Homeopati

12 Aralık 2017

Bu hafta Açık Bilinç'te "Geleneksel, Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp" serisinin 4. bölümünde, Dr. Işıl Arıcan’la homeopati konusunu ele adık. Nedir, nasıl çalıştığına inanılıyor, faydası var mı? Çağdaş bilimsel araştırmalar ve yayımlanmış meta-analizler ışığında bir değerlendirme yapmaya çalıştık.

12 Aralık 2017 tarihinde Açık Radyo'da yayınlanmıştır.
Açık Bilinç podcast servisi: iTunes / RSS

Serinin ilk 3 bölümünde kavramsal bir çerçeve çizmeye çalışmış, Dr. Çağrı Yalgın’la plasebo etkisinden ve Dr. Işıl Arıcan’la "alternatif" ve çağdaş tıp arasındaki ayrım ve sınırlardan söz etmiştik.

Homeopati, 19. yüzyılın başlarında Alman hekim Samuel Hahnemann'ın formüle ettiği tezlere dayanır. Günümüzde çok büyük bütçeli uluslararası bir sektöre dönüşmüş olan bir "alternatif tedavi" biçimi olarak uygulanmaktadır.

Homeopati bazen bir tür bitkisel veya doğal ürünlere dayalı bir tedavi gibi pazarlansa da, bu bir yanlış yönlendirme. Hahnemann'ın kuramı farklı ilkelere dayanıyor ve "herbalism" diye adlandırılan geleneksel doğal/bitkisel tedavilerle bir ilgisi yok. Hahnemann'ın tezlerini, hem formüle edildiği 19. yüzyıldaki bilim anlayışını, hem de bugün yapılmakta olan çağdaş tıp araştırmalarını göz önüne alarak değerlendirmek gerek.

Homeopati konusu, bilim tarihinin çok ilginç bir vakası olan Fransız immünolog Dr. J.Benveniste'nin 1988'de Nature dergisinde yayınladığı ama daha sonra yanlışlığı gösterilen bir makalesine de temas ediyor. Suyun hafızası var mıdır?

Benveniste vak'asına döneceğiz. Önce Hahnemann'dan söz edelim. Pek çok dil bilen, kimya ile ilgilenen, çalışmalarını Almanya ve Fransa'da sürdürmüş, zamanının tıp pratiklerini beğenmeyen (özellikle hacamat tedavisine karşı çıkan) öncü bir hekim.

Fakat Hahnemann'ın öncü bir bilimci olması, yanlışlar yapmasına engel olmuyor. Her dönemde olduğu gibi, Hahnemann da kendi zamanının bilimsel anlayışı içinde araştırmalarını yürütüyor ve Homeopati kuramı için hayati öneme sahip olacak çağdaş kimyadan habersiz.

Hahnemann'ın temel aldığı ilke, insana rahatsızlık veren maddelerin aynı zamanda o semptomları sağaltıcı etkisi olduğu. Yani, genel bir ilke olarak, sağlığı bozan maddelerin özel bir yöntemle ilaç olarak kullanılabileceğine inanıyor.
Hahnemann, "benzerlerin benzerleri iyileştireceği" ilkesi için, eski Yunanca "homoios" (benzer) ve "patheia" sözcüklerinden oluşturduğu "Homöopathie" terimini üretiyor ve ilk kez 1807'de "Hufeland's Journal" dergisindeki bir yazısında kullanıyor.

Hahnemann'a göre, bir maddenin homeopatik iyileştirici etkisi olması için, çok büyük oradan sulandırılması ve solüsyonun şiddetle çalkalanması gerek. Çalkalamanın, etkin maddeyi suyun içine yekpare olarak nüfuz ettireceğini düşünüyor.

Diyelim süt sizde alerji yapıyor. Hahnemann'ın çözümü, bir damla sütü çok büyük miktarda su içinde çalkalayıp içmeniz. Bu homeopati yöntemi doğruysa, her hastalığın tedavisi, ona neden olan maddeyi kullanarak yapılabilir. Hahnemann'ın 19. yüzyıl bilimiyle geliştirdiği öneri, bu.

