde bu süreci aşacağımızı düşünüyorum ve bunun önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Asena Günal: Belki sergilerle ilgili de birkaç bir şey söylemek istersin.

 

Erhan Arık: Evet, o ilk çalışma gerçekten saçmalık ihtimalinin en yüksek olduğu çalışmalardan bir tanesiydi. Sahada hiçbir tecrübem yoktu. Yapmaya çalıştığım işin sahasıyla ilgili de hiçbir tecrübem yoktu. Daha sonrasında birilerinin beni ciddiye alıp almayacağını da bilmiyordum. Fakat Osman Kavala’yla ilk görüştüğüm andan itibaren ilk sergilendiği ana kadar çok ciddi bir desteğini gördüm. Daha önemli olan bir şey şu ki bu destek 2010’da başlamak üzere bugüne kadar benim bu alanda üretmem için bir şekilde teşvik etmiş oldu. Ortaya koyduğu, verdiği desteğin hiçbir önemi yok. Verdiği miktarın da hiçbir önemi yok ama bu destekle bende hissettirdiği gücün çok büyük bir önemi var sanırım. Dolayısıyla ben de Osman Kavala’yla, orada sadece Avtobus yazıyor ama, işte Avtobus daha sonra Ortadoğudaki Ermeni Diasporasını esas alan işi Horovel daha sonra burada sergilendi. Dediğim gibi birilerine ulaşmak bu alanda hep bir şey. Ya birileri kral ya birileri çok yüksekte bir yerlerde ve çok da büyük bir şey istemiyorsunuz sadece sıradan bir şey istiyorsunuz bu hayatta yapmak istediğiniz şeyle ilgili: Evet ya da hayır. Osman Kavala bundan daha fazlasını yapan birisi benim için.

 

Asena Günal: Çok teşekkürler. Aslında belki burdan Yeni Film Fonu’na geçebiliriz. Zeynep ve Serra Ciliv bizle. Yeni Film Fonu ve onun işleyişine dair konuşursanız daha sonra da belki film fonundan yararlanan yönetmen arkadaşlar varsa onlara söz veririz.

 

Zeynep Güzel: Ben de hatta onları burada tanıtmak istiyordum. Çok kısa kendi dahiliyetimle başlamak istiyorum. Anadolu Kültür ve Osman Kavala’yla nasıl iletişime geçtim, benim hayatımda nasıl bir etkisi var. Çünkü Yeni Film Fonu’nu yürütmeye başlamadan önce Ermenistan-Türkiye sinema platformunun katılımcılarından biriydim 2008 yılında. Hatta tam burada yani Depo’nun bu katında buluşmaları gerçekleştirmiştik, İstanbul Film Festivali zamanıydı. Sonra da yine bir grup sinemacı olarak Ermenistan’a gitmiştik. Orada kurulan o iletişim, o yolculuk benim hayatımda epey belirleyici oldu. Daha sonrasında epey yine Anadolu Kültür ve Osman Kavala’yla bağlantılı şeyler yaşadım ama Yeni Film Fonu’nun ekibine dahil oldum. Asena’nın zaten güzelce özetlediği Yeni Film Fonu öncesi destekler ve küçük hibeden sonra Yeni Film Fonu nasıl bir fikrin etrafında toplanmış onu özetlemek isterim. Sanırım zaten küçük hibe zamanı Osman Kavala ve etrafında yine Serra, Nesra, Çiğdem, Melek gibi insanların toplaşıp bir çeşit değerlendirme kurulu olarak filmleri değerlendirdikleri bir süreç var. Bu sürecin ardından biraz daha bu işin sistematik olması fikri herkesin birlikte ortaklaştığı bir konu olduğundan, ve birazcık da benim de dahil olmamla birlikte belgesel alanına bu konunun odaklandığı ve bununla birlikte de sadece destek veren bir kurum olmak değil aynı zamanda sinemacıların, üreten insanların, sinema alanındaki profesyonellerin biraraya geldiği bir platform olmak. Bu bağlantıyı, bu biraraya gelişleri, bu ortaklaşmaları daha sistematik daha görünür kılmak gibi istekler de vardı ortamda. Dolayısıyla da Yeni Film Fonu kuruldu. Kurulduğu günden beri hem senede iki kez açtığı çağrıyla belgesel başvurularını toplayıp bunları değerlendirip ve bütün bu başvuruların bir kısmına destek veren, hem de aynı zamanda belgesel üreticilerini çeşitli düzeylerdeki deneyim alanlarında biraraya getiren bir yapı oldu. Bugüne kadar 45 filmi destekledik. Bunların içinde hemen hemen yarısı tamamlandı, bir kısmı tamamlanmak üzere. Bu filmlerle ilgili anlatılacak aslında o kadar çok şey var ki. Sadece desteklenen filmler değil, bu süreçte bizimle iletişime geçen filmlerini paylaşan ve aslında bu platformlaşma fikrini gerçekleştiren bir sürü sinemacı var şu an. Bir kısmı da burada zaten. Belki birazcık onları tanıtabilirim, belki onlar söz almak isterler diye düşünüyorum. Zeynep Dadak var mesela. Zeynep iki yıldır Yeni Film Fonu’nun jürisinde yer alıyor. Onun henüz bir filmini desteklemedik ama jüriliği devrettikten sonra neden olmasın. Nesra var. Nesra zaten eski Anadolu Kültür çalışanlarından ama daha sonra Yeni Film Fonu sürecinde yapımcısı olduğu ‘Ziba’yı destekledik. Ayşe Toprak burada ‘Mr. Gay Syria’ filmi Yeni Film Fonu’nun desteklediği ilk dönem filmlerden birisi. Gökçe’yi görüyorum Yeni Film Fonu’yla doğrudan destek ilişkisi yok ama Anadolu Kültür’ün.. A evet pardon. O kadar az rapor gönderiyorsunuz ki... Yok Gökçe’yi çok çok farklı yerden bildiğim için evet... Kardeş Türküler Belgeseli’nin, yani desteklediğimiz bir filmin, yapımcısı olmasıyla birlikte aynı zamanda BAK’ın emektarlarından birisi, yani Anadolu Kültür’ün senin de bahsettiğin projesi. Unuttuğum kimse varsa lütfen el etsin. A evet tabii ki Taylan. Taylan Mintaş da ‘Sessizliğin Kardeşleri’ adlı belgeseliyle 2016’da destek aldı. A merhaba Deniz, ama Deniz yeni gelmiş, gözlüklerim de yok o yüzden... Azra Deniz Okyay da ‘Sulukule Mon Amour’ adlı kısa belgeseliyle yine 2016’da destek almıştı. Sizlerin söylemek istediği bir şeyler var mı acaba?