Hahnemann, etkin maddenin zararlı olmaması için, çok yüksek oranda sulandırılması gerektiği kanısında. Örneğin bir damla sütü karıştıracağınız su miktarı, bütün okyanuslardaki su miktarından da fazla olmalı. Tezin, çağdaş kimya ışığında yanlış olmasının da nedeni, aslında bu.

Hahnemann döneminin henüz atom tablosunu oluşturamamış kimya anlayışıyla bilinmeyen, ama bugün bildiğimiz şu ilke, hayati öneme sahip: Belirli volümdeki herhangi bir maddenin içinde, o maddenin niteliklerini taşıyan sonlu sayıda molekül var.

Yani, sulandırma işlemindeki <etkin madde / su> oranı küçüldükçe, etkin maddenin molekülleri o solüsyon içinde yekpare olarak bulunamaz. Bu solüsyonun bir kısmı, matematiksel olarak, etkin madde içermeden, yalnızca su olmak zorunda.

Sonuç: Bugün para verip aldığımız ve fayda umduğumuz, büyük oranda seyreltilmiş solüsyonların bir kısmı, aslında etkin maddenin tek bir molekülünü bile barındırmıyorlar. İlaç niyetine aldığımız homeopatik hap ya da solüsyonlar, içlerinde başka madde olmayan saf sudan ibaret.

Büyük oradan seyreltmeyle elde edilen homeopatik solüsyonların saf sudan ibaret olması, tek sorun değil. Her hastalık için semptomlara yol açan maddenin aynı zamanda iyileştirici etkisi olacağı da, bugünün bilimi ışığında, makul olmayan büyük bir genelleme.

Şimdiye dek aktardıklarım, homeopatinin mekanizma açısından niçin etkili olamayacağı üzerineydi. Ama eldeki veriler bundan ibaret değil.Tıp literatüründe taradığım pek çok sistematik bilimsel araştırma da, homeopatik tedavinin en fazla plasebo etkisine sahip olduğunu öne sürüyor.

Bu araştırmaların sonuçlarını incelemeden önce, Dr. Jacques Benveniste'nin başına gelenlere dönelim. Bilimsel yöntem ve çağdaş tıp araştırmaları açısından çok ilginç ve öğretici yanları olan bir bilim tarihi vak'ası.

Fransa'da büyük bir laboratuvarın direktörü olan immünolog Dr. Jacques Benveniste'nin, 1988'de dünyanın önde gelen doğa bilimleri dergisi Nature'da, sonradan büyük tartışma yaratacak olan bir araştırması yayımlanır.

Benveniste'nin makalesinde "homeopati" sözcüğü geçmemekle beraber, örtük bir biçimde bu araştırmanın Hahnemann'ın "sulandır ve çalkala" ilkesinin doğruluğunu gösterdiği iddia edilmektedir.

Benveniste'nin araştırma sonuçlarına göre, içinde hiç bir antikor bulunamayacak kadar seyreltilen ve çalkalanan solüsyonlar, vücutta güçlü bir bağışıklık sistemi etkisi yaratabilmektedir. Benveniste bunu "biyolojik enformasyon"un suyun moleküler yapısında taşınmasına bağlar.

Bu çalışmada, homeopatinin temel ilkesini doğrulayacak veriler var gibidir. Büyük ölçüde seyreltilmiş solüsyonlarda etkin maddenin tek bir molekülü dahi olmasa bile, iddiaya göre, maddenin biyolojik bilgisi "suyun hafızası"na geçmiştir.

Benveniste'ninki gibi, başka hiç bir bilimsel bulguyla uyumlu olmayan bir iddiayı, evimdeki laboratuvarda ortaya çıkarttım diye ortaya atılırsanız, sizi kimse ciddiye almaz. Ama iddianın sahibi prestijli bir laboratuvar direktörü olan tanınmış bir bilimcidir.

Benveniste vak'ası, inanılması güç sonuçlarla karşılaştıklarında bilim dünyasının nasıl tepki vereceğini göstermesi açısından da ilginç. Nature dergisi, Benveniste'nin önceki bilimsel çalışmalarının yüzü suyu hürmetine, makaleyi yayımlamaya karar verir. Fakat bir koşulları vardır. Kendi oluşturacakları bir denetleme ekibi gözlemciliğinde deneyin Benveniste'nin laboratuvarında tekrarlanmasını koşul koyarak makaleyi yayımlarlar. Editör John Maddox, makalenin girişine eklediği "İnanılmaza ne zaman inanmalı?" notunda bu koşulu belirtir.