 

Asena Günal: Aslında bu arada ben de şeyi eklemek istiyorum, bu türde bir fon Türkiye’de bir ilk ve büyük bir boşluğa da denk geliyor. Çünkü Kültür Bakanlığı hem senin söz ettiğin farklı formatlarda sinemayı tercih etmiyor, hem de siyasi atmosferin bir sonucu olarak bu fon işini bir tur sansür mekanizması olarak da kullanıyor. Bizim Banu, Pelin, ben Siyah Bant ‘ta yaptığımız araştırmalarda gördüğümüz epey bir zamandır bu böyle. Önce Gezi’ye katılan sinemacı ve yönetmenlere fon verilmemesi, daha sonra Barış için Sinemacılar listesinde olanlara fon verilmemesi derken bugün artık muhalif olarak bilinenlerin bakanlıktan herhangi bir destek alması zorlaştı. Yani Yeni Film Fonu tabi böyle çok büyük kurmaca filmlere fon vermiyor belki, ama en azından daha eleştirel seslerin bir tür destek bulmasına yardım ediyor diyerek Yeni Film Fonu’ndan fonla da çalışmış birilerine söz vereyim.

 

Taylan Mintaş: Herkese merhaba. Ben üniversite zamanındayken Diyarbakır’dan öğrenciler geliyordu bana, DSM’den tanıdıkları vardı. Ben bu DSM nedir diye bir baktığımda, Osman Kavala’yla bir ilişki vardı, ama ben hiç tanımıyordum. Erol tanıyordu, ama ben tanımıyordum. Sonra aradan birkaç yıl geçtikten sonra, Erol beni aradı dedi ki Mehmet Aksoy’un heykeli yıkılıyor Kars’ta, Osman Kavala böyle bir projeye destek vermek istiyor Anadolu Kültür olarak, ne dersin çekelim mi. Hemen bir Karslı olarak, bir de bir sanatçı olarak kabul ettim. Hem Kars’a büyük bir faydası olmuştu o heykelin, o sürecin, hem de Osman Kavala’nın Anadolu turu sırasında Kars Belediye Başkanıyla yaptığı bir toplantı sırasında ortaya çıkmıştı bu heykel projesi. Ve gerçekten barışa aslında bir ümit çiçeğiydi diyebiliriz. Tabi yıkılması bir sorun bence ve Kars’ın belediyecilik problemi de var, bunu ben biliyordum. Hiç yok demeden kabul ettim. Tabi bana çıkan haberlere göre 15 günde bitecek demişlerdi yıkımı, fakat 72 gün sürdü. Böyle her hafta sonu, her hafta içi dersten zaman oldukça gidip geldim. Ama film sürecinde ben hiç Osman Kavala’yla tanışmadım. Filmi bitirdik, film işte bir yerlere gitti, ben de onunla birlikte bir yerlere gittim.

 

Sonra Roboski olayı oldu ve ben açıkçası çok etkilenmiştim o sırada. Böyle bir durum vardı ve otuz dört tane genç çocuk, işte yaşlısıyla birlikte öldürülmüştü hayvanlarıyla ve bununla ilgili yıldönümünde bir şey yapmak istiyordum. Erol’a dedim ki ben Osman Kavala’yla tanışmak istiyorum; bir projem var ve onu paylaşmak istiyorum. Tabi dedi, ben gittim işte bir aradım, gel dedi, görüşelim. Gittim direk tamam dedi, bir proje daha var bununla ilgili, sizi bir araya getiririz, birlikte gerçekleştirebiliriz bu etkinlikleri. Gerçekten İstanbul’da belli başlı yerlere gittik. Oraya uygun toprak rengini bile bulmak için özel şoförünü verdi ve Beykoz’a kadar gittik, orada çuvallara toprak doldurup buraya getirdik.

 

Böyle enteresan gerçekten. Mesela benim başka bir şekilde etkilendiğim bir olay var, burada söylemek istiyorum çünkü gerçekten bir insanın karakterine dair çok önemli bir şey. Böyle yine bir arada görüşüyoruz başka bir proje için, kendisi herhâlde biraz gripti, biraz nezleydi. Kalktı ve şöyle geriye gitti, baktım orda sümkürdü ve sonra yanıma geldi. Ben çok şaşırdım, yani allah allah burada da sümkürebilirdi diye düşündüm. O zaman acayip bir şekilde onun hakkında duyduğum şeyler realiteye dönüşmüş ve katlanarak benim gözümde büyümüştü. Ve gerçekten gösterdiğiniz bir projeyi sadece para verecek bir adam gibi değil de, daha çok kreatif yönden değerlendirirdi. İşte ne yapabilirsin, bu proje nereye gider, bu projenin bitiminde neler yaratabiliriz, nasıl bir kitleye ulaşabiliriz gibi birçok anlamda size rehberlik yapabiliyordu. Gerçekten birkaç projede de hiç para amaçlı değil, sadece fikir amaçlı gitmiştim ona. Ki mesela “Sessizliğin Kardeşleri” de böyle bir şeydi.

 

Ben Yeni Film Fonu’ndan önce de Osman Kavala’dan yine Anadolu Kültür kapsamında destek almıştım. 2014’tü galiba, ya 13’ün sonlarıydı ya 14’tü. Yine bu da çok enteresan bir olaydı, bunu da söylemek istiyorum ve bitirmek istiyorum. Biz Fas’a gideceğiz, orada Green House’a kabul edilmişiz ve ben İngilizce bilmiyorum. Yanıma bir tane rehber almam lazım, tercüman almam lazım. Ama oranın yolunu bir nebze karşılıyorlardı, diğerini karşılamıyorlardı. Sonra aradım, dedim böyle böyle bir durum var filmim kabul edilmiş. Tamam dedi sen ismini ver dedi, bilet parası ne kadar. Dedim şu kadar, tamam dedi kes dedi, tamam dedi. Hemen gidin dedi, olmaz dedi bu kadar şey olmuş. Öyle yani, bir yerden sonra işveren gibi değil, ya da atıyorum böyle zengin biri değil de, bir abi kardeş meselesi gibi olmuştu gerçekten. Bir kısa film çekecektim ben Karavos’ta, dedim abi ben Karavos’tayım, eğer müsaitseniz bir yanınıza gelip fikrinizi almak istiyorum. Gidip mesela onun fikrini almıştım, böyle enteresan bir bağ oluşmuştu ikimizin arasında. Hiçbir zaman, yani yok olsaydı bile zamanı, bir şekilde size yaratmaya çalışırdı. Yani 10 dakika da olsa gelin şurada görüşelim, ya da buradayım gel burada görüşelim. Kaç kere başka mekanlarda görüştük, fikir danıştım ona. Umarım şu anda dinleniyordur arkadaşların dediği gibi. Bizden kurtulmuştur bir nebze. Sonra geldiğinde aramıza tekrar büyük bir fikirle gelir, biz onu böyle karşılarız. Hepiniz hoş geldiniz tekrar.