Benveniste'nin laboratuvarında, deneyi yapanların önyargı ve beklentilerinin işe karışmaması için bu kez sağlanan (çift körleme denilen) dikkatli kontrol koşulları altında tekrarlanan çalışmadan, aynı sonuçlar çıkmaz. Benveniste'nin homeopatiyi destekleyen tezi doğrulanamamıştır.

Büyük oranda kaynak ve zamanın boş yere harcandığı ve Benveniste vak'asının bir bilim tarihi skandalı olduğu düşünülebilir. Ama bu olayı bilimsel yönteme ve dikkatli kontrol koşullarının önemine dair çok öğretici ve bin nasihatten evla bir yararlı musibet gibi görmek daha doğru.

Benveniste vak'ası ve homeopati tezleri üzerine BBC'nin hazırladığı belgeseli şuradan izleyebilirsiniz.

Son olarak, giderek dev bütçeli bir sektör haline gelen homeopati tedavilerinin etkinliği üzerine yapılan araştırmalardan söz edelim. ABD, Avrupa, ve Avustralya'da ulusal sağlık kurumları tarafından da yaptırılan çalışmalardan oluşan büyük bir literatür söz konusu.

Geçen yıl itibarıyla ABD vatandaşlarının "alternatif tıp uygulamaları" için 30 milyar dolar'ın üzerinde para harcadıkları belirtiliyor. Bu bütçenin önemli bir kısmını "homeopatik ilaç ve tedaviler" oluşturuyor. Peki, bilim dünyası bu konuda ne diyor?

"Alternatif Tıp" sektörünün dergilerinde, homeopati tedavilerini destekleyen çalışmalar var. Fakat ana akım tıp literatürü neredeyse bütünüyle homeopatinin plasebodan daha ekili olmadığını defalarca büyük ölçekli çalışmalarla gösteren analizlerle dolu.

"Geleneksel, Alternatif, ve Tamamlayıcı Tıp" serisinin bir parçası olarak yararlandığımız geniş kaynakçayı paylaşacağız. Fakat bu haftalık omeopati üzerine bir kaç sistematik araştırma sonucuna yer verelim:

Tıp sektörünün en önemli dergilerinden Lancet, homeopati üzerine sistematik analiz makalelerinin yayımlandığı 2005 sayısının "Homeopati'nin Sonu" başlıklı giriş yazısında,"Doktorların artık homeopatinin etkisizliği konusunda hastalarıyla konuşmalarının zamanı geldi" diye yazıyor.

Avustralya Tıp Dergisi MJA'da 2010'da yayımlanan bir meta-analiz, pek çok Cochrane Veritabanı analizine bir arada bakmış ve homeopatinin plasebodan öte bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşmış.

ABD'nin Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) bünyesindeki "Tamamlayıcı ve Entegratif Sağlık Merkezi" de, homeopatinin herhangi bir hastalığın tedavisinde faydalı olduğuna dair veri bulunmadığını söylüyor.

Bir de Türkiye'den homeopati analizine yer verelim. Dr. Mustafa Özdoğan, homeopati tedavilerini özetledikten sonra "kanser tedavisinde yeri var mıdır?" diye soruyor ve "şu an için bu tedaviden uzak durmakta yarar vardır" sonucuna ulaşıyor.

Avrupa Akademileri Bilimsel Danışma Konseyi EASAC’ın Eylül 2017 tarihli, kapsamlı homeopati değerlendirmesini, Bilim Akademisi'nin Türkçe çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Program konuğumuz Dr. Işıl Arıcan'ın Yalansavar sitesindeki iki homeopati yazısına da şuradan ulaşılabilir:

Homeopati nedir? Tavşanın suyunun suyu

Homeopati. Sulandırılmış Tıp 

Gelecek hafta, "Geleneksel, Alternatif, ve Tamamlayıcı Tıp" serisinin 5. bölümünde, Prof. Dr. Meliha Korkmaz konuk olacak. Türkiye ve dünya hekimliği açısından "alternatif tedavilere" bakışı, ilginç tarihi vak'aları, ve alakalı etik soruları konuşacağız.