 

Nesra Gürbüz: Osman Kavala benim ilk işverenim. Ben Ankara’dan geldim, İstanbul’da yüksek lisans yapmaya başladım. Bir şekilde para kazanmam lazımdı artık ve Anadolu Kültür’ü biliyordum, takip ediyordum. Dedim ki ben burada staj yapayım. Bir şekilde girdim, tamam hadi hoş geldin. Benim Osman Kavala’yla iş görüşmesinden sonra ilk tanışmam söyle oldu: Geldim işte, bana bir masa yeri ayarlanmaya çalışılıyor, çok da dar bir yerdi o zaman Anadolu Kültür. Ve böyle biri IKEA masası monte etmeye çalışıyor filan, bu kim? Osman Kavala dendi, öyle tanıştık kendisiyle. Sonra zaten ne kadar boya, badana, sandalye taşıma, monte etme işi varsa hepsini birlikte yaptık. Yani zaten benim bu işi seçmemde bile çok katkısı olan bir insan, yolumu çizmemde. Fakat ben ondan en çok şunu öğrendiğimi söyleyebilirim: iş ahlakı olarak müthiş bir saygı; herkese bir eşit veya o saygıyla bakmak ve bir adalet duygusu ve bir umut; yani harekete geçmek için her zaman bir umut. Bunların bana çok şey kattığını düşünüyorum ve bir an önce aramıza dönmesini istiyorum kendisinin.

 

Asena Günal: Ayşe?

 

Ayşe Toprak: Benim esasında Osman’la çok eskiden tanışıklığım var, çocukluktan beri tanışıklığım var. Liseden mezun olup üniversiteye başladığımda çoğu zaman kapısını çalıp ben şöyle bir proje yapmak istiyorum diye, böyle ne kadar hayalperest ve saçmasapan fikirlerle gitmiş olsam da her zaman arkasında durup bir şekilde çok iyi fikir diye beni inandırmışlığı vardı. Ve hatta ilk yaptığım belgeselde Anadolu Kültür’ün bir projesini takip etmiştim, Bize Masal Anlatmayın diye bir projesini. O da onların altında yaptığım ilk belgeseldi ve onun sayesinde olmuştu esasında. Şimdi Mr Gay Syria Yeni Film Fonu’ndan fon aldı, başlamam için çok yardımcı oldu. Onun yanı sıra hakikaten de yarattığı komünite benim için çok değerli oldu. Filmle ilgili yurtdışına ne kadar çok festivale gidersem sürekli, herkes aa Yeni Film Fonu’ndan para almışsın diyordu. Fon alırken de mesela, Asena senin dediğine de bağlarsak, belli konularda şu anda tek fon alabileceğimiz Yeni Film Fonu var. Ve yurtdışından fon bulmak zorundayız. Çoğu kez de Türkiye’den ne fon çıkardı ki gibi sorular sorulduğunda, en azından Yeni Film Fonu var diyebilecek konuma geldik. Bu çok değerli filmin sürdürülebilirliği için. Böyle yani.

 

Azra Deniz Okyay: Yeni Film Fonu’nun dışında, öncesinde de Osman Kavala’yla farklı bir iletişimim var. Küçük Kara Balıklar diye bir film yapmaya çalışıyordum. O zaman ilk görüştüğümüzde ofisinde, fon da yoktu kısalar için. Zaten Ermeni kaçak bir kadını çekeceğim için Türkiye’den fon almak istemiyordum. Osman Kavala Ermenistan-Türkiye platformuna yönlendirdi beni, orada bir sürü ilgilenen insanla tanıştım, çok yardımcı oldular. Sonrasında o film uzaklara gitti geldi. Aynı zamanda video art da çalıştığım için bu bina benim için çok önemli ve Asena, Nesra, Selda, herkes burada tanıştığım önemli üreten insanlar benim için. Yeni Film Fonu’ndan en son fon aldığımda filmi bitiremiyorduk, bu son fon sayesinde bitirebildik. Ve tek bir Film bitirmekle de kalmadık, film kartopu gibi büyüdü. İlk film festivali açılmaya karar verdiğinde internetten üç günlüğüne, sayısı önemli değil ama binlerce mail gelmeye başladı, Diyarbakır ve Batman’dan teşekkür maili; umut olduğumuz için. Osman Kavala hem umut olmayı çok fark etmeden yaptı, ama aynı zamanda başka insanlar için de bizlerin çok inanılmaz umutlar olduğumuzu fark ettim. Üretim sürecinde herkes bu kadar zorlanırken, üretmeye devam etmemizi söylemeye devam eden birilerinin olması, bizim de başka şekillerde kartopuna ve hatta tsunami etkisine dönüşmemiz benim için en önemli örneklerden bir tanesi. Özellikle mesela yurtdışındaydım yakın zamanda, bu insanı başkalarına anlattığımda inanamıyorlar. Nasıl yani nasıl diyorlar. Ve bizim bunu normalleştirmemeye çalıştığımızı anlatmaya çalışıyorum genellikle. Üretmeye devam etmeye çalışmamız lazım, ama bu kadar kolay bir şey değil tabi ki bunu söylemek. Ama herkesi burada görmek bile bir umut ışığı, damlaya damlaya göl olur diyelim.

 

 

Zeynep Dadak: Zeynep iki sene önce beni Yeni Film Fonu jürisine davet ettiğinde, o anda bir belgesel üzerinde çalışmıyordum. Ama hayatım boyunca hem belgesel, hem medya, hem de Gürcan’ın dediği gibi farklı formlarla ilgilendiğim için bir şekilde dayanamadım bu teklifin cazibesine. Ne kadar da iyi projelerin desteklendiğini bildiğim için kabul ettim. Sonra bu süreçte birden bir belgesel üzerinde çalışmaya başladım, ama tabi Yeni Film Fonu jürisindeyim ve ne Yeni Film Fonu’na başvurabilirdim ne de Osman Kavala’ya gidebilirdim. Sonra ne yapacağım diye düşünürken, bakanlığa başvurdum. Asena’nın söylediği sebepler nedeniyle, imzacı olduğum için zaten destek alamadım. Sonra Asena Osman Bey’le konuşmamı önerdi, en azından fikir verir nereden, nasıl, ne olur diye.

 

Osman Bey’e gittiğimde gerçekten benden daha heyecanlıydı filmle ilgili, bir 17. yüzyıl Ermeni seyyahın hikayesi. Bütün söylenenlere ek olarak, gerçekten entelektüelliğiyle de bir kere daha beni kendine hayran bıraktı. Çünkü benim hazırladığım proje dosyasında karakterle ilgili es geçtiğim birkaç şeyi bana tak tak söyleyip, aslında filmin belkemiği olabilecek fikirlere dair de çok ciddi bir ilham verdi bana. Ben kendisinden para istemedim haliyle. Ama o ertesi gün beni aradı ve ben bir şekilde bu film için bir şey yapmak istiyorum ve belki yurtdışından fon arayabiliriz dedi. Neyse, henüz film yapım aşamasında olduğu için çok da konuşmayayım hakkında. Bittiği zaman inşallah tekrar bunu onun da olduğu bir sohbette anlatırız. Ama gözaltına alınmadan üç gün önce bana telefon etti. Yurtdışında aradığım, onun da aracılık ettiği desteği aldığımı haber verdi ve gerçekten çok heyecanlıydı. Onun heyecanının ve onun inancının, özellikle bu dönemde ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Sonra ben hiçbir şey yapamadım tabi ki, yani üç gün sonra zaten gözaltına alındı ve benim çekmeye başlamam gerekiyordu. Neyse sonra onlar benimle iletişime geçtiler, Asena da yine çok yardımcı oldu sağ olsun. Ama şeyi bile düşündüm. Ne filmi şu anda? Gerçekten hani film filan çekmeyeyim, durayım. Ama sonra işte dışarıdayken bahsettiğimiz umudun içerideyken de kaynağı olduğuna ikna oldum. Çünkü çok ayıp geldi bana. O bizim için ve bizimle yaptığı şeylerin de dahil olduğu şeylerin bedelini öderken, bizim yapmak istediğimiz şeylerden bu kadar kolay vazgeçmeye, umutsuzluğa kapılmaya hakkımız olmadığını düşündüm. Bunu da böyle büyük bir iddiayla söylemiyorum; şu anda umutla doluyum, mutlaka yapmamız lazım falan gibi. Bence biraz o noktadan uzaklaştık ve acı çekmeye, bunu paylaşmaya da hakkımız var; yapmamaya da hakkımız var. Ama yani yine de-çok detayına girmeyim-şu anda içeriden bana bu filmle ilgili haber gönderdi, özellikle bu filmi yapmam gerektiğine dair. Hani herhâlde hayatta en unutulmaz anlardan biriydi o benim için, bir insanın yaptığınız şeyi o şartlar altında bile bu kadar önemsiyor olması. O yüzden hani iyi olur, kötü olur, sonu ne olur bilemiyorum. Ama kendisi her haliyle, yani verdiği paralar üzerinden değil, hakikaten böyle bir inançla, özellikle böyle bir dönemde bizler için çok kıymetli. En büyük korkum da onun yaşadığı bu süreç sonunda, hepimizin ne zaman kapısını çalsak bize kendini hep-ne denir-bize kendini hep müsait hale getirmesine duyduğu inançtan uzaklaşması. Umarım uzaklaşmaz, bu süreç onu küstürmez. Ve gerçekten o anlamda da bir sorumluluk hissediyorum. Onu küstürmek için çalışan bu kadar çok şey varken, şimdi belki bize olduğu desteği, bize gösterdiği inancı bizim ona hatırlatmamızın zamanıdır. Bunu nasıl yaparız bilmiyorum ama belki bu da onun bir başlangıcı, belki biraz bunun üzerine de konuşabiliriz. Çok teşekkürler.

 

Asena Günal: Çok teşekkürler, Yeni Film Fonu’ndan başka kimse yoksa biraz güncel sanat alanına geçmeyi düşünüyorum. Sinemacı olarak konuşacak başka biri var mi? Aslında Selda ve Neriman’a söz vereceğim, çünkü biliyorum ki onlar da bu meseleyi baştan beri çok yakından takip ediyor ve izliyorlar.

 

Selda Asal: Ben Selda ve Apartman Projesi olarak tanınıyorum aslında. Apartman Projesi-belki bilmeyenleriniz vardır kısaca söyleyeyim-bir sanatçı inisiyatifi ve bizim hemen hemen projelerimizin hepsi burada oldu. Hatta Depo açılacaktı, biz hemen daha açılmadan içindeydik. Bütün yaz burada bir şeyler sürerken biz bu iki katı işgal etmiştik ve kapatmıştık kendimizi, çalışmıştık. Sonra ben Osman Kavala’nın tutuklanmasından sonra Facebook’ta hep böyle koydum şu proje Depo ve Anadolu Kültür desteğiyle olmuştu şeklinde, derken bir baktım hakikaten hemen hemen bütün projeleri burada yapmışız.

 

Asena: Ya da Diyarbakır’da?

 

Selda Asal: Diyarbakır’da çok fazla yaptık. Benim o sırada İsveç destekli başka projelerim vardı; rock müzik videoları çalışmıştım oradaki gençlerle. Sonra yanmış köylerde çalışmıştım, onun için de bir şeyler yaratmıştık orada. Ben böyle sayısız onun için de böyle-aslında tam da konuşamıyorum çünkü hala tabi biraz uzaktayım, bugün geldim Berlin’den. Böyle hala duygusalım, hani gözüm böyle sulanabiliyor falan. Siz tabi her gün biraz daha konuştuğunuz için daha kolay oluyor bahsetmeniz.

 

Benim mesela çok tatlı bir anım var aslında, bütün bu bizim sergiler, etkinliklerin dışında. Berlin’deyiz, işte Berlin’de de 24 Nisan’da her zaman Gorki Theater’da Ermeni soykırımıyla ilgili filmler, performanslar, konserler vs. düzenleniyor. Biz de oradan oraya atlayıp zıplıyoruz. Osman Kavala da orada, her yerde aynı anda var olmaya çalışıyoruz. Sonra 1915 diye bir film var dedi, hadi hemen koşturalım bu çok önemli, bunu mutlaka Türkiye’ye getirelim falan dedi. İyi dedim ben de. Gittik şimdi, ama film çok berbat gerçekten; feci bir film. Ben dedim ki Osman Kavala, ben bunu falan çalışamam. Bu çok feci bir film yani, o kadar kötü bir film ki hani gidip yönetmeni öldürmek istiyorsun. Yani izleyeniniz var mı bilmiyorum ama müthiş kadınların üzerinden acayip kötü yapılmış bir film. 1915’e de pek dokunmuyor aslında, sadece işte bir tiyatro grubunun 1915’i canlandırmaya çalışması gibi tuhaf bir senaryo. Neyse, mesela ama onu hatırlıyorum Osman Kavala böyle şey gibiydi, kuş gibi zıplıyordu resmen. Hakikaten öyle demek gerekir, çok heyecanlıydı ve ben mesela o zamana kadar hep böyle şeyi hatırlıyorum işte “Selda, siz nerede?” der, sen, ben şeklinde bir konuşma tarzımız olmazdı. “Selda siz nerede?” der ve böyle ciddiydi her zaman, her zaman meraklı ve böyle ilgiyle dinler, ama çok da gülümsemezdi aslında değil mi? Böyle dinler, dikkatli bir tarzı vardı, böyle kulağını uzatmış. Orada mesela daha başka bir Osman Kavala vardı, heyecanlanmış ve bu filmi daha görmeden mesela. O heyecanı sizler anlattıkça anlıyorum, mesela sizlerin arasında daha farklı bir ilişki olmuş, biz güncel sanatçılarla daha farklı olmuş. Anılardan daha aklıma gelir Neriman, sen söyle?

 

Neriman Polat: Biz mesela burada, hem Depo’da hem Diyarbakır Sanat Merkezi’nde Türkiye’de yapılması çok zor olabilecek sergileri gerçekleştirdik. Bunu çok önemsiyorum ve tabi ki Osman Kavala’nın sayesinde oldu bütün bunlar. Bizi her zaman destekledi. Aslında görsel sanatlar alanında da eğer muhalif bir duruşunuz varsa, piyasayla çalışmıyorsanız, politik işler üretiyorsanız işiniz çok zor. Yani sergileme alanlarınız çok kısıtlı. Ben ayrıca eski Hafriyat grubu üyesiyim. Hafriyat grubuyla da çok zor sergileri yapmıştık. O grubun dağılmasından sonra benim için burası yani bir nefes alma kaynağı oldu, o yüzden sayısız projede, burada pek çok sergide yer aldım. Hatta çok önemli bir sergiyi düzenledik TİHV’le birlikte, Türkiye İnsan Hakları Vakfıyla ve Türkiye’nin birçok yerinden çağırdığımız sanatçılarla, sayısı belki 132 kişi falandı diye hatırlıyorum.

 

Selda Asal: 133.

 

Neriman Polat: 133. O sergiyi burada gerçekleştirebildik, sanırım Türkiye’de herhalde yapılmış en politik sergiydi. Son derece hiyerarşinin olmadığı, her şeyin çok güzel işlediği bir sistemde Depo’da sergiler yapabildik. Bu da Osman Bey’in yapısından kaynaklanıyor. Sadece parasal destek değil gerçekten, onun o demokrasiyi, barışı destekleyen varoluşu çok önemli ve büyük bir umut kaynağı hepimiz için. İster içeride ister dışarıda olsun, zaten en kısa zamanda döneceğini düşünerek bekliyoruz gelmesini.

 

Asena Günal: Siz Hafriyat olarak da beraber çalıştınız değil mi, Diyarbakır’da?

 

Neriman Polat: Evet, Hafriyat olarak da iki büyük sergiyi eş zamanlı gerçekleştirmiştik. O da bizim için önemli bir deneyimdi, hayal edip yapamadığımız bir şeydi.

 

Asena: Başka söz almak isteyen var mi? Evet sonunda avukat..

 

Yasemin Zeytinoğlu: Merhabalar, ben de aslında bölmek istemedim. Çünkü Osman Bey’i en azından haftada bir kez bir saat görebiliyorum ve belki sizi farklı bir duygu durumuna sokabilirim diye endişelendim. Şöyle, ben burada konuşulanları zaten aktaracağım, bugün de aktardım böyle bir söyleşi olacak dedim. Ve bunu söylediğimde de çok mutlu oldu. Görüşmelerimiz esnasında Osman Bey’in en çok ve en içten gülümsediği anlar genelde Anadolu Kültür’le ilgili bir serginin gidişatına dair iyi bir haber ya da bir filmin ödül alması oluyor. O zaman onu gerçekten içten veya içindeki çocuğu görebileceğimiz seklinde gülümserken görme fırsatınız oluyor. Mesela bugün bir çocuk kitabı götürdüm ona okuması için, bir yandan ben işleri aktarırken bir yandan o büyük bir mutlulukla kitaba bakıyordu ve inceliyordu ve gerçekten iyiydi, o sırada bunu görüyordunuz. Bu çok önemli ve gerçekten hani bir adım dışarı çıkıp baktığınızda şunu da görebiliyorsunuz; bu adam şu anda tek başına anayasal düzeni yıkmak istinadıyla orada, ama bir yandan biz o bir saatin yarım saatini her hafta bu ürünleri, bu çalışmaları, onun hayatının birebir parçasını konuşarak geçiriyoruz. Bunu çok büyük bir titizlikle yapıyoruz. Bazen benim atladığım şeyler olabiliyor ve Osman Bey o sırada düzeltiyor, hayır o öyle değil diye. Yani çok kıymetli onun için, bu çok ortada. Yani düşünsenize şu an ne olduğu çok belirsiz muğlak bir düzlemde ve cezaevinde-bunu da çok büyük bir problem haline getirmiyor bu arada, o açıdan kendisini takdir ediyorum-ama o devam ediyor ve hiçbir şekilde kesintiye uğratmadı. Biz gözaltındayken de, sorguya çıktığı anda da hep devam ettik, hep konuştuk, onu ne yapalım, bunu ne yapalım, kime ne söyleyelim diye. Dolayısıyla biz mesela Osman Bey’e şeyi soruyoruz, Osman Bey burada tamam mı devam mı, nasıl olsun. Ve hep diyor ki tabi ki devam, biraz da size aktarmış olmak adına da önemli bulduğum için sizlerle paylaşmak istedim.

 

Ben yeni tanıştım, ama iyi ki tanışmışım diyorum. Kendisi iyi, biraz da kişisel aktarım yapayım. 1:00 ile 5:00 arasında kitap okuyor, hiç eksik etmiyor. Dört bin adımla başladı şu an on bin adıma çıktı. Cezaevindeki koşulları olabileceğinin iyisi. Orada da mesela ceza infaz kurumundakiler de artık sen demiyorlar ona, siz diyorlar, Osman Bey diyorlar. O ışığı verdi onlara orada olduğuna dair. Bekliyoruz, bu bir bekleyiş, iddianamenin ne zaman çıkacağına dair somut bir veri yok elimizde. Henüz tam olarak neyle suçlandığımızı da bilmiyoruz, tek kişilik bir dev kadro. Ama Osman Bey iyi, morali de gayet iyi. Elinden geldiğince kendi olağan ritmini koruyor, en azından bu konuda sizleri rahatlatabileceğimi düşünüyorum. Başka sorunuz olursa da daha sonra söyleşi sonrasında sohbet ederiz.

 

Emel Çelebi: Bizim de festivalimizin başından beri; festivalimiz Documentarist ve Hangi İnsan Hakları’nın başından beri gerek Depo’nun gerek Anadolu Kültür’ün , sevgili Asenacığımın da, Osman Kavala’nın da bize verdiği destek için çok teşekkür ederiz. Bizim festivalimiz de bir şekilde kendi olanaklarımızla kotarmaya çalıştığımız bir festival, hiçbir zaman Kültür Bakanlığı’ndan destek almadık diyebilirim. Çok ufak bir şeyler aldık ilk başladığımızda. Bu anlamda bize yer açması, elini açması, Cezayir’de de bir takım etkinliklerimize yer vermesi, konuklarımızı ağırlaması bizim için çok önemli, bize çok moral desteği oldu. Aynı zamanda hep birlikte kotardığımız Saturdox’ları da unutmayın derim, işte bütün bunlar parasız etkinliklerdi. Sanıyorum aslında İstanbul kültür sanat hayatı için hem parasız etkinlikler olması açısından, hem de dünyadaki seçkin belgeselleri getirmesi ve Türkiye’deki belgeselcilere alan açması açısından çok kıymetli oldu. Aslında benim de Necati’nin de fark edemediğimiz bir şekilde bir umut kapısı oldu. Onu demek istiyorum, çok teşekkür ederim.

 

Asena Günal: Aslında bitirebiliriz, yani hakikaten bu heyecan konusu önemli galiba. Ben Osman Bey’in çıkıp aynı şekilde devam edeceğini düşünüyorum. Yani çok uzamayacağını ve o heyecanını kaybetmeden çıkacağını düşünüyorum. Bizim aslında işimiz biraz onun heyecanını frenlemek oluyordu, onu bunu yapalım, onu bir araya getirelimlerde genelde ayakları yere bastırmak oluyordu işimiz. Buna da devam etmek istiyoruz, yeter ki çıksın ve o heyecanıyla imkânsız şeyler istesin. Umuyorum çıkar ve biz o zaman da bir araya gelir ve burada yine hep beraber konuşuruz, hatta parti yaparız.